Avrupa’da ‘Birlik’ Olmak: ‘AB Vatandaşlığı’ Esra DUYAR/ USAK, Araştırmacı




Indir 40.83 Kb.
TitleAvrupa’da ‘Birlik’ Olmak: ‘AB Vatandaşlığı’ Esra DUYAR/ USAK, Araştırmacı
Date conversion25.12.2012
Size40.83 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://www.cu.edu.tr/insanlar/mceker/avrupa birliği hukuku/Avrupada Birlik olmak-vatandaşlık.doc

Avrupa’da ‘Birlik’ Olmak: ‘AB Vatandaşlığı’




Esra DUYAR/ USAK, Araştırmacı



‘AB Vatandaşlığı’ kavramı AB entegrasyon süreci çerçevesinde, Avrupa Birliği üyesi ülkelere çeşitli alanlarda hak ve yükümlülük sağlamak amacı ile 1992 yılında Maastricht Antlaşması ile kabul edilmiş ve birliğin temel amaçlarından biri haline gelmiştir. Amsterdam Antlaşması (1997) ile de antlaşmanın şeklinde bazı değişiklikler düzenlenirken ‘AB Vatandaşlığı’nın da kapsamı genişletilmiştir.

‘AB Vatandaşlığı’, üye ülke uyruklarının kendi ulusal vatandaşlıkları yerine geçen bir kavram değildir, ulusal kimliğin tamamlayıcısı niteliğindedir; üye devlet vatandaşlarının hak ve özgürlüklerini korur ve bu kişilerin kurucu antlaşmada sıralanan hak ve yükümlülüklerine sahip olmasını sağlar. Birliğin, ortak güvenlik ve dış politika oluşturmak, adalet ve içişleri konularında sıkı işbirliği yapmak, serbest pazar oluşturmak, ekonomik ve sosyal bütünleşme sağlamak gibi ana hedefleri arasında kendine yer bulmuştur.

AB Vatandaşlığı’nın içeriği nedir?


‘AB Vatandaşlığı’ üye ülke vatandaşlarına diplomatik, siyasi ve ticari alanlarda geniş ve önemli düzenlemeler getirmiştir.

•Serbest Dolaşım ve İkamet Hakkı

•Yerel Seçimlerde Olduğu Gibi Parlamentoda da Seçilme ve Oy Kullanma Hakkı

•Kendi Ülkesinin Temsil Edilmediği Üçüncü Ülkelerde Bulunan Diğer AB Üyesi Ülkenin Temsilciliğinden Yararlanma Hakkı

•Avrupa Uzlaştırıcı Nezdinde Şikayet Hakkı


‘Serbest Dolaşım ve İkamet Hakkı’, 1957’de temelleri atılmaya başlanmış, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu (AAET) dönemine kadar geçmişi olan bir haktır. Bu iki örgütlenmede sadece işçiler olmak üzere, kişilerin serbest dolaşım hakları düzenlenmiştir. Fakat AKÇT’yi ve AAET’yi kuran antlaşmaların ikisi de öncelikli olarak, belli bir alanda ekonomik entegrasyonu öngörüyor olduklarından bu antlaşmalarda yer alan hükümler sadece kendi alanlarındaki işçilerle ilgili düzenlemeler getirmiştir. Öte yandan AET’yi kuran antlaşma ile daha kapsamlı bir ekonomik entegrasyon amaçlandığından, bu antlaşmada yer alan hükümler, üye devlet vatandaşı işçilerin çalıştıkları iş kolları göz önüne alınmadan, bütün işçiler için geçerlidir. İşçilerin serbest dolaşımı, ilk bakışta, ekonomik bir amacın gerçekleşmesinin ön koşulu olarak görülebilir. İşçilerin serbest dolaşımı ve bu çerçevede sahip oldukları haklara daha genel olarak bakıldığında, konunun sadece ekonomik bir amacın gerçekleştirilmesi hedefine yönelik olmadığı; ekonomik amacın yanında bazı sosyal güvenlik düşüncelerinin gerçekleştirilmesinin de hedeflendiği görülür.

Maastricht Antlaşması ile ‘AB Vatandaşlığı’nın getirmiş olduğu serbest dolaşım hakkı, sadece işçileri değil bütün vatandaşları kapsayan bir haktır. Bu bağlamda çok daha geniş bir kitleye hitap etmekte ve işçi olmayanlara da ikamet hakkı vermektedir.

Maastricht Antlaşması ve ‘AB Vatandaşlığı’ ile kazanılan hukuki ve siyasi haklar çerçevesinde, Avrupa nezdinde şikayet hakkı ve Avrupa Parlamentosu’nda seçilme ve oy kullanma hakkı düzenlenmiştir.

