Türk edebiyatının islamiyet'ten önce ve îslamî dönem genel tasnifi içinde; Türk Halk Edebiyatı kendine has yerini almaktadır. Bu edebiyat; işlediği konuları




Indir 1.6 Mb.
TitleTürk edebiyatının islamiyet'ten önce ve îslamî dönem genel tasnifi içinde; Türk Halk Edebiyatı kendine has yerini almaktadır. Bu edebiyat; işlediği konuları
Page43/53
Date conversion06.12.2012
Size1.6 Mb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://turuzdil7.persiangig.com/dil-161-186/0165-Xalq edebiyati(1.895KB).doc
1   ...   39   40   41   42   43   44   45   46   ...   53

Türk Edebiyaünda gazavatname örneklerim Selçkiular dönenüne kadar götürenler bulunmakla birlikte gazavatname özelliği taşıyan eserler XV. yüzyıldan itibaren yazılmaya başlamıştır. XVI. yüzyıldan itibaren de büyük bir gelişme göstermiştir. Manzum veya mensur olabilirler.

27. Mansumame

Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatında önemli bir yere sahip olan Hallac-ı Mansur'un hayatı ve kerametlerim konu alan mesnevî nazım biçimiyle yazılan tahkiyevî eserlere mansumame adı verilir. Bunlar bir noktada Menakibnamelere benzerler. Bugün için Niyazî, Ahmed Daî, Mürîd-i Aydınî ve Niyazî-i Mısrî'ye ait dört tane mansumame bilinmektedir.

28. Minbername

Minber, "camilerde hatiplerin Cuma ve bayram günleri üzerine çıkıp hutbe okudklan 3-11 basamaklı, merdivenli kürsüdür." Minbername, "bu kürsü veya kürsülerde bulunan hatiplerin ağımdan söylenen sözlerden oluşan edebî eserdir." Sanatçı, eserini bu hatibin ifadesiyle oluşturur. Edebiya-tımızda pek fazla örneği bulunmamakla birlikte Kaygusuz Abdal'ın bir Cuma namazı esnasında namazdan sonra hatibin kendisine bakarak söylediği sözler ve Kaygusuz'an da ona verdiği cevaplardan oluşan manzum bir minbernamesi vardır.

356

29. tstihracname

istihraç, "çıkarma, çıkarılma; netice çıkarma, mana çıkarma, anlama;

ileriyi görme; bazı hususlara göre mana çıkarma" demektir, îstihracname ise; "harfleri gideyerek veya dolaylı işaretlerle belirli bir olayın olacağım ifade eden manzum eserlerdir." Klasik Edebiyat, Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatı ve Halk Edebiyatında pek çok istihracname örneği bulunmaktadır. Esrar Dede, Fuzulî, Konyalı Şem'î, Biüisli Müştak Baba bunlardan birkaçıdır. Müştak Baba'nın 1847 yılında yazdığı Divan'ında bir istihracnamede Ankara'nın 1923 yılında başkent olacağma işaret ediyor. Bu şiiri aynen alıyoruz:

Me 'va-i nazenîne kim eif otursa efser Labüd olur o me 'va îsîambol ile hemser

Nün ve 'l-kalem basından alınsa Nün-ı Yunus Aldıkda harf-i diğer olur bu remz izhar

Miftah-ı Süre-i Kafserhadd-i harf ta Kaf Munzam olunmak ister Ra-yı Rasül Peygamber

Hay u huy ile ahir maksüd oldu zahir Beyt-i velîyyü'l-Ekrem lyd-ı ekber

Eypadişah-ıfehham Sultan Hacı Bayram

Rühane ister ikram Müştak-i abd-i çöker

Günümüz Türkçesiyle:

Nadide bir şehrin (kelimenin) basma Elif taç olursa, o şehir istanbul ile eşit olur ve ebedileşir.

Nün ve'l-Kalem(suresi)in başındaki ve Yunus kelimesindeki "n" harfi alınsa, her halde diğer harfleri de aldıkça bu başka bir remz olur.

