Hatay Meselesi Işığında Arap Milliyetçisi Bir Portre: Zaki al–Arsuzi1




Indir 115 Kb.
TitleHatay Meselesi Işığında Arap Milliyetçisi Bir Portre: Zaki al–Arsuzi1
Page2/3
Date conversion08.05.2013
Size115 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://www.diewelt-dertuerken.de/ZfWT_/journals/1/articles/247/submission/original/247-1044-1-SM
1   2   3

5. Literatürdeki Referanslarla Zaki al Arsuzi

Bu bölümde Zaki al Arsuzi’nin siyasal aktivizmine ilişkin anlatıyı besleyen aktarım tarzlarının örneklenmesi amaçlanmaktadır.

Bu konuda bir ilk örnek olarak, Hatay Meselesi’yle ilgili bir anı kitabına bakılabilir. Mandater rejim döneminde Yenigün, Vahdet ve Atayolu gazetelerini çıkaran Selim Çelenk’in “Hatay’ın Kurtuluş Mücadelesi Anıları” adlı eserinde değindiği şekliyle Arsuzi, Fransız Manda yönetimi altındaki İskenderun Sancağı’nda Arap milliyetçi hareketin lideri olarak anılmaktadır. Selim Çelenk’in bu konudaki sözleri şöyledir:


Antakya ikiye bölünmüştü. Bizim bölgeden karşıya geçmek yasaktı. Bulunduğumuz kesimde bizim Halk Polisleri, karşı tarafta da “Usbeci” denilen ve Zeki Arsuzi’nin liderliğini yaptığı Usbeci örgütünün polisleri nöbet bekliyordu. Bu arada karşı taraftan bir “iyi niyet” heyetinin bizi ziyaret edeceği haberi geldi. Olumlu yanıt verildi. Gelip arkadaşlarımızla görüştüler. İki taraf da boykotun kaldırılması ve halkın normal günlük yaşantısına dönmesi hususunda görüş birliği içindeydi. Teklifi kabul ettik. Heyetle birlikte bizim bölgeyi dolaştık. Bizden de bir heyetin kendileriyle birlikte karşıya geçerek halka öğütlerde bulunmamızı istediler. Benimle birlikte Vedi Münir Karabay ve Fevzi Şemseddin karşıya geçmek istedik. Fakat karşımıza elleri tabancalı bir sürü Usbeci çıktı. Usbeciler bizi kendi bölgelerine sokmak istemediler. Biri tabancasını göğsüme dayayarak “Geri dönün.. Herkes işini bilir..” diye bağırarak gözdağı verdi. Bu arada bize eşlik eden liderlerine de küfürler savurdu. Bu durum karşısında çaresiz kaldığımız için geri dönmeye mecbur olduk.28


Selim Çelenk’in anıları Zaki al Arsuzi ve Arsuzi’nin başında yer aldığı Usbeciler diye anılan örgüt hakkında ayrıntılı bir başka not daha sunmaktadır. Çelenk, anılarında, Sancak’ta Türk kesimin yayın organı Yenigün’ün yayınının Fransız manda yönetimi kararınca durdurulmasına karşılık, örgütün yayın organı El Uruba’nın yarattığı ağırlığa ve Türk tarafının beklentilerine uygun olarak karşı propaganda süreci açısından önem taşıyan Atayolu adlı gazetenin yayın hayatına atılması sürecinin ayrıntılarına değinmektedir:


Antakya’da kısa adıyla ‘Usbeciler’ denilen başlarında Zeki Arsuzi’nin bulunduğu tedhişçi bir örgüt tarafından “El Urube” adında Arapça bir gazete yayınlanıyordu. Bu örgütün asıl adı “Usbetül Amelil Kavmi” idi. Halk bunları kısaca Usbeciler diye adlandırırdı. El Uruba, bir yandan Fransızların yardımı, öte yandan Suriye Hükümeti’nin desteğiyle tutunuyor, Türkler ve Türklük aleyhine akla hayale gelmeyen hezeyan ve küfürlerle karışık yayın yapıyordu... “El Urube” gazetesinin hezeyanlarına karşılık biz de Arapça bir gazete yayınına karar verdik. Beyrut ve Halep’ten 2 gazeteci getirttik. Antakya’dan yazar Corc Medeni de bunlara katıldı, sonuç olarak “El Yevmil Cedid–Yeni Gün” adlı Arapça bir gazetenin yayınına başladık. İlginçtir, bu Arapça gazete çok tutundu. Özellikle Trablusşam’da oldukça büyük bir okuyucu kitlesi buldu. Hatay’ın Anayurda katılış tarihi olan 23 Temmuz 1939’dan bir gün önce son sayısını yayınladığımız “El Yevmil Cedid” görevini başarıyla tamamlayarak tarihteki yerini aldı.29


