EDEBİYAT VE DİL- EDEBİYAT TARİHİ-TOPLUM BİLİMİ-HALK BİLİMİ




Indir 66.34 Kb.
TitleEDEBİYAT VE DİL- EDEBİYAT TARİHİ-TOPLUM BİLİMİ-HALK BİLİMİ
Date conversion23.12.2012
Size66.34 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://okulweb.meb.gov.tr/48/08/280340/ders_destek/Edebiyat/10 edebiyat konu anlatımı/10.edb öze
10. SINIFLAR TÜRK EDEBİYATI DERSİ

KONU ÖZETİ


EDEBİYAT VE DİL- EDEBİYAT TARİHİ-TOPLUM BİLİMİ-HALK BİLİMİ


SEVMEK, BİLMEKLE MÜMKÜN OLUR"


İnsanoğlu hayatı boyunca güzeli istemiş, iyiye gönül vermiştir. Güzelliğe mutluluğunu, özgürlüğünü, huzurunu katmıştır. Hatta çektiği acılara ve bu acıların dile getiriliş şekline dahi bir estetik katmıştır.


Sözüne, yazısına (edebiyat); sesine (musiki); kullanabildiği tüm renklere (resim); yaşadığı mekana (mimarlık); işleyebildiği her türlü maddeye (heykeltıraşlık) güzellik vermek insanoğlunun yaşam felsefesi olmuştur ki, bu da güzel sanatlar dediğimiz şubeleri doğurmuştur.


Edebiyat bu güzel sanatların bir koludur. İnsan, iyiye ve güzele giden yolda en fazla tasarruf ettiği söze ve yazıya, etkili bir ifade katarak sıradan düşüncelerini, hayatını güzelleştirecek en yüksek düşüncelere; sıradan duygularını da en yüksek duygulara çevirmiştir.


Bu çerçevede edebiyat; sözde, yazıda, düşüncede ve hayalde güzellik demektir.”


Edebiyatın konusu insandır.Konu insan olunca, edebiyatın tarihini de insanlık tarihi ile birlikte ele almak gerekir. Edebiyata ait sözlü ve yazılı eserlerin nasıl meydana geldiğini anlayabilmek için, o devrin tarihini bilmek gerekir. “Bir ağacın yemiş verme şartlarını incelerken nasıl onun toprağını da göz önünde bulundurmak lâzımsa, edebî mahsullerin nasıl meydana geldiğini anlamak için de o devrin tarihini bilmek icap eder .


Bu tarihi bilgi bize, ilk dönemlerden itibaren milletimizin duygu ve düşünce dünyasına yelken açabilmemize vesile olacaktır. Milletimizin kültürel alanındaki değişim ve gelişimlerini eserler üzerinde görme imkanımız olur. Edebiyatı bütünüyle ele alırsak bir kültürü tam manasıyla değerlendirmiş oluruz. Edebiyat ürünleri, aynı zamanda tarihe tanıklık eden zevkli belgelerdir.


Edebi eserler, toplumların yaşam biçimlerini, geleneklerini, göreneklerini de içine alarak bu konuda toplum bilimcilere bir fikir aracı olmaktadırlar. Yine edebi eserler, halkın inancını, üzüntüsünü, acısını, değer yargılarını, sevinçlerini, özlemlerini şiirlerde, romanlarda, hikâyelerde, masallarda, atasözlerinde, deyimlerde, fıkralarda yer vererek halk bilimi uzmanlarına önemli bir kaynak olmaktadırlar.


Sözlü edebiyat dönemi olan destanlardan başlayarak yazılı ürünlerin ilk örneklerinin görülmeye başlandığı 7. yüzyılın sonu ile 8. yüzyılın başlarından itibaren günümüze kadar bütün eserler milletimizin tarih ve kültür aynası olmuştur.


Edebiyatın malzemesi dildir. Günlük dil veya edebî dil, baştanbaşa bir kültür hazinesidir.


DİL- KÜLTÜR-EDEBİYAT İLİŞKİSİ


Dilin ses, kelime ve cümle birimleriyle; düşünme , konuşma ve yazma gibi yönleri, edebiyat ürün ve eserlerinde de başlıca öğelerdir. Hiçbir edebiyat eseri ya da ürünü yoktur ki, dil öğeleriyle, dilin biçim ve anlatım yönleriyle, kısaca dil gereçleriyle ilgili olmasın.

