DÜNÜ VE BUĞUNUYLE ORTA TOROSLAR’DA YAŞAM, FOLKLORİK İNCELEME




Indir 229.03 Kb.
TitleDÜNÜ VE BUĞUNUYLE ORTA TOROSLAR’DA YAŞAM, FOLKLORİK İNCELEME
Page1/7
Date conversion01.03.2013
Size229.03 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://www.bozkirdedikleri.com/FileUpload/ds331862/File/bozkir_dedikleri....doc
  1   2   3   4   5   6   7
BOZKIR DEDİKLERİ…


DÜNÜ VE BUĞUNUYLE ORTA TOROSLAR’DA YAŞAM, FOLKLORİK İNCELEME


FIKRALAR


MİTHAT ARI


( Yazan-Derleyen )


ÖNSÖZ

Orta Toroslar Konya, Antalya, Mersin illeri arasına düşen bölümdür. Genellikle taşlık, ormanlık kısacası dağlıktır. Ekonomik verimi düşüktür. Bölgede vatanına, milletine bağlı, çalışkan, dürüst, güçlü ve mert insanlar yaşar."Geçmişini bilmeyenin geleceği olmaz" sözünü unutmamak gerekir.Bu nedenle araştırmamda yörenin sosyal yapısını, kültürünü, folklorik değerlerini geçmişten günümüze aktarmaya çalıştım.

Orta Toroslar’ın; özellikle Konya ili Bozkır, Ahırlı, Yalıhüyük, Hadim, Taşkent, Güneysınır ilçelerini kapsayan bölümünde araştırmalar yaptım. Bu yörelerin belirtilen değerlerini araştırmaya çalıştım. Kitabın hazırlanmasında öncelikle yöre ile ilgili arşivleri araştırdım, bulabildiğim yazılmış olan kitapları inceledim. Bu eserlerden yararlandım. Bire-bir görüşmeler, bölge insanı olarak yaşantım ve gözlemlerim kitabın oluşmasını sağladı.

Bu kitabın ne bilimsel, sanatsal bir iddiası ne de yazarın ticari ve unvan amacı vardır. Uygarlığın nimetlerinden nasiplenemeyen bir dağ köyünden yetişmiş insanın yetiştiği yöreye sevgisinin ifadesi vardır. Bir insan ömrü süresince bile birçoğu yok olup giden toplumsal değerlerimizin kaybolup gitmesine gönlüm razı olmadı. Yörenin geleneklerini, sosyal ve ekonomik yapısını, araştırabildiğim kadarıyla yöresel dil ve anlatımlarını yazıya geçirerek gelecek kuşaklara aktarmayı amaçladım.

Kitapta yöresel anlatımları ve sözcükleri sık kullandım. Bunların karşılıklarını parantez içinde yazdım ve sözlük kısmında açıkladım. Fıkralarda küfürlü sözler, belden aşağı anlatımlar geçmektedir. Bu kısımlar çıkarılacak olursa öz kayıp olacağından aslı bozulmasın diye çıkarmayıp, aynen veya şifreli olarak kullandım. Herhangi bir hakaret kastı yoktur.

Kitabın oluşumunda emeği geçen ve eserlerinden yararlanılan:

Ali İhsan Aydın’a (Yelbeği), Zeki Oğuz’a (Gelenek ve Görenekleriyle Konya Dağ Köyleri), Ali Ülvi Ülker’e (Kültür Diliğiyle Bozkır), Dr. Aziz Ayva’ya (Konya Dağ Köyleri-Ağızlarından Derlemeler), ayrıca Bozkır Ulupınar köyünden Halil Şimşek’e (Bedteş), Tepelce köyünden M. Ersin Çelik’e, Yelbeği köyünden Kemal Göker’e, Söğüt köyünden Burhan Yılmaz’a, Yazdamı köyünden Mustafa Yalçın Kaya’ya, Hisarlık kasabasından Ömer Altınkaynak’a (Kör Ömer), Yeni köyden Yusuf Dülger’e, Soğucak köyünden Zeki Sayıcı’ya, Taşbaşı köyünden Osman Nuri Şahin’e, Ahırlı ilçesinden Mühsin Öğe’ye, Konya Bozkırlılar Derneği yönetim kurulu üyelerine ve diğer emeği geçenlere teşekkür eder, aramazdan ayrılan değerli eğitimci Ali İhsan Aydın’a rahmet dilerim.

