1 2004 Yılı Türkiye Ekonomisi: Başarı mı, Tehlike Çanları mı?




Indir 94.03 Kb.
Title1 2004 Yılı Türkiye Ekonomisi: Başarı mı, Tehlike Çanları mı?
Page4/4
Date conversion08.07.2013
Size94.03 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://www.nurhanyenturk.net/docs/turkiyeekonomisi2004.doc
1   2   3   4


1.D. 2004 YILINDA YATIRIMLARIN GELİŞİMİ



Yatırımların gelişimi incelendiğinde, 1980 krizi öncesinde hızla azalma gösteren özel sektör yatırımlarının GSMH’ya oranının 1981-1985 arasında yüzde 10’lara kadar gerilediği görülmektedir (Grafik 1.8). Özel sektör yatırımlarındaki ciddi azalmayı alt sektörler olarak ticarete konu olan ve olmayan yatırımlar açısından incelediğimizde, ticarete konu olan sektörlerin yatırımlarında görülen azalmanın 1981 yılı ile birlikte kalıcılı bir trend gösterdiği Grafik 8’den anlaşılmaktadır. 1981 yılından itibaren, özel sektör ticarete konu olan sektörlerin GSMH’ya oranı yüzde 5’in altında seyretmektedir. Sadece 1995 ve 1996 yıllarında yüzde 6’nın üzerine çıkan bu oran, son olarak ta 2004 yılında yüzde 6’nın üzerine çıkmıştır.


GRAFİK 1.8


Ticarete konu olan sektörlerin içinde tarım, imalat sanayi ve maden sektörleri yer almaktadır. Bunların arasında imalat sanayi yatırımlarının GSMH içindeki payı, 2004 yılında ilk kez 1978 yılının oranı olan yüzde 6’ya ulaşmıştır (Grafik 1.8). İmalat sanayi yatırımlarında 2004 yılında ortaya çıkan bu artış bir önceki alt başlıkta incelendiği gibi, çeşitli faktörlerin etkisi altındadır. Her şeyden önce yatırım için özel sektör tasarruflarının ve dış kaynak olanaklarının uygun olması bunların arasında sayılmalıdır. Aynı şekilde TL’nin 2004 yılındaki değerlenmesi yatırım malı ithalatının GSMH içindeki payını da artırmaktadır. Dolayısıyla 2004 yılında, özel sektörün elinde bir yandan yatırım için kaynak bulunmakta, diğer yandan yatırım malı ithalatı ucuzlamaktadır. Bu iki gelişme yatırımların artması için önemli katlılarda bulunmaktadır.


Yatırımların gelişiminde önemli katkısı olan faktörlerin başında olumlu beklentiler ve düşen reel faiz oranları bulunmaktadır. Ancak faiz oranları hala reel olarak yüksektir. Demek ki karlılıktaki beklentiler sermayenin maliyetini kaldırabilecek düzeydedir. İmalat sanayi yatırımlarının karlılığını inceleyebilmek için ne tür değişkenlere bakılabilir?


Üretilebilecek bir karlılık indeksinin en önemli değişkeni ücretler ve girdi maliyetleri olmalıdır. Diğer yandan üretim ve verimlilik artışı karlılığı etkileyen faktörler olarak öngörülebilir. Girdi maliyetlerinin göstergesi olarak, ithalata bağımlılık dikkate alındığında reel döviz kuru indeksi kabul edilebilir. Bunu dışında imalat sanayi üretim indeksi, çalışılan saat başına üretim, çalışılan saat için reel ücret indeksi karlılıkla ilgili faktörlerin göstergesi olarak alınabilir. Tablo 1.4’ten görüldüğü gibi 2001 yılından itibaren, üretim indeksi ve verimlilikte sıçrama, TL’de değerlenme ve ücretlerde azalma/sabitlik söz konusudur.


TABLO 1.4


Bu olumlu faktörler 2004 yılının karlılık beklentilerinde iyiye gidiş ve kaynak bulunabilirliği ile birleşince imalat sanayi yatırımlarında bir artışı beraberinde getirmiş olduğuna işaret etmektedir. Diğer yandan 2004 yılında kamu borcu reel faiz oranı da düşüş göstermektedir.


