AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA




Indir 1.34 Mb.
TitleAH MİNEL AŞK İSKENDER PALA
Page2/32
Date conversion23.12.2012
Size1.34 Mb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://fakirane.files.wordpress.com/2011/02/iskender_pala_ah_minel_ask.doc
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   32


 


38


kıskandıracak kadar zarafetle imal edildikleri; ikincisi de tam zıddı olarak en bayağı çanak-çömleklerin Eyüp'te yapıldığıdır. Eğer Eyüp çanakları çok kötü ise, billur kâseler, sevgilinin dudaklarına böyle alelade bir toprak parçasının değmiş olmasını kıskanarak toprak olmayı istemektedirler. Yok eğer Eyüp çanakları çok zarif ve iç açıcı şeyler ise -ki bir sevgili de ancak böyle zarif bir tastan su içebilir-, bu durumda billur kâseler kendi güzelliklerinden utanmakta ve sevgilinin dudağına değen toprak kâseler kadar bile olamadıklarına hayıflanmaktadırlar.


Klasik Şiir, İslamf Kimlik Taşır


Yukarıdaki örneklerde bizim için önemli olan, Hz. Pey-gamber'e övgüden, şairin en beşerî aşkını ifadeye; tabiattaki görünümlerden gündelik hayatın alelade bir eşyasının zikredilmesine kadar pek çok duyguyu, yalnızca bir âyet-i kerîmeden ilham alarak anlatabilen şairin kültür alt yapısıdır. Osmanlı şairi, iç dünyasında veya bireyi olduğu toplum vicdanında bu âyet-i kerime ile o kadar yakîn kesbetmiştir ki, onu artık gündelik hayatının herhangi bir safhasında, herhangi bir sebepten dolayı söyleyivermektedir. Ezcümle âyetler onun hayatının temel dinamiklerinden biri olmuştur ve o da herkes gibi Müslüman toplumun bir ferdidir. Hatta söz ustası bir gayri müslim dahi olsa, klasik şiirin genel kabulleri çerçevesinde bu güne kültür malzemesine bî-gâne olmayacaktır. Kaldı ki islam toplumunda, kulluk ödevlerini yerine getirmek bakımından şairin vezirden, yahut berberden bir farkı olmadığı gibi dinin naslarını öğrenmek bakımından da köylünün şehirliden bir ayrıcalığı bulunmamaktadır. Şair, ister avamdan ister havastan olsun, içinde yaşadığı islam toplumunun bir ferdidir ve çar-nâ-çar o toplumun temel değerlerini anlatmakla yükümlü, hatta -klasik üslûp gereği- buna mahkumdur. Bu durumda şu hakikat tekrar tebarüz ediyor: Dîvan edebiyatı, tam anlamıyla islam kültüründen beslenen bir edebiyattır ve ister âyet, ister hadis olsun, dinin nasları şairlerin ilham kaynaklarının en asil çizgisini oluşturur, inanmayanlar herhangi bir dîvanı açıp baksınlar; üç değilse de beş sayfada bir âyet veya hadisle karşılaşmaları mukarrerdir.


Yol Yol Olmuş Mısralar


Dünyada bunca gelişler ve gidişler, vuslatlar ve ayrılışlar var iken her şey gibi söz de elbette kendine bir yol çizecek ve asla yolda kalmayacaktır. Acaba hangi fani yoktur ki mutlaka bir yol gözlüyor olmasın. Gökkubbenin altında güneşten zerreye, filden karıncaya hangi varlık yoktur ki bir yolun yolcusu bulunmasınlar?


Herkes bir yolculuk içinde!..


Bu satırları yazacağım zaman belki bana yol gösterirler diye önce sözlükleri karıştırdım. Hatırı sayılır sözlüklerin, neredeyse 20 sayfalarını yola ayırmış olmaları karşısında, tabiri caizse yolumu şaşırdım ve şimdi ben ne yazayım, neyi yazayım, hangisini yazayım diye bir çıkar yol arar oldum. Yola girmiştik bir defa; ama yol ile ilgili atasözleri veya deyimleri mi, mecazları yahut istiareleri mi yazmalıydık; yoksa kelimeye mi bakmalı; mânâyı mı incelemeliydik? Bir yol ay-rımmdaydık ve "Yolunca giden yorulmaz" deyip yola revan olmak gerekiyordu. Derken yolumuz şiir vadisine düştü.


Şiir ile yol!


39


40


l/l


Sözün bütün gücü ile hareketin mutlak ekseninin buluşması.


