Türkiye’de Piyasa Ekonomisi ve Rekabet Anlayışının Dış Ticaret Üzerine Yansımaları Sorunlar ve Öneriler




Indir 177.21 Kb.
TitleTürkiye’de Piyasa Ekonomisi ve Rekabet Anlayışının Dış Ticaret Üzerine Yansımaları Sorunlar ve Öneriler
Page1/4
Date conversion05.01.2013
Size177.21 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://www.deu.edu.tr/userweb/timucin.yalcinkaya/dosyalar/01.doc
  1   2   3   4


YALÇINKAYA, Timuçin ve ERTAŞTAN, Burak, “Türkiye’de Piyasa Ekonomisi ve Rekabet Anlayışının Dış Ticaret Üzerine Yansımaları - Sorunlar ve Öneriler”, İGEME’den Bakış Dergisi, Yıl:2, Sayı:8, 1998.


Dokuz Eylül Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi


TÜRKİYE’DE PİYASA DÜZENİ


VE


REKABET ANLAYIŞININ


DIŞ TİCARET ÜZERİNE YANSIMALARI


-SORUNLAR VE ÖNERİLER-


Burak ERTAŞTAN

Timuçin YALÇINKAYA


İzmir 1998


GİRİŞ


  1. GELENEKSEL TOPLUMDAN BİLGİ TOPLUMUNA GEÇİŞ




  1. PİYASA EKONOMİSİNİN GELİŞİMİ

a) Serbest Piyasa Ekonomisi

b) Sosyal Piyasa Ekonomisi

c) Ekolojik Piyasa Ekonomisi

d) Yenilikçi Piyasa Ekonomisi


3.REKABET ANLAYIŞINDAKİ GELİŞMELER

a) Serbest Rekabet

b) Tam Rekabet

c) Fonksiyonel Rekabet

d) Küresel Rekabet

da) Fiyatta Rekabet ve Çevreye Duyarlılık

db) Kalite Rekabeti

dc) Yenilikçiliğe Dayalı Rekabet

dd) Kişiye Özel Üretim

de) Internet Aracılığıyla Ticaret

df) Mutlak/Mukayeseli Üstünlüklerin Önem Kaybetmesi


4.TÜRKİYE’DE PİYASA DÜZENİ VE REKABET ANLAYIŞI


5.TÜRKİYE’DEKİ MEVCUT REKABET ANLAYIŞININ DIŞ TİCARETE YANSIMALARI

a) Dış Ticaret İlişkilerimize Genel Bir Bakış

aa) Avrupa Birliği ile Ticaretimiz

ab) Rusya, Orta Doğu ve Eski Doğu Bloğu Ülkeleriyle Ticaretimiz

ac) Türk Cumhuriyetleriyle Ticaretimiz

b) Uzak Doğu Piyasalarındaki Mevcut ve Muhtemel Gelişmelerin

Dış Ticaretimiz Üzerine Etkileri

c) Küresel Rekabetin Gereklerini Yerine Getirebilme Açısından Türkiye

ca) Kalite

cb) Müşteri Memnuniyeti

cc) Ürün Geliştirme

cd) Girişim Ruhu

ce) Rekabet Gücü


6.ÖNERİLER


SONUÇ


GİRİŞ

Bilindiği gibi teknolojinin gelişimi üretim ve tüketim yapılarında da bir farklılaşmaya yol açmıştır. Bir yandan mevcut mal ve hizmetlerin niteliği ve niceliği daha kolay artırılabilir hale gelmişken, diğer yandan yeni teknolojilerin kullanımı yoluyla eskiden üretilemeyen mal ve hizmetler üretilebilir olmuştur. Ekonominin arz yönünde meydana gelen bu gelişmeler yeni pazarlama stratejileriyle birleşerek insanları daha çok ve yeni ürünler talep eder duruma getirmiştir.