Dil, aynı zamanda kültür kapsamına giren bir anlaşma kurumudur. Kültür sözlüklerde şöyle tanımlanmaktadır: “ Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde ortaya konulan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları oluşturmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin, ölçüsünü gösteren araçların tümü…”


Bu tanımlamadan anlaşılıyor ki dil ve onun işlenmiş onun ürünü olan edebiyat ve kültürün kapsamına giren araçlardandır. Bir toplumun kültürü, dil ve edebiyatı incelemeden ortay konulamaz.


Bilim, felsefe ve psikoloji vb. alanlarındaki eser ve ürünlerde dil, çoğu zaman bir araç gereç durumundadır. Bilimde önemli olan, gerçeğin araştırıldığı bilgiler, buluşlar ve incelemelerdir. Felsefede düşünce, psikolojide ruhsal olaylar; resimde renkler, çizgiler; müzikte ses ve armoni, heykelde biçim ve figür; mimarlıkta yapı ve estetik görünüm nemli öğelerdir. Edebiyatta ise dil, yalnızca araç gereç değil; onun, biçim, yapı ve anlamının olgunlaşmasını sağlayan en önemli öğedir.


Kısaca şöyle denilebilir:

Edebiyat bir dil sanatıdır. Her dilin en gelişmiş biçimi edebiyatında görünür.

TÜRK EDEBİYATININ DEVİRLERE AYRILMASINDA KULLANILAN KISTASLAR

Türk edebiyatı devirlere ayrılırken değişen dil anlayışı, kültürde görülen farklılaşma, yeni dinî hayat, dil coğrafyasındaki gelişme, kısaca medeniyet değişikliği kıstas olarak alınır.

Çünkü Türk tarihinde görülen medeniyetler (iki medeniyet değişikliği), edebiyatın da seyrini değiştirmiş, onun konu ve şekil özelliklerini de etkilemiştir.

Bu arada tanışılan ve alış verişte bulunulan uluslar da edebiyatı etkilemişlerdir. Meselâ, Araplardan ilmî eserlerle birlikte Arapça kelime ve tamlamalar, İranlılardan da İslâmiyet’le birlikte nazım tür ve çeşitleri alınmıştır.

Türk edebiyatının üç devire ayrılmasını sağlayan iki medeniyet değişikliği vardır

  • İslâmiyet’in kabul edilmesi,

  • Batı medeniyetinin tanınması ve benimsenmesi.

Bu bilgiler ışığında Türk edebiyatının devirlerini şöyle belirleyebiliriz:


TÜRK EDEBİYATI


1.İslamiyet’ten Önceki Türk Edebiyatı (….-11.yy)



Sözlü Dönem Türk Edebiyatı (….-8.yy)

Yazılı Dönem Türk Edebiyatı (8.yy-….)


2.İslam Kültürü Etkisindeki Türk Edebiyatı


(11 - 19.yy)



Divan Edebiyatı


Halk Edebiyatı



Tasavvuf Edebiyatı

Aşık Edebiyatı


Anonim Halk Edebiyatı

3.Batı Kültürü Etkisindeki Türk Edebiyatı

( 19.yy-…)








Tanzimat Edebiyatı

(1860-1895)

Servet-i Fünun Edebiyatı

(1895-1901)

Fecr-i Ati Edebiyatı

(1909-1911)

Milli Edebiyat

(1911-1919)

Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı

(1923-…)

Milli Mücadele

Edebiyatı

(1919-1923)

İSLAMİYET’TEN ÖNCEKİ TÜRK EDEBİYATI


Başlangıcı bilinmeyen bir dönemden 11.yüzyıla kadar süren edebiyattır. İslamiyet”i kabul etmeden önce Türkler göçebe bir hayat sürmüşlerdir.Eldeki bilgilere göre, Türklerin ilk anayurdu Orta Asya'dır. Bu bölgede Türklerin yaşadıkları bazı yörelerde bulunan yazılı belgeler, Türk dili ve edebiyatı konusunda önemli bilgileri günümüze iletmiştir. Türkçe en eski yazılı belgeler, VIII. asırdan kalmadır (Göktürk yazıtları). Bu yazılı belgelerdeki dilin gelişmiş, içeriğinin zengin olması, Türk edebiyatının çok daha eskilere dayandığını gösterir. Çünkü ürünler yazıya geçirilmeden önce, uzunca bir süre sözlü gelenekte yaşamıştır.

