TEMEL KAVRAMLAR AYNÎ HAK EŞYA




Indir 0.68 Mb.
TitleTEMEL KAVRAMLAR AYNÎ HAK EŞYA
Page8/10
Date conversion20.05.2013
Size0.68 Mb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://www.evrim.net/wp-content/uploads/medeni-hukuk-vize.doc
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10
Şekle Uyulmamasının Hükmü: Kesin Hükümsüzlük (Butlan)

1. Şekle tâbi tutulan hukuksal işlemler mutlaka aranılan şekle uyularak yapılmalıdırlar. Aksi halde bu işlem hiçbir hüküm ifade etmez. Şekle aykırılık halinde yokluk hükmüne tâbi tutulan ve tören şekli gerektiren evlenme işlemi bir yana bırakılacak olursa hukukumuzda hukuksal işlemlerin şekle aykırılığının yaptırımı kesin hükümsüzlük (butlan)dür. (Kesin hükümsüzlük (butlan) hakkında bkz. yuk. s. 69) İşlem kurulmuş, fakat baştan itibaren geçersizdir. Buna bir benzetmeyle, ölü doğmuş işlem de denilmektedir. Böyle bir işlemin sonradan geçerlilik kazanması da mümkün değildir. Bu yüzden-dir ki, herhangi bir zaman sınırlaması olmaksızın ileri sürülmesi mümkündür. Yargılama sırasında butlanın taraflarca ileri sürülmesi gerekmez; yargıç re'sen göz önüne almak zorundadır.

2. Her hak gibi şekle aykırılığı ileri sürme hakkı da kötüye kullanılamaz. Hak­kın kötüye kullanılması tarzındaki şekle aykırılığı ileri sürme hallerinde, bu hak korunmaz. Yerleşik yargı kararlarında iki halde şekle aykırılığı ileri sürme hakkın kötüye kullanılması kabul edilmektedir: Birincisi, taraflardan birinin kendi davra­nışlarıyla sebep olduğu şekle aykırılığı sonradan açtığı davada dayanak göstererek butlanı ileri sürmesidir. İkincisi ise, hukuksal işlemin içerdiği tüm yükümlülükle­rin ifa edilmiş olduğu bir durumda sonradan şekle aykırılığın ileri sürülmesidir.

Mümkünse şekle aykırı işlem tahvil yoluyla geçerli sayılabilir. Tahvil (çevirme), geçerlilik şekline uymayan bir işlemin mevcut şekliyle benzeri amaçlı diğer bir işle­min tüm geçerlilik öğelerini taşıması ve taraflarca kabul edilebilir olması halinde iş­lemin o haliyle geçerli sayılmasıdır. Tarafların aralarındaki işlemi o haliyle benimse­dikleri ve geçerli kılmak istedikleri kabul edilebilmelidir. Taşınmaz satışı için tapu müdür ya da memuru huzurunda resmileştirilen bir sözleşme yapılmalıdır. Taşınmaz satışı tapu dışında yapılmış ise, geçersizdir. Tarafların taşınmaz satışı adı verdikleri sözleşmeyi noterlikte düzenleme şekline uyarak yapmış olduklarında da bu sözleş­me geçersizdir. Fakat taşınmaz satışı olarak geçersiz olan sözleşmeyi noterde düzen­leme yoluyla yapılabilen taşınmaz satış vaadi olarak geçerli saymak mümkündür.

5.ÜNİTE

Sözleşmeden Doğan Borçlar (Devam) -Vekâletsiz İşgörme

SÖZLEŞMENİN YORUMU - İRADE VE İRADE AÇIKLAMASI ARASINDAKİ UYGUNSUZLUK

Sözleşmenin Yorumu

Sözleşmede yer verilen kayıt ya da koşulların ne anlama geldiğinin belirlenmesine sözleşmenin yorumu denilmektedir. Sözleşme, tarafların irade açıklamalarının bir­biriyle uyuşmasının ürünüdür. Öyle olunca sözleşmenin yorumu irade açıklamala­rının yorumunu andırır. Fakat bir irade açıklamasının yorumunda dikkate alınacak unsurlara ek olarak sözleşmenin yorumunda tarafların gerçek ve ortak amaçları esas alınır (BK 18/I; TBK 19/I). Yukarıda da belirtildiği gibi, genel işlem koşulu bu­lunan durumlarda, anlaşılmayan kayıtların bu koşulları hazırlayanın ya da sözleş­menin içeriği haline getirmek isteyenin aleyhine yorumlanması dikkatlerden kaçı­rılmaması gereken bir yorum kuralıdır.

