AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA




Indir 1.34 Mb.
TitleAH MİNEL AŞK İSKENDER PALA
Page6/32
Date conversion23.12.2012
Size1.34 Mb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://fakirane.files.wordpress.com/2011/02/iskender_pala_ah_minel_ask.doc
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   32


Evet meyhane bezminde de feyiz vardır, ama o feyz küp dibinde küfelik olup yerlerde sızarak, şarap artıkları, kusmuklar arasında horlamakla nasıl kazanılabilir? Her zaman Fehîm gibi feyiz kapılarını hikmetle açan bir ser-halka bulunmaz ya:


Bak Fehîm'e der-i feyzi nice meftûh etti Künc-i meyhanede ser-halka-i mestân olarak


Velhasıl meyhanelerdeki içkili eğlenceler, zannımızca bezmin hasretiyle yapılan sahte anma geceleri yahut ihtifallerden öte gidememiştir ve dahi gidemeyecektir.


İlahf Şarap Neşvesi


Edebiyatımızda bezmin "-de" ve "-den" hâllerini anlatan pek çok sakînâmeler mevcuttur. Bunlardan bazısı mu-tasavvıfane olup, ömründe içkinin rengini dahi bilmeyen Ashâb numunesi insanlar tarafından yazılmışlardır. Nak-şîlerin, şeyhe vekalet eden dervişe ser-halka demeleri, Bektaşîlerin de onu "ayakçı (ayak = kadeh)" diye anmalarından başlayarak tekkeyi meyhane, kadehi âşıkm kalbi, İlahî aşkı şarap, şeyhi sakî veya pîr-i mugan ve ilahî yakınlıktaki lezzeti de topyekun bezm olarak değerlendiren bir mecaz ve istiareler dünyasında sakînâmeler de elbette meşrebe göre yelpaze değiştirecektir. Mamafih bu eserlerde gerçek ne kadar, mecaz ne kadardır, anlamak hayli zor-


75


76


dur. özellikle gerçek şarabı anlatan rindin dizeleri arasında öyle ikircikli ve riyakâr ifadeler yer alır, şaraptan, sakiden, meyden, mahbûbdan öyle şuh ifadelerle bahsedilir ki tam adamın zındıklığına hükmedeceğiniz zamanda bir açık kapı bırakılıp şarap hakkında meselâ,


Ey şeni-i hidâyet-i İlahî Gümrâhların delîl-i râhı


denilivermesi, bütün heyecanınızı yatıştırıp bütün mazoşist ve fetişist duygularınızla saldıracağınız şairi elinizden kaçırıp gider. "Yolunu kaybetmişlere yol gösteren bir ilahî hidayet mumu"na karşı artık damağınızı buruklaştıran şarabı yahut meyhaneyi nasıl savunacaksınız? Bereket versin ta-savvufî sakînâmeleri anlamak, daha işin başında bir tavır konulup her dizenin mistik pencereden görülmesi gerektiği vurgulandığı için, daha kolaydır. Eğer birisi çıkıp Aynî'nin şu yaptığı gibi hakikat ile mecazı bir arada gösterip seçimi okuyucuya bırakırsa vay hâlimize:


Hakikatle mecazı cem' olunmaz j        Bunun ikisi bir yerde bulunmaz


İkisinden birin nûş etmeyen kes Eşek oğlu eşektir sohbeti kes


Cem' olmak, "bir araya gelmek"; nûş etmek, "içmek"; kes de "kişi" demektir. Gerisini varın siz yorumlayıp tercihinizi ona göre yapın.


Edirne'de Bir Âyine-i İskender


Giribân-çâk iken meclisde yârün sînesin gördük Felekde biz dahi Iskender'ün âyînesin gördük


Mezakî


"(...) Ve dahî tevârîhde mesturdur ki kaçan Edrenus bu kalayı bina eylemeli! oldu Bir veziri var idi. Adına Arkas-ı Hakim dirlerdi. Kâmil-i vücûd idi. Ol hakim eytdi:


- Yâ melikü'z-zaman!Bu üç sudan, ki bu şehrde akar, ka-musından Tunca suyı içmek makbuldür. (...) Kal'ayı bu su üzerine bina idelüm didi.


Pes, Melik Edrenus, vezirin tedbiri ile bu hisarı bina eyledi. Resmini çâr-kûşe kıldı. Ve her canibinde ikişer burç eyledi ve her kuşesinde müdevver birer burç kodılar. (...) Ve dahi burç mabeyninde onbeşer beden vaz' eylediler, onbeş derece add idüp. Ve sekiz yirden kapu kodılar ve içine azîm dört ki-lisa bünyâd eylediler.