Yol üzerine söylenen onca sözler, şiirler, şarkılar, hikâyeler, romanlar... Birbirleriyle ne kadar da tenasüp içindeydiler!


Hani şekerin suda erimesi gibi bir şey...


Yol, şairane çağrışımları olan bir kelime. Zengin bir hayal dünyasının kapısı, iki kapılı hanın istiaresi. Şairlerin öteden beri sığındıkları mecaz. Her şey bir yol olup düğümlenir içlerine onların. Yollara düşenler, yoldan çıkanlar, yolda kalanlar ve Hak yola erenler... Her biri bir ayrı yolun yolcusu, her biri bir yola giriftar... Kaldık yol ortasında!


Sonunda yolumuzu kaybetmemek için şairin yol ile olan macerasına ta başından başlayalım dedik ve Dîvan Yolu'na saptık.


Dîvan şairleri yol için râh, tarîk, sırat vs. kelimeler kullanmışlar. Bazen hiç yoldan bahsetmedikleri halde de yolu, yolculukları, yolculuklarını, yolda oluşları anlatmışlar. Yol, onlar için öncelikle bir hasretin ifadesi oluvermiş. Sevgilinin yolunu gözlemeyi bir tarz-ı hayat edinmişler ve asırlar boyunca dizelerini birbirine ulanan yollar gibi dizip durmuşlar. Birisi (Nailî; Ö.1667)


Kadem kadem gece teşrifi Nailî o mehin                    .


Cihan cihan elem-i intizâre değmez mi?


(Ey Nailî! Geceleyin o ay sevgilinin adım adım teşrifi, cihan cihan bekleyiş acısana değmez mi?)


derken yolun güzel yanını; bir diğeri (Fuzulî; Ö.1556),


Kârbân-ı râh-ı tecridiz hatar havfın çekip Gâh Mecnûn gâh ben devr ile nevbet bekleriz


Aşk kervanının düzüldüğü yolda binlerce tehlikenin korkusunu çekerek kâh Mecnun, kâh ben döne döne nöbet tutmaktayız.


diyerek eski kervan yollarının binlerce tehlikesini, yol kesicilerin korkusunu dile getirmiş. Onunki öyle bir yolculuk ki,


Mecnun'dan sonra nöbeti devralarak aşk kervanının yol emniyeti ve sorumluluğunu taşımak gerekir. Çünki kervandan maksat, yolun tehlikesinden emin olmaktır. Nitekim Aşkî (ö. 1574) şöyle demiş:      *


Dil ü cân râh-ı aşkında belâ vü gamdan ayrılmaz Hevl-nâk olsa reh, yolcular eyler kurbândan haz


Ey sevgili! Gönlüm ve canım, senin aşkının yolunda bela ve gamdan ayrı kalmayarak bir kafile oluşturuyor. Nitekim yolda tehlike var ise yolcular da kervana katılmakla kendilerini emniyette hissetmezler mi?


Aşkın tehlikeli yolunda kendine yoldaş olarak bela ve kederleri seçen bu şaire gıbta mı etmelidir; acımalı mı, doğrusu bilemiyoruz. Aşk kervanının yolunda yol şaşar yahut iz kaybolursa; akıbet, hicran ve hasret çöllerinde dönüp durmaktan gayrı nedir ki?


Eski zamanların yollan şimdiki gibi asfalt yahut parke döşeli değildi elbette. Dağ yolu, keçi yolu, kervan yolu, patika vb. adlar altında yazın toz toprak kasırgası ve kum fırtınası; kışın da bir çamur deryası olarak uzanıp gidiyordu yeni ufuklara doğru. Mamur yerlerde, farzımuhal istanbul'da yollar, şehrin kimlikleri gibi ya hıyabanlar, ya gelişigüzel caddeler şeklinde ama yine serazad kıvrılıp gitmekteydi. Hatta orada belki gizli (nihan) yollar, yeraltı yollan da işlek caddeler kadar işe yarıyordu:


Bunu Nedîm'in (Ö.1730) şu kaçamağından anlıyoruz:


İzn alıp cum'a namazına deyü mâderden Bir gün uğrulayalım çerh-i sitem-perverden İskeleye doğru hem nihan yollardan Gidelim serv-i revanim yürü Sa'dâbâd'e