-' Sure-ı Kaf in başındaki ve sonundaki "kaf" ile Peygamber Resuldeki "r"yı da ilave edince,

Hay ve huy kelimesinin "h" (Bu ses Osmanlı alfabesinde ünlü olarak a ve e yerine de kullanılır.)si ile netice maksüd olur. Kamil velînin yurdu el-Hac ıyd-1 mübarek(ekber)dir.

Ey anlayışı yüce, büyük padişah Hacı Bayram Velî, abd-i çaker Müştak'in ruhu senden ikram ister.

Açıklama

Şiirdeki ilk mısra anahtardır. Burada Elif yani "a" sesi başa gelince o şehir İstanbul ile eşit (başkent) olacaktır. Bundan sonraki beyitlerde birbirle-

357

riyle ilgisiz ifadelerde Nün, Kaf, Ra, be sesleri zikredilmektedir. Bu sesler birleştirildiğinde eski harflerle A-N-K-A-R-A kelimesi ortaya çıkmaktadır. Ankara daki harfler ebced hesabı ile 1341/1923 yılım gösterir. 4. Beyitteki lyd-ı ekber (Kurban Bayramı) ile de bu olayın Kurban Bayrami'nın cuma gününe rastlayacağına işaret etmektedir. Müştak Baba, 1847 yılında yazdığı istihr&cname ile 76 yıl öncesinden cumhuriyetin ilan edileceği tarihi ve günü, Ankara' mn başkent olacağım haber veriyor.

30. Tacname

Taç, "hükümdarların başlanma giydikleri mücevherlerle süslü şey ki hükümdarlık alameti olarak değerlendirilir." Tarikatlerde de "bilhassa şeyhler başlanna yün ve dülbentten dolama bir serpuş giyerler, bu da taç olarak adlandırılır." Bu serpuşun dilim sayışı tarikatlere göre değişir. Mesela Bektaşi, Rıfa'î, Kadirî, Sa'dî tadan on iki dilimlidir. Bu taclara tarikaüer değişik anlamlar yüklemişlerdir. Bu anlamları izah eden eserler ortaya koymuşlardır. Bu eserlere de tacname adı verilmiştir.

Tacun üstüvası, süfliden ulvî calibine tebdil eylemekdür. Tacun kub-besi, nokta-i hakikatdür. Tacun kenarı, ifa' aleme hükmetmekdür. Tacun lengeri, şali/der üstüvasidur. Tacun kilidi, müşkil halletmekdür...

31. Nevrüzname

Nevruz, Farsça "yeni gün" demek olup Güneşin Koç burcuna girdiği zaman olup Rumî takvimde 9 Marta /Miladi 21 Marta rastlar, iranlılar islam öncesinde bu günü dinî bayram olarak kutlamışlardır.

Ebulgazi Bahadır Hanın naklettiğine göre Türkler de 21 Mart tarihinde Ergenekon'dan çıkış günü olarak her yıl bayram yapmaktadır. Bu bayramlar her iki millette de îsîamiyetten sonra îsîamî bir olaya dayandmiarak kutlan-maya devam edilmiştir. Hz. Adem'in dünyaya ayak bastığı gün, Hz. Ali'nin doğduğu gün gibi... îşte bu nevruz gününün neş'esini, insanların o günkü ruh hallerim ve yapılan eğlenceleri anlatan eserlere de nevrüziyye denilmiştir.

32. Tahassürname

Tahassür, hasret çekme, çok arzu edilip ele geçirilemeyen şeye yanıp yakılma demektir. Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatta tasavvuftan ve ibadetten habersiz boşa geçen bir ömre karşı büyük üzüntü duyulur. Bu üzüntü şiirle ifade edilir ki buna tahassümame diyoruz. Ayrıca kaybedilen bir yakın veya şeyh için de hasret ifade eden manzumelere de tahassümame adım veriyoruz. Adile Sultan'in bu türde güzel şiirleri bulunmaktadır.