Sözleşmenin yorumunu tamamlanmasından ayırmak gerekmektedir. Taraflar­ca bir sözleşme akdedilirken düşünülmemiş, böylelikle de görüşülmemiş ve dü­zenlenmemiş bir hususta sözleşme boşluğu ortaya çıkar. Bu gibi boşlukların dol­durulmasına sözleşmenin tamamlanması denilmektedir. Oysa sözleşmenin yoru­munda tarafların irade açıklamaları ya da bu açıklamalarda kullandıkları söz ya da nitelendirmeler kuşkuya yol açmakta olduğu için bunların anlamlandırılması gereği doğmaktadır (BK 18/I; TBK 19/I). Sözleşmede anlamı kuşkulu herhangi bir kaydın bulunmadığı sözleşme boşluklarında ise, tamamlayıcı yasa kurallarına başvurularak sözleşme doldurulmaktadır. Örneğin satım sözleşmesinde malın alıcının bildirdiği adrese gönderilmesi kararlaştırılmışsa, gönderme masraflarının kime ait olduğu da kararlaştırılmış olabilir. Böyle bir karar yoksa, BK 186/I'in dü­zenlediği masrafların alıcıya ait olduğu yönündeki tamamlayıcı kural dikkate alı­nır (TBK 211/I).

İrade ve İrade Açıklaması Arasındaki Uygunsuzluk Genel Olarak

Hukuksal işlem, hukuk düzeninin saptadığı koşullar ve çizdiği sınırlar çerçevesin­de, kişi ya da kişilerin istedikleri amaçlara uygun hukuksal sonuçlar doğuracağını kabul ettikleri irade açıklamasıdır. Kişi açıkladığı irade ile hukuksal alanında iste­diği hukuksal sonucun doğmasını hedefler. Bu bağlamda, bir hukuksal işlem yap­mak isteyen kişinin bu yönde bir iradesinin olması ve bu iradenin dış dünyaya yansıtılması, açığa vurulması gereklidir. İrade ile açıklaması birbirine uygun olma­lı, aralarında bir çelişki olmamalıdır. Diğer bir deyişle, açıklanan irade ne ise, iste­nen de o olmalıdır. Fakat her zaman irade ve açıklaması arasında uygunluk söz ko­nusu olmaz. Kimi zaman bir, kimi zaman da her iki taraf kasıtlı ya da kasıt olmak­sızın irade ile bu iradenin açıklaması arasında uygunsuzluğa yol açabilirler. Latife beyanı (şaka), zihnî kayıt, muvazaa (danışık) ve irade bozukluğu halleri de deni­len hata (yanılma), hile (aldatma) veya tehdit (korkutma) durumlarında irade ve açıklaması arasında uygunsuzlukla karşılaşılır.

Latife Beyanı (Şaka) ve Zihnî Kayıt

Bunlar, irade ile açıklama arasında kasten yaratılan iki uygunsuzluk örneğidir. Hu­kuksal bir sonuç doğmasını istemeksizin, sırf şaka yollu sözlerle muhatabın ciddi­ye almayacağı inancıyla yapılan irade açıklamasına latife beyanı denir. Örneğin, öğretim üyesinin sınavda başarılı olana BMW armağan edeceğini söylemesi böyle­dir. Latife beyanı, objektif olarak ciddî bir hukuksal işlem iradesi sayılmayacağı için bağlayıcı değildir. Fakat, somut hal ve şartlara göre, karşı tarafın ciddiye alabilece­ği belirlenirse bağlayıcı sonuç doğurabilir.