Dönemin Genel Özellikleri

a) İslâmiyet öncesindeki Türk edebiyatı yabancı etkilerden uzak bir edebiyattır.

b) Dil, saf Türkçe olup, yabancı kelime yok denecek kadar azdır.

c) Edebiyat, atlı göçebe hayatının özelliklerini yansıtır.

d) Eserler, genellikle anonimdir; pek azının sahipleri bilinmektedir.

e) Eserlerin tamamında milletin ortak duygu ve düşünceleri hâkimdir.

f) Nazım birimi genellikle dörtlüktür. Dörtlüklerin kafiye şeması aaab şeklindedir.

g) Şiirde hece vezni ve daha çok yarım kafiye ve redif kullanılmıştır.

h) En eski eserlerde bile işlenmiş bir dil ve edebî üslûp görülür. Bu durum, bilinenlerden daha eski metinlerin olduğunu düşündürmektedir.

i) Yiğitlik, yurt ve tabiat sevgisi, büyüklere saygı, işlenen başlıca temalardır.

İslâm'dan önceki Türk edebiyatını iki ana dalda incelemek gerekir: Sözlü gelenek; yazılı gelenek.

Sözlü Gelenek (Sözlü Edebiyat)


Bütün ulusların edebiyatında olduğu gibi, Türk ulusunun da başlangıçtan günümüze süregelen bir sözlü edebiyat geleneği vardır. Sözlü geleneğin ürünlerinin tümü günümüze kalmamıştır.Kaşgarlı Mahmut'un, Divanü Lügat it-Türk adlı yapıtındaki sözlü edebiyat ürünlerine göre, Türklerde sözlü gelenekte şiir önde geliyordu. "Kam", "baksı", "ozan", "şaman" gibi adlar verilen ilk ozanlar, aynı zamanda "kopuz" denen bir çalgı da çalmaktaydılar. Hekimlik, büyücülük,bilgelik gibi görevleri de olan bu ozanlar; sığır, yuğ gibi törenlerde görev alıyorlardı. Turfan kazılarında ilk Türk ozanlarından bazılarının şiirleri bulunmuştur. Aprınçur Tigin, Kül Tarkan, Kalım Keyşi adlı ilk Türk ozanlarının şiirlerinde, genellikle dörtlük nazım birimi, hece ölçüsü kullanılmıştır. Bu şiirlerin dili de "öz Türkçe"dir. Türk’ler, İslam’dan önce “Şamanizm, Maniheizm , Budizm” gibi dinlerin etkisiyle bir edebiyat oluşturmuşlardır.



Sözlü gelenekte oluşan türler arasında, destanlar ilk sırayı alır. Sonra koşuklar (aşk,kahramanlık,doğa güzellikleri, vb. konuları işlerler), sagular (ölen bir kimsenin arkasından söylenen, onun yiğitliklerini, ölümünden duyulan acıyı dile getiren şiirler) gelir. Kaşgarlı Mahmut'un sözlüğünde, eski Türk atasözleri (sav) örneklerine de rastlanmaktadır. Sözlü gelenekler pek çok biçimsel, bölgesel, vb. değişikliğe uğrayarak günümüze gelmiştir.

Sözlü Edebiyat Ürünleri: M.S.VIII. yüzyıla gelinceye kadar Türklerin yazılı bir edebiyatı yoktur. Şiirler sözlü olarak üretilmekte, kulaktan kulağa yayılarak varlıklarını sürdürmektedir. Bu dönemde ortaya çıkan sözlü edebiyat türlerinin başlıcaları şunlardır:



KOŞUK

Ø      Yiğitlik, aşk, tabiat konularını işler.

Ø      Kopuz eşliğinde söylenir.

Ø      Hece vezni ve yarım kafiye ile söylenen şiirlerdir.

Ø      Nazım birimi dörtlüktür.

Ø      Bu şiirlerde düz kafiye kullanılır: aaaa, bbba, ccca… (aaab cccb dddb)

Ø      Bu şiirlerin İslâm sonrası halk edebiyatındaki adı koşma’dır.

Ø      Sığır denilen sürek avlarında söylenen lirik şiirlerdir.


SAGU

Ø      Ölen bir kişinin arkasından söylenen ağıt şiirleridir.