358

33. Tarikatname

Tarikat, Allah'a ulaşmak arzusuyla tutulan yol, tasavvufî meslektir. Tarikat yolunu, şartlarım anlatan eserler de tarikatndme adım alır. Bilinen ilk tarikatname Eşrefoğlu Rumî'ye aittir. Bundan başka Duacı Oğlu ile Himmet Dedenin de tarikatnamelen bilinmektedir.

34. Nutuk

Nutuk "söz, lakırdı, konuşma; söylev, bir kalabalığa karşı söylenen söz;

ikna edici, inandırıcı mahiyette söyleme kuvvet ve hassası; eski devirlerce bilinen kimselerin manzum sözleri anlamlarım taşır."

Isülahî olarak da "tarikate yeni girecek olan saliklere tarikatin adab ve erkanım öğretmek, kısacası irşad etmek amacıyla mürşidlerin söyledikleri manzum sözlere nutuk" denir. Konuyla ilgili olarak iki dörtlüğü örnek olarak alıyoruz:

Evvel tevhid sürer mürşid dilinden Erişir canına fazlı Huda 'nin Kurtulursun emmarenin elinden Erişir canına fazlı Huda 'nin

İkincide verir lafzatullahı Anda keşfederler sıfatullahı Hasenat yeter der eder günahı Erişir canına fazlı Huda 'mn

35. Hikmet

Hikmet, "felsefe, gizli bilinmeyen nokta, sebep, gerçeğe ve ahlaka ait kısa söz" anlamlanna gelir.

Isülahî manada da "Tann gerçeklerim, Kur'an'in derin anlamım kavrama, islam dininin genel kurallarım uygun olarak davranma; derin felsefe ve bilgi" demektir.

Türkistan halkı Ahmet Yesevî'nin sözlerinde bu anlamları buldukları i-çin onun şiirlerine hikmet demişlerdir. Daha sonra bu yolda söylenen şiirler de aynı adla anılmışlardır.

36. Devriye

Dinî-Tasavvufî Türk Edebiyatının en karmaşık ve izah edilmesi en güç türlerinden biri devriyedir.

Devir, "genel anlamda dolanmak, dairevî bir hareketle dönmek demektir. Devriye ise yaratılışın başlangıcı ve sonu, varlığın nereden gelip nereye gittiği, bu ikisi arasında varlığın safahatının anlatıldığı eserlerdir."

359

Devir hadisesi 180'er derecelik ild yaydan oluşan bir daireye teşbih e-dilmiştir Bu iki yaydan ilki kavs-i nüzul (iniş yayı), ikincisi kavs-i urüc (çıkış yayı)dur.

Kavs-i nüzul: Bu yukandan aşağıya doğru inen yay üzerinde gösterilen merhalelerdir. Bu merhaleler sırasıyla şöyledir îlk önce; Levh-i mahjüz'daa ayrılan IlĞhî nur sırasıyla ald-ı küliden dokuz, akla, onlardan dokuz nefse, onlardan dokuz felehe, onlardan tebayi'-i erbaa (kuru-yaş-soğuk-sıcak)ya, onlardan anasır-ı erbaa (hava-toprak-su-ateş)ya geçer. Sonunda Madenler-nebatlar-hayvanlar aleminin milyonlarca parçası haline gelir. Vahdet alemin-den kesret alemi oluşur.

Kavs-i urüc

Kavs-i nüzul yoluyla alem-i gaybdan olem-i şuhüda inen varlık önce maden, sonra nebat, sonra hayvan en sonra da insan suretinde tecelli eder. îahî nur, insandan insan-ı kamile oradan da tekrar ilk ayrıldığı nokta olan Vahdet alemiae Hak taalaya ulaşır ki bu son harekede Bakara suresinin 156. Ayetinde işaret edilen:

"Biz O'ndan geldik, elbette O'na döneceğiz" cümlesinin hükmü gerçekleşir, devir tamamlanır.

Kavs-i nüzulü anlatan şiirlere Ferşiyye, kavs-i urücu anlatan şiirlere de Arşiyye denilir.

