Uygun, S., “Eğitmenlikten Öğretmenliğe…” Tarih ve Toplum Dergisi, Cilt 38, Sayı 224, 39-44, (2002), (Not: Doktora öncesi yayındır). Selçuk UYGUN EĞİTMENLİKTEN ÖĞRETMENLİĞE




Indir 54.46 Kb.
TitleUygun, S., “Eğitmenlikten Öğretmenliğe…” Tarih ve Toplum Dergisi, Cilt 38, Sayı 224, 39-44, (2002), (Not: Doktora öncesi yayındır). Selçuk UYGUN EĞİTMENLİKTEN ÖĞRETMENLİĞE
Date conversion26.06.2013
Size54.46 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://www.selcukuygun.com/site/wp-content/uploads/2010/09/F9.-Eğitmenlikten-Öğretmenliğe…1.doc

F9. Uygun, S., “Eğitmenlikten Öğretmenliğe…” Tarih ve Toplum Dergisi, Cilt 38, Sayı 224, 39-44, (2002), (Not: Doktora öncesi yayındır).


Selçuk UYGUN*


EĞİTMENLİKTEN ÖĞRETMENLİĞE...**


Bu yazıda, Türkiye’de ilginç bir uygulama olan eğitmen konusu ele alınacaktır. Konu incelenirken ilk olarak, eğitmen kurslarının açılış nedenleri üzerinde durulacak; sonra, eğitmen kursları ve eğitmenlerin uygulamaları konusunda, eğitmen Ramazan Yılmaz’ın anlatılarına yer verilecektir.

Eğitmen Uygulaması Öncesi Genel Durum

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ve daha sonraki yıllarında en büyük uğraşlarından biri, cehaletle mücadeleydi. Bu mücadelede halkın okur yazarlığı her zaman öncelikli konulardandı. Atatürk’ün başöğretmenliğinde, 1928 yılında, başlatılan okuma yazma seferberliği “Millet Mektepleri” ile doruğa ulaşmasına karşın,1930’lu yılların başından itibaren bu seferberliğin heyecanı gittikçe düştü.1

Millî Eğitim (Kültür) Bakanlığı’nın hazırladığı rapora göre, 1935 yılında zorunlu öğrenim çağındaki çocuk sayısı yaklaşık 1.800.000’dir. Bunlardan ancak 678.000’i ilkokullara kayıtlı görünmektedir. Okula kayıtlı olanların 308 bini kent ve kasaba okullarında, 370 bini köy okullarında okumaktadır. Köylerde yaşayan 13 milyon 401 bin nüfusun %12’sini oluşturan 1.608.000 çocuktan yaklaşık bir milyon yüz bini okula gidememektedir.2

Çağdaş bir Cumhuriyet kurulmuştu. Ancak, Türk insanı, özellikle köyler Cumhuriyetin değerlerinden habersizdi. Köylerimiz, genelde ilkel bir yaşantı içindeydi. Üretim araç, biçim ve ilişkilerinin ilkelliği, bunların doğal sonucu olarak tüm yaşayış, düşünüş ve inanıştaki gerilikler çok çarpıcı ve uyarıcı idi.3 Tüm bu olumsuzluklardan kurtulmanın yolu, Atatürk’ün de işaret ettiği gibi, eğitimden geçiyordu. Eğitimin en önemli öğesi ise öğretmendir. Cumhuriyetin büyük bir öğretmen ihtiyacı vardı; ancak, imkânları da sınırlıydı. Ülkenin bu ihtiyacı karşılayacak öğretmenleri yetiştirebilmesi için ne ekonomik ne de öğretmen yetiştiren kurumları yönünden yeterli gücü vardı.

1935-1936 öğretim yılında ilkokullara öğretmen yetiştiren 13 İlköğretmen Okulu ve buralarda 2 805 öğrenci bulunuyordu. Bu, yılda ortalama 600-650 yeni öğretmen yetiştirilecek demekti. Oysa ki yılda yaklaşık 800 öğretmen değişik nedenlerle meslek dışı kalıyordu.4

Farklı Bir Öğretmen Tipi Yetiştirme Yolunda

1935’de gerçekleşen devrin tek partisi CHP’nin kurultayında gündemin önemli konularından biri, nüfusun %80’nini oluşturan köylülerin okutulması idi. Bu kurultaydan sonra toplumun cehaletine çözüm bulmak ve yeniden bir eğitim seferberliği başlatmak için arayışlara girişildi. Ancak, sorun çok büyüktü: Türkiye’de kırk binden fazla köy vardı. Bu köylerin kalkınması, köylünün okur yazar olması, hem devrimcilik, hem de halkçılık prensiplerinin gereğiydi. Kırk bin köyde yaşayan halkın haklarını ve ödevlerini öğrenebilmesi, okur yazar olması nasıl sağlanacaktı? Şehir ve kasabalardaki okullar bile yeter derecede öğretmen bulamazken, kırk bin öğretmen nereden bulunacaktı?5

