* Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı




Indir 470.92 Kb.
Title* Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı
Page1/11
Date conversion10.12.2012
Size470.92 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://iys.inonu.edu.tr/webpanel/dosyalar/477/file/sizofreni/GuZ-OKULU-KiTAP-1.doc
  1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11
ŞİZOFRENİ TEDAVİSİ


Prof. Dr. Nevzat Yüksel*

* Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı


Şizofrenide prognozla ilgili değişkenlerin bilinmesi hekim tutumunu ve tedavinin etkinliğini doğrudan etkiler. Bu nedenle önce prognoz hakkında bilgi verilecektir.

Bir yaklaşıma göre şizofreni geri dönüşü olmayan, yıkıma neden olan bir bozukluk olup prognozu kötüdür. Kişi iyileşiyorsa tanı yanlış demektir. Diğer bir yaklaşıma göre ise şizofreni uzun remisyonlar ve işlevsellikte düzelmelerle giden, ancak sosyal işlevselliğin eski durumuna dönmediği bir hastalıktır. Bu görüş daha fazla taraftar bulmaktadır. Görüldüğü gibi iki yaklaşıma göre de şizofreni süregen bir bozukluk olup yıkıma neden olur. En sık izlenen durum ise psikotik alevlenmelerin olması ve dönemler arasında rezidüel belirtilerin gittikçe artmasıdır. Yıkımdaki artma olgudan olguya büyük ölçüde değişkenlik gösterir. Bazı olgular hastalığın başlamasından çok uzun süre sonra bile düzelebilir. İyi bir izleme ve ilaç kullanımı ile olguların önemli bir bölümü oldukça iyi bir şekilde işlevselliğini sürdürmektedirler. Hastaların 2/3 kadarında az veya çok sosyal ve davranışsal bozulma olmaktadır. Amaçsızlık, girişim eksikliği, duygusal tepkilerde azalma, kendine bakım yetersizliği, mesleki işlevsellikte azalma vb. gibi belirtiler izlenir. Diğer 1/3'ünde ise süregen aktif belirtilerle birlikte önemli ölçüde yeti kaybı olur. Geç başlayan şizofreniklerde depresif ve otonomik belirtiler daha yüksek oranda bulunmaktadır. Erken başlayanlarda psikososyal yıkım daha fazla olmaktadır. Aile çalışmaları ev ortamına dönen şizofreniklerde yineleme olasılığının daha yüksek, daha kabullenici ortama dönenlerde ise yineleme olasılığının daha az olduğunu göstermektedir. Hastalara toleransın daha iyi olduğu ailelerde de prognoz daha iyi olmaktadır. Yeterli uyaranın bulunmadığı, izolasyonun olduğu ortamlarda gerileme daha fazla olmakta, buna bağlı olarak da belirtiler daha ağır olmaktadır.

Şizofrenide prognozun iyi olacağını belirleyen nedenler:

  • Ani başlangıç

  • Geç başlangıç

  • Affektif belirtilerin olması

  • Ortaya çıkarıcı bir olay olması

  • Paranoid ve katatonik belirtiler

  • Evli olma

  • Destekleyici aile, destekleyici eş

  • Konfüzyonun varlığı

  • Ailede duygudurum bozukluğu öyküsü

  • Destek sistemlerinin iyi oluşu

  • Dalgalanan seyir

  • Pozitif belirtiler

  • Psikotik saldırganlığın olmayışı

  • Aile içinde eleştirici ortamın olmayışı

  • Hastalık öncesi sosyal, cinsel ve iş işlevselliğin iyi olması

Şizofrenide kötü prognoz belirleyicileri:

  • Başlangıcın sinsi olması

  • Genç yaşta başlama

  • Sosyal geri çekilme ve otizm

  • Ayrışmamış ve dezorganize tip şizofreni

  • Bekarlık, boşanmışlık, dul olma

  • Ailede şizofreni öyküsü

  • Destek sistemlerinin kötü oluşu

  • Süregen seyir

  • Negatif belirtiler, kısıtlı ve künt affekt:

  • Ortaya çıkarıcı bir olayın olmaması

  • Hastalık öncesi sosyal, cinsel ve iş işlevselliğinin kötü olması

  • Nörolojik belirti ve bulguların olması

  • Perinatal travma öyküsü olması

  • Duygu dışavurumunun yüksek oluşu, eleştirici aile ortamı

  • Psikotik saldırganlığın oluşu

  • Yinelemelerin sık oluşu

Akut şizofrenik olgular hastaneye yatıp çıkarken zaman içinde psikotik özelliklerini kaybederler, depresif olgulara benzemeye başlarlar. Bazı olgular ise akut dönem iyileştikten uzun bir süre sonra tipik depresyon belirtileri gösterirler. Doğum ve yeni doğan dönemi ile ilgili sorunları, minimal beyin disfonksiyonu, erken anne ayrılığı ve stres etkenlerinin şidddeti ile prognoz arasında ilişki bulunmamaktadır.

Hastalığın başlangıcındaki negatif belirtilerin şiddeti prognozun kötülüğü için belirleyicidir. Başlangıçtaki psikotik veya dezorganizasyon belirtileri daha sonraki yaşam kalitesi için belirleyici olduğu kabul edilmektedir.

Genel olarak hastalık öncesi işlevsellik prognozu belirler. Hastaneye yatış süre ve sayıları, belirti tipi ve süresi ile genel işlevsellik düzeyine bakarak prognoz hakkında değerlendirmeler yapılabilir. Hastalığın yinelemesini etkileyen nedenler çok değişiktir. Bazı yinelemelerin tedaviden bağımsız olduğu, özel bir duyarlılığa bağlı olduğu ileri sürülmektedir. Bunun dışında stres etkenleri, fizyolojik homeostazın bozulması, başa çıkma düzeneklerinin yetersizliği, kültürel etkenler ve çevresel nedenler (korumalı çevre gibi) yinelemeleri etkileyebilmektedir.

Prognozu diğer akıl hastalıklarına göre daha kötüdür. İntihar, fiziksel hastalık ve mortalite olasılığı daha yüksektir. Yeti kaybı olmakla birlikte uzun dönemde her zaman ilerleyici biçimde kötüleşmez. Genel olarak beş yıl sonra plato yaptığı kabul edilmektedir. Prognoz olgudan olguya değişkenlik gösterir. Erkeklerde prognoz kadınlara göre daha kötüdür. Şizofreni diğer psikopatolojik durumlarla birlikte olabilir ve bu da prognozu etkiler.

Şizofreninin heterojen bir sendrom oluşu, tedavi görmeyen olgularda da kendiliğinden düzelmelerin olabilmesi, şizofreninin şiddetinde yüzyılın başına göre bir azalmanın olması şizofreninin doğal seyrini anlamamızı zorlaştırmaktadır. Nöroleptiklerin hastalığın seyrini etkilemesi olası görülmektedir. Ancak literatürde nöroleptik öncesi ve sonrası dönemleri karşılaştıran çalışmalarda bilim adamları nöroleptiklerin erken dönemde şizofreni üzerinde olumlu etkilerinde birleşmektedirler. Erken dönemde nöroleptik kullanımının seyri kötüleştirdiğine dair bir görüş de ileri sürülmemektedir. Kadınlarda erkeklerden erken başlar. Aile öyküsü olmayan kadınlarda daha geç başlamaktadır. Erkeklerde ortalama başlangıç yaşı 27.8, kadınlarda 31.5'dir. Tipik olarak sinsi başlar. Olguların % 70 kadarında şizofreni negatif belirtilerle başlar. Bu belirtiler çoğunlukla hastaneye başvurmadan önceki 2-6 yıl içinde ortaya çıkmıştır. Geriye dönük değerlendirmelerde bu olgularda aşırı utangaçlık, sosyal içe dönüklük, insan ilişkilerinden kaçınma, yakın ilişki kurma güçlüğü bulunmaktadır. Bu belirtiler şizofreninin öncü belirtileri olabilir. Sanrı ve varsanı gibi diğer belirtiler yıllar sonra belirgin hale geliyor olabilir. Ancak bazı olgularda belirtiler akut başlayabileceği gibi prodromal belirtiler bazen de günler haftalar, aylar sürebilir. Depresyon, anksiyete, kuşkuculuk, hipokondriazis, konsantrasyon güçlüğü ve huzursuzluk prodromal belirtiler olabilir. Hipokondriyak kaygılar veya bizar somatik sanrılarla birlikte hekime başvurmak olasıdır. Bazen belirtileri başlatan bir olay bulunabilir. Bazen de bu tür olaylar belirtileri kötüleştirebilir. Birçok olguda da stres etkenleri veya ortaya çıkaran etken bulunmaz. Prodromal belirtiler tanı konulmasından önce yıllarca devam etmiş olabilir. Erken dönemdeki seyir her iki cinste de benzerlik gösterir.