Devir nazariyesinin kaynağı Arap dünyasıdır. Araplara da eski Yu-nan'dan geçmiş bir panteizm anlayışı olabilir. Vahdet-i Vücüd anlayışından daha uç noktada olan bu anlayış îsîamîleştirilmiştir. Panteizm anlayışında Tamı tabiatın içinde içkin bir konumdadır. Vahdet-i Vücüd felsefesinde de şifadan itibariyle içkin, zaü itibariyle de aşkın (tabiatın dışında) bir konumdadır. Eski Yunan felsefesinden başka Hint felsefelerinin de tesiri görülebilir. Hint'te görülen sudur ve tenasüh inancına göre ruh ölmez, beden değiştirir. Şekil olarak bedenden bedene bir geçiş hali söz konusudur. Vahdet-i Vücüd'da Tanrı sıfatlannın farklı biçim, renklerde tecellîsi yani telvin söz konusudur. Bu yönüyle de Hint felsefelerinden aynlır.

Sonuç olarak devir nazariyesi, antik felsefelerden etkilenmekle birlikte tamamen îsîamîleşmiş orijinal bir karakter kazanmıştır.

Devriyeler manzum ürünler olmakla birlikte çok az da olsa mensur ör-neklerine taslanır.

Mevlana'dan başlayarak. Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Vahib Ünunî, Niyazî-i Mısrî gibi pek çok mutasavvvıf bu türde eserler vermişlerdir. Yunus Emre'nin bir devriyyesinm bazı bölümlerim görelim:

360

Ey kardeşler ey yaranlar sorun bana kanda idim Dinlersenüz eydivirem ezelî vatanda idim

Evvel dilimdeki budur Tanrı bir Rasül hak durur Anı böyle bilmez iken bir aceb gümanda idüm

Kaalü bela dinilmeden tertib düzen eylenmeden Hak'dan ayru değil idim ol ulu divanda idim

Eyyub ile derde esir inledim ben çekdim ceza Belkıs ile hem taht üzre mühr-i Süleyman'da idim

îsma'il'e çaldım bıçak bıçak bana kar etmedi417 Hak beni azad eyledi koç ile kurbanda idim

Yusuf ile bir kuyuda yatdım bile çekdim ceza Ya'küb ile çok ağladım bulunca efganda idim

Yunus senin asık canın ezelî aşıklannia O Allah 'in dergahında seyran ü ceylanda idim

Celvetiye tarikatuun Haşimiye kolunun kumcusu Üsküdarlı Haşim Baba (Ölm. 1782/1783)nm da 70 beyti kaside tarzında Arşiyye; 117 beyti de mes-nevî tarzında Ferşiyye olmak üzere toplam 187 beyitlik bir Devriyesi bulunmaktadır. Bu devriyenin Arşiyye kısminin tamamı Abdullah Uçman tarafın-dan yayımlanmıştır.418 Arşiyye kısmından bir bölümü de biz burada görelim:

Kasidetü'l Aliyyetü el-Devrü'1-Arşiyyetüli'l-Fakîrü Haşimiyyü'l-Üsküdarî

Mefa 'îlün/Mefa 'îlün/ Mefa 'îlün/ Mefa 'îlün/

Gel ey talib felekler ile behisler ider peyda Acebdür bir devrde bir meleklerden ider peyda

Bakarsan her bir eflaka nice yüz bin melaik var Nüzul itse biri arza birine bir ider peyda