(...) Merhum ve mağfur Gazi Hünkâr Edrine'yi feth it-dükde; Yıldırım Han hazretleri köprüsünün öte başında


77


ili.'i


olan şehir ki ana âyîne şehri dirlerdi, anda bir kilisayı ca-mi-i şerîfve imâret-i latîfbina etdiler. Ve dahi Osmaniyân-dan Kal'a-i îskenderiyye'yi feth itdüklerinde Âyîne-i Cihân-nümâ'yı alup getürüp..."1


Hafız Muhammed Saidü't-Tab'î'nin öğrencisi es-seyyid Ali Sabri, risalesinin sonunda böyle diyor. Bahsettiği Âyîne-i Cihân-nümâ ise ünlü Iskender-i Zülkarneyn'in2 yine kendisi kadar ünlü olan aynasından (Âyîne-i iskender) gayrisi değildir.


78


Râviyân-ı ahbâr ve nâkilân-ı âsâr şu gunâ rivayet ve ol şivede hikâyet ederler ki vakt ü zamanında Iskender-i Zülkar-neyn askerlerini peşine takıp Hind kapılarına dayandığında Mihrace Kayd ona dört kıymetli hediye göndererek barış ve eman diler. Bu hediyeler dünya güzeli bir bakire, hiç boşal-mayan tılsımlı bir kadeh, her şeyi bilen bir filozof ve nihayet bir aynadan ibarettir. Bazılar derler ki ol âyînenin yedi dilimi var idi ve top gibi yuvarlaktı. Halk ona Çin aynası demişti.


Ki anı felek mihr-i âyîn diben Velî halk Âyîne-i Çîn diben


Yaruk her yüzi çihre körgüzgü dik Dimey bir yüzi Üre-rû gözgü difc3


Hatta belki düz idi, illâ her iki yüzü de gösterirdi. O kadar ki arka yüzüne yalancılar baktığı zaman görüntü vermez; sarhoşlar baktığı zaman da onları bozuk şekille yansıtırmış.


1     bk. Ali Sabri, Tarih-i Edrine, Hikâyet-i Beşîr Çelebi, s. 13-14 (tıpkıbasım, ts.)


2     Tarihte birkaç iskender vardır. Bunlardan Zülkarneyn lakabıyla anılan ve gerek fetihleri, gerek iktidarları, gerekse ele geçirdikleri coğrafya itibariyle birbirlerine en ziyade benzeyenler, aynı zamanda bir peygamber olduğuna inanılan İskender ile batılı tarihçilerin "Büyük" lakabıyla andıkları iskender'dir (Alexander the great). Her ikisi de islam kaynaklarında Zülkarneyn lakabıyla anılmış olup hayatları çok zaman birbirine karıştırılmıştır. Bu konuda geniş bir araştırmamız için bk. "iskender mi; Zülkarneyn mi?", Journal of Turkish Studies (=Türklük Bilgisi Araştırması), Vol.14, Washington D.C. 1990, s. 387-403; Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, C. XXVI, s. 117 -146, 1986 - 1993 (istanbul, 1993).


3     bk. Levend, A. Sırrı, Ali Şîr Nevaî, c. III, Hamse (Sedd-i Iskenderî), Ankara, 1967, s. 492, 493


Eğer sözi çîndür körinür yüzi Körünmezyiizi boka yalgan sözi


Birev meyga tapıp flrû-desttik Iyân kılgu dik bolsa bed-mestlik


Körinür yüzi gözgü içre bozuk Uzun, yohsa kıska, kiçikya ulukA


Böylece iskender, kimin yalan söylediğini yahut kimin bed-mest iken konuştuğunu bu ayna sayesinde anlayabilirmiş.


Yedi dilimli aynanın billur bir kadeh olduğunu söyleyenler onu Cem'in, her bir dilimi ayrı bir madenden süzülerek yapılmış efsanevi Cam-ı Cihan-nüma'sı (Câm-ı Kîtî-nümâ) ile karıştırıp her bir dilimine bakılınca dünyanın başka bir diyarının (yedi iklimin) seyredilebildiğini ve orada olup bitenlerin ıyan olduğunu anlatırlar ki insanların mestliklerinden ve o mestlikteki vehimlerinden, hülyalarından kinayedir.