Avrupa Birliği Vatandaşları, ulusal mahkemelere dava açabilirler, ulusal mahkeme de davayı karar bağlama ya da Adalet Divanı’na sevk etme yetkisine sahiptir. Vatandaşlar komisyona şikayette bulunabilir ya da parlamentoya dilekçe yazabilirler. Yine Maastricht Antlaşması ile Avrupa Parlamentosu’nun atadığı Ombudsman’a (Avrupa Denetçiliği) kurum ya da organların kötü yönetimleriyle ilgili şikayetlerini dile getirebilirler.

Parlamento seçimlerine katılma hakkı ise siyasi alanda getirilen önemli bir düzenlemedir. Böylece vatandaşlar birliğin geleceği ile alınacak karar ve yapılacak düzenlemelere doğrudan katılabilme ve AB içinde söz sahibi olarak aidiyetlerini geliştirme fırsatı bulacaklardır.

Kazanılan serbest dolaşım ve ikamet hakkı ise, vatandaşların hem gündelik hem de mesleki hayatlarına yansıyan önemli bir düzenlemedir. Tüccarlar için AB sınırlarının bütünü bir Pazar alanı oluşturmuş ve bu Pazar içinde kendilerine yer edinen tüccarlar miktar sınırlaması olmaksızın ticaret yapma hakkına kavuşmuştur. Sermaye dolaşımı sayesinde sanayiciler, diğer üye ülkelerin kamu görevlileriyle eşit haklara sahip olmaları açısından iş adamlarının mesleki hayatına yönelik olumlu değişiklikler getirilmiştir.

Topluluğun sosyal politikası adı altında, istihdam, mesleki eğitim, iş güvenliği ve kamu sağlığı alanlarında vatandaşlar lehine alınan önlemler mesleki hayatın yanı sıra gündelik hayatta da olumlu düzenlemelere yol açmıştır.

Bütün bu sayılan hakların yanında ‘AB Vatandaşlığı’ AB vatandaşlarına bazı yükümlülükler de getirmiştir. Özgürlük, insan hakları ve temel özgürlüklere saygı, hukukun üstünlüğü gibi ilkeler üzerine kurulmuş olan birlik, üye devlet uyruklarının ulusal kimliğine saygı gösterirken, üye ülkelere de topluluk hukukundan kaynaklanan temel haklara saygı gösterme yükümlülüğünü getirmiştir. AB Vatandaşlığı’nın birlik vatandaşlarına getirmiş olduğu en belirgin yükümlülük budur.

Yukarıda AB Vatandaşlığından gelen hak ve yükümlülüklerden bahsedilmiştir. Görüldüğü gibi, ‘AB Vatandaşlığı’, AB üyesi ülkelerin uyruklarının hayatlarının çok geniş bir bölümüne yönelik düzenlemeler getirmiştir. Bu durumda AB üyesi ülke vatandaşları, bu denli hayatlarının içine girmiş, yaygınlaşmış bir kavram olan ‘AB Vatandaşlığı’ kavramına nasıl yaklaşmaktadırlar?

Bütün bu haklara, güvenlik adına alınan tedbirlere ve hayatı kolaylaştıran düzenlemelere rağmen, vatandaşların ‘Birlik Vatandaşlığı’nı yeteri kadar benimsemiş ve kabul etmiş olduklarını söylemek zordur. Birçok Avrupa ülkesinde, vatandaşlar kendilerini ‘Avrupalı’ hissetmemektedirler, hala kendi ülkelerine ait hissetmekte ve ulusal kimlikleri ile tanımlamaktadırlar.

Bu durumun siyasi, ekonomik ve sosyal olmak üzere birçok sebebi vardır.Ama her şeyden önce belirtilmesi gereken husus, AB üyesi ülke vatandaşlarının ‘AB vatandaşlığı ve AB vatandaşlığının getirdiği haklar’ dan yeteri kadar haberdar olmadığıdır.

Bu konuda Avrupa Komisyonu’nun yapmış olduğu anket sonuçlarına göre AB vatandaşlarından % 70 inin kavramla ilgili bilgi sahibi olduğu ortaya çıkmıştır. Bu oranın daha derinlerine inecek olursak, sadece %31 lik bir kesimin ‘Birlik Vatandaşlığı’ ve bundan gelen haklarıyla ilgili yeterli bilgi donanımına sahip olduğunu ve bu kavramla iç içe olduğunu görürüz. %37 lik kısım ise ‘AB Vatandaşlığı’ndan haberdar fakat içeriği ile ilgili çok fazla bilgi sahibi değil. % 32 lik kısmın ise bu konu ile ilgili hiçbir bilgisi yok.