Şizofreniklerde akut belirtilerin başlaması ile yardım arama arasında geçen süre duygudurum bozukluklarına göre daha uzundur.

Akut dönemin ardından post psikotik depresyon (tedavi edilseler bile) oluşabilir. Ardından yavaş bir düzelme ve remisyon olur. Bazı olgular tek atağın ardından hayat boyu belirtisiz kalabilir. Olguların önemli bir bölümü zamanlarının önemli bir kısmını hastanelerde geçirirler. Genel olarak bireysel ilişkileri doyum vermez. Yaşıtlarına göre daha az evlenirler. İş ilişkileri bozuktur. Sorumlu mevkilere pek yükselemezler.

McGlashan (1988) bu konudaki yayınları gözden geçirmiştir: Geriye dönük olarak kayıtlardan seçilen 200 olgu (Iowa State Psychiatric Hospital) yatışlarından 35-40 yıl sonra çağrılarak incelenmiştir. Bu araştırmada olguların % 21'inin evli, % 34'ünün evlerinde veya akrabalarının yanında kaldığı, % 35'inin ya çalışmakta, emekli, ev kadını veya öğrenci olduğu, % 20'sinin de belirtisiz olduğu bulunmuştur. Diğer bir çalışmada (Chestnut Lodge çalışması) 532 olgu 2-32 yıl sonra incelenmiştir. Bu araştırmaya göre olguların % 6'sı düzelmiş, % 8 iyi, % 23 orta, % 23 sınırda, % 41'inin de sürekli yeti kaybı gösterdiği saptanmıştır. 1982 yılında yapılan bir izleme çalışmasında (NewYork) 670 olgu 15-20 yıl sonra değerlendirilmiştir. Bu çalışmalarda olguların % 47'sinin bekar, 3/4'ünün sosyoekonomik düzeyi düşük olarak bulunmuştur. Yaklaşık yarısının yakınlarından destek aldığı ve % 19 olgu ise genel yardım almakta olduğu, % 27 olgunun düzenli işi olduğu, % 21 olgunun aralıklı olarak çalıştığı görülmüştür. % 52'si ise ya hiç çalışamamıştı veya pek az çalışabilmekteydi.

Tedaviye yanıt veren olgular da dahil olmak üzere olguların yaklaşık % 80'i beş yıl içinde ikinci bir atak geçirmektedir. Yeterli süre ilaç kullanmama veya ilacın bırakılmasının bunda birincil önemi vardır. Birden fazla atağı olan olgularda ilaç kesilmesinden sonra 1-2 yıl içinde % 76 olgu yinelemektedir. İlacın kesilmesi ile 6 ayda yineleme olasılığı % 53, birinci yılda % 65, 18 ayda % 62-80, 24 ayda % 94 olarak verilmektedir. Sürekli ilaç alanlarda aralıklı ilaç alanlara göre relaps hızı yarı yarıya azalmaktadır. Antipsikotik ilaçaların kesilmesi ilk 5 yıl içindeki relaps hızını 5 kat arttırmaktadır.