Kudema-yı şeker-güftârın bazıları da derler ki Ayine-i iskender aslen ne bir kadeh; ne de ele avuca sığar bir aynadır. O bir kürre-i cesîmdir ki iskenderiye Feneri nâm dünyanın yedi harikasından biri addolunan şeddadî binanın tepesinde bulunurdu. Efsaneye göre Iskender-i Kebîr Mısır'a vardığında, sahilde bir şehir kurmak murad eyledi. Ol şehir halen mevcud olan iskenderiye şehridir ki iskender'in kurduğu 16 ayrı iskenderiye'nin en muahhar ama en muazzamıdır. Şehrin çok güzel olduğunu gören hakîmlerden Belinas, Hermis ve Valinas -ki Aristo'nun talebeleri olmakla övünürlermiş-, hem şehrin alameti ve hem de hırz'ı (koruyucu tılsımı) olmak üzere kafa kafaya verip büyükçe bir küreden oluşan bir ayna yapmışlar ve onu Aristo'nun gösterdiği yüksek bir tepenin sırtında inşa ettirilen bir sütunun üzerine koymuşlar. Nitekim Nedîm buyuruyor:


Cila vermiş ise Âyîne-i İskender'e Ristd Benüm sen saykal-ı âyîne-i re'y-i savâbımsın


4    Levend, a.e. s. 492


79


80


Ayna tılsımını aşikar etmiş ve güya, şehre gelen gemileri henüz bir aylık (!) yolda iken gösterebilirmiş. Hatta gelenin düşman gemisi olduğu anlaşılırsa bu aynadan güneş ışığı yansıtılarak gemi ateşe verilebilirmiş. İşte bu sözümüzün aslı:


"Bünyâd-kerden-i iskender, Iskenderiyye-râ


(iskender'in Iskenderiyye'yi kurması)


Gül nesîminden hevâsı hûb-rak Azyir ol Mısr'un diyarından uzak


Urdı usturlâb-ıla bünyâdını Kod(ı)'anun îskenderiyye adını


Olmenârüstindedüzditigrây Câm kim dirler ana KM-nümây


Her yancıdan leşker oldukda revân Olur-ıd(ı)'ol camdan aksi ayan


Çün müretteb oldı ol bî-rûh cism Şeh menâr üstind(e)'anı kıldı tılısm


Ol yana dönerdi ol suret meğer Bu şehr(e)olur-ıdı andan hazer" 5


imdi; biz de deriz ki "Dünyanın yedi harikasından biri sayılan iskenderiye Feneri ile bu ayna hakkında uydurulan efsaneler arasında sıkı bir münasebet vardır. Faros adlı bu fener, limanı ve şehri aydınlatır, çok uzaklardaki gemilere de yol gösterirmiş. Fenerin XIII. asırda henüz mevcudiyetini koruduğu iddia edilmektedir. Aynaların eskiden bilinmeyen şeyleri öğrenmek için sihir ve büyücülükte kullanılması, bu fenerin de yapıldığı çağda (M. Ö. III. yy.) çok ileri bir teknik eseri olarak ortaya çıkışı, hakkında birçok efsaneler türemesine neden olmuş olabilir."6


Her ne hâl ise, bir gece bu aynayı bekçileri çalıvermiş-ler!.. Hatta bununla da kalmayıp bir daha ele geçmesin diye


5     bk. Ünver, İsmail, Ahmedî, İskender-nâme, tnceleme-tıpkıbasim, Ankara, 1983, V. 38a


6     bk. Pala, iskender, Ansiklopedik Dîvan Şiiri Sözlüğü, Ankara 1990, s. 62


1


denize atmışlar. Artık onu denizden çıkarıp mı Edirne'ye getirmişler; yoksa yerinden söküp şan olsun diye mi, bilmiyoruz, hikâyenin gerisini Beşir Çelebi'den dinleyelim:


" (...) Ve dahi Osmaniyândan Kal'a-i Iskenderiyye'yi feth itdüklerinde Âyîne-i Cihân-nümâ'yı alup getürüp Edrine'de bürc-i frengide vaz' itmişlerdi. Hakka ne ibret-nümâ-yı âlem; yâdigâr-ı Zülkarneyn-i cihan idi. Bir zaman kal'ada turdu İttifak Frengistandan iki haramzade frenk âyinenin tedbirinde oldılar. Âhirü'l-emr, gicefursat bulup amudmı yıkup âyineyi alup Frengistan'a azm itdüler. Ardınca âdem gidüp mel'unlarun ardından Gelibolı'da irüp hınzırlar gemiye gi-rüp gitmek üzere iken ahz olundıklarında, zâlim kâfir âyineyi getürüp deryaya atdılar. Talğıçlar getürüp her ne kadar talep itdülar, bulmadılar, ele girmedi. Melunları helak itdük-den sonra berü canibe avdet idüp âyinenün amudmı burc-dan aşağa düşürdükde iki pare olmış idi. Sonra Yıldırım hazretleri ol pareleri havlıca sipâha bağışlayup ol dahi mes-cidinün kopuşunun iki tarafına vaz' eyledi. Yeşil cevher mesabesinde direklerdür."7


Acaba Gelibolu sahillerine modern dalgıçları sevketmiş olsak, Âyine-i iskender'i yeniden bulur muyuz dersiniz?.