Ø      Ölen kişinin kahramanlıklarını, başarılarını, erdemlerini anlatır; ölümlerinden duyulan üzüntüyü dile getirir.

Ø      Koşuk nazım şekliyle söylenir.

Ø      Bu şiirlere İslâm sonrası halk edebiyatında “ağıt”, Divan edebiyatında “mersiye” denir

Ø      “Yuğ” denilen ölüm törenlerinde söylenir. 

Ø      Divanu Lûgat-it Türk’teki Alp Er Tunga sagusu bu türün önemli bir örneğidir.

SAV

Ø      Türk toplumunun dünyaya bakışını, geleneklerini, varlık anlayışlarını ortaya koyan özlü sözlerdir.

Ø      Bugünkü “ata sözü”nün karşılığıdır.  

Ø      Divanu Lûgat-it Türk’te pek çok sav vardır.

DESTAN


İslam öncesi sözlü edebiyatın en yaygın şiir türüdür. Destanların bir kısmı evrenin, Dünya’nın ,insanın nasıl oluştuğunu anlatır. Bir kısmı ise, konularını tarihten, toplumu derinden etkileyen olaylardan alır.Türk edebiyatında olduğu gibi dünya edebiyatında da ilk edebi verimler olarak destanlar karşımıza çıkar.Bu sebeple öncelikle genel anlamda destan konusunu ele almamız gerekir.


Destan: Destanlar henüz aklın ve bilimin toplum hayatına tam anlamıyla hâkim olmadığı ilk çağlarda ortaya çıkmış sözlü edebiyat ürünleridir.

Milletleri derinden etkileyen tarihî ve sosyal olayları anlatan manzum, edebî eserlere destan adı verildiğini biliyoruz. Bu tür edebî eserler tabiî afetler (deprem, bulaşıcı hastalık, kuraklık, kıtlık, yangın vb.), göçler, savaşlar ve istilâlar gibi önemli olayların etkisiyle tarihin eski çağlarında meydana gelmiştir.

Destanlar üç safhada oluşur:


a) Doğuş safhası: Bu safhada milletin hayatında iz bırakan önemli tarihî ve sosyal olaylar, bu olaylar içinde yüceltilmiş efsanevî kahramanlar görülür.

b) Yayılma safhası: Bu safhada, söz konusu olay ve kahramanlıklar, sözlü gelenek yoluyla yayılır. Böylece bölgeden bölgeye ve nesilden nesle geçer.

c) Derleme (yazıya geçirme) safhası: Bu safhada, sözlü gelenekte yaşayan destanı, güçlü bir şair, bir bütün hâlinde derleyip manzum olarak yazıya geçirir. Çoğu zaman bu destanların kim tarafından derlendiği ve yazıya geçirildiği belli değildir.

Destanların genel özellikleri:


1- Anonimdirler.

2- Genellikle manzumdurlar. Az olmakla beraber nazım-nesir karışık olan destanlar da vardır. Bazıları, manzum şekilleri unutularak günümüze nesir hâlinde ulaşmıştır.

3- Olağan ve olağanüstü olaylar iç içedir.

4- Destan kahramanları olağanüstü özelliklere sahiptir.

5- Destanlar, tarihî ve sosyal olaylardan doğarlar. Bu eserlerde genellikle, yiğitlik, aşk, dostluk, ölüm ve yurt sevgisi gibi temalar işlenir.

Bir edebiyat türü olan destan, zamanla asıl anlamını yitirmiş, âşık edebiyatında savaşları, ünlü kişileri, gülünç olayları anlatan eserlere de destan denilmiştir.


Destan çeşitleri:

Destanlar, oluşum biçimlerine göre üçe ayrılır:


1.Doğal(Tabii) Destan

Önce bir şair tarafından söylenen, zamanla şairi unutularak anonimleşen destanlardır. Bunlar,dilden dile dolaşırken büyük değişikliklere uğrar. Mesela Ergenekon Destanı doğal destandır.

2.Yapma (Suni) Destan

Doğal destandan temel farkı, anonim nitelik taşımamasıdır. Bir şair tarafından, doğal destanlara benzetilerek yazılır.Tasso’nun Kurtarılmış Kudüs, Fazıl Hüsnü Dağlarca’ nın Üç Şehitler Destanı adlı eserleri, birer yapma destandır.