İlk olarak, 1936 yılında az nüfuslu köylerde açılacak 3 sınıflı okullara öğretmen bulmak için askerliklerini çavuş olarak yapmış olanlardan yararlanma düşüncesi ortaya atıldı. Çünkü, askerde çavuş olanlar ya daha önce millet mekteplerinde ya da askerde okuma yazmayı öğrenmişlerdi. Bu nedenle onları yetiştirmek zor olmayacaktı. Fakat, çavuşlardan yararlanma düşüncesine öğretmenlik mesleğinden gelenlerin hemen tümünün ilk tepkisi olumsuz oldu; çünkü bunu, öğretmenlik mesleğini küçültücü ve yozlaştırıcı buluyorlardı.6 Yöneticilerin bu konuda tereddütleri vardı. Kısa sürede ve çok sayıda öğretmen yetiştirmek için “çavuş-öğretmen” düşüncesi pratik bir yoldu. Bu düşüncenin Atatürk’ten geldiği yönündeki duyumlar da fikrin kabulünü kolaylaştırdı.7

Böylece, 1936 yılının sonunda, Eskişehir Mahmudiye’de “Eğitmen Yetiştirme Denemesi”ne başlandı. Burada yetiştirilenler, stajyer olarak Ankara köylerine gönderildiler, ve gittikleri köylerde büyük başarı gösterdiler. Bundan sonra eğitmen kursları yaygınlaştırıldı. Eğitmen yetiştirme uygulaması, 5-6 aylık yoğun kurslar şeklindeydi. Eğitmen deneme kurslarının olumlu bir sonuç vereceğine iyice inanıldıktan sonra, 11 Haziran 1937 tarihinde 3238 sayılı “Köy Eğitmenleri Kanunu” çıkarıldı. Eğitmen uygulaması, okuma yazma konusunun ötesinde, toplum kalkınmasını da hedef alıyordu. Bundan dolayı, bu farklı öğretmen tipine “Eğitmen”, tek eğitmenin bulunduğu köy okullarına da “Eğitmenli Köy Okulu” adı verildi. Eğitmenli köy okulları üç yıl süreli idi. Bunların ara sınıflarına öğrenci alınmıyordu. Öğrenciler üçüncü sınıfı bitirdikten sonra kendilerine diploma veriliyor, sonra yeni dönem için birinci sınıfa öğrenci kaydı yapılıyordu. Tam zamanlı temel eğitimi gerçekleştirmede eğitmenler, geçiş döneminin öğretmenleriydi.8 Eğitmen yetiştirme modeli, Köy Enstitüsü olarak geliştirildi. Böylece, farklı tipte bir öğretmen yetiştirme anlayışı önem kazandı.

1936 yılında yetiştirilen eğitmenlerle köylerde 79 eğitmenli okul açıldı. Bu sayı,1946-1947 öğretim yılına gelindiğinde 8403’e ulaştı. Böylece, binlerce köy çocuğu okuma fırsatı buldu. Ülkemizde okuma yazma oranının artmasında, eğitmenlerin önemli yeri vardır. Çok az bir ücretle (başlangıçta, on lira) köylerde görev alan eğitmenlerin köy kalkınmasında, köy okulunun yapımında ve Cumhuriyet değerlerinin köylere ulaştırılmasında önemli etkileri oldu.

Köy Okullarına gönderilen eğitmenlerin ellerine verilmek üzere “Kılavuz Kitaplar” da hazırlandı. Kısa süre kurstan geçirilen eğitmenler için, pedagojik bilgileri kapsayan bu kılavuzlar çok önemliydi. Örneğin bir saatlik ders için, eğitmene kılavuzda dersi şu şekilde yapması önerilmekte idi:

1- Geçen derste tembih ettiğin şeyleri yapıp yapmadıklarını yokla. Yanlış yapanları düzelttir. Hiç yapmayanlara yaptır.

2- Kitabın (7) inci sayfasındaki yazıları birkaç çocuğa okut.

3- Sayfanın sonundaki soruların cevabını defterlerine yazdır.9

Başlangıçta erkek olan çavuşlardan yararlanma düşüncesiyle ortaya çıkan eğitmenlik düşün ve uygulaması olgunlaşınca, az da olsa, kadınlardan da eğitmenler yetiştirildi.10 Eğitmen denemesinden kısa bir süre sonra, 1938’de açılan ve 17 Nisan 1940 yılında yasalaşan Köy Enstitüleri sistemi içinde, 17 Nisan 1948’e kadar eğitmen yetiştirilmeye devam edildi.