Sancak/Hatay Meselesi açısından bu aşamaya kadar en kritik evre Sancak’ın geleceği açısından önem taşıyan halk oylamasıdır. Kaynaklarda Arsuzi adı, halk oylamalarına müdahaleler konusunda örgütünün adının zikredilmesiyle zımni olarak da dile getirilebilmektedir. Bu şekliyle Türkiye yanlısı Sancak halkı kesimi tarafından Usbeciler olarak nitelendirilen örgütten bahsedilirken Arsuzi’den, zımnen de olsa, bahsedildiğini de söyleyebiliriz. Bu konuda Selim Çelenk’in satırları sandık başarısızlıklarına gönderme yapılırken özellikle örgüte yönelik suçlamalarla dikkat çekmektedir:


Oylama başladı. Her sandık başında Gözlemci Heyetten bir kişi, diğer cemaatlerden de birer kişi olmak üzere 8 kişilik heyetler vardı. Fransızların uşaklığını yapan mülki idare amirleri kötü yola saptılar. Türk olmayan diğer cemaat mensuplarının 10 yaşındaki çocuklarına bile uydurma nüfus cüzdanları vermeye başladılar. Bu suretle Hatay’da Türkler fiilen azınlık durumuna düşürülecekti. Ancak, sandık başlarında olaylar çıktı, kargaşalıklar başladı. En korkunç saldırı Samandağ’da (o zaman Süveydiye bucağı idi) meydana geldi. Oylama için giden heyet, Samandağ belediye binasında kurşun yağmuruna tutuldu. Bu saldırıyı Usbeciler tarafından örgütlenen ve “kara gömlekli” denilen gençler yapıyordu. Heyet, Samandağ belediye binasında muhasara altına alınmıştı. Nihayet Antakya’dan gönderilen bir bölük Fransız askeri, Heyet üyelerini kurtararak şehre getirdi. Oylama da bu şartlar altında devam etti. Biz koca Süveydiye bucağından ancak 17 oy alabildik.30


Selim Çelenk’in değerlendirmeleri dışında Hatay Devleti Meclisi’nde İskenderun

Milletvekili olarak görev yapan Hamdi Selçuk’un değerlendirmelerine de değinilebilir. Selçuk, Milletler Cemiyeti’nin Gözlemci Heyeti önünde yapılan ve geçersiz sayılan oylamayla ilgili olarak anılarında şu satırlara yer vermiştir:


Hatay’ın her tarafında kanlı hadiseler oldu. Fransızların tahrik ettiği tedhişçi unsurlar, Türklere tecavüze başladılar. Antakya’da beyzade Ahmet adındaki bir genci, bu tedhişçiler Harbiye’deki evini basarak zavallıyı şehit etmişlerdir. Bu hadiselerin mahiyetini öğrenmek üzere, Harbiye’ye giden Başkonsolosumuzun arabasını taşa tutmuşlardır... İskenderun’da da kanlı hadiseler oldu. Sahilde, Fransızların tahrik ettiği tedhişçi unsurlar Türklerin şapkalarını başlarından alarak yırtmaya başladılar. Bu hal Türkleri çileden çıkarmaya yetti...31


Hamdi Selçuk’un sözlerinde geçen bir noktaya ayrıca değinebiliriz. Bu da Türklerin, diğer kesimlerden farklı olarak şapka giymesi mevzuudur. Şöyle ki, laikleştirici reformlara girişmiş ve mesafe kaydetmiş Türkiye’nin resmi politikasından etkilenen Hatay’daki Türkiye yanlısı yerel elit açısından olduğu kadar, Suriye ve Arap milliyetçiliği yanlısı kesim açısından da serpuş (şapka, karşılığında sidara) ayrıştırıcı bir “alamet-i farika” haline gelmiştir. Bu konuda Sancak’ta Valilik ve Hatay Devleti’nde Başvekillik görevlerinde bulunmuş olan Abdurrahman Melek’in satırlarına göz atabiliriz:

Şapka hadisesini biz yaptık. Şapkayı biz giydirdik. Ben vali iken fes yerine şapka giyilmesini, hatta bundan evvel biz şapka giyilmesini teşvik ederken, komitemiz ve partimiz şapka giyilmesini teşvik ederken, camide bir vaiz tarafından bir hadise oldu. Bir iki genç yaralandı. Bu suretle bir reaksiyon verdi ve herkes (Türkler) şapka giymeye başladı. O vakte kadar şapka giyen hrıstiyanların bazıları şapkayı attılar, fes giymeye başladılar. Fes adeta Suriye’nin bir alamet–i farikası oldu. Hocalar sarıklarını büyüttüler, fesler uzadı. Fakat buna mukabil Türkler toptan, yani heyet–i umumiyesiyle şapka giydiler. 32


Bu dönemde Arap Aksiyon Ligi’nin özellikle Arapça konuşan topluluklar arasında entelektüel bir çekim merkezi haline gelme yolunda ilerlemesi açısından önem taşıyan bir başka nokta da toprak mülkiyetinin Sünni grupların baskınlığında süregelen yapısına ilişkin eleştirel bir ekonomi politiğin hayata geçirilmesi yönündedir. Bu noktanın örgütün tedhiş düzeyinde yansıtılmasının ötesine geçen bir analiz açısından önemi olsa gerektir.33


Arsuzi’nin 1938 yılının Temmuz ayından başlayarak, özellikle ayrı varlık olarak ele alınan Hatay Devleti’nin Eylül ayında kurulması sonrası Suriye dönemi de, Türk İstihbarat Servisleri tarafından yakından izlenmiştir.


Arsuzi’yle ilgili önemli bir diğer atıf kaynağı olarak Milli Emniyet Hizmetleri’nin (MAH)34 raporlarını anmak mümkündür.


Bu raporlarla ilgili çalışmasında Hamit Pehlivanlı’nın aktardığı şekliyle Sancak bölgesine yönelik istihbarat toplama çalışmaları kapsamında hazırlanan bu raporlarda, Arsuzi’nin yeni örgütler çatısı altında takip edilen isimler arasında yer aldığı ve Türk askeri birliklerinin Sancak’a girdiği günlerde gittiği Suriye’deki faaliyetlerinin izlendiği görülmektedir. Bir örnek şöyledir:


Hatay devletinin kurulması ile birlikte bir kısım ayrılıkçılar Suriye’de toplanıp birtakım faaliyetlerde bulunmaya başladılar. Hatay firarileri diye adlandırılan bu kimseler Halep’te “Büstan-ı Kulüp” da “İs’afi Muhacirîn adıyla bir dernek kurmuşlardır. Kurulan teşkilatın reisi Alber, kâtib-i umumi ise Memduh Selim’dir. Faal üyeler ise şunlardır: l.Karamurt Nahiyesi eski müdürü İhsan (alevidir). 2.Süveydiye Nahiyesi eski müdürü Süleyman (alevidir). 3.Antakya Muhasibi Sadık Mukayyet (Sünnî Arap). 4.Memduh Selim (Kürt). 5.Zeki Arsuzî (Alevi). 6.Nedim Verd (Alevi) 7. Zeki Kavvas (Alevi, müteaddid cinayetler işlemiş). 8.Moses (Ermeni). Bu teşkilat Hasan Cebbare’den aldıkları talimat doğrultusunda hareket etmektedir. Türk gizli servisi elemanı bu bilgileri bizzat yukarıda bahsi geçenlerden öğrendiğini ifade ederek verdiği bilgilerin sağlamlığını pekiştirmek istemektedir. Bunu verdiği bazı örneklerle de delillendirmektedir. Bu bilgilerin çoğunu berberi Vedi Usta’dan öğrenmektedir. Bunları öğrenmek için berbere bir miktar parada vermiştir. Suriye Hükümeti ile teması sağlayan ve para temin eden Hasan Cebbare’dir. İskenderun’dan para temin eden de yine Hasan Cebbare ile Zeki Arsuzî’dir. Çeşitli kaynaklardan para temin eden bu kimseler bol, bol harcamaktadırlar.35


Pehlivanlı’nın çalışmasında kullandığı raporlar Sancak bölgesinden kolaylıkla erişilebilen Suriye’de, Arap milliyetçisi kadroların örgütlenme sürecine ışık tutması yanında Sancak bölgesi için yürütülecek mücadeleye dayalı iktidar stratejisinin alt örneklerini de sunmaktadır.