Zihnî kayıt ise, bir kimsenin gerçek iradesiyle uyuşmadığını bildiği halde iste­meyerek irade bir açıklaması yapmasıdır. Burada, kişi, bilinçli olarak gerçek irade­sini gizlerken bu irade ile bağdaşmayan başka bir irade açıklamaktadır. Açık artır­mada, kişinin, rakibini kızdırmak (ya da fiyatı artırmak) için, aslında almayı isteme­diği tablo için yüksek fiyat önermesi böyledir. Bağlayıcı olup olmayacağı, çoğu za­man, güven kuramına göre yapılacak bir yorumla belirlenebilir. Örnekte, ihale, as­lında almayı istemediği o tablo için yüksek fiyat öneren bu kişi üzerinde kalacaktır.

Muvazaa (Danışıklılık)

Kavramsal Belirlemeler

İrade ile açıklama arasındaki kasten uygunsuzluk yaratılan diğer hal ise muvazaa­dır. Her iki tarafın da anlaşarak irade ve açıklamaları arasında bilinçli olarak uy­gunsuzluk yarattıkları hallerde muvazaa (danışıklılık)dan söz edilmektedir. Daha teknik olarak muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak maksadıyla ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç meydana getir­meyen bir görünüş(te işlem) yaratmak hususunda anlaşmalarıdır,

Muvazaanın öğeleri, görünürdeki işlem, muvazaa anlaşması ve gizli işlemdir, Görünürdeki işlem, sırf üçüncü kişilere karşı kurulmuş gösterilen işlemi ifade eder, Muvazaa anlaşması, tarafların arasındaki ilişkinin sırf üçüncü kişileri aldatma kasdı ile kurulduğuna dair anlaşmadır. Gizli işlem ise, taraflarca gerçekte kurulmak is­tenen işlemdir.

Muvazaanın Türleri

İçerdikleri öğelere göre muvazaa mutlak ve nisbî olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.

Bunlardan mutlak muvazaada sadece ilk iki öğe, yani görünürdeki işlem ve muvazaa anlaşması bulunur. Mutlak muvazaada taraflar gerçekte hiçbir hukuksal ilişkiye girmek istememelerine karşın, sırf üçüncü kişileri aldatmak amacıyla bir an­laşma yapmaktadırlar. Bir tacirin, malî durumu kötüleşen diğer bir tacirin ticarî iti­barını yüksek göstermek amacıyla sanki borçluymuş gibi onun lehine borç tanıma­da bulunduğu senet düzenlemesi; bir borçlunun icra takibinden kurtulmak / kaç­mak için bir malını arkadaşına satmış gibi işlem yapması gibi örnekler verilebilir.

Nisbî muvazaada ise, muvazaanın üç öğesi de bulunur. Burada, taraflar ara­larında yaptıkları bir anlaşmayı gerçek iradelerine uymayan görünüşteki başka bir anlaşmayla gizlemek isterler. Örneğin, kişi bayan arkadaşına bir altın saati gerçekte bağışladığı halde, eşi ile uyuşmazlık yaşamaktan kaçınmak için görü­nüşte satmış gibi göstermiştir. Buna sözleşmenin niteliğinde muvazaa denir. Ge­nellikle tapu işlemlerindeki vergi ya da harç yükünü hafifletmek için taşınmaz satışında sıklıkla karşılaşılan taraflarca bedelin gerçek değerinden düşük göste­rilmesi de, bedelde muvazaa olarak adlandırılan diğer bir örnektir. Ayrıca kişide muvazaa olarak adlandırılan, gerçekte sözleşmede taraf olan üçüncü bir kişinin gizlenmesi amacıyla diğer bir kişinin taraf olarak gösterilmesi hali de nisbî mu­vazaa örneklerindendir.

Bu son durumu dolaylı temsilden ayıran, muvazaalı işleme taraf olan kişilerin durumdan haberdar olması, bu durumu üçüncü kişileri aldatmak kasdıyla bilinçle yaratmış olmalarıdır.