Arz ve talep yapısında meydana gelen bu gelişmeler, piyasaları dinamik bir genişleme süreci içerisine sokmuştur. Gelişen ve genişleyen piyasalardan en büyük payı alabilme çabası, piyasaya mal ve hizmet sunan kesimi ürün pazarlama ve geliştirme konusunda yeni arayışlara yöneltmiştir. İşte tüm bu çabalar sonucunda ürün yelpâzesi alabildiğine genişlemiş ve genişlemeye devam etmektedir. Bu yelpâzede yer alan ürünler hem çeşitlilik hem de üretim tekniği açısından karmaşıklık gösterebilmektedir.

İletişim teknolojisi ve ulaşımda zaman içerisinde görülen ilerlemeler, mal ve hizmetlerin ulusal sınırlar dışına da çıkmasını, ya da ulusal sınırlar dışından da tedârik edilebilmesini mümkün kılmıştır. Yalnızca ulusal sınırlar içerisinde değil uluslararası alanda da rekabete açılan piyasalarda işbölümü, uzmanlaşma ve yeni pazarlar bulma önem kazanan kavramlar haline gelmiştir.

Türkiye’deki piyasa ekonomisi ve rekabet anlayışının dış ticarete yansımalarını, sorunları ve önerileri dile getirmeyi amaçladığımız çalışmamızda ilk olarak geleneksel toplumdan bilgi toplumuna geçiş süreci incelenmeye çalışılacaktır. İkinci bölümde piyasa ekonomisi ve rekabet anlayışının gelişimi açıklanacaktır. Daha sonra Türkiye’deki piyasa düzeni ve rekabet anlayışı sorgulanacaktır. En sonunda ise Türkiye’deki mevcut rekabet anlayışının dış ticaret üzerindeki etkileri incelendikten sonra, bu alandaki sorunların giderilmesine yönelik birtakım çözüm önerileri getirilmeye çalışılacaktır.


1. GELENEKSEL TOPLUMDAN BİLGİ TOPLUMUNA GEÇİŞ

Geleneksel toplum düzeninde insanların iktisâdî faaliyet biçimleri ve bunların diğer alanlara yansımaları bugünkünden daha farklıydı: İnsanların zâten sınırlı olan ihtiyaçları daha çok fizyolojik nitelikte, özellikle de gıda maddelerine yönelikti. Bu ihtiyaçlarını gidermek üzere insanlar tarım, hayvancılık, avcılık ve balıkçılıkla uğraşıyorlardı. Kapalı bir ekonomik anlayış hâkimdi. Daha çok emeğe dayalı olarak gerçekleştirilen faaliyetlerde kısıtlı ölçüde de olsa kullanılan teknoloji ilkel düzeyde idi.

Bu iktisâdî faaliyetlerin, içinde yaşanılan geleneksel toplumda sosyal, politik ve kültürel alanlara etkileri söz konusu olmuş ve içe dönük bir toplum yapısı, geleneklere bağlılık ve değiştirilmesi zor düşünce kalıplarını öne çıkarmıştır. Merkezî krallıkların güçlenmesi kişi egemenliğini artırdı. İnsanlar ise kapalı ve esnek olmayan değer yargıları ve dünya görüşlerinin etkisiyle geleneksel ve tekdüze birtakım davranış biçimleri gösteriyorlardı.

Bu kapalı ve geleneksel toplum yapısı 15 ve 16. yüzyıllarda Avrupa’da ortaya çıkan gelişmelerle kırılmaya başlamıştır. Coğrafî keşifler ve Rönesans-Reform hareketleriyle bir dışa açılma ve daha esnek düşünebilme süreci başlamış oldu. Bu süreçte pusulanın bulunması ve gemi yapımı gibi konularda kaydedilen teknik ilerlemelerin yanısıra, Avrupa’nın artık kıta halkının ihtiyaçlarına cevap verememesi de etkili olmuştur. Merkantilist ülkelerin de deniz ticaretinde üstünlük kurmaya başlamasıyla birlikte sömürgecilik anlayışı doğmuştur. Bu sömürü politikalarıyla genişleyen ekonomik faaliyetlerle Avrupa’ya bir altın-gümüş akımı başlamıştı. Bu şekilde servet oluşumu için de bir yol bulunmuştu. Para artık sadece bir mübâdele aracı değil, aynı zamanda servet yaratan bir araç da olmuştur.1

18.yüzyıla geldiğimizde iktisat biliminin teorik temellerinin de iyice güçlendiğini görüyoruz. Fizyokratların doğal kanunları ile birlikte Klasiklerin getirdiği rasyonellik anlayışı, ileride dünya ekonomisinin şekillenmesinde etkili olacak sınai kapitalizmin doğmasına da yine bu yüzyılda yol açmıştır.