Mekan kaygusunun şehir planlamacılarını henüz harekete geçirmediği eski zamanların sokakları yahut caddeleri de belki su yolu gibi kendi tabii akışı içerisinde gelişiyordu. Tarihî şehirlerimizin günümüze ulaşabilen merkezî binalarına baktığımızda hiç de öyle ip çekilmiş gibi caddelerle karşılaşmayız. Nitekim eski devirlerdeki cadde isimlerinden


41


42


anlaşılan da budur. Eğer her cadde düpdüzgün olsaydı Vefa semtindeki düzgün caddeye Doğru Yol adı verilir miydi? işte şairin ifadesi:


Sordum nigârı dediler ahbâb Semt-i vefada doğru yoldadır


Dostlarıma sevgilimi sordum. "Senin aşkına vefa gösteren dosdoğru bir yoldadır" veya "Bildiğin gibi, Vefa semtinde Doğru Yol caddesinde oturmaktadır." dediler.


Her halükârda eski şehir yolları, iki yandan belli sınırlar ile çevrili olagelmişlerdir, ister bahçe çitleri, ister dizi evler, isterse kadim ağaçlar. Ama mutlaka yol, bir sınır ile belirlenmiştir ve herkes yolunu bilir, yoldan çıkmazdı. Sözgelimi Bakî'nin (Ö.1600) anlattığı istanbul'da yolların iki yakasında, bahçe kenarlarına dikilmiş servilerin oluşturduğu bir smır bulunduğunu görürüz:


r Seni seyr etmek için reh-güzer-i gülşende İki cânibde durur serv-i hırâmân sâf sâf


Ey sevgili! Gül bahçesine giden yolda seni seyredebilmek için salınan serviler, yolun iki yanında saf saf dizilmiş duruyorlar.


Ruhî'ye (Ö.1606) göre yol, rindlik vadisinden geçer:


Tâlib-iKâ'be-itahkîk olan azadelere Gösterip râh-ı hârâbatı budur râh deriz


Biz, hakikat Ka'be'sini tavaf etmek isteyenlere harabatın yolunu gösterip "işte gideceğiniz yol budur!" deriz.


Ahmed Paşa (Ö.1497) ise ömrünü zaten o yolda tükettiği -şöyle dile getirir:





Kîse-i ömrü tehî kıldığımı yolunda Bedenim hâk olıcak kâse-i serden sorasın


Ey sevgili! ömür varlığımın tamamını senin yolunda harcayıp kesemi boşalttığıma inanmıyorsan eğer, ben toprak olduğum zaman per-perişan olmuş kafatasımı görüp anlayabilirsin.


Dîvan şairi daima söz veren, her sözünü de yarına erteleyen bir sevgüi karşısındadır. Onun gözü daima yollardadır. Konuşmasa da, hal hatır sormasa da, sevgilinin şöyle çıkıp yolları şenlendirmesi şair için cennet yolu sayılır, işte Esrar Dede (Ö.1796) yalvarıyor:


Ağlatmayacaktın, yola baktırmayacaktın Ol va'de-i tekrâr-be-tekrârı unutma


Hani ağlatmayacaktın, yollara baktırmayacaktın; hani bu konuda tekrar tekrar vaadlerin var idi. Heyhat!..


Sevgili, şair için yoluna can verilecek olandır. Buna rağmen sevgili ona eziyet etmekten geri durmaz, isterse âşıkbu yolda canını yitirmiş olsun. Zatî'den (Ö.1546) okuyalım:


Yoluna cânâ revân etsem gerek canım dedim Yüzüme bin hışm ile bakdı dedi canın mı var


Ey sevgili! Kabul edersen eğer, canımı yoluna akıtmak arzusundayım, dedim; yüzüme bin hışımla bakıp, ne canın var ki, dedi.


Taşlıcalı Yahya Bey (ö. 1582) ise yoldan ziyade yolun diken-leriyle ilgilidir. Ona göre tasavvuf yolunda dünya ile alakayı sürdürmek, o yolda yürümeyi engelleyen dikenler gibidir. Kolay yürünecek yol, elbette pürüzsüz yoldur, işte ifadesi:


Hâr-ı râhındır senin lâm-ı taalluk sûflyâ Raht u bahtı olmayanlar cennete âsân gider


Ey sufî! "Taalluk (dünya alakası, dünya tedariki) " kelimesindeki çengele benzeyen "lam (])" harfi, senin yolunun dikeni olmuştur. Oysa yol levazımı ve yol asası olmayanlar cennete daha kolay yol alırlar.