İlk Türk Destanları
1.Altay - Yakut
Yaradılış Destanı

2.Sakalar Dönemi
a.Alp Er Tunga Destanı

b.Şu Destanı

3.Hun Dönemi
a)Oğuz Kağan Destanı
b)Attila destanı


4.Köktürk Dönemi
a.Bozkurt Destanı
b.Ergenekon Destanı


5.Uygur Dönemi
a. Türeyiş Destanı
b. Göç Destanı




İslamiyet’in Kabulünden Sonraki Türk Destanları

1.Karahanlı Dönemi
Satuk Buğra Han Destanı


2.Kazak-Kırgız
Manas


3.Türk-Moğol
Cengiz-name

4.Tatar-Kırım
Timur ve Edige Destanları


5.Selçuklu-Beylikler ve Osmanlı Dönemleri

a. Seyid Battal Gazi Destanı

b. Danişmend Gazi Destanı

c.Köroğlu Destanı


TÜRKLERİN DOĞAL DESTANLARI


  • Köktürk (Göktürk) Destanları : Birbirini tamamlayan Ergenekon Destanı ve Bozkurt Destanı’ ndan oluşur. Bunlarda Türklerin tarih sahnesine nasıl çıktıkları ve hangi soydan geldikleri üzerine efsaneler anlatılır.




  • Uygur Destanları : Türeyiş Destanı ve Göç Destanı olmak üzere iki destandan oluşur. İlki Uygurların var oluşunu; ikincisi yurtlarından göç etmek zorunda kalışlarını anlatır.




  • Saka Destanları : Saka Türklerine ait bu destan da, Şu Destanı ve Alp Er Tunga Destanı olmak üzere iki parçadan oluşur. Bunlar Şu ve Alp Er Tunga adlarındaki komutanların hayat hikayeleri üzerine kurulmuştur.




  • Hun Destanları : Oğuz Kağan Destanı ve Attila destanı olmak üzere iki destandan oluşur. Oğuz Kağan Destanı Hun hükümdarı Mete’nin hayatını konu alır; ancak onu olağanüstü niteliklere büründürerek anlatır. Bu destan, daha sonra değişikliklere uğrayarak İslami bir nitelik kazanmıştır.



Not: Kırgız Türklerinin Manas Destanı XI.-XII. yüzyıllarda oluşmuş, bir destandır. İslâmiyet öncesi Türk kültüründen izler taşımakla birlikte, İslâmî unsurlar daha ağır basmaktadır.


YAZILI EDEBİYAT

Bu dönemde Göktürkler ve Uygurlar kendi alfabeleriyle eserler verilmiştir.

Türk dilinin tespit edilebilen en eski yazılı metinleri VII. asrın sonlarına ve VIII. asrın ilk yarısına ait olan dikili taşlar (Yenisey ve Göktürk Kitabeleri ) ve Uygur dönemine ait olan dinî metinlerdir.

Anıtlar arasında yer alan, Kültigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk adına dikilen Göktürk Kitabeleri, gerek muhtevaları, gerekse mükemmel dil ve üslûplarıyla Türk dilinin, edebiyatının ve tarihinin şaheserleri arasında yer almaktadır. Abidelerin yazarı Yollug Tigin’dir.  

Yenisey Kitabeleri

Yenisey ırmağı çevresinde daha çok mezar taşlarından oluşan bu kitabelerin edebi olarak fazla bir önemi yoktur.

Dinî Eserler

İslâm öncesi Türk edebiyatı yazılı eserleri arasında, Uygur alfabesiyle yazılmış olan çeviri dinî eserler de sayılabilir. Bunlar Mani ve Buda dinlerine ait eserlerdir.

GÖKTÜRK KİTABELERİ

Tonyukuk Anıtı:720 yılında Göktürk devleti veziri Tonyukuk adına dikilmiştir. Kitabede Tonyukuk, anılarını ve dönemin tarihini anlatmıştır. Anlatımda, atasözlerine bolca yer verilmiştir.

Kültigin Anıtı:732 yılında dikilen anıt Yollug Tigin tarafından yazılmıştır. Anıtta Kültigin’in ölümü ve yas töreni anlatılmıştır.

Bilge Kağan Anıtı:735 tarihini taşır. Bilge Kağan’ın yiğitlikleri ve Türk milletine iletmek istediği mesajlar anıtın içeriğini oluşturur. Bu anıt da Yollug Tigin tarafından yazılmıştır.