İncelenmesi gereken son nokta yatırım artışının ve üretim artışının istihdamda nasıl bir etki yarattığıdır. Bu sorunun cevabı, yatırım artışının istihdamda çok zayıf bir artış sağlamakta olduğudur. Bunun birkaç nedeni olabilir. Bunlardan bir tanesi sermaye yoğunluğunun artması ve çalışılan saat başına üretim miktarının yükselmesi, diğer ise çalışılan sürenin uzamış olmasıdır. Özel sektör imalat sanayi yatırım indeksi 1997 yılında 100 iken, 2003 yılında 95, 2004 yılında ise 131 olmuştur. Yatırımlarda görülen bu artışa rağmen 1997 yılında imalat sanayi istihdam indeksi 100 iken 2003 yılında 87, 2004 yılında 90 çıkmaktadır (Tablo 1.4).


Özetle, reel sektörün yatırımları incelendiğinde iki önemli olgu göze çarpmaktadır. Bunlardan birincisi 2004 yılında, özel sektör imalat sanayiinde üretim artışı ve verimlilik artışı vardır, ancak verimlilik artışı ücretlere yansıtılamamıştır. İkincisi yaşanan üretim ve yatırım artışı istihdama yansımamakta, yatırım artışı ve ücretlerin düşük olmasına rağmen imalat sanayiinde istihdam artmamaktadır.


Bu konjonktürde özel sektör yatırımlarında önemli artışlar yaşanmış, ekonominin büyüme hızı 9.9’e erişmiştir 4. Ancak özel sektörün iktisadi faaliyetlerinin toplumda refah yaratıcı ve gelir artırıcı etkisi sınırlı kalmaktadır. 2004 yılında özel sektörde yatırım ve verimlilik artışı sağlanmakta, ancak verimlilik artışı ücretlere yansımamakta, yatırım artışı ve ücretlerin düşük olmasına rağmen istihdam artmamaktadır.


Bu gelişmelerden hangileri sürdürülebilir olarak kabul edilebilir. Öncelikle sürekli dış kaynak kullanımının, yukarıda ele alındığı gibi, sürdürülemez nitelikte olduğu söylenebilir. Sabit sermaye yatırımlarının 2004 yılında yakalamış olduğu ivmenin sürdürülebilir olup olmadığının cevabı ise, yine dış kaynak bulunabilirliği noktasında tıkanmaktadır. Çünkü özel sektör imalat sanayiinin yatırımlarını sürdürebilmesi için özel sektör tasarruflarının özel sektör yatırımlarına yönlendirilebilmesi gerekmektedir. Bu da kamunun açığını ve tasarruf-yatırım farkını kapamak için sürekli dış kaynak bulabilmesine bağlıdır. Bu noktaya açıklık kazandırabilmek için kamu açığının azalmasında hangi alt kalemlere dayanıldığı ve bunun sürdürülebilirliği bundan sonraki başlıkta ele alınacaktır.


Özel sektörün kaynak bulunabilirliğinin yanı sıra, yatırımları karlı kılan konjontürün bağlı olduğu iki temel faktör vardır. Verimlilik artışına rağmen düşük ücret ve girdi maliyetlerini ucuzlatan değerli TL. Bu iki faktörün de kalıcı oldukları oldukça tartışmalıdır. Özel sektörün üretim artışında önemli bir teşvik unsuru olan ihracat artışını etkileyen faktörlerin neler olduğu ve ihracat artışının cari açıkta yaşanan büyüme ile ilişkisinin incelenebilmesi için ihracatın ithalata bağımlılığı aşağıda ele alınacaktır.


1.E. 2004 YILINDA KAMU DENGESİ


Özel sektör yatırımlarında 2004 yılında görülen artışta özel sektörün tasarruflarını kamuya borç vermektense yatırımlar için kullanmasının etkili olduğu yukarıda tartışılmıştı. Bu gelişmeye kamu tasarruf-yatırım farkının azalmasının yol açtığı belirtilmişti. 2004 yılında kamu tasarruf-yatırım farkının azalmasında etkili olan faktörlerin neler olduğu aşağıda incelenmektedir.