Tüm iyi niyet ve düşüncelerimle bütün yöre insanlarına, araştırmacılara yararlı olması inancımla saygılar sunarım.


Konya Şubat 2009

Mithat ARI

BOZKIR YÖRESİNİN FİZİKİ YAPI VE ÖZELLİKLERİ

Bozkır ve yöresi Konya’nın güney doğusunda, Toros dağlarının kuzey eteklerinde yer alır. Antik Çağda "isaura" olarak adlandırılan bölgenin batısında Pisidia, doğusunda Kappadokia güneyinde Kilikia bölgeleri bulunur. Konya’nın Bozkır, Hadim, Taşkent, Ahırlı, Yalıhüyük ilçeleri bu bölgede yer alır. Bölge Çarşamba çayı ve Göksü nehrinin kaynak yeri olup, rakım 1220-2890 metre arasında değişmektedir. Orta Toroslar’da batıdan doğuya doğru uzanan Yıldız dağı 2619 metre, Geyik dağları 2890 metre, Çiğdemli dağ 2557 metre, Ak dağ 2720 metre. Bu dağlar bölgenini önemli dağları olup, bu dağların yükseltileri ve uzanmış konumları Akdeniz’e inişi zorlaştırmaktadır.

Günümüzden 23 000 yıl önce Boz dağlar ve Karaman arasındaki ova kesiminde yüz kilometre uzunluğunda ve on beş metre derinliğinde bir göl bulunmaktaydı. İklim koşuları nedeniyle göl kurumuş ve gölün verimli aliviyon tabanı ekim için uygun ortam hazırlamıştır. Bu uygun ortamda ilk yabani buğday ekimi yapıldığı araştırmalarda ortaya çıkmıştır. Prehistorik çağda, Suğla ve Beyşehir gölü çevresinde, neolitik çağda (yontma taş devri) Çarşamba çayı ve Göksu nehir yatağının çevresinde önemli yerleşim birimleri kurulmuştur.

(Dipnot: Hasan Bahar "İsaura Bölgesinin Antik Çağdaki Yerleşim Merkezi", "Eski Çağ Araştırmaları")

a-İklim:

Orta Toroslarda yer alan Bozkır, hadim, Taşkent Akdeniz iklim kuşağında yer almasına rağmen Toros dağlarının yükseltisi nedeniyle bölge yoğun kar yağışı etkisi altında kalır. Rakımın yüksek olması, ayrıca karasal iklim ile Akdeniz ikliminin geçiş alanı konumunda olması nedeniyle yöre Konya’nın en fazla kar yağan bölgesi durumundadır.

Yaz ve kış mevsim arasındaki ısı farkları fazladır. Sıcaklığın etkisiyle düzlüklerde otlar çabuk kururken dağlık kesimlerde uzun süre yeşil çayırlıklar bulunmaktadır. Yağışlar; mayıs, kasım, aralık, ocak, şubat, mart ve nisan aylarında düşer. Haziran ,temmuz ve ağustos ayları kurak geçer. Kar yağışı, kasım-mart döneminde görülür.



b-Akarsu ve Göller:

1-Çarşamba Çayı:

Çarşamba çayı, Konya’nın en büyük en önemli kapalı havza su kaynağıdır. Çay’ın kaynağı Sarot Yaylasından Aygır kaynağıyla çıkar. Halk arasında Ulu çay adıyla bilinir. Bozkır merkezinden geçerek Mavi Boğazında Beyşehir Gölünden ve Suğla Gölünden gelen Çarşamba kanalıyla birleşir. Çumra’nın Apa kasabasında bulunan Apa Barajını besler. Apa Barajında toplanan suları Çumra ve Konya ovasının sulanmasında kullanılır. 2008 yılında yapımına başlanan Mavi Tünel ile Bağ Başı ve Bozkır barajlarının suları da Apa barajına akıtılacaktır.

