AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA




Indir 1.34 Mb.
TitleAH MİNEL AŞK İSKENDER PALA
Page5/32
Date conversion23.12.2012
Size1.34 Mb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://fakirane.files.wordpress.com/2011/02/iskender_pala_ah_minel_ask.doc
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   32


8     bk. Ahlâk-ı Alâî'den naklen Köprülü, a. m. s. 87


65


nımladığı Türk, cesur ve güzel olmakla birlikte hak çiğneyen, kara kalpli âdemlerdir. İşleri şiddet, varlıkları kötülük üzerine kurulmuştur. Bedenleri beyaz, endamlı ve yumuşaktır. Orta boylu, yumru yüzlü, çekik gözlüdürler. Vefasız ve acımasızdırlar. Moğol ırkından olup at eti yemekten ciğerleri katılaşmıştır. Sanattan ve hikmetten anlamazlar; ancak iyi savaşçılardır.


Sonuçta atalarımız, Osmanlı kimliklerini Türk kimliklerine tercih ederken gayetle masum idiler. Yani onlar, Orta Asya'dan kopup gelmiş olsalar bile artık Anadolulu Türklerdir ve uzun asırların etkisiyle, genlerinde var olan Türklüklerini daha yüksek mertebelere çıkardıklarını vehmetmektedirler. Bunda en etkili faktör, hiç şüphesiz İslamiyet'in ruhudur. Üstelik o zamanlar milliyet diye bir düşüncenin, henüz gökkubbenin altında adı konulmamıştır. Bu bakımlardan onların sevgili edindikleri Türk siluetini anlamak mümkündür. Ancak biz yine de "Uktülü't-Türke velev kâne ebâk" di-„„     yen bir şairi anlamakta güçlük çekmeye devam edeceğiz.


OD


Bezminde Kadeh Kırdığımız Sevgililer Yok


I


Modern zamanlardan birkaç asır geriye gidildiğinde insanoğlunun hayatını yönlendiren başlıca iki tavır dikkati çeker. Birisi rezm; diğeri bezm.


İnsanoğlu rezmi (savaş), hayatta kalmak için olduğu kadar bezm için de gerekli görmüş; Habil ile Kabil'den bugüne bütün rezm hâllerinde kendi bezmini tesis için menfaatlerini başkalarınınkine tercih edegelmiştir.


Bezm, sohbet ve eğlence meclisi demektir. Ancak Abdül-hak Molla’nın,


Hazır ol cenge eğer ister isen sulh u salâh


mısraındaki "sulh u salâh"ı da bezm olarak anlamamıza bir mani yoktur.


Tarih boyunca bütün toplumların bezm anlayışı yeme-içme ile alakadar görünmüş, dinî duyarlılığın nisbetine göre de (Şamanizm, Budizm, Zerdüştîlik, Maniheizm, Sabbahî-lik, Hıristiyanlık, vb.) müskirat ve mükeyyefat hep kullanıla-gelmiştir.


67


Hürmetin İnkâr Eden...


Atalarımızın Orta Asya'daki hayatları at sırtında savaşlardan sonra serin bozkır gecelerinde içlerini ısıtacak kımız meclisleriyle geçmişti. İslamiyet dairesine girildikten sonra bu geleneğin azalmasına rağmen asla kaybolmadığını, hatta kımızın yerini bir müddet sonra şarabın aldığını görüyoruz. Osmanlı asırları boyunca herkes içkinin hürmeti (haram oluşu konusunda mutlaka bir görüş ve tavır sahibi idi. Şair, sırf muziplik olsun diye)


Hürmetin inkâr eden âlemde hürmet bulmasın


mısraını söylerken biraz da özgürlük istemekteydi aslında. Ama bırakınız şaraba özgürlüğü, resmî ideoloji, dinî hassasiyetler sebebiyle zaman zaman içkiye yasak bile koymuştur. Ne var ki yasaklar maalesef reayayı bu illetten kurtarmaya yetmiyordu. Üstelik bir de bezm geleneği oluşmuş, işretin ritüelleri ortaya çıkmışsa. Nedîm,


Zamân-ı rezm geçdi şimdi vakt-i bezmdir söylen Çemen nakşeylesin nakkaşlar püşt-i keman üzre


derken âdeta "Savaş bitti, şimdi eğlence zamanıdır. Nakkaşlara söyleyin, artık cengaverlerin yaylarının sırtına çemen (yeşillikler) nakışlan çizsinler (de böylece bezm kurutabilsin)." diye yalvarı-yordu. Bu beyitteki "çemen" kelimesi bize bezmin hem zamanı, hem de zemini hakkında yeterli fikri vermektedir. Yani bezm için çemenin bulunduğu kırlarda olmak gerekir ki bunun (çemenin) vakti de bilindiği gibi bahardır. Ahbâb ve dostân ile birlikte sakî, mutrip, yaygı, bade, mey, nukl vs. de bezmin diğer lazım-ı gayr-ı mufârıklarıdır.