Türkiye ekonomisinde uzun yıllardır kamunun tasarruf açığı bulunmaktadır. Bir başka deyişle kamu, harcanabilir gelirinin daha fazlasını tüketmektedir. Ancak 2004 yılında kamu tasarruf açığı azalmıştır. Buna ek olarak kamu yatırım harcamaları son 25 yılın en düşük düzeyinde tutulmuştur. 1994 krizinde bile kamu yatırımlarının bu kadar kısılmamış olduğu görülmektedir (Tablo 1.5). Bu iki olgu birleşince kamu tasarruf-yatırım farkının azaldığı Tablo 3’ten izlenebilmektedir. Bu sürdürülebilir mi? Kamu gerek tüketimindeki azalmayı gerek ise yatırımlarındaki azalmayı sürdürübelir mi?


TABLO 1.5


2001-2002 krizinden sonra konsolide bütçe gelirlerinde bir artış harcamalarında ise bir azalma sağlanabilmiştir (Tablo 1.5). Konsolide bütçenin en önemli harcama kalemi transfer harcamalarıdır. Bu oran iç ve dış borç faiz ödemeleri, KİT’lere transferler, sosyal güvenlik kurumlarına transferler, vergi iadeleri gibi alt harcamaları içermektedir. Bu açıdan bakıldığında, 2004 yılında toplam harcamaların % 65’i transfer harcamalarından oluşmaktadır. Bu oran 2001-2003 kriz ve toparlanma dönemi bir yana bırakılırsa, yine son 25 yılın en büyük oranıdır. Kamunun bu transfer harcamalarının içinde % 40 borç faizi ödemesi, % 10’u sosyal güvenlik kuruluşlarına yapılan transferlerden oluşmaktadır.


Özetle, kamu sektörü 2004 yılında tasarruf-yatırım açığını bir yandan tüketim ve yatırım harcamalarını kısıtlı tutarak, diğer yandan dış kaynak girişini kullanarak kapatmıştır. Türkiye ekonomisinde uygulanan kemer sıkma politikaları kamu faiz ödemelerinin gerçekleşebilmesi için kamu tüketim ve yatırımlarının çok kısıtlı tutulmasına neden olmaktadır. Bu kemer sıkma politikaları eğitim, adalet, sağlık ve sosyal güvenlik gibi kamu hizmetlerinin aksamadan sürmesine olanak bırakmamaktadır. Yaşanan büyümenin refah artırıcı etkisinin kısıtlı olmasının bir başka nedeni de borç ödemelerinden dolayı kamu gelirlerinde bireylerin hayat kalitesini artıracak eğitim, sosyal ve altyapı yatırımlarının yapılamıyor olmasıdır.


2004 yılında ortaya çıkan yatırım artışlarının sürekliliğinin kamu tüketim ve yatırımlarının sürekli azaltılması yolu ile gerçekleştirilmesini orta-uzun vadeli bir sosyo-ekonomik politika olarak değerlendirmek mümkün değildir. Özellikle yaşanan yatırım ve verimlilik artışına rağmen ücretler ve istihdamda bir artış sağlanamıyor olması 2004 yılında ekonominin refah artırıcı bir büyüme yaşamadığını göstermektedir.


1.F. 2004 YILINDA DIŞ TICARET


a) 2004 yılı Dış Ticaret Hacmi


Türkiye’nin ihracatının ve ithalatının gelişimi, alt sektörler itibariyle dağılımı kitapta yer alan 2. makalede ele alınmaktadır. 2003-2004 yıllarında dış ticaret hacminde ortaya çıkan gelişmelere burada değinmekte yarar olacaktır. İhracat artışı 2003 ve 2004 yıllarında da sürmüş ve ihracat 60 milyar dolar sınırını aşmıştır. İthalat artışı ise 90 milyar dolara eriştiği için, ihracat artışında görülen gelişmeye rağmen dış ticaret açığının hızla büyümesinin önüne geçilememektedir (Tablo 1.1).


İthalatın özellikle büyüme ile yakından ilişkili olduğu kitabın ikinci makalesinde ele alınmaktadır. Ayrıca ithalat artışını teşvik eden diğer önemli faktör olan değerli TL, 2003 ve 2004 yıllarında da sürmüştür. Dolayısıyla gerek büyüme, gerek değerli TL ithalat artışını beklendiği şekilde hızla artırarak dış ticaret açığını yükseltmiştir.