Yine de Allah yolunu bulabilmek için bizatihi Allah'ın yol göstermesi gerekir. Bu konuda Nef'î (Ö.1635) Bayezid-i Bis-tamî'nin ünlü "O aramakla bulunmaz; ama bulanlar yine de arayanlardır." hikmetini şiirleştirerek şöyle der:


Bulmaz reh-i Hakk'ı meğer ol kimse ki ana Tevflkini Hâdî-i ezel râh-ber eyler


43


Allah'ın yardımı rehber olmadıktan sonra dünyada hiç k\ se Hak yolunu bulamaz.


:ım-


 


 


44


Bütün bu yollarda yürümenin ayrı ayrı usul, âdâb ve yol yordamı, incelikleri, azıkları, tedbirleri vardır şüphesiz. Bunun ölçüsü, Hatemî (Ö.1506) kaleminden şöyle kalıba dökülmüştür:


Erişir menzil-i maksuduna aheste giden Tîz-reftâr olanın payına dâmen dolaşır


Yolunda yavaş yavaş ilerleyenler elbette sonunda maksatlarına ulaşırlar. Bu yolda acele edenlerin ise ayaklan eteklerine dolaşır da tökezleyip kalırlar.


îmdi, sözü uzatmadan, buraya kadar aldığımız yolu bir kavşakta toplayalım ve XVI. asırdan bir yol şiiri okuyalım. Bu, bir vakitler Kanunî Sultan Süleyman'ın muhafızları arasında bulunmakla Alaman Seferi'nde esir düşüp sultan ile yolları ayrılan, bilahare kendi çabalarıyla kurtulup gelince de yol erkan bilmediğinden ötürü bürokrasi duvarlarına çarparak, henüz ölmediğini, hayatta olduğunu ispat edemediği için eski vazifesine yol bulamayan, dolayısıyla fakr u zaruret içerisinde bahtının yolu kapanan bir Yeniçeri şairinin, Üsküdarlı Aşkî'nin (Ö.1574) ilerlemiş yaşlarında âmâ gözlerle, elinde yol delili, yollara düşüp hatıralarını aradığı şiiridir. Kanuni devrine ait bir hicranı, beyitlerle uzayıp giden yollar gibi birbirine ekleyen bu şiir bize bütün yolda kalmışların, çıkış yolları arayanların hikâyesidir:


Pâk eder dil her seher eşk ile cânân yolların Subh-ı sâdıktır açar hurşîd-i tâbân yolların


Gelmez oldu dîdeden şâh-ı hayâlin gönlüme Bağladı pergâleler benzer ki sultân yolların


Eyledi Ya'kûb-ı dil Yûsuf cemâlin ârzû


Ey sabâ gel göster ol mahzuna Ken'ân yolların


Çeşmime besdir benim kuhl-i gubâr-ı râh-ı yâr Tûtyâyiçün sabâ tutsun Sıfahân yolların


Eşk ile gam fiğinin gümrâhı olmuşdur gözüm Yitirir bârân ile merdüm kuhistân yolların


Yâ İlahî, hâke kahr idüp vücûd-ı düşmeni Âb u kilden sâde kıl Sultan Süleyman yolların


Dü elinden kimlere sunsun şikâyet nâmesin Görmez oldu Aşki-i dîvâne dîvân yolların


Şöyle demek olur:


Gönül her seher gözyaşı ile cananın yollarını yıkayıp süpürür. Sanki bir sadık sabahtır ki parlak güneşin yollarını açar.


Şair gönlünü sadık bir sabaha; sevgilisini de parlak güneşe benzetiyor.


Ey sevgili! Senin hayal sultanın, (bir deryaya dönmüş) gözümü aşıp da gönlüme gelemez oldu. Sanki sultanın yolunu pergâleler bağladı da ona geçit vermiyorlar. Şair, sultanın geçit resminde (emniyet ve protokol gereği) yolun iki tarafına gerilen pergalelerden (iplikten bir çeşit dokuma) geçip de ona ulaşmasının mümkün olmadığını anlatıyor. Kendi gözyaşlarını da sicim sicim pergalelere benzetmektedir.


Yakup gibi hüzünler içerisinde kalan gönlüm, senin Yusuf güzelliğindeki cemalini arzuladı. Ey saba yeli! Gel şu mahzun gönlüme Ken'an diyarının yollan ne tarafta ise göster. Ken'an Filistin yurdu olup saba yelinin koku getirmesini şair, Yusuf'un hasreti ile Yakub'un gözleri kör olup da Mısır'dan Yusuf'un gömleğini göndermesi üzerine "Yusuf'umun kokusunu alıyorum!" demesine telmihte bulunuyor ki şairin de gözlerinin âmâ olduğu burada hatırlanmalıdır.