Yaşayan Bir Eğitmenle Görüşme

Başlangıçta emeklilik hakları dahi olmayan, az bir ücretle, uzak ve en küçük köylerde sessiz bir sabır ve köylüce bir dayanıklılıkla çalışan eğitmenler11, Türk eğitim tarihi alanında sözlü tarih çalışması yaptığım için, beni ilgilendirdi. Yakın tarihimizde ilginç bir uygulamanın ürünü olan bu eğitmenlerden en az biriyle görüşmeyi çok istiyordum. O yıllarda eğitmen kurslarına nasıl gidildi? Bu kurslara kimler öncülük etti? Kurslarda neler yapıldı, nasıl bir eğitim programından geçirildiler? Atamaları nasıl yapıldı? Gittikleri yerlerde ne tür sorunlarla karşılaştılar?... Bu ve benzeri sorular belki yazılı kaynaklarda cevap bulmuştu, ama uygulamanın içinde bulunmuş birisinin anlatacakları benim için önemliydi. Tarihin süzgecinden geçmiş yazınsal belgelerin dışındaki canlı tanıklıklar, bana ayrı bir heyecan veriyordu. Bu tür tanıklıkların, yazınsal anlatılara farklı bir boyut getirebileceğini düşündüm.

Ramazan Yılmaz adında emekli bir eğitmenin Manisa Salihli ilçesinin Adala kasabasında yaşadığını öğrendim ve kendisiyle 15 Temmuz 2001 tarihinde evinde görüştüm. Bu görüşmeyi önce, ses bandına aldım ve oradan yazıya aktardım. Yazıya aktarılmış bu ham veriyi yayına hazırlarken hem okuyucuyu hem de görüşme bütünlüğünü gözeterek tekrar düzenledim. Sözlü tarih tanıklığının yayın kurallarına uyarak Ramazan Yılmaz’ın anlatısını olduğu gibi, anlatım diline dokunmadan, okuyuculara iletmek istedim. Bunu yaparken de dipnot ya da parantez içindeki açıklamalar ve anlatım bütünlüğünü bozmadan koyduğum ara başlıklarla okuyuculara yardımcı olmak istedim.


Eğitmen Ramazan Yılmaz


İlk Yıllar, Askerliği

1914’de doğmuşum. Yedi kardeşmişiz, hepsi ölmüş, bir ben kalmışım. Ailecek çiftçilik yapardık. Gördes’in cıcıklı Köyünde doğmuşum, 1914’de. Askere 938 senesinde gittim. Okuma yazmayı, 928’de ilk yeni yazı çıktığında bir ay gece mektebinde okudum. (...) Gündüz hayvanlarımızı güderdim, akşam gece mektebinde okurdum. Askere gittim, çavuş oldum. Üç sene askerlik yaptım. (...) Ordan, sonra okur yazar olduğum için çavuş kursuna ayrıldım. Dört ay çavuş kursunda durdum.
Eğitmen Kursuna Gidişi

Terhis oldum; bir sene sonra eğitmen kursuna gittim.12Önceden eğitmen vardı köyümüzde; eğitmenliği o bıraktı. Mâli durumları iyiydi. Ben amele olarak çalışıyordum. Gördes’e gittim; İlköğretim Müdürü vardı, Ona söyledim: Borlu’lu Hasan Bey’in kardeşi. O, “yok kalktı” dedi. Ondan sonra, bir ara, Borlu’nun nahiyesi vardı, kalkan nahiye vardı.13 Orda gezici başöğretmen Oğuz Bey vardı; köye gelmiş. “Köyde eğitmen kursuna gitcek var mı?” diye sormuş. Benim gittiğim de duyuldu. Beni çağırtmış, vardım. “Eğitmen kursuna gider misin?”dedi. “Gönderirseniz giderim” dedim. Kalktım, bir ara, Temmuz ayının kaçıydı bilmiyom. Eski Borlu’ya vardım, beni çağırtmış; vardım. “ Ne o Bey?” dedim. “Yarından tez elden toplan. Kızılçullu Köy Enstitüsüne gitceksin.14 Orda eğitmen kursu açıldı” dedi. “Elimize bir belge vermicek misiniz?” dedim. “Belgeyi ben gönderdim” dedi. (...) Yaya olarak Salihli’ye kadar gittim. Salihli’den trene bindim, vardım. Basmâne’den Kızılçullu’ya yaya olarak gittim. Sordum eğitmen kursunu; gösteriverdiler, vardım. Eğitim şefi vardı, İzzet Bey; onu buldum, anlattım durumu. “Benim evrak geldi mi? Ben eğitim almak için geldim”dedim. “Hayır gelmedi ya, sen devam et. Ben senin evrağını isterim” dedi. Biz devam ettik, çalıştık. (...)
Eğitmen Kursunda

Biz 4 ay eğitmen kursunda kaldık. Gündüzleri ders, akşamları karartma var, Alaman Harbi var. Işık yok; gündüz ne öğrendiysek o. Haftada bir, bir buçuk gün ziraat, bir buçuk gün sanat, üç gün okuma yazma, altı gün. Velhasıl bir ay kala, bir buçuk ay kala biz ordan, (...) Aydın’a mı bağlı nere bağlı, Ortaklar Köy Enstitüsü? (...) Köy enstitüsü yapılacakmış; ora tavla yapmaya gittik. Bir ay, bir buçuk ay mı kerpiç kestik. Bir yağmur yağdı, kerpici aldı, eritti. Taş çektirdiler orda; 9. Devre eğitmen kursu olarak (...) bir tavla, hatta avlusu da vardı; orda bir tavla yaptık.15

Velhasıl, ordan, onu bitirdikten sonra Germen’in bir köyüne, Reis denen köyüne tatbikata gittik. Ordan, nasıl ders verildiği öğrendik. Ders vermeye gittik. Öğretmenlen ders verdik. “Şöyle yapın, böyle yapın” onu öğrettiler. (...) oranın bir eğitmeni varmış, o ders verdi. Sonra biz de sıraylan ders verdik. Tatbikat bu şekilde oldu. Yani memlekete vardığımız zaman ders bu şekilde verilcek!

