BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (29 ŞUBAT CUMA)




Indir 30.47 Kb.
TitleBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (29 ŞUBAT CUMA)
Date conversion20.12.2012
Size30.47 Kb.
TypeDers notlari
Sourcehttp://yunus.hacettepe.edu.tr/~skucuk/eskicagdabilim.doc

Bilim Tarihi Ders Notları Arş. Gör. Serhat KÜÇÜK


BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (29 ŞUBAT CUMA)


ESKİÇAĞ’DA BİLİM


  • İnsanlığın tarihinde bilinen en eski çağ, Eskitaş(Yontma taş) çağı olarak adlandırılır. İnsanın görünmeye başladığı dördüncü zaman başlarında, ılıman olan iklim, kuzeyden gelen buzullar nedeniyle değişti. Güç koşullar altında yaşamak zorunda kalan insanoğlunun elinde araç olarak yalnızca yontulmuş taşı vardı; ancak zaman içinde biriken gözlemlerinden yararlanarak taşa çeşitli biçimler verdi; avladığı hayvanların derisinden giysi, kemiğinden alet yaptı; etiyle beslendi. Ateşi keşfettikten sonra doğaya egemen olmaya başlayan insan, çevresini gözlemleyerek elde ettiği bilgiler üzerinde düşünmeye başladı ve düşündüklerini başkalarına aktardı, yani dili buldu.




  • Cilalı taş çağında, insanlar taştan yapmış oldukları araçları cilalamaya başladılar. Balta, keser, ok ve yay gibi yeni aletler eskilerine eklendi. Bu dönemde tarım ve hayvancılık gelişti ve yavaş yavaş göçebelikten yerleşik yaşama geçildi. Artık insanlar hayvan derilerini örtünmek yerine, yünden dokunmuş giysiler giyiyorlardı.

  • İnsanlar gündelik yaşamlarında kullanmış oldukları mutfak gereçlerini topraktan üretiyorlardı; daha sonra, bakır ve demir gibi madenleri çıkarıp kullanmayı öğrendiler. Bu madenlerden süs eşyaları yaptıkları gibi, çeşitli aletler ve silahlar da ürettiler.




  • Maden çağında; Nil, Dicle, Fırat, İndus ve Sarı Irmak kıyılarında toplumlar şekillenmeye başladı; yazıya da ilk kez bu bölgede rastlandı. Şu halde, uygarlıkların tarih sahnesine çıkmaya başladığı bölgeler, tarıma elverişli büyük nehirlerin kenarlarıydı. Bu uygarlıklar içinde ilk akla gelenler arasında: Çin, Hint, Mısır ve Mezopotamya uygarlıkları sayılabilir. Buna Orta Asya’yı da ekleyebiliriz.



ÇİN’DE BİLİM


  • 1960’lara kadar Çin Bilimi hakkında Batı’da çok az şey bilinmekteydi. Astronomi tarihçilerinin bu konuda bazı fikirlerinin bulunmasına, Çin botaniği, tıbbı, fiziği ve mühendisliği hakkında elde birtakım bilgiler mevcut olmasına rağmen, genel olarak Çin Bilimi yeteri kadar takdir görmemekteydi. Meselenin esas sebebi dil engeliydi. Çok yakın zamana kadar Çince bilen Batılıların büyük kısmı doğa bilimleri konusunda öğrenim görmemişti. Ancak şimdi dünyanın farklı yerlerindeki bu iki vasfa da sahip bilim adamlarının sayısının artmasıyla bu durum değişmektedir.

  • Erken dönem Çin bilimini inceleyen tarihçiler, başka toplumların biliminin incelenmesinde mevcut olmayan bir avantajla karşılaşmışlardır. Bu avantaj Çincenin yazılış şeklinden kaynaklanmaktadır. Nesneleri temsil etmek için kullandıkları ideografları hala kullanmakta olan yazılı Çin dili, ilk dönemlerden beri fazla değişmeden kalmıştır.

  • Bununla beraber, alfabeye dayalı yazının fazla gelişmemiş olması, Çin bilimine baktığımızda aklımızda tutmamız gereken bir şeye işaret eder; bu da, doğal aleme getirilen açıklamanın Batı kültüründen oldukça farklı bir kültürde yapılmış olduğudur.

  • Bu kültür, uzun zaman, Batı’dan bir dereceye kadar uzak kalmış ve hemen hemen kendi başına gelişmiş bir kültürdür. Muhakkak ki, Marco Polo’nun 13.yy’deki ziyaretinden çok önce ve çok sonra temaslar olmuştu; ancak bu temaslar sık değildir ve Çinliler bazı dönemlerde yabancılara hiç de cesaret vermemiştir.