Dolaylı temsile benzeyen ya da dolaylı temsil yetkisi içeren inançlı işlemlerle muvazaalı işlem karşılaştırılabilir. Taraflardan birinin (inanan) diğerine (inanılan), sahibi olduğu bir hakkın tam hak sahipliğini devretme ya da inanılanın bir hakkı üçüncü kişiden inanan için kazanma yetkisi tanıdığı; inanılanın da bu hakkı arala­rında kararlaştırılan sınırlamaya uygun biçimde kullanıp günü geldiğinde inanana iade etme yükümlülüğü üstlendiği işleme inançlı işlem denilmektedir. İnançlı iş­lemde, inananla inanılan arasında inanç konusu üzerinde bir inanç anlaşması bu­lunmaktadır. İnançlı işlemin muvazaa anlaşması ile karşılaştırılabilir. Öğesi olan inanç anlaşması tarafların ciddî niyetle bir işlem gerçekleştirme isteklerine yer ver­diği için inançlı işlemler geçerlidir.

Muvazaanın Hüküm ve Sonuçları

1. Mutlak muvazaada, görünürdeki işlem bağlanma niyeti olmaksızın, sırf üçüncü kişileri aldatma kasdıyla yapılmış olduğu için hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaz, Muvazaa anlaşması ise, sırf görünürdeki işlemin muvazaalı olduğuna dair bir an­laşma olup, bu da hiçbir hükmü olmayan bir anlaşmadır. Dolayısıyla mutlak mu­vazaada, işlemler bütünü kesin hükümsüz (batıl) dür. Bu durumda, söz gelişi bir mülkiyeti devir işlemi muvazaalı olduğu kanıtlandığında hükümsüz kaldığı için alacaklılarca cebrî icra takibinin konusu yapılabilir,

2. Nisbî muvazaada da görünüşteki işlem ve muvazaa anlaşması hakkında mut­lak muvazaada olduğu gibi kesin hükümsüzlük söz konusu olur. Yalnız nisbî mu­vazaada yer alan diğer öğe olan gizli işlem, tarafların üzerinde gerçekten uyuşmuş oldukları işlem, geçersizliğine yol açacak herhangi bir sebep yok ise, geçerli kabul edilir. Bu noktada, gizli işlem için de bir geçerlilik şekline uyulması gerekirken bu­na uyulmamışsa, bu sefer gizli işlem de geçersiz olur. Bunu canlandırabilecek kla­sik örnekler mülkiyeti devir borcu doğuran sözleşmelerden kolaylıkla çıkartılabilir. Söz gelişi taşınır mülkiyetinin devri, istisna oluşturan birkaç hal dışında, esas iti­bariyle şekle bağlı olmadığı için, taşınır mülkiyetini devir amaçlı görünürdeki satış geçersiz olsa da, gizli işlem olan elden bağışlama geçerli kalacaktır. Buna karşılık taşınmaz mülkiyetini devir amaçlı satış ve bağışlama sözleşmelerinin her ikisi de resmî şekilde yapılmadıkça geçersizdir. İşte bir kişi mirasçılarından mal kaçırmak için, evini, ardında bağışlama gizlenen fakat satış gösterilen nisbî muvazaalı işlem­lerle devretmiş görünüyorsa (muris muvazaası), görünüşteki satış işlemi resmî şek­le uygun yapılmış olsa da üçüncü kişileri aldatma kasdıyla yapıldığı için, gizli ba­ğışlama işlemi ise, resmî şekle uyulmadığı için geçersiz olacaktır.

  1. Yazılı borç tanımayı iyiniyetle kazanmış olan üçüncü kişiye, borç tanımayı içeren bu senedin muvazaa nedeniyle hükümsüz olduğu ileri sürülemez (BK 18/II; TBK 19/II). Örneğin A, kendisine herhangi bir sebeple borçlu olmadığı arkadaşı B'ye, sırf itibarını arttırmak (hatırı) için 10.000 TL'lik bir bono düzenleyerek vermiş­tir. B senedi üçüncü kişi C'ye devrederse, bu hatır senedini devralan C iyiniyetliyse, A, C'ye karşı senedin hatır için verildiğini ileri süremez. C, A'dan bu senetten doğan alacağı alır.