2004 yılında ihracat hızla artmaya devam etmektedir. Ancak 2001 krizi ile birlikte yaşanan ihracat artışının özellikle devalüasyon ve ucuz işgücü ile bağlantısı kitabın ikinci makalesinde ele alınmıştır. Ancak 2004 yılında TL’nin değerlenmesine rağmen ihracat artışı hızla devam etmiştir. Bu ihracat artışının nedenleri arasında, TL’nin değerli olmasına rağmen düşük ücret ve verimlilik artışı bulunmaktadır. Diğer yandan TL’nin değerli olması ihracat fiyatını artırıcı etki yapmakla birlikte ithal girdi kullanan sektörlerin girdi maliyetlerini düşürerek dolaylı bir olumlu etki yapmaktadır. Özellikle son yıllarda ihracatı artış gösteren en önemli sektörlerin yatırım malı sektörleri olması değerli TL’nin bu dolaylı etkisini artırmaktadır.


İhracatçı sektörlerin arasında son yıllarda en hızlı artış gösteren sektörlerin girdi ithalatı yüksek yatırım malı sektörleri olması dış ticaret açığının ihracatın artmasına rağmen kapatılamaması olgusunu güçlendirmekte ve ekonominin bu yapısal sorununu köklendirmektedir.


b) Türkiye’de İhracatın İthalata Bağımlılığı


Bu makalenin başında incelendiği gibi, Türkiye’de cari açık esas olarak dış ticaret açığından kaynaklanmakta ve önemli ihracat artışı sağlanmakla birlikte ithalatın hızlı artış da sürdüğü için dış ticaret açındaki artış ile mücadele edilememektedir. Bu bölümde cari açıktaki artışın ihracat ile ithalat arasında yapısal bir ilişkiye dayalı olup olmadığının ele alınabilmesi için ihracatçı sektörlerin ithalata bağımlılıklarının incelenmesi amaçlanmaktadır.


İhracat artışının dış açığı kapatacak etki yapması ilk ağızda kabul edilebilecek genel geçerli bir yaklaşımdır. Ancak ihracat artışının neden olduğu ithalat artışı ve uzun vadede neden olacağı ithalat artışı bilinmeden bu konuda kesin bir öngörüde bulunmak kolay değildir. Bu nedenle ihracatçı sektörlerde amaçlanan ihracat artışının sağlanması durumunda, bunun kendi dahil tüm sektörlerde ne kadar ithalat artışına neden olacağı bilinmelidir. Ayni şekilde toplam ihracatta meydana gelmesi hedeflenen artışın hangi sektörlerin ithalatını ne oranda artıracağı bilinmeksizin ihracatın ithalattan daha hızlı artmasını sağlayacak önlemlerin saptanması da güç görünmektedir.


İhracata yönelik malların üretiminde kullanılan girdilerin ne kadarının ithal edildiğini saptamak, belirli bir yılda ulaşılan ihracat hacminin beraberinde getirdiği ithalat artışının ne kadar olduğunu, bunların sektörel dağılımını, toplam ithalat içindeki payını ve yıllar itibariyle gelişimini incelemek dış ticaret açığının seyri konusunda öngörülerde bulunmak için önemli bir basamaktır. Leontief girdi-çıktı modeli bu tür incelemeler için kullanılan en önemli araçtır. Çalışmada, 1979, 1990 ve DİE tarafından en son yayımlanan 1998 mal akım ve ithalat akım tablolarına dayanılarak yukarıda sözü edilen ölçümler yapılacaktır.


İki temel soruya cevap verilmeye çalışılacaktır: Bunlardan birincisi ihracatı bir birim artığında toplam ithalat talebi (kendi dahil diğer tüm sektörlerden olan ithalat talebi) en çok artan sektörlerin hangileri olduğudur. Böylece sanayideki tüm sektörler ihracatları bir birim artınca toplam ithalatı ne kadar artıracakları bakımından sıralanmış olacaktır. Bu incelemeyle, 1998 yılında sanayide önemli ihracat payına sahip sektörlerin sıralamadaki yerleri saptanabilecek ve bu sektörlerin 1979-1990-1998 arası ithalata bağımlılıkları açısından değerlendirmeleri yapılabilecektir. Söz konusu inceleme ithalat ters matrisinin sütun toplamlarına dayanılarak yapılacaktır.