7. Sonuç


Sonuç yerine bir kaç tespitte bulunmak gerekirse, Zaki al-Arsuzi, Hatay meselesi başta gelmek üzere Türk Dış politikasındaki yazında adına rastlanabilen Arap milliyetçi aktivist ve ideologları arasında yer almıştır.


Bu dönem, iki savaş arası dönemde Türkiye’nin dış politika hedefleri arasında belirgin bir yere sahip olan Hatay’ın diplomatik müzakereler yoluyla kazanılmaya çalışıldığı bir dönem olduğu kadar, homojen bir nitelik arz etmeyen Sancak etno–kültürel dünyasındaki çatışma ve yerel iktidar mücadeleleri açısından da dikkat çekmektedir.


Buna karşılık, müteakip çalışmalar açısından Suriye tezlerini destekleyen Sancak/Hatay bölgesindeki grupların hangi koşullarda nasıl ittifak yaptıkları, hangi koşullarda daha gevşek bir ittifak modeline evrildiklerinin ayrıntılı şekilde çalışılması gerektiğini belirtmek anlamlı olacaktır. Arsuzi, bu açıdan Sancak/Hatay bölgesindeki Arap milliyetçisi aktivizmin inşasındaki rolü kadar, söz konusu aktivizmin mirasının 1939–1946 arası manda yönetimi altındaki Suriye’ye ve bağımsızlığın kazanıldığı 1946 sonrası Suriye’ye aktarılması açısından belirgin bir rol üstlenmiştir.



1 Makale, ilk olarak 11-12 Aralık 2010 tarihlerinde düzenlenen Arap-Türk Sosyal Bilimler Kongresi’nde (ATCOSS-2010) “Hatay Meselesi Işığında Arap Milliyetçisi Bir Portre: Zaki al-Arsuzi” başlığıyla sunulmuştur.

2 Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Bölümü Doktora Öğrencisi. muratyumlu@gmail.com

3 Burada, makalenin doğrudan ele aldığı bir konu olmadığı için Hatay Meselesi’ne ayrıntılı şekilde değinilmeyecektir. Konunun önemi dolayısıyla Hatay Meselesi’yle ilgili olarak, mütevazı bir literatüre yer verilmesi uygun görülmüştür. Konuyla ilgili monografiler arasında Serhan Ada’nın, Hamit Pehlivanlı-Yusuf Sanrınay-Hüsamettin Ertürk’ün., Adnan Sofuoğlu ve Adil Dağıstan’ın eserleriyle, Yücel Güçlü’nün eserine yer verilebilir. Bkz. Serhan Ada, Türk-Fransız İlişkilerinde Hatay Sorunu (1918–1939), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2005. Hamit Pehlivanlı, Yusuf Sarınay, Hüsamettin Yıldırım, Türk Dış Politikasında Hatay (1918–1939.) Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi Yayınları, Ankara 2001. Adnan Sofuoğlu, Adil Dağıstan, İşgalden Katılıma Hatay. Ankara: Pheonix Yayınevi, 2008. Yücel Güçlü, The Question of The Sanjak of Alexandretta. Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 2001. Yine konuyla ilgili pek çok makale arasından Majid Khadduri ve Avedis K. Sanjian’ın çalışmaları sayılabilir. Sanjian’ın konuyla ilgili yayımlanmamış tez çalışmasına da ayrıca göz atılabilir. Bkz. Majid Khadduri, “The Alexandretta Dispute”, American Journal of International Law, v. 39, n. 3, (July, 1945). Avedis K. Sanjian, “The Sanjak of Alexandretta (Hatay): Its Impact On Turkish-Syrian Relations (1939–1956), The Middle East Journal, 10:4 (1956: Fall), 379–394. Sanjian’ın doktora tez çalışması için bkz. Avedis K. Sanjian, The Sanjak of Alexandretta (Hatay): A Study In Franco–Turco–Syrian Relations (University of Michigan, 1956).