  2. Taraflar, muvazaayı ancak yazılı delille kanıtlayabilirler. Buna karşılık üçün­cü kişiler, her türlü delille muvazaayı kanıtlayabilirler. Muvazaalı işlemin tarafların­dan birinin ölümü üzerine saklı paylı mirasçılar bu paylarını korumak amacıyla iş­lemin muvazaalı olduğunu ileri sürmekte ise, üçüncü kişi sıfatıyla hareket etmiş olurlar. Örneğin, mirasbırakan baba M oğlu A'ya bir arsasını 5.000 TL'ye satmışsa, mirasbırakanın kızı B, A'nın işsiz olduğunu gösterebilir. Mirasçılar, mirasbırakanın küllî halefi sıfatıyla muvazaayı ileri sürmekte iseler, sadece mirasbırakanın da kul­lanabileceği yazılı ispat araçlarını kullanabilirler.

İrade Bozukluğu Halleri

Yanılma (Hata)

1. Kişinin, bilgisizliği ya da dış dünyadan yanlış bilgi edinmesi (algılama yanlışı) gibi sebeplerle gerçeğe aykırı olduğu bilinci bulunmadan irade açıklamasında bulunmasına yanılma denilmektedir. Yanılmada ya gerçek irade ile açıklanan irade birbirine uygun değildir (açıklamada yanılma) ya da gerçek irade ile açıklanan ira­de birbirine uygun, fakat irade oluşumu sırasında sakatlanmıştır (saikte yanılma). Kural olarak ne açıklamada ne de saikte yanılma, hukuksal işlemin yazgısını etki­ler. Yalnız esaslı yanılmada, işlemin hukuksal yazgısı etkilenir.

  1. Borçlar Kanunu'nda esaslı yanılma tanımı verilmemiş, fakat kimi açıklamada yanılma örnekleri ve temelde yanılma olarak saikte yanılma esaslı yanılma halleri olarak sayılmıştır. Esaslı yanılma, yanılanın iradesine ve alış veriş yaşamının ge­reklerine uymadığı için dürüstlük kuralına göre o işlemin geçersiz kılınmasını hak­lı gösterecek önemli yanılmadır. Tanımda dışlanan önemli olmayan yanılmalara hukuken özel bir değer yüklenmez. Yalnız kilosu 10 TL'den 10 kg. için 100 TL ye­rine 10 TL isteme gibi esaslı olmayan basit hesap yanlışları düzeltilir (BK 24/III; TBK 31/II).

  2. Açıklamada yanılma (beyan hatası): İrade açıklamasında bulunanın ira­desi ile bunu açıklaması arasında ortaya çıkan uyumsuzluktur. İrade ile açıkla­ma arasındaki uyumsuzluk, bizzat yanılanın bilgisizliği, dalgınlığı ya da dil sürçmesinden kaynaklanmış olabilir. Bununla birlikte, ulak (haberci, postacı) ya da çevirmen gibi bir aracı ya da iletişimde yararlanılan bir araç kullanılarak iletilen irade açıklamasını aracının ya da aracın yanlış iletmiş olması da mümkündür. Örneğin, Ali Göz'e yazılan mektubu postacı farklı bir Ali Göz'e ulaştırmıştır. Aracıda ya da araçtaki yanılgı, açıklamada bulunanın yanılgısı sayılır (BK 27; TBK 33).

Hukuken kendisine bağlanan sonucun doğması için her türlü yanılma değil, esaslı bir yanılma olmalıdır. BK 24/I, 1-4 (TBK 31/I, 1-5)'de esaslı yanılma olarak kabul edilen açıklamada yanılma halleri, sözleşmenin niteliğinde yanılma, sözleş­menin konusunda yanılma, miktarda yanılma ve kişide yanılmadır.