Bu istatistikler bizi Avrupa’da yaygınlaşmış bir ‘Yurttaşlık’ bilincinin oluşmamasının başlıca faktörlerden birinin bu konudaki bilgi yetersizliğinden kaynaklandığı sonucuna götürür.

Avrupa ülkelerinde ‘Birlik Vatandaşlığı’ hakkında edinilen bilgilerin nerelerden sağlandığını araştırmak adına Avrupa Komisyonu bir anket yapmıştır. Anket sonucuna göre AB Vatandaşları en çok televizyon ve gazete gibi basın ve yayın araçları vesilesi ile AB’nin bu politikasından haberdar olmaktadırlar. Bu bizi Avrupa liderlerinin bu konuda yeteri kadar hassasiyet göstermedikleri sonucuna götürebilir. Vatandaşların kendilerini bu denli doğrudan etkileyen bir konu hakkında sadece basın ve yayın organlarından bilgi edinmeleri yeterli olmayacaktır ve AB entegrasyon sürecini sekteye uğratacaktır. AB Vatandaşlığı bilincini tam anlamıyla oluşturmak için, bu konunun eğitim başta olmak üzere hayatın birçok alanına yayılması gerekmektedir. Çeşitli kampanyalarla, sivil toplum kuruluşlarını da araç olarak kullanarak ‘birlik vatandaşlığı’ konusunda bilgilendirme ve bilinçlendirmenin en üst düzeye çıkarılması gerekmektedir. Kitle iletişim araçlarının daha etkin kullanılmasının bu konudaki rolü göz ardı edilmemelidir. Avrupa Birliği’nin bütünleşme sürecini kolaylaştıracak ve “Avrupa Vatandaşlığı – Avrupalı Kimliği” kavramlarını güçlendirecek olan kültürler arası diyalog ortamı, halk katılımını ön plana çıkaran demokratik kurumlar tarafından kuvvetle desteklenmelidir. (Kültürel kimliklerin her birine, çoğulcu bir toplum perspektifiyle bakılması ve saygı gösterilmesi bu bağlamda büyük önem taşımaktadır.)

Yine Avrupa Komisyonu’nun yapmış olduğu başka bir ankette, ‘Nasıl AB Vatandaşı olunur?’ sorusuna cevap aranmıştır ve verilen cevaplara Avrupa ülkelerinin bu konudaki yetersizlikleri saptanmıştır. Anket sonuçlarındaki yüzdelere göre İsveç’in bu konuda en az bilinçli ülke olduğu tespit edilmiştir. Çoğunluk vatandaşlığa sahip olunabilmesi için ayrı bir başvuru yapılması gerektiği cevabını
vermiştir.İsveç’teki bu durumu çeşitli sebeplere bağlamak mümkün. Gerek devletin eğitim politikası gerekse İsveç’teki genel eğitim ve öğrenme düzeyini düşünecek olursak, bilinçlendirmenin en az bu ülkede olması çelişkili bir sonuç doğurmaktadır. Bu konuda ilk akla gelen İsveç’in yüksek refah seviyesinde olması ve bu bağlamda ‘AB Vatandaşlığı’ndan gelecek haklara çok ihtiyaç duymamasıdır. Diğer bir yandan Avrupa Komisyonu’nun bu bölgede yetersiz kalmış olabileceği gibi başka sebepler de sonucu etkilemiş olabilir.

Diğer ülkelerdeki sonuçlar ise çok tatmin edici olmasa da ulusal kimlikle aynı anda AB Vatandaşlığı’na sahip olunduğu cevabı yanlış cevaplara oranla daha fazla çıkmıştır. %54 doğru cevap oranı ile Portekiz ve Yunanistan, %83 ile de Almanya anketteki yerlerini almışlardır. Bunun yanında Hollanda’da büyük bir çoğunluk istenmediği taktirde vatandaşlıktan çıkılacağı kanısındadır. İngiltere ve İspanya ise %77 ve %96 oranları ile bu konuda diğer ülkelere oranla daha bilinçli olduklarını göstermişlerdir.

Başta belirtildiği üzere, ‘AB Yurttaşlığı’ vatandaşlara kurucu antlaşmadan gelen hakların dışında da geniş haklar getirmiştir. Diplomatik, ticari, siyasi, bütün bu haklardan yararlanabilmeleri için vatandaşların, öncelikli olarak bu haklara sahip olduklarının bilincinde olmaları gerekir.