  • Çin’in çevresiyle temasının sınırlı olması, kısmen bu ülkenin coğrafyasından da kaynaklanmaktadır. Yaklaşık 5000 km’ye varan kıyı şeride olmasına rağmen bu şerit doğuya Büyük Okyanusa bakmaktadır. 1600kmlik güney kıyıları ise Çin denizine açılmaktadır.Çok erken dönemlerde deniz, en azından batı söz konusu olduğunda aşılmaz bir engeldi. Karada ise Moğolistan, Gobi Çölü Tanrı Dağları ve Tibet Platosu yer almaktaydı.Bu noktada Batı’nın Çin’i keşfetmesi demek, dağlardan yapılmış bir merdiveni tırmanması demekti.

  • Çin Dünya Görüşü: Çin medeniyetinin aleme ve bilime bakış açısı birçok yönden Batı’dan farklıdır. Çinlilerin en eski zamanlardan itibaren evrenin bütününü, büyük bir canlı varlık olarak görmüş olduklarını kabul etmemiz, onların başarılarını anlamada bize yardımcı olacaktır. Bu anlayış, gözledikleri olayları açıklama tarzını derinden etkilemiştir. Bazı durumlarda, Çinlilerin bazı açıklamalara Batı’dan çok önce ulaşmalarına yardımcı olduğu gibi, bazen de alemin işleyişi hakkında doğru açıklamayı bulmalarını engellemiştir. Önemli rol oynayan bir başka faktör de, Çinlilerin tüm evreni yöneten yüce güç olarak, her şeye kadir bir ilahi varlığı reddetmiş veya onun varlığına inanamamış olmalarıdır.

  • Olağanüstü pratik zekaya sahip olan Çinliler, hangi bilgi olursa olsun, onu pratik amaçlı kullanmada her zaman büyük beceri göstermişlerdir. Uygulamalı bilimler söz konusu olduğunda, bütün eski toplumlar içerisinde en üstün olanı Çin toplumuydu. Çok sayıda teknik başarı elde etmişlerdir. Ancak, Çinlilerin öncülük ettiği tek alanın teknoloji olmadığı kesindir. Her ne kadar çok kere pratik ifadelerle açıklanmış olsa da, Çinliler o zaman için çok ileri bazı bilimsel görüşler de ortaya koymuştur.




  • Çin Uygarlığında bilimsel faaliyetin başlangıcı M.Ö. 2500'lere kadar götürülebilir. Zaman zaman sınırları Hindiçini de içine alan, zaman zaman ise sadece Sarı Irmak civarında ufak bir devlet şeklinde görülen Çin, ilk insan kalıntılarının (Sinantropus Pekinensis) bulunduğu yerlerden biridir. Çin uygarlığı, genellikle, kapalı bir uygarlık olarak nitelendirilmiştir. Ancak Türklerle ve Hintlilerle yakın ilişki içinde oldukları bilinmektedir. Bu etkileşim sonucunda Türklerin kullandıkları On İki Hayvanlı Türk Takvimi'ni benimsemişlerdir. Hint uygarlığından ise, özellikle matematik konusunda etkilendikleri bilinmektedir. On ikinci yüzyıldan itibaren yapılan seyahatler sonucunda, matbaa ve barut gibi teknik buluşlar, Avrupa'ya Çin'den götürülmüştür.

  • Çin'de kullanılan sayı sistemi on tabanlıdır. Ayrıca, işlem yapmalarını kolaylaştıran, abaküs ve çarpım cetveli gibi bazı basit aletler de kullanmışlardır. Diğer uygarlıklardan farklı olarak Çin'de daha çok aritmetik ve cebir bilimleri gelişme göstermiş ve hatta geometri problemleri bile bu iki disiplinden yararlanılarak çözülmeye çalışılmıştır.
    Çin astronomisi, diğer uygarlıklardan bazı temel farklılıklar gösterir; takvim hesaplamalarında, diğer uygarlıkların Güneş veya Ay'ı esas almalarına karşın, Çin uygarlığında yıldızlar esas alınmıştır ve diğer sistemlerde yıllık hesaplamalar kullanılırken, burada günlük hesaplamalar kullanılmıştır. Ayrıca Çinlilerin, temel koordinat düzlemi olarak ekliptik düzlemi yerine ekvator düzlemini benimsedikleri görülmektedir. Çin astronomisi, bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, bir yıldız astronomisidir ve gözle görülebilen yıldızların yanında, kuyruklu yıldızlar ve kutup yıldızı hakkında ayrıntılı bilgiler içermektedir.