İradesinin maddî içeriği bir hukuksal işlem için oluşmuş kişi, yanılgıyla başka bir hukuksal işlem için irade açıklamışsa, hukuksal işlemin niteliğinde yanılmadan söz edilir. Kefalet yerine garanti sözleşmesi için iradesini açıklama gibi. Kişinin hu­kuksal işlemin konusuyla ilgili iradesi yerine, farklı bir konu için irade açıklaması hukuksal işlemin konusunda yanılmadır. Yer fıstığı yerine Antep fıstığı satış için irade açıklama gibi. Edimin ya da karşı edimi belirlerken miktarda yanılma meyda­na gelebilir. Genelde cins borçlarında karşılaşılan miktarda yanılmada, gerçekte is­tenenden önemli ölçüde farklı bir edime ilişkin irade açıklamasında bulunulmak­tadır. Öneride 100 kg. diyecekken, 1000 kg. denmiş olması gibi. Kendisiyle hukuk­sal işlem yapılmak istenilen kişinin kimliğinde ya da niteliğinde yanılgıya düşülme­si halinde kişide yanılmadan söz edilir. Öneriyi içeren mektup Ali Göz yerine dal­gınlıkla "g" harfi unutulup Ali Öz yazılarak yollanmışsa, kişinin kimliğinde yanıl­ma söz konusu olur. Fakat, öneri, mimar zannettiği iç mimara yapılmışsa kişinin niteliğinde yanılma ortaya çıkar.

4. Saikte yanılma (saik hatası) ise, kişinin olayları yanlış algılayıp, bunları yan­lış değerlendirerek, beklenti ve tahminlerinde isabetsiz bir kararla iradesini oluş­turmasının sonucu olan yanılmayı ifade eder. Öyle olduğu için, yanılan, aslında oluşmuş olan iradesine uygun açıklama yapmaktadır. Dolayısıyla saikte yanılma, irade ile irade açıklaması arasındaki uyum sorunu değil, iradenin oluşumu aşama­sındaki bir sorundur. Bu anlamda, maliyet hesabında yanılma olarak ifade edilebi­lecek malın fiyatını etkileyen maliyet öğeleri yanlış girildiği için düşük belirlenmiş olan fiyattan öneride bulunma bir saikte yanılma niteliğindedir.

Kural olarak saikte yanılma esaslı yanılma sayılmaz ve özel bir sonuç doğurmaz (BK 24/II; TBK 32/cüm. 1). Yani, saikte yanılan, irade açıklaması ile ve bunun so­nucunda kurulmuş sözleşmeyle bağlıdır. Fakat bazı koşulların gerçekleşmesi duru­munda saikte yanılma temelde yanılma olarak nitelendirilerek, esaslı yanılma sa­yılmaktadır (BK. m. 24/I b. 4, II; TBK 32). Saikte yanılmayı temelde yanılma ola­rak kabul edebilmek için:

a. Sözleşmeyi yapmaya yönelten temel etken niteliğindeki belirli bir konuda yanılma söz konusu olmalıdır. El yazması zannedilerek, matbaada basılmış bir kitabın satın alınmasında, el yazması olma niteliği, pırlanta zannedilerek adi taş alınmış olmasında pırlanta niteliği, nişanlı kızının evleneceği zannıy­la ev kiralama, fakat nişanın bozulmasında evlenmenin gerçekleşeceği zannı temel etkendir. Buna karşılık, döviz fiyatlarının yükseleceğini düşünerek evini satan ve evin satım bedeli ile döviz satın alan kimse, döviz fiyatlarının düşmesi üzerine saikte yanılgısının esaslı olduğunu ileri süremez. Çünkü bu örnekte zaten gelecekte gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belli olmayan sırf bir spekülasyonda yanılma söz konusudur; dolayısıyla, bu, temel etken oluşturan belirli bir olay olarak nitelendirilemez.

  1. Yanılma, yanılgıya düşen açısından, sözleşmenin olmazsa olmaz koşulu (conditio sine qua non) olarak kabul edilmelidir. Diğer bir deyişle, yanılgı­ya düşen sözü edilen konuda gerçeği bilseydi, o bu sözleşmeyi hiç ya da bu koşullarda yapmayacak olmalıdır. Örneğin, tayin olduğu zannıyla İngilizce tercümana ihtiyacı bulunmakta olan A, B'yi İngilizce tercümanı olarak işe al­mış, fakat meğer B Fransızca tercümanıymış,

  2. Alış veriş yaşamına egemen doğruluk ve dürüstlük kurallarına göre de ya­nılgıya düşülen durumun esaslı yanılma olarak değerlendirilebilir olması ge­rekmektedir. Örneğin, A, B'den, tanınmış bir ressam C'nin Anadolu Kadın­ları konulu tablosunu yüksek bedel ödeyerek satın almış, fakat tablo sahte çıkmıştır. Pırlanta zannedilerek pırlanta fiyatına satın alınanın adi taş çıkma­sında da böyledir.