Bu konuda Avrupa Komisyonu Avrupa Birliği ülkelerine AB Vatandaşlığından gelen haklarının neler olduğu sorulu bir anket uygulamıştır. En çok bilinen hak, diğer Avrupa ülkesinde çalışma hakkıdır.(%89) En çok bilinen haktan en az bilinene doğru sayacak olursak, ombudsmana şikayet hakkı, ikamet hakkı, temsil hakkı olarak devam etmektedir. Fakat bu oranların hiçbiri tatmin edici ve hakların yeterince bilindiğini gösteren oranlar değildir.

Değinilmesi gereken bir başka husus ise şudur; yukarıda bahsedilen ‘AB Vatandaşlığı’nın getirdiği düzenlemeler, özellikle temsil hakkı ile ilgili getirilen düzenleme; pratikte çok fazla kullanılabilecek haklar getirmemiştir. Vatandaşların nadiren kullanabilecekleri haklar düzenlenmiştir. Bu da düzenlemelerin üye ülke uyrukları için ‘olmazsa olmaz’ konular arasında değildir. Örneğin, bir AB vatandaşının başka bir AB üyesi ülkede bir temsilciliği olmadığı takdirde üçüncü bir AB üyesi ülkenin temsilciliğinden yaralanma hakkı çok sık rastlanır bir durum değildir. AB üyesi devlet vatandaşlarının bu konudaki ilgisizliğini bu duruma bağlamak da yanlış olmaz. Oluşturulmak istenen‘Birlik Vatandaşlığı’ bilinci ve vatandaşların bu konudaki isteğinin artması için, daha sık rastlanır durumlara yönelik getirilecek, daha can alıcı düzenlemeler bu sorun için bir alternatif olabilir.

AB üyesi ülkelerin AB içinde entegrasyonunu sağlamak ve çeşitli düzenlemeler getirmek adına birlik, bazı politikalar uygulamaktadır. AB’nin uyguladığı bu politikaların başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

AB vatandaşları ile bu AB politikalarının ilişkisini inceleyen bir ankete göre, AB vatandaşları, AB’nin en çok tarım alanındaki politikaları ile yakından ilgili ve destekleyici gözüküyorlar. Büyük bir çoğunluk bu konudaki kararların AB nezdinde alınması gerektiği görüşünde. Tarımdan sonra sırasıyla dış ticaret, çevre, dış ilişkiler, savunma, bilim araştırma ve teknoloji, enerji gibi konular takip etmektedir. Ayrıca yürütülen gençlik programları ile AB sınırları içinde eğitim alanında bir bütünleşme hedeflenmiş ve bu uygulamanın yaygınlaşmış olduğunu belirtebiliriz.

Yine de bu politikaların iyi işliyor olması ‘birlik vatandaşlığı’ bilincinin oluşmasında yeterli olmamıştır. Bunun altında yatan bir diğer ve en baskın neden ise bu kimliğin oluşturulmasının birincil amacının‘Avrupa’da entegrasyon’ kavramından; AB’nin kuzeyi, doğusu, batısı ve güneyi arasındaki bütünlüğün sağlanması amacından gelmesidir. AB üyesi ülkelerin ortak bir kültürden geliyor olması, aynı dili konuşmaları gibi noktalardan destek alarak belirlenen bu hedef, aslında, AB ülkelerinin bireysel olarak gerçekleştirmeye çalıştıkları bir hedef değildir. AB Vatandaşlığı kavramının ne ortak dil ile ne ortak kültür ile ne de beraber yaşanmış bir tarih ile pekiştirilmesi doğru değildir. Sonradan katılan ülkeler (Merkez ve Doğu Avrupa Ülkeleri) veya ilk 15 üye ülke içindeki bazı bölgeler, azınlıklar düşünülecek olursa (Basklar, Katalanlar, İskoçya) bunun yanlış bir dayanak olduğu sonucuna varabiliriz. Avrupa ülkeleri, çoğunlukla standartlaşmış tek kültür anlayışını benimsememişlerdir.
Bu konuda yapılmış bir araştırmaya göre, AB vatandaşlarının %38 i ortak bir Avrupa kültürüne sahip olunduğunu düşünürken %49u böyle düşünmüyor. Yunanistan’da %49, Portekiz’de %47, Almanya’da %43, İtalya’da %42 ve Finlandiya’da %65 oranında AB ortak kültürel kimliği kabul edilmiştir. Fransa ve Danimarka bu konuda en kötümser düşünen ülkelerdir. (%59)

Bu noktada AB’nin kendine ana amaçlarından biri olarak belirlediği ‘ Birlik Vatandaşlığı’nın dayanağının sağlam olmadığı ve bu kavramın temelden benimsenmediği sonucu ortaya çıkmaktadır. Avrupa, kendi içinde farklılıklara sahip ülkelerden oluşmuştur ve Avrupa’daki hiçbir ülke kendi özgün yapısından ödün vermeyecektir. Hiçbir Avrupa ülkesi, kendisini standartlaşmış bir Avrupa modeli kalıbı içine sokmak istemeyecektir. Bunun doğal sonucu olarak da, ortak dil, din, tarih ve kültür kabul edilerek oluşturulmaya çalışan ‘birlik vatandaşlığı’ amaçlandığı şekilde benimsenmeyecektir.