  • Teknik açıdan da devrine nispetle oldukça gelişmiş bir düzeyde bulunan Çin astronomisinde, Galilei'den önce Güneş lekeleri konusunda bilgi verildiği görülmektedir (M.Ö. I. yüzyıl). Ayrıca astronomi metinlerinde, meteor ve meteoritler ile nova ve süpernovalar hakkında kayıtlara da rastlanmaktadır.

    Çin tıbbı, evren, doğa ve insan arasında sıkı bir ilişkinin bulunduğu anlayışına dayanır. Çinli düşünürler, evrenin sürekli bir oluşum içinde olduğuna inanırlar; onlara göre, bu sürekli devinim daima bir başlangıca dönüşü içerir. Evrensel sistemin bir parçası olan insan, ikilem gösteren yin ve yang ilkesinin (iyilik ve kötülük, hastalık ve sağlık gibi) etkisi altındadır. Geleneksel Çin tıbbının tedavi şekillerinden olan masaj ve akupunktur yöntemleri günümüzde de kullanılmaktadır.



HİNT’TE BİLİM


  • Hint biliminin, diğer bir ifadeyle İslamiyet’in Hindistan’a Moğol sülalesi ile 16.yy’de girişinden önce Hindistan’da gelişen bilimin, tarihi henüz yeterince araştırılmamıştır. Ancak konu bünyesinde zorluklarla doludur. Tarihlendirmede ve yazılı kaynakların temininde ciddi sorunlar vardır. Çok şeyin karanlık olduğu bir sahada, diğer medeniyetlerle yapılan kültür ve bilim alışverişi veya fikirlerin bağımsız gelişmeleri gibi konularda sorulacak sorulara cevap vermek bir hayli zordur.

  • Hindistan'daki bilimsel etkinliklerin başlangıcını M.Ö. 5000'lere kadar geriye götürmek mümkündür; ancak bilim gibi düzenli bir bilgi topluluğunun oluşumu için yaklaşık M.Ö. 2500'leri beklemek gerekmiştir. Erken dönemlere ilişkin bilgileri Vedik metinlerden ve nispeten daha geç tarihli olan Siddhantalardan edinmek olanaklıdır.

  • Hindistan'da kullanılan sayı sistemi, on tabanlı (yani desimal) olup, erken tarihlerden itibaren konumsal rakamlandırma yönteminin benimsendiği görülmektedir. Sıfırı ilk defa Hintli matematikçiler kullanmıştır. Sayı sistemindeki bu erken tarihli gelişme, aritmetiğin gelişim hızını büyük ölçüde etkilemiştir.

  • Daha sonra Pythagorasçılara mal edilecek olan Pythagoras Teoremi'nin çözümü ile ilgili erken çözüm örneklerine Hintlilerin geometrik metinlerinde rastlamak mümkündür.
    Cebir alanında birinci ve ikinci derece denklem çözümleriyle ilgilenmişler ve trigonometri alanında ise, sinüs ve kosinüs fonksiyonlarını kullanmışlardır.

  • Daha sonra Hintlilerin aritmetik, cebir ve trigonometri konusundaki bilgileri Sanskrit dilinden Arapça'ya yapılan çeviriler yoluyla İslâm Dünyası'na aktarılacak ve buradaki bilimsel uyanışta önemli bir rol oynayacaktır; on ikinci yüzyıldan itibaren Arapça'dan Latince'ye yapılan çeviriler sonucunda ise, Hıristiyan Dünyası bu bilgilerle tanışacaktır.

  • Hintlilerin evreni Yer merkezlidir ve astronomiden söz eden metinlerde Ay ve Güneş'in hareketleri ve tutulmaları, Yer, Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn'ün hareketleri, Yer ve Güneş'in birbirlerine uzaklıkları hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. M. S. beşinci ve on ikinci yüzyıllar arasında konuyla ilgili yapmış oldukları çalışmalarda ise, trigonometrik oranları da dikkate almak suretiyle, Güneş-Yer, Ay-Yer uzaklıklarını, Güneş, Ay ve diğer gezegenlerin konumlarını ve dolanım periyotlarını hesaplamaya çalışmışlar ve bunlarla ilgili sayısal değerleri içeren eserler bırakmışlardır. Bunlardan Aryabhata adındaki bir astronom ilk defa Yer'in kendi etrafındaki hareketinden söz etmiştir.