Tedavi

Şizofreni tedavisi gerek tedavi maliyetleri gerekse hastalığın topluma etkileri nedeni ile özel önem arzeder. Akut dönemde tedavide ilaç seçimi, doz ayarlaması, ek olarak kullanılacak diğer yöntemler ve ilaçlar önem taşımaktadır. Tedavide temel ilkelerden biri her hastanın tedavi açısından farklı nitelikleri olabileceğidir. Hastalık öncesi kişilik, tıbbi durum, psikososyal stres etkenleri ile hastalık öncesi ve hastalık seyri sırasındaki uyum ayrıntılı olarak değerlendirilmelidir.

Şizofrenik olduğu düşünülerek tedaviye alınan olgularda aynı anda bulunması olası tıbbi sorunlar dışlanmalıdır. Tanıdan emin olunmalıdır. Tanı ve değerlendirme tamamlanana dek mümkünse özgül tedavi bekletilmelidir. Psikoza neden olabilen organik nedenler dışlanmalıdır. Tedavi planına hasta da katılmalıdır. Polifarmasiden kaçınılmalıdır. Tüm tedavi kararları uygun bir dille hastaya açıklanmalıdır. Hasta ile iyi bir işbirliğinin kurulması tedavinin önemli bir ilkesi olmalıdır. Şizofreniklerin belirtilerindeki düzelmeyi bir kayıp olarak yaşaması olasıdır. Bu durum hesaba katılmalıdır.

Ayaktan yeterli bir işbirliği sağlandığı durumlarda olguların yatırılması gerekmez. Hastaneye yatırma kararı verirken; hasta ve çevreyi olası zararlardan ve belirtileri arttırabilecek olası uyaranlardan koruma, yasalarla zor duruma düşmeyi engelleme, tanı ve yakın gözlem için ilaç tedavisi uygulama, motivasyonu değerlendirme, ailedeki gerginliği azaltmak gibi amaçlar güdülür. Ancak ilk atakta ayrıntılı değerlendirme ve ilaca tolerans sorunlarının gözlenmesi için olgunun yatırılması uygun olur.

Tedavide ilk amaçlar kendine ve yakınlarına zarar vermenin engellenmesi, davranış sorunlarının kontrolü, belirtilerin baskılanması, işlevselliğin düzeltilmesi, hasta ve ailesi ile işbirliğinin sağlanmasıdır. İntihar düşüncelerinin varlığı, emir veren varsanılar ve kullandığı ilaçlar tedavi yaklaşımını değiştirebilir. Bu nedenle dikkatle araştırılmalıdır.

Tanı konmasının ardından hastaya bilgi verilmelidir. İlaç tedavinin yararları ve olası yan etkileri hakkında da bilgi verilmelidir. Bilgi vermek işbirliğini kolaylaştırır.

Çağdaş tedaviler

Şizofrenide biyolojik, psikolojik ve sosyal yöntemler birlikte uygulanmalıdır. Tedavi programında hekim yanında birçok insan görev yapar. İçtenlik, empati ve sıcaklık şizofreni tedavisinde özel önemi olan hekim nitelikleridir. Temel tedavi ilaç olmakla birlikte destekleyici psikoterapi ile birlikte uygulanması tedavinin etkinliğini arttırır.

Destekleyici psikoterapi

Sabır hekim için temel niteliklerden biri olmalıdır.

Psikoterapide güven verici "terapötik işbirliği" nin kurulması temel amaç olmalıdır. Bu her türlü tedavide zorunludur. Şizofrenikler -gerçekle bağlantıları ileri derecede kopuk olsa bile- çevredeki olaylara karşı ileri derecede duyarlılık gösterirler. Çok çabuk incinirler. Bu nedenle her türlü bireysel ilişkide ileri derecede dikkatli olunmalıdır.