4 Arsuzi’nin Baasçılık hareketinin fikri ve aksiyoner düzeylerdeki inşasına odaklanan isimler arasında öncü rolüne atıf yapan bir kısım çalışmalar için bkz. Alexander R. Dawoody, “Governance And The Shitte Political Movement In Iraq”, Public Administration and Management, v. 10, n. 1 (2005): s. 16. Zeynep Özden Oktav, “Kurds and Nationalism In Iraq”, Turkish Review of Middle Eastern Studies, n. 15 (2004), s. 254. Saleh Omar, “Philosophical Origins of Arab Baath Party: The Work of Zaki Al-Arsuzi”, Arab Studies Quarterly, v. 18, (Spring, 1996). Stefan Wild, “National Socialism In The Arab Near East Between 1933-1939”, Die Welt Des Islams, New Series, n. ¼, 1985. Keith David Watenpaugh, Being Modern In The Middle East, Revolution, Nationalism, Socialism and The Arab Middle Class. Princeton University Press, Princeton, 2006.

5 Kaynaklardan bir kaçı şöyledir: Hamit Pehlivanlı, “Atatürk Dönemi Milli Emniyet Hizmeti İstihbarat Raporlarında Hatay Meselesi”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, s. 40, c. 14, Mart, 1998. Serhan Ada, Türk-Fransız İlişkilerinde Hatay Sorunu (1918–1939). İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 2005.

6 Doğum yeriyle ilgili pek bir tereddüt söz konusu değilse de, Arsuzi’nin doğum tarihiyle ilgili farklı kayıtlara rastlanmaktadır. Kimi kaynaklarda Arsuzi’nin 1899 tarihinde doğduğu belirtilmektedir. Buna karşılık Arsuzi’nin çalışmalarının toplandığı öncelikli bir başvuru kaynağı olarak Al-Mu’allafat Al-Kamilah adlı eserin birincil cildinde 1900 tarihine yer verilmiştir. Bkz. Zaki Al-Arsuzi, Al-Mu’allafat Al Kamilah, v.1. Al-Idarah Al-Siyasiyah lil-Jaysh wa-al-Quwat al-Musallalah, Damascus, 1972, s. 5’den aktaran Hiroyuki Aoyama “A Biography of Zaki Al Arsuzi”, in Hiroyuki Aoyama, Wafiq Hansa, Maher Al-Charif, “Spiritual Father of The Ba’th: The Ideological and Political Significance of Zaki Al-Arsuzi In Arab Nationalist Movements”, Institut of Developing Economies, CETRO, MES Series, n. 49 (March, 2000), s. 2. Yine bir başka kaynak da aynı tarih (1900) zikredilmektedir. Bkz. Ernest Dawn, “Zaki al–Arsuzi”, ed. Philip Mattar, Encyclopedia of The Modern Middle East&North Africa (Detroit: Thomson-Gale, 2004), s. 308. Bozarslan da, Ortadoğu’da Şiddetin tarihine yönelik çalışmasında çok önceye giden bir rakam (1889) zikretmiştir. Bkz. Hamit Bozarslan, Ortadoğu’da Bir Şiddet Tarihi: Osmanlı İmparatorluğu’nun Sonundan El–Kaide’ye, çev. Ali Berktay, İletişim Yayınları, İstanbul, 2010,s. 364. Bu bilgiler ışığında 1900 ya da 1901 tarihlerinin doğruluğu varsayılmaktadır.

7 Keith Watenpaugh, “Creating Phantoms: Zaki al-Arsuzi, the Alexandretta Crisis and The Formation of Modern Arap Nationalism in Syria”, International Journal of Middle East Studies, v. 28, n. 3 (August, 1996), s. 365.

8 Dawn, agm, s. 308.

9 Arsuzi’nin asıl adı Zaki bin Najib bin Ibrahim’dir. Babası Osmanlı İmparatorluğu yönetimine muhalefet eden Arap eşrafı arasında yer alan bir avukattır. Arsuzi’nin annesiyse, eğitim-öğretim alanındaki kariyerinde de önemli bir yere sahip olan Arsuz nahiyesinin ileri gelen ailelerden birine mensuptur.

10 Keith Watenpaugh, “Creating Phantoms: Zaki al-Arsuzi, the Alexandretta Crisis and The Formation of Modern Arap Nationalism in Syria”, International Journal of Middle East Studies, v. 28, n. 3 (August, 1996), s. 364–365. Watenpaugh makalesinde Al-Khidr’in kutsal bir mitos figürü olarak hem bir tarihsellik referansı olması açısından hem de Ermeni topluluklarına kadar uzanan mezhepdışı bir siyasal diskurun kurulması açısından önem taşıyabileceğine değinmektedir.