  • Hint tıbbı, başlangıcından itibaren Hint felsefesi ve kozmolojisiyle iç içe gelişmiştir. Onlara göre, canlı varlıklar evrenin küçük bir modelidir ve doğadaki diğer varlıklar gibi, toprak, su, hava, ateş ve eterden meydana gelmiştir. M.Ö. üçüncü yüzyıldan itibaren gelişen tıpla ilgili sistemler konuya yeni bakış açıları getirmiştir. Bunlardan Yoga Okulu, sağlıklı olabilmek için beden disiplinin yanı sıra, zihin disiplinini de şart koşarken, yine aynı dönemlerde ortaya atılan bir başka görüş, beden yapısının temelde kimyasal esaslara dayandığını, dolayısıyla tedavinin de aynı esaslara dayanması gerektiği tezini savunmuştur.

  • Hint uygarlığındaki bilimsel uğraşlar, bilimin gelişimi üzerinde oldukça etkili olmuştur. Bu etki ilk dönemlerde tacirlerin, seyyahların ve askerlerin yardımlarıyla gerçekleşirken, daha sonraki dönemlerde, doğrudan doğruya bilginler ve çevirmenler yoluyla gerçekleşmiştir.



ORTA ASYA’DA BİLİM


  • Orta Asya Türk tarihi M.Ö. 8000'lere ve hattâ çok daha eskilere kadar götürülmektedir. Arkeologlar tarafından bugün de sürdürülmekte olan kazılarda, taş devrinden kalma çanak ve çömleklere, çakmak taşından ve taştan yapılmış topuz veya kargı biçimindeki silahlara, buğday ve arpa yetiştirildiğine ilişkin izlere rastlanmıştır.

    Daha sonra, demir kullanılıncaya kadar geçen süre içinde hayvanlar evcilleştirilmiş, bakır ve kurşundan çeşitli eşyalar yapılmıştır. İlk defa alaşım olarak bronzu kullanan Türklerdir

    Demir devrinden sonra, iklim koşullarının bozulması nedeniyle, Türklerin güneye doğru göç ettikleri görülmektedir. Orta Asya'da atı evcilleştirmişler ve M.Ö. 2800 yılı sıralarında arabayı icat etmişlerdir.



MISIR’DA BİLİM


Nil nehri civarında gelişen Mısır uygarlığı M.Ö. 2700 yıllarından itibaren matematik, astronomi ve tıp konularındaki etkinliklerle parlamıştır. Mısırlılar matematiklerinde, kullandıkları on tabanlı hiyeroglif rakamlarıyla, sayıları sembollerle ifade etme safhasına ulaşmışlardır. Bu rakamlarla çeşitli matematik işlemlerini yapabilmişler ve cebir işlemlerine çok benzeyen ve diğer uygarlıklarda da görülen "aha hesabı" adlı bir hesaplama yöntemi geliştirmişlerdir.


Geometrilerinde ise alan ve hacim hesapları yapıyorlardı. Mimari alanında Mısırlılardan kalan eserler arasında en önemli yeri piramitler tutar; onlar birer mimari harikasıdır. Mısırlılar gökyüzü olaylarını dinî açıdan yorumlamışlardı. Gök cisimlerini tanrı olarak kabul etmişler ve gök yüzündeki olayların da tanrıların faaliyetleri olduğuna inanmışlardı; yani astronomileri dinî öğelerle iç içe idi. Takvimleri Güneş takvimi idi ve yıl uzunluğu 365 gün olarak kabul ediliyordu. Günümüzde kullanılan takvimin temelinde Mısır takvimi yer alır. Günün 24 saate bölünme geleneğini de Mısırlılara borçluyuz.


MEZOPOTAMYA’DA BİLİM


Dicle ve Fırat deltası, Asya, Afrika ve Avrupa arasında köprü vazifesi gören bir kavşak bölge olarak büyük bir uygarlığın gelişmesine çok elverişli bir yerdi. Burada gelişen Mezopotamya uygarlığının başlangıcı M.Ö. 3000 yıllarından öncesine gider. Bu uygarlığı Sümerliler, Akadlılar ve Babilliler ortaya koymuştur. Bilimsel faaliyetler olarak daha çok zaman ölçme, alan hesaplama, sulama kanallarını organize etme, değiş-tokuş gibi günlük yasamın gereklerine uygulanan astronomi ve matematik bilgileri ile karşılaşılır.