Tedavide zayıf ve duyarlı olan ego korunmaya çalışılır. Hekim hastayı dürtülerle ve korku kaynağı olan içrel uyaranlarla ilgili aşırı bilgi ile yüklemekten kaçınmalıdır. Sosyal beceriler geliştirmeye çalışılır. Acı veren belirtilerin ortadan kaldırılması uyumun sağlanması için zorunludur. Bu nedenle sınırlı alanlar dışında araştırıcı olunmamalıdır. Olgular desteklenirken gerçekleşebilir pratik işlere yöneltilmelidir. Olumlu ilişkiler cesaretlendirilir.

Davranışsal yaklaşımlı tedavi programları diğer yöntemlere göre daha etkindir. Ev ziyaretleri hastanın yaşam kalitesini olumlu yönde etkiler.

Tedavi programına ailenin katılımının sağlanması tedavi programlarının etkinliğini arttırır. Duygu dışavurumunun yüksek olduğu ailelerde yineleme olasılığı daha yüksektir. Bu nedenle aile tedavisi önem taşımaktadır. Aileye bu hastalığın nitelikleri hakkında bilgi verilmelidir. Stres etkenlerinden kaçma ve yinelemenin erken belirtileri saptanıp gerekli uyarılar yapılabilir. Aile içinde duygu dışavurumu azaltılmalıdır.

İlaç tedavisi

Özel haller dışında antipsikotikler temel tedavidir. Ancak ilaçla birlikte psikoterapötik ve çevresel yaklaşımların ortak kullanımı tedavinin etkinliğini arttırmaktadır. Sanrılar, varsanılar ve bizar davranışlar büyük ölçüde antipsikotiklerle kontrol edilebilirler. Klasik antipsikotik ilaçlar emosyonel küntlük ve sosyal geri çekilmeyi düzeltmemektedir. Son yıllarda atipik olarak adlandırılan antipsikotik ilaçların kullanıma girmesi ile bu konuda önemli ilerlemeler sağlanmıştır.

Eldeki veriler piyasadaki nöroleptiklerin eşdeğer dozlarının -klozapin hariç- eşdeğer etkinlikte olduğunu göstermektedir. İlk seçeneğin antipsikotikler olduğunda herkes aynı görüştedir. Bu ilaçlar varsanılar, akut sanrılar, kavgacılık, anksiyete, hostilite, hiperaktivite, negativizm, uyku sorunları ve kendine bakımın bozulması gibi belirtiler üzerinde yüksek oranda etkindir. Affektif küntleşme, çekilme, motivasyon eksikliği, konuşma ve düşünce fakirliği gibi negatif belirtiler üzerinde etkin değildir.

Şiddet davranışları ve saldırganlık saatler içinde, sıklıkla da birkaç gün içinde düzelir. Varsanılar, Schneider’in birinci sıra belirtileri, düşünce oluşumu ile ilgili belirtilerin düzelmesi en az birkaç hafta alır. Sanrılı düşünceler ise daha yavaş düzelir. İlk atakta erkek olgular, obstetrik komplikasyonları olanlar, yoğun sanrı ve varsanıları olanlar, başlangıçta dikkat bozukluğu olanlar ve antipsikotik tedavide Parkinson belirtisi gösterenler diğerlerine göre göreceli olarak tedavide daha az yanıt vermektedir.

Akut dönem tedavisinin ardından sürdürüm tedavisine geçilir. Antipsikotiklerin atakları önlemede etkinliği kabul edilmektedir. Plasebo alanlarda yineleme oranı % 67 iken antipsikotiklerde bu oran % 31 kadardır. 24 ayda bu oranlar sıra ile % 80 ve % 48'dir. Sürdürüm tedavisinde iki temel yaklaşım vardır. Bunlardan birincisi devamlı düşük doz kullanmaktır. İkinci yöntem ise yinelemeler sırasında ilaç kullanmak, arada ilaç kullanmamaktır. Birinci yöntem daha çok kabul görmektedir.