Hani Hâce Nasruddin "Ya tutarsa!..." demiş ya!.


Hamiş:


Şark edebiyatlarında bütün bu efsaneleriyle sık sık ele


alman Âyine-i iskender, tasavvufta da kâmil insanın Allah'tan gayrı şeylerden (mâsiva) arınmış kalbini ifade eder. Bu kalbe ancak hakikatler aksedecektir. Ancak sevgilinin parlak yüzü, Âyine-i iskender olarak sık sık gündeme getirilmiştir. Aşağıdaki beyitler iskender'in aynasından devşirilen ilhamlarla yazılmıştır:


Bir âyîneyle İskender nice benzer sana cânâ Senin her baktığın mir'ât olur Âlem-nümâ cânâ


Şeyhülislam Yahya 7    bk. Ali Sabri, a.e. s. 14-15


81


Böyle cevher var elimde neyleyim dünyayı ben Başına çalsın felek Âyîne-i İskender'i


Nefî


Câm la'lündür senün âyîne rûy-ı enverün Adı var Câm-ı Cem ü Âyîne-i Iskender'ün


Bakî


82


AŞKIN DİLİNDEN


aşkın -e hâli


Cana meylin var ise hükm eyle teslim eyleyem Şâh sensin ben senin bir bende-i fermânmam


Fuzûlî


San'at HUsn-i Ta'lilden İbarettir


Zeliha o hâle gelmişti ki çörekotundan ödağacına kadar herşeyin adı Yusuftu onun için. Yusuf'un adını başka adlara gizlemişti, mahremlerine bu sırrı söylemişti. "Mum ateşte yumuşadı." dese, "Sevgili bize alıştı, yüz verdi." demiş olurdu. "Bakın ay doğdu." dese, "Söğüt ağacı yeşerdi." dese, (...) "Başım ağrıyor." dese, "Başımın ağrısı geçti, iyiyim." dese hep ayrı mânâları vardı bu sözlerin. Birini övse onu överdi; birinden şikayet etse onun ayrılığını söylemiş olurdu. Yüzbinlerce şeyin adını ansa, maksadı da Yusuf'tu onun, dileği de.


Mevlâna, Mesnevi, c. W, beyit: 4032-4044


85


L


Nef'î üstadımız,


Güzelsüz olmazuz amma. oluruz etsiiz ekmeksüz


buyurmuş. Bir an buradaki güzelin salt güzelliği temsil ettiği düşününüz; bütün bir Osmanlı medeniyetinin hayata ve eşyaya bakış felsefesini anlamış olursunuz. Çünki o, baştan sona gönülde tecelli eden bir güzellikler manzumesinin kaynağından akıp gelmiştir.


86


San'at, baştan sona bir hüsn-i ta'lilden ibarettir. Bütün san'at şubeleri hüsn-i ta'lilden ilham alarak kendi kuramlarını geliştirebilirler. Varlık âleminde yüz gösteren her söz, her renk, her ses ve her şekil, aslında bir gerçek olmaktan öte gerçek bir güzelliğin taklitleridir. Onun içindir ki ruhlarında daima gizli bir hüsn-i ta'lil özlemi çağıldar.


Hüsn-i ta'lil, vakıanın gerçek nedenini değiştirip ona düşünce bazında güzel bir sebep bulmaktır. Bu, bir vak'anın, hayalî ve gerçek nedenden daha güzel bir nedenle oluyormuş gibi sunulmasıdır. Böylece muhatabın heyecanı arttırılır ve san'atm daha iyi algılanması; yahut daha derinde iz bırakması sağlanmış olur. işte Osmanlı çağları için sözünü ettiğimiz san'at ve estetik felsefesi burada düğümlenir. Bu, aslında biraz da islam milletlerinin ortak özelliği olarak bütün şarkı kaplamış bir rafine duygudur.