AB’nin politikalarına ve AB içinde entegrasyon çabalarına değindikten sonra, Hollanda ve Fransa’nın AB anayasasına verdikleri tepkilerden yola çıkarak bu iki ülkenin AB’ye aldığı tavrı, Avrupa Komisyonu anketleri çerçevesinde incelemek istiyorum.

1 Ocak 2005’te Hollanda’da yapılmış olan AB anayasa referandumunda, %61 hayır oyu ile reddedilen anayasa, AB entegrasyon ve genişleme politikalarına bir karşıt tepki olarak nitelendirilebilir. Avrupa Komisyonu tarafından, referandum sonucunu etkilemiş olan faktörlerin araştırıldığı bir anket yapılmıştır. Bu ankete göre, referanduma katılanların müzakereler nedeniyle çeşitli konularda çekimser kaldıkları ve gençlerin çoğunun referanduma katılmadığı tespit edilmiştir. Oy verenlerin %41 i bilgi donanımı açısından yetersiz olduklarını ifade etmişlerdir. Siyasi partilere olan güvensizlik ve karşıtlık da hayır oyu verenlerin önemli bir kemsini oluşturmaktadır. Aynı zamanda Fransa’ da referanduma çıkan Hayır cevabı da Hollanda’daki karşıtların elini güçlendirmiştir. AB ülkeleri arasında bu şekilde bir paslaşmanın olması da dikkat çekicidir. Fransa’dan hayır cevabı çıktığı için oy vermelerinin sonucu değiştirmeyeceğine inananların sayısı da oldukça fazladır.

Ancak itiraz noktalarının temelinde başka kaygılar vardır;

•Birliğin bir anda 450 milyon nüfuslu bir yapı haline gelmesi 16 milyonlu küçük Hollanda'da, AB içinde nüfuzunu yitirme, hatta yutulma endişesi yarattı. ( AB vatandaşlığının destek görmediğinin bir göstergesi olarak alınabilecek bu kaygı, genişleme ile çıkabilecek iş sıkıntılarının ve ekonomik daralmaların endişesidir.)
•Sağ görüşlü bazı milletvekilleri de göçmenlik siyasetleri ve Türkiye'nin AB üyeliği ihtimalinden rahatsızdı.
•Euro'nun ekonomiye olumsuz etkisi eleştirileri, Brüksel'deki bürokrasinin yoğunluğu ve Hollanda'nın liberal değerlerine karşı yarattığı tehdit de sıralanan diğer gerekçeler arasındaydı.

Bütün bu sayılan nedenler Hollanda’nın ‘birlik olma’ fikrini benimsemediğini gösteriyor. Eğer Hollanda kendini ‘ Ben Hollanda’yım’ diye değil de ‘Ben bir AB üyesiyim’ diye tanımlasaydı, içişlerinde yaşadığı siyasi tercihlerini kendini ait hissettiği birliğe taşımazdı ya da bir AB vatandaşı olarak uyrukları kişisel hırslarını ikinci plana atarlardı.

Diğer AB üyelerinden çoğunda olduğu gibi Fransa vatandaşları da bir kurucu ülke olmalarına rağmen kendilerini birlik vatandaşı olarak hissetmemektedirler. Fransızlar, anayasayı reddederek (%54,68) hükümete ve ekonomi siyasetine tepkilerini dile getirmişlerdir. Sol kanattaki birçok seçmen, anayasanın AB sınırları içinde aşırı serbest bir piyasa ekonomisine yol açacağını düşünüyor ve bu durumdan rahatsızlık duyarken, sağ kanattaki seçmenler ise Fransa’nın egemenlik haklarının çok fazla bir bölümünden feragat ettiği kanısındaydılar. %49 oranında vatandaş yeterli bilgi ile donatılmadan seçimlere katılmıştır. Politikaya olan ilgisizlik, hükümeti cezalandırma ve AB politikalarına olan ilgisizlikte sonucu doğuran faktörler arasındadır. Fransa’nın birlik anayasasını kabul etmemesindeki en önemli sebep ekonomik endişeleridir. Ülkesindeki işgücünün tehlikeye gireceği endişesi, yatırımların yeniden yapılandırılacak olması, Fransa’ da zaten çok fazla işsiz olması, Türkiye’nin AB ye üye olmasına tepki, Avrupa, AB ve AB entegrasyonuna karşıtlık, anayasanın yeterince demokratik olmadığının düşünülmesi, çok kuralcı olması ile liberal anlayışa sekte vurması gibi nedenler de Fransa’nın anayasayı kabul etmemesinde önemli etkenler olmuşlardır.