2-Göksu Nehri:

Göksu Nehri Taşeli Platosun’dan doğar ve Toros dağları boyunca derin kanyondan geçer. Taşeli yaylasından ve Geyik dağlarının sularından beslenerek Akdeniz’e dökülür. Uzunluğu 250 kilometreden fazladır. Göksu nehrinin iki kolu vardır. Hadim-Bozkır kolu ve Ermenek kolu Taşeli yaylalarının sularıyla beslenerek derin vadilerden geçerek Silifke’de Akdeniz’e dökülür. Üzerine Ermenek sınırları içersin de Ermenek ve Gezende Barajı kurulmuştur. 2008 yılında Bozkır-Hadim sınırları içerisinde Bağbaşı Barajı’nın, 2011 yılında Bozkır Barajının yapımına başlanmıştır. Mavi Tünel ile Çarşamba çayına bağlanıp Apa barajına destek sağlanması amaçlanmıştır.





3-Suğla Gölü:

Suğla gölü Seydişehir ovasının düzlük kısmında oluşmuş bir göldür. 165 kilometre karelik bir alanı kaplar. Ahırlı ve Yalıhüyük ilçeleri sınırları içerisinde kalan kısmı 61 000 metre karedir. Seydişehir Akçay, Özler çayı ve Beyşehirden gelen Çarşamba kanalı ile beslenir. Gölün suları Çatmakaya (Arvana) yönünde akar. Burada düdenlere girer. Çarşamba kanalı ile Apa barajına akar. Düzensiz beslenmesi ve derin olmayışı yazın suların çekilmesine neden olur. Suların çekildiği yerlere nohut, buğday, arpa ekimi yapılır. DSİ bu düzensizliği ve düdenlere su kaçışını önlemek için ıslah ve depolama çalışması yapmıştır. Fazla sular depolanıp konturollu şekilde Apa barajına verilmektedir.


BOZKIR VE YÖRESİNDE YAPILAR

EVLER, ODALAR, CAMİ, OKUL

EVLER:

Evler genellikle bir buçuk kat üzerine yapılmıştır. Üst katta, iki başında kapıları olan ve "sokak" denilen uzun koridora odalar açılır. Sokak, toplantılar, düğünler yapılabilecek büyüklükte olabilir. Sokağa açılan bazen iç içe odalar, gözler, dededen toruna eklenerek çoğaltılmış olabilir. Her odanın büyük ev, yeni ev, küçük ev, karanlık oda, hoyraz ev, kiler evi, saman evi, pekmez evi vb. adları vardır. Bütün evlerde bir muharı (ocak, şömine) bulunur. Ocağın kemeri üstünde bir çıkıntı vardır. Buraya kibrit, idare (kandil), lamba, çakı gibi ufak tefek şeyler konulur. Ortasına gelecek şekilde üzerinde, yanan kandilinin isini tutmaya yarayan islik vardır. Arife günleri isler toplanarak bununla potin, kundura boyarlardı.

Aşağı katın damlarının bir kısmı "alçak dam, evin önü" yukarı katın balkonu durumundadır. Değişik şeyler çul çuval üzerine serilerek burada kurutulur. Yaz günleri alçak damlarda yenilir içilir, oturulup kalkılır ve yatılabilir.

Aşağı katta ahır ve samanlıktan başka aşağı ev, pekmez evi, ardiye bulunabilir. Bütün bunların önü hayvanlar için çardak (havlu) denilen üzeri açık bir bölümle çevrilmiştir. Çardak duvarlarının üstü çalılarla kaplıdır. Bu çalıların adı "çelki, havlu çalısı", duvarın dış yüzüde havlunun altıdır. Çardak duvarlarının bir yerinde veya dışında hela (tuvalet) bulunur.

Örtme kışın davarların kapatılması için kullanıldığı gibi güzün sökülen kağnı parçalarını ve diğer avadanlıkları da koymaya yarar. Duvarlarında folluklar, tünekler vardır. Tavuklar için ayrı bir kümes yapılmaz.

Ahırlarda büyük ağaç gövdelerinden oyulmuş veya taştan yapılmış "batma" denen yemlikler; yemliklerde "başbağı" denilen hayvanları bağlamaya yarayan ipler bulunur.

Ahırdan bir kapıyla samanlığa geçilir. Samanlığın yukarı kata kadar çıkan büyüklükte olanlarına "boysamanlığı" adı verilir. Buradan geniş ağızlı selelerle ot ve sap-saman, "batmalara" konulur. Kışın soğuk, yağışlı havalarda yukarı katın odalarından birinden aşağı kata "inecik" denilen bir merdivenle inilir çıkılır. İneceğin üstü "kepennik" bir kapakla kapatılır.