417 Mutasavvıfın, İslam tarihinde meşhur olan Hz. Eyyüb, Hz. Süleyman, Hz. ismail, Hz. Yusuf vd. Peygamberlerle ilgili hadiseleri şahsıyla özdeşleştirmegini bir ruhun beden degiştirmesi olarak yorumlamamak gerekir. Tasavvuf inancında bir mürid önce efali (işler, oluşlar) Allah'tan bilir. Sonra bu fiillerin Allah'ın sıfatlanmn tecellisinden başka bir şey olmadığım anlar. Nihayet sıfatların da Allah'ın zatinin tecellileri ve varlığın da tek olduğunu idrak eder. Bu üç mertebeye Tevhîd-i efal (Bütün islerin Allah'tan geldiğine inanma), Tevhîd-i sıfat (Her sıfatın Zat'ın bir tecellîsi olduğuna inanma), Tevhîd-i Zat (Bütün varlıklarda Allah'ın tecelli ettiğine inanma) denir. Bu düşünceye göre di/ve Su tektir. Hz. İsmail ve kurban hadisesin! ele alacak olursak: Hz. İsmail kurban edilen, Hz. İbrahim kurban eden, koç ise kurban unsurudur. Ayrı ayn unsurlar gibi görünen bunlar bir şahıs (YunusHa toplanmaktadır. Bu şahıs da kendini Vahdet aleminin bir parçası olarak telakki etmektedir. Bu durumda fail ve Bil birleşmektedir.

<ı« Abdullah Uçman, "Hasım Baba Devriyeleri', Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi 5, İstanbul 2001, s. 137-156.

361

Sana bir sır dahi izhar idem ilm-i ledünnîden Anı derk idemez Hızr'un meğer benden ider peyda

Dehr-i efrad terkîb eyleyüp terkibi efraddur Senin tecdîdü'l-basdur yevm-i ahlak ider pey da

Ebed nur eylemek nar-ı şu'ünatı idüp bir şan Akl-ı idrak ilm-i sırrumdan teceddüd zevk ider peyda

Aceb terkîb-i ma 'nadan feleklerden haber oldun Tebayı' terkîbün anla neden edvar ider peyda

Tebayı' evvela terkîb alımca ma zuhur eyler Sudan ma 'den zuhur eyler necef cevher ider peyda

Züra'-ı silsile heftad berzah ma'denun devri Sehur-ı eyyam seng ancak ana etvar ider peyda

Yedi nev' üzredür ma'den ki her nev'inde tavrı on Geçer heftad ile tevr-ı nebat nev'in ider peyda

Nebatun şekli enva-ı yedi üzredür amma Kalemle içtima 'inda ki her bir şan ider peyda

Nebatun cismidür rüh-ı me'aden lübb-nüma sim Me'adenden biter cümle nebatat hiss ider peyda

Arş tavr üzredür amma nebatun nev'i- eşkali Acebdür nev'-i tavr ile nice efrad ider peyda

Nebatun haşr ü edvarı olur heftad ile itmam Netice tîn ü hurmadan tezevvüc hiss ider pey da

Nebatun ruh-nümünundan mürekkeb cism-i hayvani Nebat ü ma'denun ruhi aceb terkîb ider peyda

Nüma sim nebatundur ma'den sımdur cevher Biri erkek biri ünsa peder ü mader ider pey da

Aceb devr-i arşîden iyon itdüm nedür afak Nedür enfüs beyan idem nefsin devrin imla

Aceb sır bunca edvardan nefs bil zahir olmışdur Nefsden cümle halk oldı eğer Adem gerek Havva

Nefs nür-ı Muhammed'den nefsdür nefha-ı Hak'dan Biri rakib biri merküb ikisi gevher-i yekta

362

Sıfat mevsüfkabilinden ilm ma'luma tabi'dür Abd ma 'büd üeka'imki sübhaene 'ileti esra

Şeri'atle nübüvvet hatm ü zahirdür meratibde Verasetle velî geldi kelamım Hak ider icra.

Şeçerdür her taraf mezheb velîler meyvesi onun Nübüvvet hatemi tohm muhiblerdür budak/arza

Çiçeklerdür beşer nev'i kamunun sureti adem Nice yüzbin çiçek zayi ide her bir budak nev '&

Gelür her bir budakdan bin kemali meyve-i adem Aceb ekser olur zayi gelür bir meyvesi duha

MezJahir meyvenün tatma seçer misille batındur Zuhur ile olur zahir nemasidur onun eşya

Nice bin gerçek erlerden feda, olmak gerek ta kim Gerekdür mürşid-i yekta ola misi ile müstesna

Hakikat devr-i eşyayı bilenler al-i ta 'dür Bilenler sırr-ı ta'yı iderler hüccetüm imza4'9

37. Şathiyye

Şathiyye, sözlüklerde, "dudaklarda bir tebessüm uyandırmak maksadıyla söylenen manzume "olarak tarif edilir. Dinî-Tasavvufî Türk edebiyaünda ise "Allah ile tekellüfsüz, sakalı bir eda ile konuşur gibi yazılan tür"e verilen addır.