Fransa hayır oyunu verirken diğer ülkelere de bir mesaj vereceğini ve oradaki anayasa karşıtlarının da elini güçlendireceğini biliyordu. Bu da tamamen AB’ye ve entegrasyona karşıtlığının bir göstergesidir. Kendi tepkisini yandaşlar toplayarak vermiş, iletmek istediği mesajı yerine ulaştırmıştır.

Fransa’ da anayasaya evet cevabı verenler ise, Fransa’nın AB ve ABD neshindeki gücü ve prestijini arttırmak, gelecek nesillere yatırım yapmak, AB’de barış, demokrasiyi yaygınlaştırmak gibi nedenler sıralamışlardır. Burada göze çarpan bir husus, anayasayı kabul eden %45,32 lik kesimin sadece %4 lük bir bölümü anayasayı AB vatandaşlığını oluşturmak için kabul ettiğini söylemiştir ki bu da bilincin oluştuğunu söylemek için oldukça düşük bir orandır.

Avrupa Komisyonu'nun yaptığı, bütün bu açıklamalara ışık tutabilecek anketler, aşağıda sıralanmıştır;

‘Avrupalı’ Hissetmek;

AB Vatandaşı hissetmenin bir başka hususu da coğrafi olarak ülkelerin kendilerini ‘Avrupa’ya eklenmiş’ hissetmesidir. Avrupa Komisyonu bu hususun AB ülkelerindeki oranını ölçmek için bir anket yapmıştır.


Tablo: Avrupa Toplulukları Resmi Yayınlar Ofisi, 2001, ‘How Europeans See Themselves’

Avrupalı Hissetmek Yüzde (%)

Lüksemburg %78
İsveç %71
Danimarka %71
İspanya %68
İtalya %65
Finlandiya %64
Belçika %63
Avusturya %62
Portekiz %61
Almanya %58
İrlanda %57
AB-15 %56
Fransa %53
Hollanda %49
Yunanistan %41
İngiltere %37

Lüksemburg en çok AB’li hisseden ülke olarak anketin en üstünde yer almaktadır. Coğrafi bütünleşmenin yanı sıra Lüksemburg başından beri AB’de entegrasyonu ve AB politikaların en çok destekleyen ülkelerden biri olmuştur. Bunun sebebini ülkelerin büyüklüğü ile AB’ye olan bağlılık arasındaki doğru orantıya bağlayabiliriz ve küçük ülkelerin AB içinde kendilerini daha güvende hissettiklerinden, AB’ye aidiyetlerinin daha gelişmiş olduğu genellemesine varabiliriz. Burada akla gelebilecek bir soru ise Hollanda’nın biraz önce bahsettiğimiz anayasa referandumunda AB içinde yutulma endişesinin, yaptığımız genellemedeki çelişkili yeridir. Hollanda bu genelleme içinde bir istisna oluşturmaktadır. Hollanda birlik bütçesine en çok katkıda bulunan ülkelerden biridir. Ekonomik açıdan kendine daha çok güvenmekte ve bazı AB politikalarına karşı tepki verebilmektedir. Şunu da eklemek gerekir ki Hollanda, AB üyesi ülkeler dışında da göç alana bir ülkedir. Özellikle, AB genişleme politikası bağlamında Türkiye’nin de birliğe katılması, şimdiden Türkiye’den göç alan Hollanda’yı endişelendirmektedir. Siyasi partilerine olan karşıtlığı, birliğin ülkesinin liberal değerlerini kısıtlayacağı inancı da Hollanda’yı bu bağlamda istisna yapan sebeplerdendir.
İngiltere ise, yine coğrafi büyüklüğünün dışında, sağlam tarihi ve güçlü ekonomisi ile kendine AB içinde en çok güvenen ülke olduğu için, kendisini öncelikli olarak ulusal kimliği ile tanıtmaktadır. AB’nin başlıca kurucu üyelerinden olan İngiltere’nin gerek vatandaşlık bilincinin çok gelişmemiş olmasını gerekse coğrafi olarak kendini ‘Avrupalı’ hissetme seviyesinin çok düşük olmasını bu sebeplere bağlayabiliriz.