Bezm ü Rezmin Has Mevsimi


Bezm, kırlarda bahar dallarının yahut çiçeklerin (gülistan) dimağı sarhoş eden ıtırları arasında, bülbül şakımalarına hem-âheng olup dem tutmaktır. Çünki bahar öyle bir mevsimdir ki içmeye tevbe edenler bile bu gül mevsiminde tevbelerini bozarlar. Bu mevsim ham sofuluğu ve riyayı bı-


rakma; gönle ferah verip kainatın güzelliklerinden istifade ile ibret alma mevsimidir. Bu mevsimde eğlence ve işret mazur görülebilir, zevk ü safa hoş karşılanabilir. Çünki bu mevsim aşkın coştuğu mevsimdir. Tam da Nef'î'nin dediği gibi:


Gül devri ayş eyyamıdır, zevk ü safa hengâmıdır Âşıkların bayramıdır bu mevsim-i ferhunde-dem


Güzel bir manzara karşısında, daha önceden hizmetli-lerce yere yayılmış halice veya kilimler üzerinde, şilteler, yiyecekler (mezelikzeytinyağlılar, iftariyelikler, kuruyemişler) ve tütün çubukları vs. dairevi tertib ile dizilir; konuklar da birbirlerinin yüzünü görecek şekilde dizdize ve yanyana otururlar. Böylece elem pazarına kesat gelecektir. Hani Ri-yazî'nin dediği gibi,


Bezm ehli olunca halka-beste                 s   ı   ,.¦,!¦¦.¦¦.


Bâzâr-ı elem olur şikeste


Halka-beste olmak (halka şeklinde toplanmak) bakımından her bezm, aynı zamanda bir padişah dîvanına benzer ve tabii ki her dîvanda olduğu gibi burada da meclisin bir sultanı (efendisi, ağası, tertipleyicisi, başkanı veya onuruna eğlence düzenlenen konuğu) vardır. Buna ser-halka derler. Ser-halka sadrda (başta, baş köşede) oturur ve diğerleri mevki, rütbe ve makamlarına göre iki taraflı hiyerarşik bir düzen içerisinde yerlerini alırlar. Hani Ruhî'nin, ünlü Ter-kîb'inin sonunda, "Şam güzellerinin tutkunu olmakla birlikte aşk ile kınanmış rindlerden oluşan meclis halkasının en başındayız" demeye gelen,


Hâlâ ki biz üftâde-i hûbân-ı Dımışk'ız Ser-halka-i rindân-ı melâmet-keş-i ışkız


beyitinde anlattığı gibi. Mecliste herkes yerli yerine oturunca meclisin en genci yahut en kıdemsizi, ser-halkaya en uzak mesafede ve tam karşısına düşer. Saz heyeti veya mut-ribler, meclis yaranından iseler meclis içinde; çengi kolu gibi bir takım iseler geri planda bir yerde bulunurlar.


69


70


Badesi Sad-Sâle ve Sakfsi Cüvandır


Meclis böylece müheyya ve âmâde olunca önce mutrib-ler icra-yı san'at eylemeğe âğâz ederler. Musikî nağmeleri meclise germiyet (sıcaklık, teklifsizlik) vermeye başlayınca da sakî devreye girer. Sakinin hizmeti bezmin en önemsenen ritüelini oluşturur.


Sakî, bezmi tertib eden kişinin seçtiği genç, teşrifatı bilen, kültürlü ve söze hâkim bir hizmetkâr, bir bende, bir mahbubdur. Eğer mahbûbe olursa erkek kılığında hizmet ettirilir. Bezmde şakalara karşılık verebilir ama asla laubali olamaz. O genellikle içki içmez. Sakînâme şairi Aynî'nin dediğine göre sır saklayan, edepli, güzel huylu, ay çehreli ve güneş yanaklı olmasına dikkat edilir.