Göktürk (Orhun) Kitabelerinin Özellikleri

Türklerin ilk yazılı eseridir.

Doğu Göktürklerin tarihine ışık tutar.

Söylev(Nutuk) türünde yazılmıştır.

Oldukça gelişmiş ve işlenmiş bir dil kullanılmıştır.Türk dilinin gelişmişlik düzeyine ilişkin etraflı bilgiler edinilebilir.

Hem dinî hem de din dışı konular işlenmiştir.

Tarih, coğrafya ve edebiyata kaynak olacak niteliktedir.

Türk tarihini, toplumun yaşam biçimini, dünyaya bakış tarzını ortaya koyar.

Kitabelerde idarecilerin ve sultanların halkı aydınlatması, yaptıklarının hesabını halka vermesi söz konusudur.

Kitabeleri Strahlenberg bulmuş, 1893’te Wilhelm Thomsen okumuştur.

Bir yüzleri Göktürk alfabesiyle, diğer yüzleri Çince yazılmıştır.

 


.





Add document to your blog or website

Similar:

EDEBİYAT VE DİL- EDEBİYAT TARİHİ-TOPLUM BİLİMİ-HALK BİLİMİ iconEDEBİYAT VE DİL- EDEBİYAT TARİHİ-TOPLUM BİLİMİ-HALK BİLİMİ

EDEBİYAT VE DİL- EDEBİYAT TARİHİ-TOPLUM BİLİMİ-HALK BİLİMİ iconDİL BİLİMİ VE GÖSTERGE BİLİMİ ÇALIŞMALARI

EDEBİYAT VE DİL- EDEBİYAT TARİHİ-TOPLUM BİLİMİ-HALK BİLİMİ iconİlhan Genç, Edebiyat Bilimi (Kuramlar-Akımlar-Yöntemler), Şûle Yayınları, Merdiven Kitapları, İstanbul, 2006

EDEBİYAT VE DİL- EDEBİYAT TARİHİ-TOPLUM BİLİMİ-HALK BİLİMİ icon“BİLGİSAYAR DESTEKLİ DİL BİLİMİ ÇALIŞTAYI” NOTU Çalıştay Yeri : Türk Dil Kurumu Toplantı Salonu Çalıştay Tarihi : 14/05/2005

EDEBİYAT VE DİL- EDEBİYAT TARİHİ-TOPLUM BİLİMİ-HALK BİLİMİ iconFEN, EDEBİYAT, FEN- EDEBİYAT, DİL VE-TARİH – COĞRAFYA FAKÜLTELERİ ÖĞRETİM PROGRAMLARI DEĞERLENDİRME VE AKREDİTASYON DERNEĞİ

EDEBİYAT VE DİL- EDEBİYAT TARİHİ-TOPLUM BİLİMİ-HALK BİLİMİ iconÜlkemizde, Folklor (Halk bilimi) genelde halk oyunları ile eşanlamlıymış gibi kullanılsa da aslında doğrusu halk oyunlarının folklor biliminin sadece bir bölümü

EDEBİYAT VE DİL- EDEBİYAT TARİHİ-TOPLUM BİLİMİ-HALK BİLİMİ iconHALK BİLİMİ

EDEBİYAT VE DİL- EDEBİYAT TARİHİ-TOPLUM BİLİMİ-HALK BİLİMİ iconSon zamanlarda özellikle başta Amerika olmak üzere, İngiltere gibi bilinç bilimi konusunda dünyaya öncülük eden ülkelerde yapılan zihin bilimi çalışmaları ve

EDEBİYAT VE DİL- EDEBİYAT TARİHİ-TOPLUM BİLİMİ-HALK BİLİMİ iconDİL BİLİMİ ve ALT DALLARI

EDEBİYAT VE DİL- EDEBİYAT TARİHİ-TOPLUM BİLİMİ-HALK BİLİMİ iconÇEVRE BİLİMİ DERSİ ALAN VE ALMAYAN SINIF ÖĞRETMENLİĞİ ÖĞRENCİLERİNİN ÇEVREYE İLİŞKİN TUTUMLARI VE ÇEVRE BİLİMİ DERSİNDEKİ BAŞARILARININ KARŞILAŞTIRILMASI

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page