Eğitmen Olarak Köyüne Dönüş

Ordan döndük, bize bir emir geldi. Hadi bakalım geri şeye, Kızılçullu’ya; Kızılçullu’ya geldik. Bir iki teneke buğday verdiler tohumluk, bir kat elbise, bir de ayakkabı. Tohumluk buğdayı sattım. Getirip de ne yapcam tohumu dedim.16 Kalktık eve, bura geldik. Burda üçüncü sınıfı bırakmış arkadaş, 19 talebe. (...) Saçayak Köyüne geldim. Orda üçüncü sınıfı devraldım ve okuttum, ondan sonra yola devam ettik. Onbeş sene o köyde çalıştım.(...) Baraj olup su altında kalınca Gördes’in aynı köyü Saçayak, Gördes’in Cıcıklı Köyü; Cıcıklı Köyüne tayinimi çıkarttım. Orda 16 sene 7 ay çalıştım.
Eğitmen Kursunda Dersler

(Eğitmen Kursunda), dersleri öğretmen verirdi bize. Dersler şu: okuma yazma, matematik. Ondan sonra sosyal bilgiler diye bir şey yoktu o zaman. Eğitmene, eğitmenlere ait ayrı bir kitap vardı, Yurt Bilgisi diye. Onları okuduk, onları öğrettiler. Öğretmenler hakkatan çok çalıştı. Ama biz, geceleri karartma olduğu içün, ben okuma yazmayı bildiğim içün, şeyi öğrenemedim, bayağı kesiri. Hatta içimizden arkadaşlar, Demirci’den (Manisa’nın Kazası) sekiz taneydi, çarpma tablosunu öğrenmeden gitti. Arkadaşlar! dedim; “ere, çavuş kursunda biz imtihana girdik, 5 kişi kazanamadı. Ere, bizi bir imtihana tutarlarsa hiç birimiz eğitmen olamaz!” (...) Köye geldik, o şekilde geldik.
Köyde Eğitmen Olarak İş Başında

Birinci yıl, ikinci yıl, üçüncü yıl kılavuzu vardı. Öğrencilerine vereceğin bütün dersler harfi harfine onda yazılı. Yani birinci sınıfta fişler nasıl yazılacak, nasıl olacak falan bütün hepsi onda yazılı. Birinci sınıfı, ikinci sınıfı, üçüncü sınıfı; beni yetiştiren o kılavuzlardır. O zaman ben kursta, çok az bi şey öğrendim. Allah razı olsun öğretmenlerimizden! Ben zaten matematiği burda biliyodum. Matematikten bir şey, tek, hatta günümüzde üçüncü sınıfta onuna, yüzüne, binine çarpma yok. Sıfırlar o sayının önüne konur. Öyle yazardık. Ondan sonra onuna, onbeşine, yirmibeşine, ondokuzuna, yirmibirine çarpma ezbere, üçüncü sınıfta ezbere. Ezbere çarptırırdık. Gösterirdim çocuklara, yazardım; şu şekilde olacak. Ona göre çocuklar yazardı. Bizim dönemizde para diye bir şey vardı. On para, yirmi para, kırk para, elli para. Kırk para bir kuruş. Müfettiş geldi, Halil Yıldırım isminde. Bir çocuk kaldırdı; talebe, üçüncü sınıfta. “Oğlum bir para kaç santim yapar?” Çocuk yazdı: 2,5. “On para kaç santim yapar?” onun sıfırını 2,5ğun sıfırını çizdi. “Ne yaptın ?” dedi. “Efendim 2,5’ğu onla çarptım, buçukta sıfır okunmadığı içün sıfırı çizdim.”dedi . (Müfettiş),“Hakkaten hoca çalışmışsın matematikte” dedi. Benim aldığım raporlar hep iyidir. Okulu bitirdikten sonra ben, arkadaş, iki arkadaş çalıştık; 10 sene mi ne? Dışarı çıktıktan sonra dışarda ere birinci sınıfsa toprakta, çöple hece yazdırırdım, yazı yazdırırdım. Ere ikinci, üçüncü sınıfsa okulun arkasında beton vardı böğle, betonun üstünde kitapla bir saat ders yapardım. İşim yok başka; onun içün benim yetiştirdiğim talebelerden, on tane mi, oniki tane mi öğretmen, öğrencim var. Emekli oldu hepsi. On tane mi, sekiz tane mi köy imamı var. Bir tanesi de hakim oldu. (...)