İkinci soru ise 1979 ve 1998 yıllarında gerçekleşen ihracatın ne kadar ithalata neden olduğu ile ilgilidir. Ayrıca sektörlerin gerçekleştirdikleri ihracatın ayrı ayrı ne kadar ithalata neden oldukları araştırılacak ve bunların toplam ihracatın içindeki paylarına bakılacaktır. Bu ikinci soruya cevap verilebilmesi için 1979 ve 1998 ithalat ters matrisleri aynı yılların ihracat vektörleriyle çarpılıp ihracatın ithalat gerekleri hesaplanacaktır.


Çalışmanın yöntemi olarak, DİE tarafından 1979 ve 1990 yılları için 64x64 sektör bazında hazırlanmış olan mal akım ve ithalat akım tabloları ve 1998 yılı için 98x98 sektör bazında hazırlanmış olan mal akım ve ithalat akım tabloları 37x37 sektör bazında toplulaştırılmıştır. Daha sonra her yıl için söz konusu mal akım ve ithalat akım tabloları kullanılarak ithalat ters matrisleri hesaplanmıştır.


İthalat ters matrisi R= Am(I-Ad)-1 olarak ifade edilebilir.

A=Girdi-çıktı katsayılar matrisi

Am=İthalat akım katsayılar matrisi

Ad=Yurt içi katsayılar matrisi

I=Birim matrisi


R matrisinin elemanları rij, j sektörünün ürününe olan son talep (örn. ihracat) bir birim artığında, bunu karşılayacak üretimin yapılabilmesi için i sektöründen ne kadar ithalat yapılması gerektiğini gösterir. R matrisinin sütun toplamlarından her biri, ilgili kesimin ürününe son talep bir birim artığında bütün kesimlerin yapmak zorunda oldukları ithalatı gösterir. Bunlar geriye bağ etkisini verir ve büyükten küçüğe sıralanmaları, sektörlerin bir birim ihracatlarının gerektirdiği ithalat miktarına göre sıralanmaları anlamına gelir.

R matrisinin satır toplamlarından her biri ise, bütün kesimlerin ürünlerine olan son talep birer birim artığında her sektörün ne kadar ithalat yapması gerektiğini gösterir. Bunlar ileriye bağ etkisini gösterir ve sektörlerin buyüklüklerine göre sıralanmaları, ihracatta her sektörde meydana gelecek birer birimlik artışın neden olduğu ithalat artışının hangi sektörlerde daha çok olduğunu gösterir (Şenesen, 1990; Şenesen ve Küçükçiftçi, 1991). R matrisinin belirli bir yılın ihracat sektörü ile çarpılması ise her sektör için o yıl gerçekleşen ihracatın gerektirdiği ithalat miktarlarını göstermektedir (Ersel ve Temel, 1990; Yentürk, 2003).


İthalat Ters Matrisinin Sütun Toplamları


Tablo 1.6, 1979, 1990 ve 1998 yılları için hesaplanmış olan ithalat ters matrisinin sütun toplamlarını 37 sektör için vermektedir. Sütun toplamları herhangi bir sektörün malının ihracatı bir TL artığında kendi dahil tüm sektörlerden ne kadar mal ithal etmek gerektiğini gösterir. Yani ayrı ayrı her sektörün girdi yönünden ithalata bağımlılığını verir.


TABLO 1.6


Bu kısımda amaç sanayide en önemli ihracat payına sahip sektörlerin ithalata bağımlılıklarındaki değişmeyi ölçmektir. 1998 yılı itibariyle ihracatın sanayi sektörleri arasındaki dağılımı incelendiğinde giyim, dokuma, makina, tarım-hayvancılık-balıkçılık, demir-çelik gıda, diğer kimyasallar, diğer imalat, un-unlu mamüller, motorlu taşıt araçları, diğer petrol ve kömür ürünleri ilk on sırada yer almaktadır (Tablo 1.6, 8. sütun).