  3. Nihayet, yanılma konusu saikin yanılanın sözleşmeyi akdetmesinde temel etken olduğu ve bunun alış veriş yaşamına egemen dürüstlük kurallarına göre esaslı yanılma sayılabileceği karşı tarafça da bilinebilir olması gereğin­den söz edilmelidir. Bu koşul, yürürlükteki BK'nda yer almamakla birlikte, öğretide, alış veriş yaşamına egemen dürüstlük kuralının bir gereği olarak kabul edilmekteydi. Gerçi ayrı bir koşul olmadığı görüşü savunulsa da, gün­cel yasa koyucu bir koşul olarak kabul eden görüşü benimsemiş ve TBK 32/cüm. 3'de "Ancak bu durumun karşı tarafça da bilinebilir olması gerekir." hükmüyle yasal dayanak yaratmıştır.

1   2   3   4   5   6   7   8   9   10

Similar:

TEMEL KAVRAMLAR AYNÎ HAK EŞYA iconDersin amacı, kişinin, eşya ile olan ilişkisini ve kişinin eşya üzerinde kurduğu egemenliğin mahiyetini ve sağladığı hakları irdelemek; aynî hakların konusu

TEMEL KAVRAMLAR AYNÎ HAK EŞYA iconAynı topraklar üzerinde yaşayan ve aynı devlete bağlı bireylere denir. Vatandaşlık önemli ve kutsal bir bağdır. Vatandaşlık hak ve görevleri dörde ayrılır

TEMEL KAVRAMLAR AYNÎ HAK EŞYA iconDevletin temel yapısını, yönetim biçimini, devlet organlarının birbiriyle olan ilişkilerini, kişilerin temel hak ve özgürlüklerini düzenleyen temel kanuna

TEMEL KAVRAMLAR AYNÎ HAK EŞYA iconKimyada temel kavramlar: Madde, element, bileşik, mol, karışım ve bazı kimyasal kavramlar. Önemli kimya yasaları: Kütlenin korunumu, sabit oranlar, katlı

TEMEL KAVRAMLAR AYNÎ HAK EŞYA iconGELİŞİM PSİKOLOJİSİNDE TEMEL KAVRAMLAR VE GELİŞİMİ ETKİLEYEN TEMEL FAKTÖRLER

TEMEL KAVRAMLAR AYNÎ HAK EŞYA iconBin yıl boyunca aynı kitaba aynı peygambere inanmış, aynı kıbleye yönelmiş, aynı safta namaz kılmış, aynı sofrada ekmeğini paylaşmış; Malazgirt’te

TEMEL KAVRAMLAR AYNÎ HAK EŞYA iconAnayasa Hukukunun konusu, devletin temel yapısı ve işleyişi ile bireylerin temel hak ve hürriyetlerini düzenleyen pozitif hukuk kurallarıdır

TEMEL KAVRAMLAR AYNÎ HAK EŞYA iconAraştırma bulgularının değerlendirilmesiyle ilgili temel istatistik bilgilerinin (temel kavramlar, verilerin toplanması, merkezi eğilim ve dağılım ölçüleri) verilmesidir. Öğrenme Çıktıları ve Alt Beceriler

TEMEL KAVRAMLAR AYNÎ HAK EŞYA icon1961 Anayasası'nın "Temel hakların özü" başlığını taşıyan 11. maddesinin ilk metni anayasada yer alan tüm temel hak ve hürriyetler için geçerli genel bir

TEMEL KAVRAMLAR AYNÎ HAK EŞYA iconTEMEL KAVRAMLAR

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page