Eğitmen Kursunda Arkadaşlıklar ve Öğretmenleri

(Kızılçullu Köy Eğitmen Kursunda barınma, yeme, içme) durumları eyiydi. Fena değildi. Alaman Harbi zamanındaydı. Aynı talebelerle giderdik. Aynı talebelerle beraber yemek yerdik. Yemeğimiz aynı çıkardı.

Arkadaşlarımızla ilişkilerimiz, zaten ben bilmiyom otuz kişi miydik, kırk kişi miydik bilmiyom, sayısını bilmiyom. İyiydik, neyleyelim birbirimizi, Herkes kendine.(...) Baraka diye bir yerde yatardık. Beş kişi bir kümeydi. Beş kişiye bir öğretmen (verirlerdi); hatta ben beşinci kümedeydim. Öğretmenim Somalı, Savaştepe’den Kasım Kürkçü isminde çok çalışkan, çok efendi bir öğretmenimdi. “Çok bir şeyler öğretem” dedi. Bir türlü bayağı kesiri öğrenemeden geldim.

Görev Başında Yaşadığı Sorunlar

Eğitmenken, en çok bizim (sorunumuz), kazaya gitmek, toplantılara gitmek gelmek (için) vesayit yok. Salihli’den arabalar gece kalkar, gece saat dörtte, üç buçukta, dörtte yola ineriz. Onunla giderdik. En çok karşılaştığımız zorluklar bunlar. İkincisi, yazdığımız evrakları Köprübaşı Okuluna ulaştırmak içün güçlük vardı. Köyün adamı biraz vahşi. Çoğu akrabam. “Arkadaş! Cuma günü Borlu’ya gitcek varsa bize haber versin, evrak göndercez.”: Ayın 15’inde bir devam raporu vardı bizim. Her ayın 15’inde; kaç öğrenci devam etmiş, hasta ne kadar, izinli ne kadar? O devam raporunu göndermek mecburiyetindesin. Kimse olmuyo. Bu iki güçlük vardı. (...) Ekmek zaten yok. Gaz lambası (var). Ekmeği burdan götürüyoz. Ekmeği örtüyoz. Ekmek küfleniyo. Bir haftalık, burdan götürüyoz. Fırun yok, bakkal yok. Ondan sonra dükkân yok. Gave yok, alektrik yok. Hep gaz lambasınla çalıştım.
Maaş Durumu

Maaşlarımız, başladığımda 18 lirayla başladım. “Aynî Yardım” isminde 6 ayda bir 15 lira verirlerdi.(...) Demokrat Parti iktidara gelip de, Menderes başbakan olunca %50 zam yaptı.100 lira maaş aldık. 100 lira 300 liraya kadar, senelerini bilmiyom. 300 liraygana 300-350 miydi, Personel Kanunu çıktı, 968’de. Personel Kanunu çıkınca (...)16. dereceden başladık.17 Çalıştığım 20 yılı borçlandık.18 Onlar dahil olunca, ondan sonra 3500 liralık 3500 lirayla emekliye ayrıldım.

Ders Etkinlikleri

Ben ekserayat birinci, ikinci sınıfı alırım. Çünkü öğretmesi zor değil. Birinci, ikinci sınıfı bana verirlerdi. Erdoğan Pınar isminde Manisa’nın Çobanhisar Köyünden bir müfettiş geldi. Arkadaşım da Çobanhisarlı, onun hemşerisi. Üç sınıf var bende. Dedim, “efendim, şurası birinci sınıf, şurası ikinci sınıf, şurası üçüncü sınıf”. “Teker teker okutalım, yazdıralım” dedi. Çocuklara güveniyom. “İyi” dedim. Birinci sınıftan dört çocuk kaldırdı tahtaya. “Köyümüz yeşil yamacın üzerine kurulmuştur”, yaz. Efendim bunların birinci sınıf tabi. Hepsi de yazdı. Yalnız birisi imlâ hatası yaptı. “Brova hoca!” dedi. “Dağıt çocukları gezelim. Bugün sende misafirim” dedi. Böyle yetiştirdim. Üçüncü sınıfa kadar. (...)Yani talebenin çokluğuna göre öğretmenle beraber çalıştık. Öğretmen dördü, beşi alıyo; eğer dört beş çok olursa ben birden üçe kadar alıyodum. Bize üçüncü sınıfa kadar emir var. Üçten yukarı yok. Belgeyi, biz eğitmen olduğumuzdan üçüncü sınıftan verirdik. O zaman öyleydi. Üçüncü sınıfı bitirdik mi yazardık, gönderirdik kazaya. Vilayete tasdike gider, geri gelir. Mezun olan öğrencilere, üç sınıftan mezun olana diploma verirdik. Memur olduğumuz zaman zaten öğretmenle çalıştık. Bütün mesuliyetler okul müdürüne aitti. Ben yalnız ders ile uğraşırdım.
Diğer Öğretmenlerle İlişkileri