Bu sektörlerin ihracatı toplam ihracatın yaklaşık % 40 'ını oluşturmaktadır. Bu nedenle ithalat ters matrisinin sütun toplamlarından yola çıkarak bu 10 sektörlerin ithalata bağımlılıklarında görülen gelişmeler Tablo 1.6’da 8. sütunda numaralandırılarak işaretlenmiştir.


Tablo 1.6’nın son satırından bulunan toplam satırından görülebileceği gibi, her sektörde 1 TL’lik bir ihracat artışı (toplam 37 sektörde 37 TL’lik bir ihracat artışı) 1979 yılında 3,5 TL'lik bir ithalata neden olurken bu 1990 yılında 6,1 ve 1996 yılında 7,4 TL’ye ulaşmaktadır, bir başka deyişle 1979-1998 arası, ekonomide ihracatın ithalata bağımlılığı 37 sektörlük toplulaştırma ile % 112,38 artmıştır.


Tablo 1.6’nın 1., 3. ve 5. sütunları her sektör için ayrı ayrı 1 TL’lik ihracat artışının kaç TL’lik ithalat artışına neden olduğunu göstermektedir. Örneğin hazır giyim sektöründe 1 TL’lik ihracat artışı 1979 yılında 0.029 TL’lik bir ithalata neden olurken, 1990 yılında 0.14 ve 1998 yılında 0.22 TL’lik bir ithalata neden olmaktadır. Tablo 4’ün 7. sütunu 1979-1998 arasında sektörlerin ithalata bağımlılığındaki artış oranlarını vermektedir. Son satıra bakıldığında % 112,38 olarak bulunan ithalata bağımlılıktaki bu artış sektörel olarak incelendiğinde farklılıklar göstermektedir. İthalata bağımlılıklarda 1979 ve 1998 arasında görülen artışın sektörel incelenmesi hazır giyim sektöründe % 664,39; dokuma sektöründe % 235,68; makina sektöründe % 86; demir-çelik sektöründe % 110 oranında bir artışa işaret etmektedir.


Her sektörün ihracatının neden olduğu ithalatın toplam ithalat gereği içindeki payları seneler için 2., 4. ve 6. sütunlarda verilmektedir. Yine örnek olarak birinci ihracatçı sektör olan hazır giyim sektörüne bakıldığında, 1998 yılı için (sütun 6) ihracat artışının neden olduğu toplam ithalat artışı yüz kabul edildiğinde, hazır giyimin bunun içindeki payı 2,98’e yükseldiği görülmektedir. Bu oran dokuma için 2,8; makina 3,46; demir-çelik 4,84 olarak hesaplanmaktadır. Kimya-petrol ve ürünleri gibi ara sanayiler dışarıda bırakıldığında ihracatçı sektörlerin neden olduğu ithalatın oranları yüksek çıkmakta ve 1979’a göre yükselme göstermektedir.


Özetle, Tablo 1.6 gerek ekonominin gerekse ihracatçı sektörlerin ithalata bağımlılığında artış olduğunu göstermektedir. Özellikle 1979-1990 yılları arasında kendini gösteren bu artış daha düşük bir hızla da olsa 1990-1998 arasında da devam etmektedir.


İthalat Ters Matrisinin İhracat Vektörü ile Çarpılması


Bburaya kadar yapılan incelemeler ihracatın her sektör için bir birim artması durumunda ithalat gereklerinin ne olduğunun incelenmesine dayanıyordu. Bunun yanı sıra ithalat ters matrisini ilgili yıllarda gerşekleşmiş ihracat ile çarparak sektörlerin gerçekleştirdikleri ithalat gereklerini hesaplamak mümkündür. Tablo 1.7’nin 1. ve 3. sütunları sırasıyla 1979 yılı ve 1998 yılı toplam ihracat rakamlarını vermektedir. 2. ve 4. sütunlar ise ihracatın ithalat gereğini göstermektedir ve ilgili yılın ithalat ters matrisleri (37x37) ile ilgili yılın ihracat vektörünün (1x37) çarpılması sonucu hesaplanmıştır.