İlaç seçimi

İlaç seçerken hastanın geçmiş deneyimleri gözönüne alınır. DA reseptör afiniteleri antipsikotik güçlerini, diğer reseptörlere bağlanma yetileri ise yan etkilerini belirler. Hastanın öyküsünden daha önce hangi ilaçtan yararlandığı biliniyorsa yine aynı ilaç uygulanmalıdır. Duyarlı olduğu bilinen, tolere edemediği ilaçlardan kaçınılmalıdır. Tanınan ve bilinen ilaçlara öncelik verilmelidir. Ancak gerektiğinde yeni yöntemlerin uygulanmasında tereddüt gösterilmemelidir. Bazen yan etkiler ilaç seçimini etkileyebilir. Örneğin sedasyon özellikle istenen bir etki olabilir. Böyle bir durumda klorpromazin, tiyoridazin uygun olabilir. Özel bir belirti grubu üzerine özgül etkisi olan bir ilaç yoktur.

İlaç seçerken yan etki profili önem taşır. Yüksek potensli ilaçların göreceli olarak sedatif etkileri daha azdır, ancak ekstrapiramidal sistem belirtileri daha fazla olur. Kan düzeyinin ölçülebilirliği, depo biçimlerinin olması ilaç seçiminde göz önüne alınacak diğer parametrelerdir. Ortostatik hipotansiyon potensi düşük antipsikotik ilaçlarda daha önemlidir. Negatif belirtiler üzerindeki etkinlik de klinik açıdan özel önem arzeder. Yeni antipsikotiklerin klasik ilaçlara göre negatif belirtileri üzerindeki etkileri açısından üstün oldukları kabul edilir. Fiziksel hastalıkların yan etkiler karşı duyarlılığı arttıracağı unutulmamalıdır.

Depo ilaca geçilmesi planlanıyorsa başlangıçta o ilacın oral formu kullanılmalıdır. Akut dönemde titrasyon sorunu nedeni ile depo ilaçlar seçilmemelidir.

Yaşlılarda ve çocuklarda başlama dozu daha az olmalıdır. Kadınlarda da doz gereksinimi daha azdır. Geriatrik olgularda potent ilaçlar seçilmelidir. Bu ilaçların antikolinerjik etkileri ve ortostatik hipotansiyon yapma olasılığı daha azdır. Delirium olasılığı da daha azdır. Klorpromazin ve tioridazin şizofreniklerde akut uygulamalarda bilişsel işlevleri olumsuz yönde etkileyebilir. Klinik belirtilerdeki değişiklikler konusunda dikkatli olunmalıdır.

Özetlenecek olursa,

  • Hızlı etki istendiğinde, kavgacılık ve saldırganlık eğilimi varsa parenteral yol seçilir.

  • İlaca yanıt yönünden bireysel farklılıklar olabilir.

  • Bir ilaca bir olgunun kendisinde veya aile bireylerinde olumlu yanıt öyküsü varsa o ilaç veya o gruptan bir ilaç seçilmelidir.

  • İlaç tedavisi için hedef belirtilerin seçimi önemlidir.

  • Öncelikle seçilecek ilaç geçmişte etkinliği bilinen ilaç olmalıdır. Tedaviye yanıtta bireysel farklılıklar olabilir.

  • Başlangıç dozu etkin olacak kadar yüksek, yan etkileri en aza indirecek kadar da düşük olmalıdır. APA 5-20 mg haloperidol veya 300-1000 mg klorpromazinin yeterli olduğunu kabul etmektedir.

  • Bir ilaç hakkında karar vermek için en az 2-6 hafta kullanılmalıdır. Bu süre içinde yanıt alınamadı ise başka gruptan bir ilaca geçilir.

  • Yanıt alınamadığında kan düzeyi kontrol edilmelidir. Kan düzeyi normal olduğu halde yanıt yoksa ilaç değiştirilir.

  • Polifarmasiden ve özellikle de birden fazla nöroleptiğin aynı anda kullanılmasından kaçınılmalıdır.

  • İdame dozu akut dönemdekinden daha az olmalıdır.

  • Farklı iki gruptan 2 ilaca yanıt yoksa klozapine geçilir.