(Öğretmenin) birinle biraz anlaşamadık. Samsun’un Ladik Kazasının, hele bilmem ne köyündendi. O arkadaş ilk geldi; onunla biraz anlaşmadık, anlaşamadığımız oldu. Ondan sonra gelen arkadaşla o kadar samimiydik, o kadar! (...) Birbirimizden hiçbir şikayetimiz yoktu. Yani bir işi olup da, çok mühim bir işi olup da şayet kazadan izin alma durumu olmadan, gitcek hastası, daha bir şey olduğu zaman dersine ben girerdim. Zaten bir öğretmen var, o da okul müdürü. Bir de ben, eğitmen, iki kişi.
Özlük İşleri

Bizi, karakol onbaşılarını, 968’de Personel Kanunu çıkınca memur statüsüne aldılar. Ondan önce biz ücretli çalışıp maaşı öyle alıyoduk. Mesela bu Temmuz ayını çalışıyoduk, maaşımızı öyle alıyoduk. 968’de Personel Kanunu çıktıktan sonra memur statüsüne girince maaşı önden aldık.
Ders Planı- Teftiş

(...) Zaten, dağın başıydı köy, Cıcıklı Köyü. İşte bir saat çocuklarla çalışırdım, ondan sonra kalkar günlük raporu yapardık. Günlük plan yapardım. Yıllık plan, aylık plan yapmadım hiç. Hatta müfettiş dedi, “neden plan yapmadın?”. “Ben günlük plan yapıyom, çalışmak için” dedim. Mustafa Parlar isminde bir müfettiş, “ mevzuat istiyo hocam”dedi: “talebe burda, ben de burdayım. Ona göre” dedim. Son biri geldi, ayrılcağıma yakın. “Seni, arkadaşın biri” dedi, Yaşar Bey isminde bir müfettiş vardı, “çok metediyo”. Hoca! dedim. “Ben ayrılcam. Talebe burda, ben de burda, zatınızda burda. Talebeye göre, çalışma durumuna göre rapor ver. Bana (çok olsa) kademe ilerlemesi vermezsin. Bir dönem geri bırakırsın!”


Köylülerle İlişkileri

Köylülerle ilişkimiz, gerçekten çok az denecek kadar azdı. İlişkimiz eyiydi, yanımıza gelip bizimle alâkadar olan, konuşan yok. İki öğretmen başbaşa veya orada bir komşumuz varsa onunla konuşurduk. İlişkilerimiz eyiydi. Aramızda köylülerle dedikodu, gavga mavga yok, öyle bir şey yoktu. Biz de aynı vatandaş, onlar da. Aynı onlarla beraber, zaten ayrılık yapamazsın. Eğitmen olarak zaten köyden ayrılık yapamazsın. Onlarla konuşacaksın, mümkün mertebe. (...)
İnkılâpların Anlatımı

Bütün çocuklara, Atatürk’ün yaptığı inkılâplar, inkılâp deyince çocuk bir şey anlamıyo. Yenililikler, yani Atatürk’ün yaptığı yenilikler nedir? (...)Atatürk’ün inkılâplarını tamamen öğrettik.

Son Söz

Fakir bir aileydim ben; fakir ailenin çocuğuydum, ne anlatayım. Eğitmen kursuna gittik geldik. Gene fakirim ben. Zengin değilim. Hamd olsun devletin verdiği üç beş kuruşla idare oluyoz.19
SONUÇ

Eğitmen deneyimi ve bir eğitmenin yetişme ve meslek hayatına ilişkin sözlü anlatılarından çıkarılabilecek başlıca sonuç ve değerlendirmeler maddeler halinde şunlardır:

  1. Eğitmen uygulaması ülkenin içinde bulunduğu zaruretlerden ortaya çıkan pratik ve kısa yoldan öğretmen yetiştirme çabasıdır.

  2. Bu yolla, bir çok köy, üç sınıflı da olsa, bir öğretmene kavuşmuş; köy çocukları okuma yazma fırsatı bulmuş ve köy yaşantısında değişiklikler oluşturulmaya çalışılmıştır.

  3. Eğitmen uygulaması, köy için yeni tip öğretmen yetiştirilmesi konusunda Köy Enstitülerine giden yolda önemli bir aşamadır.

  4. Eğitmenler için hazırlanan kılavuz kitaplar, eğitmenlerin yetersiz oldukları alanlarda kendilerini yetiştirmelerinde önemli bir boşluğu doldurmuştur.

  5. Eğitmenler okuma yazma seferberliğine yeni bir hız kazandırmış, özellikle kırsal kesimlerde okur yazarlığın artmasında etkili olmuşlardır .

  6. Eğitmenlik uygulamasında görülen bazı aksaklıklar da olmuştur:

  • Bazı eğitmen adaylarının seçiminde yeterli özen gösterilmemiştir.

  • Eğitmen kursiyerlerinin yetiştirilmesinde de bazı yetersizlikler görülmüştür.

  • Eğitmenlerin hizmet-içi eğitimleri yeterli değildir.

  • Eğitmenlerin çok az bir ücretle çalıştırılmaları, onların etkilerini sınırlandıran nedenlerden biri olmuştur.