Ola sakî edîb ü sâhib-esrâr Melek-hû mâh-sîmâ mihr-ruhsâr


Yıllanmış şarap dolu susaklar yahut testiler gölgede veya ırmakta (pınarda) saklanıp soğutulduğu için meclise uzak bir yerde bulunur. Şarabın bir akşam evvel ayazlatılmak üzere dışarıda bırakılmış olanı tercih edilir. Çünki gece dışarıda bırakılan mayiler ilaç özelliği kazanır, tortusu dibe çöküp safîleştiği için şifa olur. Tıpkı bunun gibi mehtaplı gecelerde dışarıda bırakılan şarap da tortusu gidip keskinleşece-ği için pek makbul olacaktır, işte Emrî'nin bir beyti; şair, kanlı gözyaşlarıyla dolu gözünü sevgilinin mehtaba benzeyen yanağına karşı konulmuş bir şişe sayıyor:


Çeşmim ile arızına karşı bu kanlu yaşım Şişe ile mâhtâba karşı konmuş badedir


Sakî şarabı meclise bir ibrik veya sürahi ile taşır ve meclisin tam göbeğinde, yüzü meclisin sultanına dönük şekilde diz çökerek bir ayin icra ediyormuşçasma kadehe hürmetle boşaltır. Kadeh, çağma göre ya topraktan, yahut madenden imal edilmiş bir çanak veya küçük sahandan ibarettir. Eskiler buna ratl-ı girân (dönen kadeh) derler. Ratl, bir litrelik ölçü birimi olduğuna göre kadeh de bir litre kadar şarap alıyor


¦m


I


demektir. Kadeh ister topraktan ister madenden imal edilmiş olsun, mutlaka nakışlı olur, içinde veya dışında içkinin erdemiyle (!) alakalı beyitler yazılı bulunurmuş ki ondan içki yudumlayan kişi, aynı zamand#bradaki beyti de okuyabilsin. Sakî kadehini doldurduktan sonra meclisin sultanı olan ser-halka ile gözgöze gelip servise başlanması hususunda gerekli izni almak zorundadır. Elinde altın değerinde (veya renginde) şarap dolu bir kadeh tutan sakî, bu haliyle sanki çiçeği açmış bir nergis dalına benzer. Mezakî öyle diyor;


Nergisin sâgar-ı zerrini durur elde müdâm Sunmak ister gibi sen gözleri mestâna kadeh


Ayağın Sakınarak Basma Aman Sultanım


Sakî, o mest bakışlı efendiden, ser-halkadan izin alınca meclistekilerin istiğrak ve hayran bakışları altında dolu kadehi dudaklarına götürür. Çünki "Evvel sakî / sonra bakî" fehvasınca ilk yudum daima onundur. Bunun sebebi, sunacağı içkinin zehirli yahut uyuşturucu özelliğinin olmadığını göstermektir. Sakî bilahare yerinden doğrulur ve ağır adımlarla yaygının kenarına gelip ayakkabılarını (çedik, çarık, yemeni, nalın vb.) çıkararak ilerler ve ser-halkanın önünde diz çökerek kadehi kendisine sunar. Ser-halka kadehten yalnızca bir yudum içip sakîye iade eder. Kadehi alan sakî yerinden doğrulup sağ yanına bir adım ilerleyerek sıradaki konuğun önüne gelir ve yine diz çöküp kadehi ona sunar. Ancak bu sırada elindeki kadehi hafifçe döndürmüş (çevirmiş) olur. ikinci kişi yine bir yudum içip tekrar sakîye uzatır. Sakî ayni ritüeller ile kadeh boşalasıya kadar hem kendisi döner, hem kadehi döndürür. O arada coşup meydana atılanlar da işin cabası. Bunu Bakî'den dinleyelim isterseniz:


Müheyya oldu meclis sâkiyâ peymâneler dönsün Bu bezm-i rûh-bahşın şevkine mestâneler dönsün


Kadeh boşaldığı vakit üzerinde yeni nakışlar, yeni beyitler bulunan yeni bir kadeh ile meclisi suvarmaya devam edilir. Sakinin aslî görevi bir kimsenin dudağının değdiği yer-


71


72


den bir başkasının içki içmesine mahal bırakmayacak derecede kadehe hakim olmak ve ona göre döndürmektir, ikinci vazifesi rindleri idare etmek ve harabat âlemine bigâne olanları eğitmektir. Sözgelimi sarhoş olanları bir daha halkaya almamak, dayanıklı sarhoşlara "dolu" sunarken cıvı-tanların sırası gelince onlara yarım sunmak, hatta meclisin sonlarına doğru sulananlar olursa onlara boş kadeh uzatmak, eğer adam boş kadehe de saldırıyorsa zil-zurna olduğu anlaşılıp sızması için meclisten uzaklaştırılmasını sağlamak vs. onun yetki ve sorumlulukları arasındadır. Diğer görevleri arasında da musikînin ritmine göre hareket etmek, kendisine birşey söyleyen meclis yaranına uygun, nükteli ve neşeli cevaplar vermek, beyitler okumak, hatta -bir köçek gibi olmasa da- arada sırada oyun figürleri göstermektir. Nitekim Nedim'in şu beyitinden bu anlaşılıyor:


Ayağın sakınarak basma aman sultânım


Dökülen mey kırılan şîşe-i rindân olsun             '.-¦.,


Selâse-i Gassâlcden Sonra


Sakinin ilk üç turda sunduğu üç kadehin özel bir adı vardır: Selâse-i gassale. Yani "üç yıkayıcı". Bunlar yemek borusunu yıkamış, mideyi içkiye hazır hale getirmiş olurlar. Çün-ki içki içmek ciddiyet ister, yol yordam bilmek ister.


Saki, selâse-i gassale ikramını tamamladıktan sonra mezeler kontrol edilir ve eksilen tabak var ise ilavede bulunulur. Çünki artık mecliste teklif tekellüf kalkacak, herkes eşit olacak, bay u gedâ, sultan ile kul, âmir ü memur resmiyetten sıyrılıp cibilliyet dairesine gireceklerdir. Artık kimin nasıl davranacağı aldığı terbiyeye, işret âdabına aşinalığına yahut tabiatındaki asalete bağlıdır.


Selâse-i gassâleden sonra meclisin ne kadar süreceği belli değildir. Ondan sonra meclisteki ağır hava gidip yerini şuh kahkahalar, hikâyeler, fıkralar, hatıralar, nükteler, taklitler alır. Ancak hepsinden önemlisi mutlaka şiir okunması, hatta eğer imkan var ise bir şairden o anın fotoğrafını çeken


dizeler tertib etmesi istenir. Eğer mecliste şair yok ise saki, hâle uygun beyitler okuyacak, zamaneden şikayet edecek, meclistekilere rindâne eda ile felekten bir gün çaldıracaktır. Bu arada kadehi dolandırmaya devam ile mutrib ve hanendeleri idare etmek de ona düşecektir. Velhasıl burada insanları asıl sarhoş eden musikî, söz ve sohbetteki esrardır; içki değil. Sakî de o meclisin süsü, ışığı ve rengidir.


Mcclis-i Meyden Sürün Bigâneyi


Sakînamelerden derlenebilecek bilgilere bakılırsa bir meclisin âdâb u erkânı teşrifata vabestedir. Orada herkes diz üstünde edeple oturur ve asla ayağını uzatmaz. Ayakta içki içmek geleneğe aykırıdır. Çünki rindler arasında, tıpkı su gibi, şarap da kutsal sayılır ve hürmetine binaen ayakta içilmez. Mecliste hiç kimse yanındakine dokunmaz, değmez, hele asla dayanmaz. Giyimi, görünüşü ve hareketleriyle huzuru bozmaz. Herkes söz sırası kendisine geldiğinde yahut soru sorulduğunda konuşur ve başkasının sözünü kesmez. Surat ekşitmek, gerinmek, esnemek, aksırmak, tükürmek vs. hareketlerden kaçınılır. Kadeh elde çok tutulmaz ve bekletilmez.


Bütün bunlara bakılınca meclisteki insanların kendilerine hakim olamayacak derecede sarhoş olmadıkları ortaya çıkar. Mamafih padişah huzurunda imiş gibi tedirgin olmadıklarını da hemen söylemeliyiz. Hoşgörünün sınırı meclisteki herkes tarafından bilinir. Bezme sıklet veren ham ervah, oraya ya baştan alınmaz, yahut taşkınlığı görüldüğü anda kovulur. Nitekim şair buyurmuş:


Meclis-i meyden sürün sıklet veren bîgâneyi


Orada herkes eşit olduğu için hareket ve konuşmalar mutedildir (ılımlıdır, adalet ölçülerine sığar) ve asla ukalalık yapılmaz. Humar (içkinin verdiği baş ağrısı) hoş görülür ama ağlamak ayıp sayılır. Şu geçici dünyada sayılı birkaç zamanı hoş geçirmek varken üzülenler ayıplanır. Mecliste üzülmek, içkiye su katmak, yani helâle haram karıştırmak (!)


73


gibi görülür ve asla caiz olmaz. Sakiden protokol ve sıra harici içki talebinde bulunmak ancak şiir yoluyla mümkündür. Eğer Kafzade Faizî gibi,


Sakîsun o câm-ı erguvanı Yok hükmüne koyalım cihanı


diyemiyorsa, bir kimsenin sakîden içki talep etmesi ayıp sayılır.