1765 yılında James Watt’ın buhar makinesini keşfiyle başlayan sanayi devrimi, geleneksel toplumun yapısını kırmış, ortaya çıkan teknolojik yenilikler, toplumda bir takım yapısal dönüşümlere yol açmıştır. Ekonomik alanda serî üretime geçilirken, sosyal alanda işçiler ve kapitalistler şeklinde ikili bir sınıf yapısı oluşmuştur. Politik alanda çoğulcu demokrasilere doğru bir yöneliş görülürken, yeni değer yargıları ve dünya görüşleri kültürel alanı da etkisi altına almaktaydı. Ortaya çıkan bu yeni toplumsal yapı, 1789 yılında gerçekleşen Fransız Devrimi’nden de etkilenmiştir.

Sanayi devrimi bir ayağı teknolojik-ekonomik temele, diğer ayağı ideolojik-politik temele dayanan çifte devrim sonucunda tüm sosyal ve kültürel yapıyı da sararak ve yeniden şekillendirerek gerçekleşmiştir.2 Bu süreç sonunda oluşan yeni toplumsal yapı kısaca “sanayi toplumu” olarak adlandırılmıştır.3

İnsanlar, Malthus’un Nüfus Teorisi’nde de bir yönünü açıkladığı gibi, ihtiyaçlarını karşılayabilme konusunda hep bir endişe taşımışlardır. Sanayi toplumunda bu endişenin aşılabilmesi için yüksek ve kitlevî bir üretim amaçlanmıştır. Buhar makinasıyla başlayan teknolojik yenilikler, emeği ikame ederken, ortaya çıkan maddî üretim gücünü de temsil ediyordu. Fabrikalarda gerçekleştirilmeye başlanan üretimde tipik ürün olarak karşımıza önceleri tekstil ürünleri, sonraları demir-çelik ürünleri, otomobil, uçak vs. çıkmaya başlamıştır. Sanayileşmenin ilk dönemlerinde girişimci ile yönetici aynı kişilerken, ilerleyen dönemlerde firma yönetimlerinde profesyonel yöneticiler yer almaya başlamıştır.

Sanayi toplumunda, teknolojinin üretimde kullanılmasıyla sosyal alanda gözlenen değişimlerin başında saydığımız kapitalist ve işçilerden oluşan iki sınıflı bir yapıda işçiler ve sermayedarlar arasında ortaya çıkan çatışma ortamının yumuşatılmasında ancak 20. yüzyıl başlarında başarıya ulaşılabilmiştir.

Yine sanayileşmeyle birlikte kentleşme olgusu gündeme gelirken, hızlı nüfus artışı ve göç gibi unsurların yanısıra fabrikaların şehirlere yakın kurulması da kentler üzerinde bir baskı oluşturmuş, kentleşme yavaş yavaş bir sorun halini almıştır.

Geleneksel toplumun kapalı dünya görüşlerinin kırılarak sanayi toplumuna geçiş yaklaşık yüzyıllık bir zamanda gerçekleşmiştir. Bunda, teknolojik gelişmelerin toplumsal sistem üzerindeki etkilerinin gecikmeli olarak görülmesi etkili olmuştur. Oysa, sanayi toplumundan 1980’li yıllarda bilgi toplumuna geçilmesi takriben on yıllık bir zamanda gerçekleşmiştir. Bilgi toplumu olarak adlandırdığımız 1980’lerle başlayan yeni toplum yapısının şekillenmesinde bu kez, etkileri daha çabuk görülen, daha dinamik teknolojiler söz sâhibi olmaktadır.