Bir dönem eğitimimizde önemli bir boşluğu dolduran eğitmenleri ve bu uygulamayı daha sağlıklı değerlendirmek için, o dönemin koşullarını gözönünde tutmak gerekir. Ramazan Yılmaz’ın anlatıları bu savımızı destekleyen canlı bir örnektir.



* Selçuk UYGUN: Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi, ESTT Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi ve Doktora Öğrencisi

** Bu makale Prof. Dr. Yahya Akyüz’ün danışmanlığında yapmakta olduğumuz “Öğretmenlik Mesleğine İlişkin Bir Sözlü Tarih Araştırması (1938-1950)”adlı doktora tez çalışması sırasında hazırlanmıştır.

1Yahya Akyüz; Türk Eğitim Tarihi (Başlangıçtan 2001’e), Alfa Yayınları, İstanbul, 2001, s.366.

2 Bahattin Uyar; Tonguç’un Eğitmenleri, Öğretmen Dünyası, 2000, Ankara,s.66.

3 Hürrem Arman; Piramidin Tabanı 1, Ankara,1969, s.193.

4 Engin Tonguç; Bir Eğitim Devrimcisi: İ. Hakkı Tonguç, Güldikeni Yayınları, Birinci Kitap,2001, s. 273.

5 K. Nami Duru; “Kültür sahasında Bir Deneme”, Kültür Bakanlığı Dergisi, Sonkânun 1937,s. 133.

6 Tonguç; a.g.e.,2001, s.271.

7 Uyar, a.g.e.,2000,s.78; Y. Akyüz, a.g.e., 2001, s. 354

8 Niyazi Altunya; Köy Enstitüsü Sisteminin Düşünsel Temelleri, Özkan Matbaacılık, Ankara, 2000, s.9.

9 Köy Eğitmenleri için İkinci Yıl Öğretim Kılavuzu, İstanbul Devlet Basımevi,1939,s.7.

10 Uyar; a.g.e. s,239.

11 Talip Apaydın; Karanlığın Kuvveti, Arat Yayınevi, İstanbul, 1967, s.41.

12 Ramazan Bey, eğitmen kursuna gittiği tarih konusunda pek kesin konuşamıyor. Ancak onun daha sonraki anlatılarından da anlaşılacağı üzere 9. devre eğitmen kursuna katıldığı kendi ifadesinden anlaşılıyor. Her yılın 1 Nisanında başlayan kursların 9. devresi 1944 yılına rastlar. (bkz, Yalman, A.Emin;Yarının Türkiye’sine Seyahat, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı yay., üçüncü baskı, 1998 (ilk baskısı 1944) s.149.

13 Demirköprü Barajının altında kalan eski yerleşim yerini kastediyor.

14 30 Ekim 1937’de eski Amerikan Kolejinin görkemli yapılarında kurulan Kızıçullu Köy Öğretmen Okulu’nda (daha sonra Köy Enstitüsü adını alacaktır,1940) bir kardeş kurum olarak Nisan 1938’de Kızılçullu Eğitmen Kursu açılmıştır. (bkz, Uyar,a.g.e., s.228)

15 “Tavla”: Atların barındığı ahır, At ahırı (bkz, Türkçe Sözlük,TDK,2.Cilt,s.1430)

16 Köy Eğitmenler Kanunun 5. Maddesine göre köylere eğitmen olarak görevlendirilenlere Tarım Bakanlığı bütçesinden parasız tohum, fidan, damızlık, ziraat aletleri gibi gereçler verilirdi. Bundan amaç, köylerin sosyo-ekonomik yaşamına olumlu yönde katkı sağlamaktı. “Tarım Bakanlığının eğitmenler eliyle köylere soktuğu buğday ve arpa cinsleri, köylüler tarafından “eğitmen buğdayı”, eğitmen arpası” şeklinde adlandırılmıştır. Eğitmenler köylere, bir çok yeniliğin girmesinde, bu şekilde öncülük etmiştir” (Öztürk, C.; Atatürk Devri Öğretmen Yetiştirme Politikası, Türk Tarih Kurumu yayını, 1996, s.149)

17 Ayrıntılı bilgi için: “326 sayılı yasa ile Köy Eğitmenleri Kanunu kaldırıldı ve eğitmenler aylıklı kadrolara geçirildi. Buna göre tüm eğitmenlerin intibakları 14. dereceden kadroya yapıldı. Ayrıca atamaları, yükselmeleri, ödül ve ceza işlemleri ilkokul öğretmenleri hakkındaki hükümlere uyduruldu. Bunların, salt köylerde çalışmaları koşulu eskisi gibi sürdü.”(Bkz, Uyar, a.g.e., 2000,s.340)

18 Eğitmenler ücretli çalıştıkları için emeklilik hakları yoktu. Sonradan çalışmış oldukları süreleri borçlanarak emeklilik haklarını kazandılar.