Şark'ta akıl ile gönül daima mücadele halindedir. Bu bakımdan ilim ile tasavvuf, medrese ile tekke asırlarca çatışıp durmuşlardır. Batı, mihvere aklı yerleştirdiği ve gönle fazla iltifat etmediği için aklî ilimlerde fevkalâde terakki kaydetmiştir. Çünki onun bakış açısında ruh ve gönül endişesi yoktur. O, vakıayı yalnızca illiyet (nedensellik) açısından inceler ve değerlendirir. Halbuki şark, aynı vakıanın arkasında bir hüsn-i ta'lil (güzel sebebe bağlama), yani bir ruh arar. Ay tutulması, batılı için karanlıkta geçen bir süreden ibarettir. Ancak doğulu bununla sevgilinin yüzünün görünmez olduğu sonucunu çıkarmaya hazırdır. Yani birincisi vakıanın bilimsel yönüyle alakalıdır (akıl); ancak diğeri onu gönlüyle okumaktadır.


Mezarlıklara servi dikmek her yerde görülebilir. Bunun akıl ile bilinen nedeni, servinin dezenfektan özelliği, yani ölü kokusunu alıyor olmasıdır. Ancak şark, bu gerçek sebebin arkasında kendisine apayrı bir dünya kurar ve servi'nin Vahdet'i temsil etmesinden başlayarak rüzgârda sarınırken "Huuu!" diye zikretmesine varasıya kadar pek çok ayrıntı ile vak'aya ruh verir.1 Şark kabristanlarının servilerle donatıl -


1 Atalarımızın inanışına göre serviler rüzgârda salımrken "Huu!" diye ses çıkarırlar ve bu ses, dervişlerin Allah'ı zikrederken söyledikleri "Hu (O)" ile aynıdır. Dolayısıyla servi ağacı her "Huu!" deyişte, dibinde medfun bulunan kişinin bir günahının döküldüğüne inanılır.


I


masının ardında biraz da hüsn-i ta'lil felsefesi yatar. Yoksa onlar servinin yaz kış yeşil kalarak çevreyi güzelleştirdiğini, yahut ölü kokusunu giderdiğim fazla önemsemezler. Bilirler ki bu özellikler servi'de zateryılması gereken özelliklerdir ve bunun için akıl yormak zaiddir. Gönül sahibi olmak ise, servinin verasmda gizlenen o derin kültür atlasını okuyabilmektir.


Evliya Çelebi yazar: Selimiye Camii'nde teravih namazlarında saflar arasına gül konulurmuş. Aklı ön planda tutan Batılı bakış açısı bunu, camideki cemaat kesafetinden bozulan havanın, yahut ayakla basılan zeminde bulunması muhtemel kötü kokunun giderilmesi gibi basit bir sebeple (illiyet) izah edecek; ama gönlü ön planda tutan Osmanlı insanı buna, gül kokulu Muhammed'den, onun "Bana dünyadan üç şey sevdirildi; güzel koku..." diye başlayan hadis-i şerifine varasıya kadar pek çok güzel sebep (hüsn-i ta'lil) bulabilecektir.


Güzel sanatların yorumlanması noktasında hemen bütün sanatçıların bilerek yahut bilmeyerek hüsn-i talil içinde kaldıklarını söylemek mümkündür. Bir mimar, taş ile kumu terkib ederken elbette estetik kaygular içerisinde olacak; bir ressam renklere ton verirken varlığının en mütenasip gözüyle bakacak; bir bestekar notaları dizerken gönlünün derinliklerinden gelen ahenge kulak verecektir. Keza şair de kelimelerin zahirî seslerine öyle bir mânâ yükleyecektir ki laf söze, söz kelâma dönecektir. Bütün bunlarda sanatın özünü oluşturan felsefe, görüneni ve bilineni, görünmeyen ve bilinmeyen ile izah etme düşüncesidir. Zaten var olanı basmakalıp biçimde ifade etmenin neresi sanat olabilir ve bu durumda sıradan insanların sanatçıdan ne farkları kalır ki? Oysa sanatçı, sanatının malzemesi ne olursa olsun eşyanın, herkes tarafından görülemeyen cephesini gören ve onu yansıtan insandır.
1   2   3   4   5   6   7   8   9   ...   32

Similar:

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconÜLKÜ BUDAK DOÇ. DR. AYHAN PALA TDE 107 / 20093270

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconTürkmen yayınları, 24 derste bilgisayar ve internet, Zeydin Pala (*)

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconKonu: Ege ve Yunan Uygarlığı, İskender İmparatorluğu, Roma Uygarlığı

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconİskender Ali MİHR Hazretleri hiçbir zaman hiçbir yerde kendisinin peygamber olduğunu iddia etmediler. Bu iftirayı atan kişiye de yazdım, Size objektif bir tutum

AH MİNEL AŞK İSKENDER PALA iconVisual Querying by Color Perceptive Regions A. Del Bimbo, P. Pala Dipartimento di Sistemi e Informatica Università di Firenze 50139 Firenze, Italy Extended Abstract

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page