Doz

Akut dönem dışında minimal etkin dozun kullanılması temel ilke olmalıdır. Akut dönem dışında antipsikotikler için 300 mg klorpromazin veya eşdeğeri bir dozda diğer bir nöroleptik yeterlidir. Meta analitik çalışmalar 100-700 mg klorpromazin dozlarının yeterli olduğunu göstermektedir. 20 mg haloperidol ve 6 mg risperidon dozunun daha üzerindeki dozlar ek bir yarar sağlamamaktadır. Genellikle de yüksek dozlar gerekmez. Eşdeğer dozlar "Psikiyatride İlaç Tedavileri" bölümünde verilmiştir. Yüksek doz antipsikotik kullanımı ancak olağan dozlara yanıt vermeyen hostil ve saldırgan hastalarda gerekebilir. Bunlar dışında yüksek dozlar yan etkilerin artışına neden olur. Ek bir terapötik yarar sağlamaz. Doz artışı ile geç diskinezi olasılığı da artar.

Nöroleptiklerin kan düzeyi ile terapötik etkileri arasındaki ilişki yeterince incelenmemiştir. Birçok nöroleptikte aynı dozda kan düzeyi 100 kata dek değişebilmektedir. Haloperidol ve diğer birçok antipsikotik için terapötik aralık vardır. Diğer bir anlatımla bu aralığın üstüne çıkıldığında etkinlik kaybolabilir, dozun ayarlanması gerekebilir. Antipsikotik kan düzeyinin rutin olarak ölçümü gerekmez. Ancak tedaviye uyum sorunları, yeterli dozlara yanıt vermeme, klozapin ve özgül serotonin geri alım engelleyicileri kombinasyonlarında kan düzeyinin ölçümü gerekebilir. Duyarlı hasta gruplarında (çocuklar, yaşlılar, fiziksel hastalığı olanlar) da ölçüm gerekebilir.

İlk atakta tedavi süresi en az iki yıl olmalıdır. İlaç kesilirken hasta birkaç hafta süre ile yakından izlenmelidir. Atak sayısı çok ise uzun süreli ilaç kullanımı önerilir. Bazı olgularda sadece ataklarda ilaç kullanımı yeterli olmaktadır. Depo preparatlar ilaç almayan olgularda uygun olabilir.

Erken ilaç tedavisi, relapsların önlenmesi ve prognoz için birinci derecede önemlidir. Relapslar ancak uzun süreli tedavi ile etkin biçimde önlenebilir. İlaç kullanımı bir yıl içinde relaps oranını 2/3 oranında azaltmaktadır. Olguların yaklaşık % 20 kadarı ilaç almalarına karşın yinelemektedir.

  1   2   3   4   5   6   7   8   9   10   11

Add document to your blog or website

Similar:

* Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı iconBu Kitapçık Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Bipolar Bozukluklar Polikliniği tarafından hazırlanmıştır

* Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı iconT. C. GAZi üNivERSiTESi EĞiTiM BiLiMLERi ENSTiTÜSÜ TÜRKÇE ÖĞRETMENLiĞi ANABiLiM DALı

* Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı iconBu kitap, Farmasötik Teknoloji alanında temel bilgiler ve güncel gelişmelerin aktarıldığı yeni bir Türkçe kaynak oluşturabilmek amacıyla Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmasötik Teknoloji Anabilim Dalı öğretim üyeleri tarafından hazırlanmıştır

* Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı iconTemel Tıp Bilimleri Bölümü Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Anatomi Anabilim Dalı Fizyoloji Anabilim Dalı Biyokimya Anabilim Dalı

* Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı iconTemel Tıp Bilimleri Bölümü Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Anatomi Anabilim Dalı Fizyoloji Anabilim Dalı Biyokimya Anabilim Dalı

* Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı iconPSİKİYATRİ ANABİLİM DALI DÖNEM VI PRATİK DERS PROGRAMI

* Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı iconHacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji Anabilim Dalı

* Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı iconULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ÜROLOJİ ANABİLİM DALI

* Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı iconİnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı

* Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı iconAnkara Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page