11 Bu konuda Seda Altuğ’un tezine göz atılabilir. Bkz. Seda Altuğ, Between Colonial and National Dominations: Antioch Under The French Mandate (1920–1939), (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Istanbul, 2002, s. 34. Altuğ, bu çalışmasında Arsuzi’nin nakli üzerinden dönemin Arap milliyetçi hiziplerine kısaca değinmiştir. Söz konusu hizipler arasında Al-Ahd, Al-Fata gibi hiziplerin isimler sayılabilir.

12 Bu konuda en ayrıntılı anlatımlardan birisi Hatay Devleti’nin Sıhhiye ve Maarif Vekili olarak görev yapan Ahmet Faik Türkmen’in Mufassal Hatay Tarihi adlı eserinde yer almaktadır. Türkmen, Necip Arsuzi’nin dışında Şakir Kavvas’ın adını anarak, Şükrü Elaseli’nin etkisinde kalan iki kişinin I. Dünya Savaşı döneminde Konya’ya sürgün edildiklerine değinmektedir. Türkmen, Necip Arsuzi’den “Hatay davasında Antakya’nın Arapçı alevi Türkleri lideri bulunan Zeki Arsuzi’nin pederidir” diye retrospektif şekilde bahsetmiştir. Bkz. Ahmet Faik Türkmen, 7 Ciltlik Mufassal Hatay Tarihi: Hatay Manda Tarihi Silahlı Mücadele Devresi, c. 4. Tan Matbaası, İstanbul, 1939, s. 916–917.

13 Aoyama vd. age, s. 3.

14 Watenpaugh, agm, s. 365.

15 Arsuzi’nin doktora derecesi aldığını belirten iki kaynak için bkz. Dilip Hiro, Dictionary of the Middle East
1   2   3

Similar:

Hatay Meselesi Işığında Arap Milliyetçisi Bir Portre: Zaki al–Arsuzi1 iconHATAY MESELESİ IŞIĞINDA ARAP MİLLİYETÇİSİ BİR PORTRE: ZAKİ AL–ARSUZİ1

Hatay Meselesi Işığında Arap Milliyetçisi Bir Portre: Zaki al–Arsuzi1 iconTARİHİ KAYNAKLAR IŞIĞINDA NEVRUZ'UN MENŞEİ MESELESİ

Hatay Meselesi Işığında Arap Milliyetçisi Bir Portre: Zaki al–Arsuzi1 icon12 Aralık 1917'de Hatay Reyhanlı'da doğdu. Hatay Lisesini bitirdi. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne girdi. Öğrenimini tamamlayamadan

Hatay Meselesi Işığında Arap Milliyetçisi Bir Portre: Zaki al–Arsuzi1 iconBatı dünyasının allayıp pulladığı bir kavram, “Arap Baharı.” Yayılan, benimsetilmek istenen şey, Arap ülkelerindeki despotik yönetimlere halkın karşı çıktığı

Hatay Meselesi Işığında Arap Milliyetçisi Bir Portre: Zaki al–Arsuzi1 iconPORTRE: Simon Bolivar (24 Temmuz 1783 -17 Aralık 1830)

Hatay Meselesi Işığında Arap Milliyetçisi Bir Portre: Zaki al–Arsuzi1 iconPROF. AYDIN AYAN “Bireyin Özgürleşme Savaşımının izinde : PORTRE/OTOPORTRE

Hatay Meselesi Işığında Arap Milliyetçisi Bir Portre: Zaki al–Arsuzi1 iconPORTRE: FRİDA KAHLO (6 Temmuz 1907 -13 Temmuz 1954)

Hatay Meselesi Işığında Arap Milliyetçisi Bir Portre: Zaki al–Arsuzi1 iconSARK MESELESİ

Hatay Meselesi Işığında Arap Milliyetçisi Bir Portre: Zaki al–Arsuzi1 iconMUSUL MESELESİ

Hatay Meselesi Işığında Arap Milliyetçisi Bir Portre: Zaki al–Arsuzi1 icon'Kürt' kimin meselesi?

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page