Modern astronominin temelinde Mezopotamya astronomisi bulunur. Onlar mitolojiye ve dinî inançlara dayanan astronomiden laik ve matematiksel astronomiye geçmeyi basarabilmişlerdir. Evrenin, Yer, gök ve ikisi arasında bulunan okyanustan oluştuğuna inanıyorlardı. Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn gezegenlerini ve on iki takım yıldızını tanıyorlardı. Söz konusu beş gezegenin tutulma düzlemi yakınında dolaştığını saptamışlardı. Ay yılına dayanan takvimleri daha sonraki dinî takvimlere ve İslâm Dünyası'ndaki hicrî takvime temel oluşturmuştur. Günü 12 saate, saati 60 dakikaya, dakikayı da 60 saniyeye bölmüşlerdi. Güneş, Ay ve beş gezegene bağlı olarak bir hafta 7 gün olarak kabul edilmiş, ve bu 7 günlük hafta Romalılar vasıtasıyla Avrupa'ya geçmiş ve oradan da bütün dünyaya yayılmıştır. Ay ve Güneş tutulması tahminlerini yapabilecek düzeyde astronomi bilgisine sahiptiler.


Mezopotamyalılar cebirin kurucusudurlar. Gelişmiş bir rakam sistemine sahip olmaları cebir konusunu da ilerletmelerine yol açmıştır. Birinci ve ikinci derece denklemlerini belirli gruplar halinde sınıflamışlar ve her grup için ayrı çözüm formülleri vermişlerdir. Geometrileri analitik idi. Yani, geometri problemlerinin çözümü genellikle cebir yoluyla ele alınmaktaydı. Thales Teoremi'ni dik üçgenler için bulmuş, ve kullanmışlardır. Pythagoras Teoremi'ni de biliyor ve kullanıyorlardı. Daireyi 360 dereceye bölen de Mezopotamyalılardır.


ANADOLU’DA BİLİM


Coğrafi konumu çeşitli bölgelerle bir köprü niteliğinde olan Anadolu yarımadasından ilk uygarlıkların tarihi M.Ö. 8000'lere kadar götürülmekte olup, bu uygarlığın bugünkü Aksaray ili civarında olduğu belirlenmektedir. Daha geç tarihli olanlar arasında ise Hitit, Urartu, Firig ve Lidya uygarlıkları sayılabilir.

Hititlerin Mezopotamya kökenli “şekel" ve "mina" adlı ağırlık birimlerini kullandıkları, en çok bakır ve tunçtan eşyalar yaptıkları, çivi yazısı ve hiyeroglif yazı olmak üzere iki çeşit yazıları oldukları bilinmektedir.

Van gölü civarında gelişen Urartu uygarlığında ise çivi yazısı ve resim yazısı kullanılmış, yapmış oldukları kapların üzerine, onların hacimlerini yazmışlardır.


En önemli merkezleri Gordion ve Midas olan Firigya uygarlığının Fenike alfabesinin Batı'ya yayılmasında önemli rolü olmuştur. Ayrıca, Kybele adı verilen ana tanrıça kültü de bu uygarlıktan Yunanlılara geçmiştir. Bakır-kalay alaşımı olan tunçtan eşyalar yapmışlar, bazı müzik aletlerini icat etmişler (simbal, flüt gibi), kilim dokumuşlardır. Kilim için kullandıkları "tapetes" adı bugün Fransızcada "tapis" biçimini almıştır.
Batı Anadolu'daki Lidya uygarlığının en büyük başarısı ise parayı icat etmiş olmasıdır. Böylece o dönemin ekonomik hayatında büyük gelişme saglanmış, modern ekonominin temelleri atılmıştır.


Add document to your blog or website

Similar:

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (29 ŞUBAT CUMA) iconBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (06 NİSAN CUMA)

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (29 ŞUBAT CUMA) iconBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (16 EKİM CUMA)

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (29 ŞUBAT CUMA) iconBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (09 MART CUMA)

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (29 ŞUBAT CUMA) iconBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (09 MAYIS CUMA)

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (29 ŞUBAT CUMA) iconBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (16 MART CUMA)

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (29 ŞUBAT CUMA) iconBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (13 NİSAN CUMA)

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (29 ŞUBAT CUMA) iconBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (16 MAYIS CUMA)

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (29 ŞUBAT CUMA) iconBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (11 NİSAN CUMA)

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (29 ŞUBAT CUMA) iconBilim Tarihi Ders Notları Arş. Gör. Serhat KÜÇÜK

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (29 ŞUBAT CUMA) iconİNKILAP TARİHİ DERS NOTLARI

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page