1975-1989 arasındaki geçen onbeş yılda ekonomi dünyasında meydana gelen belli başlı olayları hemen hiçbir ekonomi kuramı açıklayamamaktadır.4 Sanayi toplumunun işleyişini açıklayan mevcut iktisat teorileri Drucker’in sözünü ettiği gibi oluşan yeni dünyayı açıklamaya yetmemiştir.

Bilgi toplumu olarak adlandırdığımız yeni dünyada gerçekleşen yapısal değişimlere yön veren teknolojiler, tamamen dijital alanda üretilmektedir. Bilgisayarlar bu dönemde zihinsel emeğin ikamesi olmuş ve bilgi üretme gücünü simgelemiştir. Artık toplumlar seri olarak mal ve hizmet üretimi yerine, bilgi üretimi üzerinde yoğunlaşmaktadırlar. Bilgi ise, sanayi toplumunun fabrikalarında değil, araştırma merkezlerinde, teknoparklarda, silikon vâdilerinde, bilgi ağları, veri bankaları, iletişim ağları aracılığıyla yaratılmakta ve yayılmaktadır. Yeni toplum yapısında tarım, sanayi ve hizmetler sektörünün yanı sıra bilginin işlendiği bilişim sektörü de yer almıştır. Bilişim teknolojileri, aynı zamanda diğer üç sektörde de verimlilik, hız ve kalitenin artmasında etkili olmuştur.

Sanayi toplumunun son dönemlerinde oluşan siyasi bloklu dünya, bilgi toplumunda ekonomik bloklu küresel bir dünyaya dönüşmüştür. Bu yapı, politik alanda katılımcı demokrasiyi getirmiş, ayrıca yerelleşme ve on-line katılım görülmüştür/görülmektedir. Değişimin çok çabuk yaşanması sosyal alana da yansıyarak, sınıf bilincinde zayıflamaya yol açmış, sınıflar arası akışkanlık ve etkileşim artmıştır. Nitelikli emek ön plana çıkmış, nitelikli emeğe sahip insanlar yüksek düzeyde gelir elde edebilir duruma gelmişlerdir. Yüksek gelir temin eden emek sahipleri gelişen ve küreselleşen para ve sermaye piyasalarında da kendilerini göstermeye başlamışlar, bu piyasaların saygın müşterileri konumuna gelmişlerdir. Ayrıca, nispeten düşük gelirli emekçi grupları da sermaye piyasalarına akıtabildikleri küçük tasarruflarla yerel şirketlerden küresel şirketlere kadar pek çok şirketin birer ortağı durumuna gelmişlerdir. Bu şirketlerden sağlanan kâr payları ile yine para/sermaye piyasalarına açılabilmişlerdir. Tüm bu gelişmeler artık yalnızca emek, yalnızca sermaye ya da yalnızca kirâ geliri ile hayatını kazanan insan tipini tarihe karıştırmış, böyle olunca da ekonomide çeşitli şekillerde gelir temin eden insanlar arasındaki karşılıklı çıkar ilişkilerine dayalı çatışma ortamı, çok daha karmaşık bir ilişkiler sistemine konu olmuştur. İnsanlar, bu karmaşık çıkar ilişkileri içerisinde hem işçi hem işveren olma gibi yeni dünya düzenine özgü çelişkiler arasında, doğru karar verebilme ve bu karar için yeteri derecede bilgi sağlayabilme amacına yönelmişlerdir. İşte bilgi toplumu bu aşamada da tüm imkânlarıyla karşımıza çıkarak bilginin toplanışını, depolanışını, akışını ve kullanılışını öngören teknikleriyle bize yepyeni bir dünyanın kapılarını açmaktadır.

İnsanlar, geleneksel toplumdan sanayi toplumuna, oradan da bilgi toplumuna geçerken önce üretmeyi, sonra satmayı öğrenmişlerdir. Satıcılar, ürünlerini satmakta zorlandıkları andan itibaren, talebi daha çok dikkate alan stratejiler geliştirmişler, böylece pazarlama kavramı ortaya çıkmıştır. Piyasaların doyuma ulaştığı zamanlarda ise talebi uyarabilmek için pazarlama faaliyetlerinin de ötesinde, birtakım yenilikler getirmeye çalışmışlardır. İşte bu aşamadan itibaren rekabet ve yaratıcılık ekonominin gündemine iyice girmiştir.