Kepenniğin altına gelen yerde genellikle ağaçtan tahıl ambarı yada tahıl konacak yerler bulunur.

Evlerin duvarları yarım metre- seksen santimetre eninde iç ve dış yapı olarak taşlarla yapılır. Her seksen cm. yükseklikte duvarın üstü dört köşe ağaçlarla çift sıra hatıllarla çevrilir. Hatıllar dikine kösteklerle birbirine bağlanır. Duvarın iç kısımlarına uygun yerlere dolap görevinde "kör delikler" ve "gusulhana" yeri bırakılır. Yapının üstü büyük ardıç kirişlerle yatay olarak kapatılır. "Pardı" denen yassı ağaçlar, örtü ağaçlarına dikey konulur; araları talaşla iyice pekiştirilir. Su geçirmez killi toprak yayılır. "Yuvak" ile yuvarken, ağaç küreklerle kar kürürken ayağa çamur yapışmasın diye üstüne kayrak dökülüp sıkıştırılır. Etrafı, çelenleri eliböğründe (eğridoma) denilen "L" biçimli tutucuların içine düzeltilmiş ağaçlar konulup saçak (çelen) yapılarak kapatılır. Odaların duvarları önce kırmızı sonra beyaz çamurla sıvanır. Taban da beyaz çamurla sıvanır. Dış duvarlar çıplaktır. Damların uygun yerlerine yağmur suyu akıntıları, "oluk" denilen oyulmuş ağaç kanaletlerle dışarı akıtılır.

Oyunlar, düğünler, gençlerin toplantıları bu damlar üzerinde yapılır. Evler, damlar, o kadar sağlamdır. İçinde oturulup karına, yağmuruna bakıldığı taktirde yıllarca dayanabilir. Evlerin etrafında "çevlük, çevlik" denilen bahçeler bulunur. Çevlüklerin bir köşesini kış için pancar, şalga, cezir (havuç), yerelması(yıldızkökü) kuyulanır. Bazı çevlüklerin bir köşesinde arılık bulunur.

ODALAR:

Hali vakti yerinde olanlar, evlerinin yakınına yabancı konuklar ve arkadaş toplantıları için "oda"lar yaptırırlar. Bu odaların alt katı konukların hayvanları için ahır, üst katıda bir girişten sonra konaklanacak yerdir. Oda sahibi gelen konukların ve hayvanlarının yiyecek içeceğini sağlar. Ateşini, ışığını yakar; yatak yorganını serer. Karşılığı "Allah razı olsun" dur.

Odalarda çerçiler (seyyar satıcılar), kalaycı, terzi vb. seyyar ustalar da gelip konaklayabilirler. Ustalara iş yaptıranlar sırayla yemeklerini getirirler. Odalarda kalanlar hiçbir hal ve surette para teklif etmezler. Böyle bir şey oda sahibine en büyük hakaret sayılır. Atalarından kalma odalara bakmayan varisler makbul kişi sayılmazlar.

OKUL:

Her köyde bir ilkokul vardır. Okul binalarını köylüler devletin verdiği plana göre kendileri yapmıştır. Okullar çoğunlukla yörede 1946-1950 yılları arasında yapılıp, eğitim öğretime açılmıştır.

CAMİ:

Her yerleşim biriminde ihtiyaca göre; bir-iki-üç cami bulunur. Camileri de halk kendileri yapmıştır. İmamları kendi imkanlarıyla temin etmişlerdir.




DOĞAL YAŞAM

( BİTKİ ÖRTÜSÜ )

A.Doğal bitki örtüsü:

1-Ağaçlar:

Tarla açılmamış, bağ dikilmemiş doğal çevrede meşe ve ardıç ağaçları ilk sırada yer alır. Çam, köknar, ladin ağaçları bölgede azdır. Ardıç, yakacak olarak, asıl ev yapımında örtü ağacı olarak kullanılır. Bu alanda çok sağlam bir ağaçtır. Kolan görevinde kirişler; direkler, dikmeler, hatıllar, yıllar boyu suyun içinde bile abanozlaşarak, çürümeden dayanırlar.