Hamiş : Harabat alemindeki eski meclislerin bunca nezaket ve nezahetinin sırrı herhalde aynı kadehten içiliyor olmasıdır. Çünki kalabalık bir mecliste kadeh baştan sona do-laşasıya kadar epey bir zaman geçer ve ikram edilen içki asla sarhoş olacak dereceyi bulmaz, bulsa da -zannımızca-edeb dairesinde içmenin ne olduğu öğrenilmiş olur.


Eski kültürümüzün topluma yayılmış en önemli didaktik eserleri olan nasihatnâme ve siyasetnâmelerin hemen hepsinde içki içme adabıyla ilgili bahisler, pasajlar ve bölümler 74     mevcuttur. Bunlarda da içkinin sarhoşluk sınırına geldiği ^      noktada kesilmesi gerektiği yazılıdır. Bektaşî tekkelerinde ">      ibadet vecdiyle içilen içkinin de bu sınırda tutulduğu bilin-*»      mektedir. Bütün bunlar yanyana konulduğunda Osman-e      lı'nın içkideki ölçüsünün sarhoşluk sınırı olduğu anlaşılıyor.


"°          Biline ve iktiza ediyorsa böylece amel oluna!.. Ha-


miş'in sonu.


İşretine Kazası


Konumuza dönelim. Bezmin mevsimi geçip de içkinin tadı damaklarda kalınca rindlerin ve ayyaşların en gözde mekanlarının koltuk meyhaneleri olacağı şüphesizdir. Kış günlerinin uzun gecelerinde, hele de sokağa çıkmanın yasak olduğu o devirlerde meyhanedeki küp dibinde sabahlamak, ihtimal ki baharda kazaya kalan işretleri eda etmek gibi algılanıyordu. Meyhane meclisinde yaygılar yerine çepeçevre peykeler, ser-halka yerine meyhaneci (pîr-i mugan), sakî yerine muğbeçe, ratl-ı giran yerine de el altında şelf servis kullanılan kadeh veya maşrapa, bülbül sesleri yerine kuru gü-


rültü, sohbet yerine muhavere-i tebâbüliye (Babil Kulesi yapılırken insanlar şirk koşmaya başlayınca Allah onların dillerini değiştirmiş ve birbirlerini anlayamaz duruma getirmiş. Böylece kule yapımında çalışan binlerce insan hiç durmadan konuşur ama hiç kimse diğerinin ne dediğini anla-mazmış. Eskilerin muhavere-i tebâbüliye dedikleri bu hâl, bizde "Her kafadan bir ses" çıkması ile ölçülür), nezaket ve nezahet yerine de kavga çıkarıp yatağan sıyırmalar vardır. Üstüne üstlük arada sırada ases ve zabtiyelerin de baskın verip şarap dolu kabakları ayyaşların başında paralamaları (kabak başında patlamak) yok mu?
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   32

Similar:

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconAŞK-I MEMNU veya TEK KİŞİLİK AŞK

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconAŞK TANIMLARI IŞIĞINDA AŞK-I MEMNU İNCELEMESİ

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconTürkmen yayınları, 24 derste bilgisayar ve internet, Zeydin Pala (*)

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconÜLKÜ BUDAK DOÇ. DR. AYHAN PALA TDE 107 / 20093270

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA icon1.İlk beyite göre aşık olana aşk ateşinden ne gerekir? (10 puan) Aşık olan kişi aşk ateşinden yanmalı;bağrının yanık,gözlerinden kanlı yaş gelmelidir. 2

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconKonu: Ege ve Yunan Uygarlığı, İskender İmparatorluğu, Roma Uygarlığı

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconYunus Emre eydür bunu bir dem aşksız olmayayım” diyen sevgi insanı Yunus Emre'nin yattığı toprağın şehri Eskişehir'in, aşk ve sevgi şehri olması için Büyükşehir Belediyesi'nce oluşturulan Şehr-i Aşk Adası nikâh törenlerine ev sahipliği yapıyor

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconİskender Ali MİHR Hazretleri hiçbir zaman hiçbir yerde kendisinin peygamber olduğunu iddia etmediler. Bu iftirayı atan kişiye de yazdım, Size objektif bir tutum

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconVisual Querying by Color Perceptive Regions A. Del Bimbo, P. Pala Dipartimento di Sistemi e Informatica Università di Firenze 50139 Firenze, Italy Extended Abstract

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconAŞK CUMHURİYETİ

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page