TABLO 1.7


Tablo 1.7’nin son satırı incelendiğinde 1979 yılı ihracatının 102 768 milyon TL olduğu, bu ihracatın neden olduğu ithalatın ise 5 419 milyon TL olduğu görülmektedir. 5. sütunun son satırından görülebileceği gibi 1979 yılında bir TL'lik ihracat yapmak için 0.05 TL'lik ithalat gerekmektedir. 1998 yılında ise toplam ihracat 13 668 801 703 milyon TL’dir. Bunun neden olduğu ithalat ise 1 993 640 150 milyon TL olmaktadır. 6. Sütunun son satırından görüleceği gibi, 1998 yılında, bir TL'lik ihracat yapabilmek için 0.146 TL'lik ithalat yapmak gerekmektedir.


Bu hesaplamalardan elde edilebilecek sonuca göre 1979 -1998 arası ihracatın ithalat gereği yüzde 176,60 artış göstermiştir. Benzeri artışları önemli ihracatçı sektörleri için de bulmak mümkündür. Tablo 1.6’dan da izlenebileceği gibi, gıda sektörleri, dokuma sektörü, taşa toprağa dayalı sanayi, makina sanayi bunların arasındadır. Bütün bu bulgular bize gerçekleşen ihracatların hem tüm sektörlerde hem de ihracatçı sektörlerde ithalata olan bağımlılıklarının çok yüksek oranlarda artığını göstermektedir.


1.G. SONUÇ


Bütün bu incelemelerden anlaşılabileceği gibi, 2004 yılında, dış borçlanma ile finanse edilen ciddi bir cari açık verilmiş ve temel olarak ekonominin borçlanarak elde ettiği dış kaynak kullanımına dayalı bir yatırım artışı ve büyüme trendi yakalanabilmiştir.


Burada cevap verilmesi gereken soru bu gelişmelerden hangileri sürdürülebilir olarak kabul edilebileceğidir:

  • Sürekli dış kaynak kullanımının sürdürülemez nitelikte olduğu söylenebilir. Eğer Türkiye ekonomisi cari fazla verecek şekilde ithalatının üzerinde bir ihracat gerçekleştiremez ise yeniden dışarıdan kaynak kullanması tehlikeye girebilir. Cari açıkların izlediği devresel gelişim dış borçları ödemek için yeniden dış borç alma kısır döngüsüne dikkat çetmektedir. Bu gelişme Türkiye gibi birçok gelişmekte olan ülkede kendini göstermektedir. Cari fazla vermek, özellikle ithalatı azaltmak için TL’nin değer kaybetmesinin gerekli olması ekonomideki dengesizliği hep bıçak sırtında tutmaktadır;

  • Sabit sermaye yatırımlarının 2004 yılında yakalamış olduğu ivmenin sürdürülebilir olup olmadığının cevabı ise yine dış kaynak bulunabilirliği noktasında tıkanmaktadır. Özel sektör imalat sanayiinin yatırımlarını sürdürebilmesi için özel sektör tasarruflarının özel sektör yatırımlarına yönlendirilebilmesi gerekliliği kamunun açığını ve tasarruf yatırım farkını kapamak için sürekli dış kaynak bulabilmesini gerektirmektedir;

  • Kamu tasarruf-yatırım farkının kapatılmasının kamu yatırımlarının sürekli azaltılması azaltılması yolu ile düşürülmesi uzun vadeli bir sosyo-ekonomik politika olarak değerlendirilmesi çok zordur;

  • Özel sektörün kaynak bulunabilirliğinin yanı sıra, yatırımlarını karlı kılan olumlu konjontürün bağlı olduğu iki temel faktör vardır. Verimlilik artışına rağmen düşük ücret ve girdi maliyetlerini ucuzlatan değerli TL. Bu iki faktörün kalıcı oldukları ise tartışmalıdır;

  • Türkiye 2000’li yıllara önemli bir borç yükü ile girmiştir. Bu borcu ödemek esas olarak ekonominin döviz kazanabilmesinden geçmektedir. Aksi takdirde ekonomi dış borçlarını ödemek için yeniden dış borç alma kısır döngüsünden kurtulamayacaktır. Türkiye ekonomisinde buna bulunan tek çare kamu borcunun uzun döneme yayılması çabasıdır. Dış borçlarda görülen azalma esas olarak TL’nin değerlenmesi ile ilgili bir sonuçtur. 2004 yılında dış borçlardaki artış oranı ekonomik büyümedeki artış oranı ile aynıdır;