Şu görmeyen gözlerime, şifa olarak sevgilinin yolunun toprağının sürmesi kafidir. Varsın tutya için saba yeli Isfahan yollarını tutsun.


45


46


Tutya, kelime olarak çinko demekse de edebiyatta cila ve sürme yerinde kullanılır ve bu tür sürmenin en güzelleri İsfahan'da imal edilirmiş.


Gözüm, akıttığı yaşlar ile gam kılıcına yolunu şaşırtır olmuştur. Nitekim insan da yağan yağmurlar ile dağlık arazide yolunu yitirir.


Şair akıttığı gözyaşlarının yağmur denli çok olduğunu ve çevresini çamura döndürüp yolunu kaybettiğini anlatmaktadır.


Yüce Tanrı'mi Düşmanlarının vücudunu toprağa karıştırıp Sultan Süleyman'ın sefer yollarını sudan ve çamurdan temizle!


Şu aşk çılgını Aşkî, başına gelenlerden dolayı şikayet mektubunu iki elinden kimlere sunsun?!.. Üstelik şimdi (âmâlık yüzünden) dîvan yollarım (İstanbul'daki Dîvan Yo-lu'nu) da göremez oldu.


Cennete giden yolun açık olsun ey şair!


Klâsik Şiirin Dünyalıları


Her şair yahut edib, biraz da kendi çağının arşiv parşömenlerini yazmıştır. Sanat ile sosyal hayat arasındaki arz-ta-lep dengeleri sanatçıyı her devirde etkilemiş, çağın düşünce, töre, inanç vs. akışları belli oranlarda onların eserlerine de yansımıştır. Bu bakımdan edebî metinler çok zaman tarih metinleriyle örtüşür, yahut birbirlerini tamamlarlar. Sözgelimi her yanda huzur ve barışın hakim olduğu bir dönemde savaş ve kahramanlık şiirleri (destan, koçaklama vb.) yazmak, yahut bunun tam aksine cephelerden top sesleri gelirken aşk neşideleri okumak mümkün değildir. Buradan hareketle, ümmet fikrinin belirleyici olduğu bir toplumun edebiyatında mill(iy)etçi fikirler aramak da abes olacaktır. Hele de o toplum yetmişiki milletten insanın karşılıklı hoşgörü içerisinde barındırıldığı Osmanlı ise!..


Dersimiz, 'Osmanlı Şiirinde Millet' Kavramı


Fransız îhtilali'nin dünyaya yaydığı milliyetçilik rüzgârları Osmanlı ülkesinde ancak yarım asır kadar sonra kendini hissettirebilecek ve fikir bazında olgunlaşıp edebiyata


47

1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   32

Similar:

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconAŞK-I MEMNU veya TEK KİŞİLİK AŞK

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconAŞK TANIMLARI IŞIĞINDA AŞK-I MEMNU İNCELEMESİ

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconTürkmen yayınları, 24 derste bilgisayar ve internet, Zeydin Pala (*)

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconÜLKÜ BUDAK DOÇ. DR. AYHAN PALA TDE 107 / 20093270

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA icon1.İlk beyite göre aşık olana aşk ateşinden ne gerekir? (10 puan) Aşık olan kişi aşk ateşinden yanmalı;bağrının yanık,gözlerinden kanlı yaş gelmelidir. 2

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconKonu: Ege ve Yunan Uygarlığı, İskender İmparatorluğu, Roma Uygarlığı

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconYunus Emre eydür bunu bir dem aşksız olmayayım” diyen sevgi insanı Yunus Emre'nin yattığı toprağın şehri Eskişehir'in, aşk ve sevgi şehri olması için Büyükşehir Belediyesi'nce oluşturulan Şehr-i Aşk Adası nikâh törenlerine ev sahipliği yapıyor

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconİskender Ali MİHR Hazretleri hiçbir zaman hiçbir yerde kendisinin peygamber olduğunu iddia etmediler. Bu iftirayı atan kişiye de yazdım, Size objektif bir tutum

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconVisual Querying by Color Perceptive Regions A. Del Bimbo, P. Pala Dipartimento di Sistemi e Informatica Università di Firenze 50139 Firenze, Italy Extended Abstract

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconAŞK CUMHURİYETİ

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page