Ardıcın gencine "doru", yaprağına "pür", içinde tohumları olan nohut büyüklüğündeki meyvesine "gilik" denir. Birde dikenardıç türü vardır. Pürler kurutularak ateş tutuşturmada çıra, gaz görevinde kullanılır. "Pürleyivermek" diye de bir mecaz anlatım vardır. Bir olayla ilgili birini işletmek, kışkırtmak demektir. Köy çocukları ilk tütün içmeye ovaladıkları ardıç kabuklarını bir kağıda sarmakla başlarlar.

Meşe ağaçlarına ve meyvesine pelit denir. Bozpelit, gerpelit, tavukpeliti, ovapeliti, karapelit, palamut, bozpalamut, karapalamut, kasnak, akpalamut ve benzeri çeşitleri vardır. Çalı şeklinde olan küçüklerine "ilki" denir. Bazı bozpelitlerde yetişen mazı ile akpalamutun meyvesinin çanağı deri tabaklamakta kullanılır. Ayrıca meşelerin meyveleri insanlar, hayvanlar, kuşlar için bir besin kayağıdır.

"Marsık" denilen meşe kömürü mangalda iyice yanmadan içeri alınırsa insanı zehirler. Ölüme kadar varan bu zehirlenmeye kömür vurması denir.

Meşe külünden "güç" çıkarılır. Güç, deterjan görevinde, çamaşırları yıkamada, ayrıca sert kabuklu siyah ve beyaz üzümleri bandırmada kullanılır. Kaynayan güçlü suya batırılmayan üzümler iyi kurumaz. Güç, meşe külü kaynatılıp dinlenmeye bırakılarak, çökeltisinden arındırılmış duru bir su şeklinde elde edilir.

Ardıç-meşeden sonra, sıra yabani armut ve eriklere gelir. Ahlat da denilen yabani armutların meyveleri son baharda toplanarak sağlamları "kak", ezilmişleri dibekte dövülüp kurutularak "kükürt" yapılır. Bunlar "kavut"un ana maddeleridir. Yabani eriklerin tazesi çağla yerine tuza bandırılarak yendiği gibi son güzde olgunlaşan meyveleri de kurutularak hoşaf yapmakta kullanılır. Keskin ekşi olur. Aşeren kadınların da bolca yediği bir şeydir.

Yabani armut ve erikler aşılanarak gerçek armut ve erik meyveleri yetiştirilebilir.

Bunların dışında doğal olarak yetişen ağaçlardan, kavak, söğüt, biladan (çınar), dişbudak, şimşir, karaağaç, alıç, kızılcık, kokarağaç vb. Çalı şeklinde olanlardan; itgülü (kuşburnu), gürüz (böğürtlen), tavşan ağacı, borcak, keçiçağlası, çıtlık (Antep fıstığının yabanisi olup ufak taneli meyvesine de çıtlık, menengiç denir.), karamuk (karamık) çalıları; genç sürgünlerinden sepet örülüp, cilit, yay yapılan ilkbaharda sarı sarı, salkım salkım çiçekler açan, güzün karadut gibi insanın elini ağzını boyayan küçük üzümler veren, ekşi taze yaprakları yufka ekmeğe dövülüp yenilen, pilavı pişirilen, dikenli bodur bitkilerdir.







2-Otlar:

Özellikle bol yağışlı yıllarda çeşitli çiçekleriyle dağı taşı, tarlaları bir renk cümbüşü içerisinde bezeyen ve cıvıldaşan kuş sesleriyle doğaya bir canlılık katan otlar için "binbir derde deva" denir. Bir çoklarının tazesi yenir. Ekin tarlalarında, otluklardan işlenen otlardan hayvanlar için ot samanı yapılır. Kurak yıllarda dağın taşın neşesi olmaz. Ot ekin bitmeyince doğru dürüst ürün alınamaz. Bu nedenle ekin ve ot, yörenin iki temel unsurudur.

Yenilen otlar:Circivelek, innelik, garkavuk (güneyik), yemlik, tekesakalı (dedesakalı), keklikotu, tüternene (nane), yabanitere (suteresi), ekşikuzukulağı, taşkiynici, kuzukiynici, tokmakan (semizotu), gelincik vb.

Diğer otlar: Yonca, karayonca, çayıryoncası, çimen, çayır, karaçayır, acı-tatlıkekre, kedibağırsağı, gölücür, sirken, köpürcük, ayrık, sakızlık, kuzukulağı, kuzukupesi, çalağanotu, kelerkuyruğu, çalba, ısırganotu, darılcan, iğey, süpürgelik, pancarcık, kargakeleği, kokarnene (yarpıs), akkulak, sütlük, yağlık, butırak, çakırdikeni, eşekdikeni, devedikeni, geven, kokarot, ulama… vb.