  • Ekonomik büyüme verilerinin barındırdığı stok değişimleri 2002 yılından sonra olağanüstü bir artış göstermektedir. Stoklardaki artışın gösterdiği sürekliliğin iktisadi açıklaması stokların kalıntı olarak hesaplanmasından kaynaklanan bir hesap yanılgısına işaret etmektedir;

  • İhracatın neden olduğu ithalatın 1979-1998 arası nasıl bir gelişme gösterdiği Leontief girdi-çıktı modeli yardımıyla incelendiğinde ortaya çıkan sonuçlar şunlardır: Türkiye’de 1979 yılından 1998 yılına gelindiğinde ihracatın ithalata bağımlılığı % 112,38 artmıştır, Türkiye ekonomisindeki ihracatçı sektörlerin ihracat artışlarının neden olduğu ithalat gereği hızla yükselmektedir. 1979 ve 1998 yılları için gerçekleşmiş ihracat ve bunların neden olduğu ithalat gereği % 176,60 artış göstermiştir.




1 Güncel cari açık tartışmaları için bkz. Uygur, 1994


2 Bu konulardaki tartışmalar için bkz. Bağımsız Sosyal Bilimciler (2005)

3 Bu konudaki tartışmalar için bkz. Selim Somçağ (2004) ve Bağımsız Sosyal Bilimciler (2005).

DİE’nin konuya getirdiği açıklama için bkz. www.die.gov.tr

4 Stoklarda ortaya çıkan gelişmelerin yansıttığı büyümenin şişik olarak hesaplanmış olması olgusu yukarıda tartışılmıştır.



1   2   3   4

Similar:

1 2004 Yılı Türkiye Ekonomisi: Başarı mı, Tehlike Çanları mı? iconTÜRKİYE EKONOMİSİ 2004 YILI GENEL DEĞERLENDİRMESİ

1 2004 Yılı Türkiye Ekonomisi: Başarı mı, Tehlike Çanları mı? iconTürkiye Ekonomisi Ders Notları TÜRKİYE EKONOMİSİ -GENEL ÇERÇEVE

1 2004 Yılı Türkiye Ekonomisi: Başarı mı, Tehlike Çanları mı? iconBaşarı değerlendirmesi gerçek başarı ile istenilen başarı arasında açıklığı belirlemeye yarayan bir süreçtir. İşgören seçimi, güdüleme, başarı değerlendirmesi

1 2004 Yılı Türkiye Ekonomisi: Başarı mı, Tehlike Çanları mı? iconAvrupa Parlamentosunun 2004 olağan raporu üzerine kararı ve Avrupa Komisyonunun Türkiye’nin katılıma doğru ilerleyişi hakkında tavsiyesi (COM(2004)0656 C6-0148/2004 2004/2182(INI))

1 2004 Yılı Türkiye Ekonomisi: Başarı mı, Tehlike Çanları mı? iconDünya Ekonomisi/Para Piyasaları/Türkiye Ekonomisi

1 2004 Yılı Türkiye Ekonomisi: Başarı mı, Tehlike Çanları mı? iconDünya Ekonomisi / Para Piyasaları /Türkiye Ekonomisi

1 2004 Yılı Türkiye Ekonomisi: Başarı mı, Tehlike Çanları mı? icon2005 yılı tüm meslek mensupları için son derece hareketli geçti. Özellikle yılın ilk aylarında, 2004 yılı sonuçları ile uğraşmak yerine, önce 2003 ve 2004

1 2004 Yılı Türkiye Ekonomisi: Başarı mı, Tehlike Çanları mı? icon2004 YILI TÜRKİYE İLERLEME RAPORU SİYASİ VE EKONOMİK KRİTERLER GENİŞ ÖZETİ

1 2004 Yılı Türkiye Ekonomisi: Başarı mı, Tehlike Çanları mı? iconDÜNYA EKONOMİSİ Çin 2004 Yılına Damgasını Vurdu…

1 2004 Yılı Türkiye Ekonomisi: Başarı mı, Tehlike Çanları mı? iconNevşehir Üniversitesi Önlisans ve Lisans Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinin 21. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi uyarınca ‘‘ başarı notu katsayısı, başarı puan ve başarı derecesi’’ nin yeniden belirlenmesinin görüşülmesi Hk

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page