2. PİYASA EKONOMİSİNİN GELİŞİMİ

Ticarete konu olan piyasalar her devirde ve her ülkede var olmuştur. Ancak piyasaya dayalı bir ekonomik sistem ve düzenin iktisat literatürüne girmesi, 18. yüzyıldaki teknolojik gelişmelerle başlayan sanayileşme süreci ile gerçekleşmiştir. Endüstri devriminin yaratığı maddî sonuçlar kadar, yol açtığı düşünsel, kurumsal ve hukuksal değişmeler sonucunda piyasa sistemi oluşmuştur.5 Peki piyasa ekonomisini şekillendiren ve ticaretin gelişmesiyle kendini gösteren süreç nasıl oluşmuştur?

İnsanlık, geçmişten günümüze kadar her dönemde ticarete önem vermiştir. Hindistan’dan Avrupa içlerine kadar uzanan İpek ve Baharat Yolları vasıtasıyla birbirinden çok uzakta olan bölgeler arasında bile mal alışverişi gerçekleşmiştir. Bu yolların hâkim i olanlar ticaret üzerindeki denetim hakkını da bir nevi ellerinde tutmuşlardır. Bu yolların denetiminin zaman içerisinde Osmanlı Devleti’nin eline geçmesi zengin Doğu âlemi ile nispeten fakir Batı arasındaki alışveriş üzerinde Osmanlı Devleti lehine büyük bir tekel durumu ve imtiyaz hakkı yaratmıştır. Yine Akdeniz’in de Osmanlı hâkimiyetine geçmesi Akdeniz’de yürütülen deniz ticaretini sınırlayan bir diğer etken olmuştur.

Henüz geleneksel toplum düzeninin tüm dünyaya hâkim olduğu bu dönemde, Avrupa’da da insanlar daha çok geçimlik iktisâdî faaliyetlerde bulunuyorlardı. Dışarıya pazarlayacak fazla bir artık değer üretemeyen Avrupa’da yine de kıtanın özellikle denize kıyısı bulunan ya da yakın olan kuzey ve güney-güneybatı kesimlerinde günün koşullarına göre önemli sayılabilecek yerel pazarlar oluşmaya başlamıştı.

Ancak, kıtaya asıl ticarî potansiyeli veren ve zengin Doğu ile bağlantısını sağlayan yollar Türklerin denetimine geçince bu denetimden kurtulmak için yollar aranmaya başlandı. İşte Avrupa, ticaret üzerindeki bu kısıtlamalardan kurtulmak için çareler ararken Hindistan’a deniz yoluyla ulaşmak fikri, bilhassa denizcilikte ilerlemiş İspanyol ve Portekizlileri sarmıştı. Bunun için de Atlas Okyanusu’na kıyısı bulunan İspanyol ve Portekizliler harekete geçti. Gelişen teknik de bu girişimleri destekler mahiyette idi. Sonuçta Vasco de Gama ile Ümit Burnu üzerinden Hindistan, Crishtopher Colomb ile Amerika keşfedildi.

Tüm bu keşiflerin Avrupa’ya iki ayrı etkisi oldu. İlk olarak Avrupa, keşfedilen yeni topraklardan ucuz hatta bedava işgücü ve hammadde sağladı. Böylece oluşturulan yeni sömürü düzeni sayesinde Avrupa mallarının mâliyeti düştü ve kıta, uluslararası piyasalarda daha çok mal satabilme imkânına kavuştu. Coğrafî keşiflerin hızlanması da Avrupa’nın önüne daha geniş pazar imkânları açmıştır. İşte bu genişleyen pazar olgusu Avrupa’nın ticari dinamizminin ikinci ayağını oluşturuyordu.

Tüm bu sayılan etkenlerin yanına o sıralarda yaygın iktisâdî görüş olan Merkantilizm’in en önemli servet biriktirme aracı olarak dış ticareti ve aktif ticaret bilançosunu önermesi ve devletin de artık -İngiltere’nin Doğu Hindistan Kumpanyası’nda olduğu gibi- dış ticareti desteklemesi, Avrupa’da zengin bir tüccar sınıfın oluşmasına ortam hazırladı.