3-Çiçekler:

Koyundölü (koyunçiçeği), çiğdem, sümbül (kardelen), morsümbül, nergiz, navruz, lale, papatya, mezarlık lalesi, kokarlele (gelincik), morçiçek, şeytankılıcı, menevşe, susam (susen= zambak)… vb. Mezarlıklarda sarı, pembe yabani güller bulunur.

Bu çiçeklerin çoğunun soğanı dağlardan, bağlardan, tarlalardan sökülüp getirilerek çevlüklerin uygun yerlerine dikilir.

Sarı çiğdemler kurumaya tutumu buna "kılçık" denir. Her yerde bol miktarda olan kılçıkları kazarak "topuk" denilen soğanlarını çıkarıp zevkle yerler. Çiğdem topuğundan başka birde büyükçe ayı topuğu (gözenek) vardır. Hafif acımsı, sulu, hoş bir tadı vardır. Nergiz topuğu da yenir diğerlerinin soğanları yenmez. Köklerinin yumruları yenen "yağlık" ve "purçalık" denen iki bitki daha vardır.



  1   2   3   4   5   6   7

Add document to your blog or website

Similar:

DÜNÜ VE BUĞUNUYLE ORTA TOROSLAR’DA YAŞAM, FOLKLORİK İNCELEME iconKAPADOKYA VE ORTA TOROSLAR

DÜNÜ VE BUĞUNUYLE ORTA TOROSLAR’DA YAŞAM, FOLKLORİK İNCELEME iconERZURUM FOLKLORİK BEBEKLERİ SKY TÜRK TV DE

DÜNÜ VE BUĞUNUYLE ORTA TOROSLAR’DA YAŞAM, FOLKLORİK İNCELEME iconTOROSLAR DAĞ GEÇİŞİ PROGRAMI

DÜNÜ VE BUĞUNUYLE ORTA TOROSLAR’DA YAŞAM, FOLKLORİK İNCELEME iconGÖREVLİLERİ TARAFINDAN YAPILACAK İNCELEME, ÖN İNCELEME VE SORUŞTURMA İŞLERİNE İLİŞKİN YÖNERGE

DÜNÜ VE BUĞUNUYLE ORTA TOROSLAR’DA YAŞAM, FOLKLORİK İNCELEME iconYaşam boyu sporun tanımı, tarihsel gelişimi, yaşam boyu spor felsefesi, yaşam boyu spor aktivitelerinin tanıtımı ve uygulanması

DÜNÜ VE BUĞUNUYLE ORTA TOROSLAR’DA YAŞAM, FOLKLORİK İNCELEME iconSUPER’IN ‘YAŞAM BOYU YAŞAM ALANI’ YAKLAŞIMINA DAYALI ÖRNEK BİR MESLEKİ GRUP REHBERLİĞİ UYGULAMASI

DÜNÜ VE BUĞUNUYLE ORTA TOROSLAR’DA YAŞAM, FOLKLORİK İNCELEME iconÇocukların yaşam başarıları, onların yaşam boyu kullandıkları dil becerileriyle doğru orantılıdır. Dil bireyin kendisini, duygu düşünce ve izlenimlerini dış

DÜNÜ VE BUĞUNUYLE ORTA TOROSLAR’DA YAŞAM, FOLKLORİK İNCELEME iconMUHASEBAT GENEL MÜDÜRLÜĞÜ Hesapları İnceleme Şubesi Görev Adı: Hesapları İnceleme Şube Yöneticisi

DÜNÜ VE BUĞUNUYLE ORTA TOROSLAR’DA YAŞAM, FOLKLORİK İNCELEME iconÖnceki çalışmalarımızda, Tanrı’nın planının, kendi imanlı kullarını, Mesih’in geri gelişinde sonsuz yaşam ile ödüllendirmek olduğunu gösterdik. Bu sonsuz yaşam

DÜNÜ VE BUĞUNUYLE ORTA TOROSLAR’DA YAŞAM, FOLKLORİK İNCELEME icon2. MRP’NİN DÜNÜ VE BUGÜNÜ

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page