19 Emekli Sandığı verilerine göre Ocak 2002 tarihinde bir eğitmen (3. derece 2. kademe, 1600 ek göstergeye sahip) ayda 333 470 000 TL almaktadır. Türk-İş’in Ocak ayı (2002) hesaplamalarına göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 308, yoksulluk sınırı ise 935 milyon liradır ( Türk-İş Haber Bülteni, 28 Ocak 2002)


Add document to your blog or website

Similar:

Uygun, S., “Eğitmenlikten Öğretmenliğe…” Tarih ve Toplum Dergisi, Cilt 38, Sayı 224, 39-44, (2002), (Not: Doktora öncesi yayındır). Selçuk UYGUN EĞİTMENLİKTEN ÖĞRETMENLİĞE iconUygun, S., “Eğitim Tarihi Araştırmalarında Sözlü Tarih Yaklaşımı ve Sözlü Tarihte Bir Öğretmen: Hayrettin Uysal”, Çağdaş Eğitim Dergisi, Yıl 31, sayı 328

Uygun, S., “Eğitmenlikten Öğretmenliğe…” Tarih ve Toplum Dergisi, Cilt 38, Sayı 224, 39-44, (2002), (Not: Doktora öncesi yayındır). Selçuk UYGUN EĞİTMENLİKTEN ÖĞRETMENLİĞE iconYALÇINKAYA, Timuçin, “Bilgi Toplumunda Yaratıcılığın Artırılmasında Sinerjik İlişkinin Rolü”, “İş, Güç” Endüstri İlişkileri ve İnsan Kaynakları Dergisi, Cilt: 4, Sayı: 1, www isguc org, 2002

Uygun, S., “Eğitmenlikten Öğretmenliğe…” Tarih ve Toplum Dergisi, Cilt 38, Sayı 224, 39-44, (2002), (Not: Doktora öncesi yayındır). Selçuk UYGUN EĞİTMENLİKTEN ÖĞRETMENLİĞE iconAşağıda belirlenen şablon, çalışmalarınızda kolaylık sağlamak içindir. Eğer şablon çalışmalarınız için uygun ise kullanabilir uygun değilse size uygun bir

Uygun, S., “Eğitmenlikten Öğretmenliğe…” Tarih ve Toplum Dergisi, Cilt 38, Sayı 224, 39-44, (2002), (Not: Doktora öncesi yayındır). Selçuk UYGUN EĞİTMENLİKTEN ÖĞRETMENLİĞE iconRöportaj: Doç. Dr. Selçuk UYGUN

Uygun, S., “Eğitmenlikten Öğretmenliğe…” Tarih ve Toplum Dergisi, Cilt 38, Sayı 224, 39-44, (2002), (Not: Doktora öncesi yayındır). Selçuk UYGUN EĞİTMENLİKTEN ÖĞRETMENLİĞE iconUygun, S., “Öğretmen Örgütlenmesinin 100. Yılında Öğretmen Örgütleri ve Çanakkale Muallimler Birliği”, Çağdaş Eğitim Dergisi, yıl 34, sayı 363, 18-25, (2009). M. EMİN SOYSAL’IN HAYATI VE KÖY ENSTİTÜLERİ TARİHİNDEKİ YERİ

Uygun, S., “Eğitmenlikten Öğretmenliğe…” Tarih ve Toplum Dergisi, Cilt 38, Sayı 224, 39-44, (2002), (Not: Doktora öncesi yayındır). Selçuk UYGUN EĞİTMENLİKTEN ÖĞRETMENLİĞE iconEğitim Fakültesi Dergisi Cilt: 7 Sayı: 12 Güz 2006

Uygun, S., “Eğitmenlikten Öğretmenliğe…” Tarih ve Toplum Dergisi, Cilt 38, Sayı 224, 39-44, (2002), (Not: Doktora öncesi yayındır). Selçuk UYGUN EĞİTMENLİKTEN ÖĞRETMENLİĞE iconEğitim Fakültesi Dergisi Cilt: 6 Sayı: 10 Güz 2005

Uygun, S., “Eğitmenlikten Öğretmenliğe…” Tarih ve Toplum Dergisi, Cilt 38, Sayı 224, 39-44, (2002), (Not: Doktora öncesi yayındır). Selçuk UYGUN EĞİTMENLİKTEN ÖĞRETMENLİĞE iconCilt: 1 Sayı: 2 Şubat, 2002 AYLIK EPİDEMİYOLOJİ RAPORU

Uygun, S., “Eğitmenlikten Öğretmenliğe…” Tarih ve Toplum Dergisi, Cilt 38, Sayı 224, 39-44, (2002), (Not: Doktora öncesi yayındır). Selçuk UYGUN EĞİTMENLİKTEN ÖĞRETMENLİĞE iconCilt: 1 Sayı: 1 Ocak, 2002 AYLIK EPİDEMİYOLOJİ RAPORU

Uygun, S., “Eğitmenlikten Öğretmenliğe…” Tarih ve Toplum Dergisi, Cilt 38, Sayı 224, 39-44, (2002), (Not: Doktora öncesi yayındır). Selçuk UYGUN EĞİTMENLİKTEN ÖĞRETMENLİĞE iconC.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 4, Sayı 1, 2003

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page