O günün imkânlarıyla ulaşabildiği tüm dünyayı kendine pazar olarak kabul eden Avrupa, ticaretin servet birikimini hızlandıran tüm etkilerinden de faydalanarak sermaye stokunu güçlendirdi. Oluşan bu sermaye stoku birtakım teknik buluşlarla da desteklenince ortaya yepyeni bir sosyo-ekonomik yapı çıktı.

Başlangıcının James Watt’ın buhar makinesini buluşu olarak kabul edebileceğimiz sanayi devrimi pek çok şeyi değiştirdiği gibi ticaretin mâhiyetini de değiştirdi. Artık ticarete konu olan mallar eskinin ucuz, çabuk bozulabilir, katma değeri düşük tarım malları değil, işleyen bu yeni sürecin tipik birer ürünü olan, daha çok teknik isteyen, daha pahalı, dayanıklı ve katma değeri yüksek sanayi malları idi.

  1   2   3   4

Add document to your blog or website

Similar:

Türkiye’de Piyasa Ekonomisi ve Rekabet Anlayışının Dış Ticaret Üzerine Yansımaları Sorunlar ve Öneriler iconTürkiye’de Sivil topluma ilişkin genel sorunlar ve öneriler

Türkiye’de Piyasa Ekonomisi ve Rekabet Anlayışının Dış Ticaret Üzerine Yansımaları Sorunlar ve Öneriler iconKÜLTÜR EKONOMİSİ KAPSAMINDA KÜLTÜR SEKTÖRLERİNİN TÜRKİYE’DE GELİŞİM VE YANSIMALARI

Türkiye’de Piyasa Ekonomisi ve Rekabet Anlayışının Dış Ticaret Üzerine Yansımaları Sorunlar ve Öneriler iconTürkiye Ekonomisi Ders Notları TÜRKİYE EKONOMİSİ -GENEL ÇERÇEVE

Türkiye’de Piyasa Ekonomisi ve Rekabet Anlayışının Dış Ticaret Üzerine Yansımaları Sorunlar ve Öneriler iconSanayi ve Bilgi Toplumlarında Rekabet Ekonomisi

Türkiye’de Piyasa Ekonomisi ve Rekabet Anlayışının Dış Ticaret Üzerine Yansımaları Sorunlar ve Öneriler iconKavramların başında, tam çekişme anlamına da gelen tam rekabetçi piyasa ekonomisi

Türkiye’de Piyasa Ekonomisi ve Rekabet Anlayışının Dış Ticaret Üzerine Yansımaları Sorunlar ve Öneriler iconYeni Düzenlemeler, Çelişkiler, Sorunlar ve Öneriler Dernek kurucularının sayısı BİLGİ

Türkiye’de Piyasa Ekonomisi ve Rekabet Anlayışının Dış Ticaret Üzerine Yansımaları Sorunlar ve Öneriler iconYükseköğretimde Çevrim-İçi Öğrenme: Sistemde Yaşanan Sorunlar ve Bu Sorunları Çözmeye Yönelik Öneriler

Türkiye’de Piyasa Ekonomisi ve Rekabet Anlayışının Dış Ticaret Üzerine Yansımaları Sorunlar ve Öneriler iconDünya Ekonomisi / Para Piyasaları /Türkiye Ekonomisi

Türkiye’de Piyasa Ekonomisi ve Rekabet Anlayışının Dış Ticaret Üzerine Yansımaları Sorunlar ve Öneriler iconDünya Ekonomisi/Para Piyasaları/Türkiye Ekonomisi

Türkiye’de Piyasa Ekonomisi ve Rekabet Anlayışının Dış Ticaret Üzerine Yansımaları Sorunlar ve Öneriler iconKapitalizm özel mülkiyet ve girişim özgürlüğüne dayanan bir piyasa ekonomisi sistemidir. Bu düzende doğa vergisi ve insan yapısı üretim vasıtaları ‘arazi ve

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page