Avrupalılık ve Ulusal Kimlik;

Avrupa Komisyonu’nun ‘AB vatandaşlığı ile ulusal kimliğin hangisini daha çok benimsediniz’ sorulu anketinde, Lüksemburg %20 oranla sadece AB vatandaşı olmak isteyenlerin en çok olduğu ülke olarak en ön sırada yer alıyor. Bunu Lüksemburg’da diğer Avrupa üyesi ülkelerden gelen ve burada ikamet eden vatandaşların çokluğuna bağlayabiliriz. İngiltere ve İsveç ise bu ankete göre AB vatandaşlığını en az benimseyen ülkelerdir. Gerek ulusal kimlik ve AB kimliği gerekse sadece AB kimliğinin kabulü bu iki ülkede de en düşük orana sahiptir.

AB’de İşleyen Demokrasi Sisteminden Memnuniyet;

AB üyesi ülkelerin kendilerini AB’li hissetmeleri birliğin demokrasi anlayışı ile doğrudan alakalıdır. Ortalama, on AB üyesinden sadece dördü bu konuda tatmin olduklarını ifade etmişlerdir. Demokrasinin her unsuru tatmin etmediği, ülkelerin kendilerini( beklenti ve isteklerini, tercihlerini) ifade edemedikleri bir birlikte, gerçek anlamda bir ‘ birlik’ sağlamak nerdeyse imkansızdır. AB vatandaşlığı konusunda hassasiyet göstermeyen vatandaşların %66 sı demokrasinin yeterli olmadığını ifade etmiştir. AB vatandaşlığı yanlıları ise demokrasinin %53 oranında yeterli olduğunu düşünmektedir. Fakat belirtmek gerekir ki bu oran gün geçtikçe artmaktadır.

AB’nin Yardım Politikaları;

Avrupa Birliğinin yardım politikaları birçok Avrupa ülkesinin desteklediği ve tercih ettiği bir husustur. Gündelik hayatlarını, sınırlı bir şekilde, etkileyen bazı konularda ve ulusal sınırlar dahilinde bile olsa bazı durumlarda AB karar mekanizmasına güvenmekte ve bağlı kalmaktadırlar. Fakat doğrudan kendileri, ülkelerini, ailelerini ilgilendiren konularda muhafazakarlıklarını sürdürmektedirler.

Tüm bu verilerden yola çıkarak ‘AB Vatandaşlığı’nın topluluk içinde nasıl tepkilerle karşılaştığı ve benimsenip benimsenmediği ile ilgili olarak genel bir yargıya varmak gerekirse, getirdiği kolaylıklara ve bazı önemli haklara rağmen, insanların hala kendilerini ulusal kimliklerine ait hissettikleri sonucuna varmak şaşırtıcı değildir. Bu kavramdan haberi olmayan vatandaşları dışarıda tutacak olursak, ‘birlik vatandaşlığı’, kavramın kendisini ve birlik vatandaşlığından gelen haklarını bilenler tarafından da genel kabul görmüş olduğunu söylemek güçtür.

Bütün bunlar bizi öncelikli olarak şu sonuca götürür; Avrupa Birliği, birlik olma niteliğini tam anlamıyla sağlayabilmiş bir topluluk değildir. Özellikle son anayasa referandumları ‘AB dağılacak mı?, AB’nin sonu mu geldi?’ sorularını akla getirmiştir. Birlik olmanın temellerinden biri kendini üyesi olduğun birliğe ait hissetmektir. Birlik olmanın temelinde AB vatandaşlığının benimsenmesi yatar. Fakat gerek gelişen olaylar gerekse AB Komisyonu tarafından yapılan anketler bizi bu sonuca götürememiştir. AB, ülkeleriyle birlikte bir Ebru oluşturması gereken bir topluluktur. Oysa mozaik olmaktan öteye gidememiştir. Bu bize, ırkçılığın olduğu yerde ortak kimlik oluşturulmasının zorluğunu göstermiştir. Ülkelerin hem iç hem de dıştaki endişeleri ve bireysel planları AB yi birlik olmaktan ve dolayısı ile AB vatandaşlığını yaygınlaşmaktan uzaklaştırmaktadır.

Bu konuya bir de olumlu bir açıdan bakılacak olursa, oluşturulmaya çalışılan ‘Avrupa Vatandaşlığı’ hukuksal açıdan çok yeni bir kavramdır. Bu bağlamda Türkiye’yi ele alalım; Türkiye’de hedeflenen birçok husus günümüzde tam olarak başarı sağlamış değildir. Örneğin mutlak bir demokrasi amacı vardır ama bununla birebir örtüşen bir demokrasi uygulaması tam anlamıyla oturmamıştır. Burada önemli olan, çıtayı her zaman yüksek tutarak, elde edilebilecek olanın en iyisini başarmaya çalışmaktır. 1992’de ortaya atılan ‘AB Vatandaşlığı’ da istenen verimi toplayamamıştır ama yine de daha yeni doğmuş bir düzenleme olarak bakıldığında epey yol almış olduğu söylenebilir.