Şathiyyede Mutasavvıfın tasavvufî aşk ile vecd ve istiğrak halinde söylediği ilk bakışta halkın anlayamayacağı veya hoşuna gitmeyeceği biçimde birtakım sözler bulunur. Bu sözlerde şaka, alay, istihza, çocuk eğlencelerine benzemekle birlikte batınen bunlarda Allah'a ait hakikat gizlidir.

Bu türdeki üslup iki sevgilinin başbaşa kaldıklannda takındıkları samimî üsluptan başka bir şey değildir, ifadeler şeriat ölçüleri içindedir. Ancak zamanla bazı şairler bu üslubu şeriat ölçülerinden uzaklaştımuşlardır. Bu tür şiirler ise küfriyattan sayılmıştır.

YOnus Emre ve Kaygusuz Abdal gibi ünlü mutasavvıfların şathiyyelen bulunmaktadır. Bu türe örnek olarak XVI. yüzyıl Bektaşi şairierinden Az-mî'nin şathıyyesmi alıyoruz:

Yeri göğü ins ü cinni yaratdun Sen ey mi 'm&r başı eyvancı misun Ayı güni çarhı burcı var etdün Ey mekan sahibi rahşancı misun

1   ...   39   40   41   42   43   44   45   46   ...   53

Similar:

Türk edebiyatının islamiyet\2. a) Destan: İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı (2,5 p) b) Halk Hikâyesi: İslami Devir Halk Edebiyatı (2,5 p) c) Mesnevi: Divan Edebiyatı (2,5 p) d) Roman: Batı Etkisindeki Türk Edebiyatı. (2,5 p) 3

Türk edebiyatının islamiyet\İSLAMİYET'TEN ÖNCEKİ TÜRK EDEBİYATI

Türk edebiyatının islamiyet\İSLAMİYET'TEN ÖNCEKİ TÜRK EDEBİYATI

Türk edebiyatının islamiyet\Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk Edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde "destan" terimi birden fazla nazım şekli

Türk edebiyatının islamiyet\TÜRK EDEBİYATI, DİL VE ANLATIM, TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI, EDEBİYAT TARİHİ, EDEBİ METİNLER, DİLBİLİM, KÜTÜPHANECİLİK, HIZLI OKUMA TEKNİKLERİ DERSLERİ ZÜMRE ÖĞRETMENLERİ 2006–2007 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI DÖNEM TOPLANTI TUTANAĞI

Türk edebiyatının islamiyet\TÜRK EDEBİYATI, DİL VE ANLATIM, TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI, EDEBİYAT TARİHİ, EDEBİ METİNLER, DİLBİLİM, KÜTÜPHANECİLİK, HIZLI OKUMA TEKNİKLERİ DERSLERİ ZÜMRE ÖĞRETMENLERİ 2006–2007 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI DÖNEM TOPLANTI TUTANAĞI

Türk edebiyatının islamiyet\Ünite Başlığı İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı:İslamiyet öncesi Türk yaşantısı ve edebi ürünleri tanıyalım

Türk edebiyatının islamiyet\İslamiyet öncesi ve islamiyet dönemi türk edebiyatı

Türk edebiyatının islamiyet\Türk Edebiyatı Dersi Dönem 11. SINIFLAR YAZILI SORULARIDIR Erol AYDIN (Edebiyat Öğretmeni)

Türk edebiyatının islamiyet\Türk Edebiyatı Dersi Dönem 11. SINIFLAR YAZILI SORULARIDIR Erol AYDIN (Edebiyat Öğretmeni)

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page