Son olarak eklenmesi gereken bir başka husus, 11 Eylül hadisesinden sonra ‘Avrupa Vatandaşlığı’ gelişim sürecinde, ortaya çıkan güvenlik kaygıları nedeni ile aksama olmuş olmasıdır ve bu da birlik vatandaşlarının önceliğinin güvenlik, savunma ve düzenli ordu gibi konular olmasına neden olmuştur. Bunun doğal bir sonucu olarak ‘AB Vatandaşlığı’ hedefi sekteye uğramıştır.

esra.duyar@gmail.com


Esra DUYAR/ USAK, Araştırmacı




Add document to your blog or website

Similar:

Avrupa’da ‘Birlik’ Olmak: ‘AB Vatandaşlığı’ Esra DUYAR/ USAK, Araştırmacı iconAvrupa vatandaşlığı ve işçi tanımı Hukuki kapsam

Avrupa’da ‘Birlik’ Olmak: ‘AB Vatandaşlığı’ Esra DUYAR/ USAK, Araştırmacı iconTÜBİTAK Ulusal Akademik Ağ ve Bilgi Merkezi’ne (ULAKBİM) Uzman Araştırmacı ve Başuzman Araştırmacı Kadrolarında Çalışacak Personel Alınacaktır

Avrupa’da ‘Birlik’ Olmak: ‘AB Vatandaşlığı’ Esra DUYAR/ USAK, Araştırmacı iconParasal Birlik ve Avrupa Para Sistemi

Avrupa’da ‘Birlik’ Olmak: ‘AB Vatandaşlığı’ Esra DUYAR/ USAK, Araştırmacı iconBirlik meclisi, birliğin kuruluşundan ve mahallî idare genel seçim sonuçlarının Yüksek Seçim Kurulunca ilânından itibaren otuz gün içinde birlik merkezinin bulunduğu mahallin mülkî idare amiri tarafından birlik merkezinde toplantıya davet edilir

Avrupa’da ‘Birlik’ Olmak: ‘AB Vatandaşlığı’ Esra DUYAR/ USAK, Araştırmacı iconAVRUPA BİRLİĞİ TÜRKİYE DELEGASYONU Press Release / Basın Duyurusu ÇEŞİTLİLİKTE BİRLİK KONULU ÖYKÜLER YAZAN ÖĞRENCİLERE AB’DEN ÖDÜL

Avrupa’da ‘Birlik’ Olmak: ‘AB Vatandaşlığı’ Esra DUYAR/ USAK, Araştırmacı iconUlusal Birlik Partisi Girne Milletvekili Sayın Doktor Esat Ergün Serdaroğlu’nun Cumhuriyet Meclisi Heyetinin Bürüksel’de yapılan Avrupa Parlamentosu

Avrupa’da ‘Birlik’ Olmak: ‘AB Vatandaşlığı’ Esra DUYAR/ USAK, Araştırmacı iconYunanistan’daki Özelleştirme sürecini uluslararası gelişmeler ve Avrupa ile yürürlükte olan Ekonomik ve Parasal Birlik çerçevesinde uygulanan ortak politikalar zorunlu kılmıştır

Avrupa’da ‘Birlik’ Olmak: ‘AB Vatandaşlığı’ Esra DUYAR/ USAK, Araştırmacı iconErikler Asya Avrupa kökenli türler, Japonya Çin kökenli türler ve Kuzey Amerika türleri olmak üzere 3 gruba ayrılırlar. Asya ? Avrupa grubunda Giant

Avrupa’da ‘Birlik’ Olmak: ‘AB Vatandaşlığı’ Esra DUYAR/ USAK, Araştırmacı iconKavram belirlidir, karşıtı ile birlik içindedir. Bu birlik, karşıtların bu özdeşliği usun ilişki biçimidir. Kavramlar arasındaki ilişki fiziksel uzay-zaman

Avrupa’da ‘Birlik’ Olmak: ‘AB Vatandaşlığı’ Esra DUYAR/ USAK, Araştırmacı iconBerlin'de bu yıl eylül ayında yapılan Eyalet Parlamentosu seçiminden, altısı kadın olmak üzere toplam sekiz Türk kökenli milletvekili çıktı. Bunların üçü SPD, ikisi Yeşiller, ikisi Sol Parti (PDS) ve biri de Hıristiyan Demokrat Birlik Partisi'nden (CDU)

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page