BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (09 MART CUMA)




Indir 40.95 Kb.
TitleBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (09 MART CUMA)
Date conversion07.03.2013
Size40.95 Kb.
TypeDers notlari
Sourcehttp://yunus.hacettepe.edu.tr/~skucuk/yunandonemi1.doc

Bilim Tarihi Ders Notları Arş. Gör. Serhat KÜÇÜK


BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (09 MART CUMA)


YUNANLILAR DÖNEMİNDE BİLİM


Eski uygarlıkların bilimde ulaştıkları düzey, doğayı incelemedeki yaklaşımlarına bağlı kalmıştır. Mısır ve Babillilerin uygulamaya yönelik yaklaşımlarının sonuçları ile Yunanlıların salt bilgiye yönelik yaklaşımlarının sonuçları çok farklı olmuştur.


Kendinden önceki topluluklardan farklı olarak, evreni anlamak ihtiyacı Yunan düşüncesinin belirgin özelliğidir. Batı’daki bütün eskiçağ toplumları arasında, olguları toplayıp karşılaştıran, onları büyük bir bütün dahilinde tutarlı bir şekilde birleştiren, evreni büyüye ve hurafeye başvurmadan ilk açıklayan Yunanlılar olmuştur.


Yunan Dönemi iki kısma ayrılmaktadır. M.Ö. sekizinci yüzyıldan Büyük İskender'in ölümüne (M.Ö. 323) kadar geçen dönem Hellenik Çağ ve Romalıların, Ptolemaios Krallığı'na son verdikleri M.Ö. 30 yılına kadar geçen dönem ise Hellenistik Çağ olarak adlandırılmaktadırlar.

HELLENİK ÇAĞDA BİLİM


Bu dönemde bilim ve felsefe alanlarında büyük bir atılım gerçekleştirilmiş ve Yunan bilginleri ve düşünürleri evren, dünya ve dünyanın üzerinde bulunan canlı ve cansız varlıklara ilişkin bilgi üretmeye başlamışlardır.


Bu dönemde doğa bilimleri büyük bir gelişme göstermiş ve özellikle Aristoteles ve onun yolundan giden Aristotelesçiler bitkilere ve hayvanlara ilişkin bilimsel ve yarı-bilimsel bilgileri derleyerek botanik ve zooloji alanların temellerini atmışlardır.


  1. Doğa ve Bilgi Felsefesi



Bu dönemde önce Varlık Sorunu, daha sonra Bilgi Sorunu gündeme gelmiştir. Varlık Sorunuyla ilgilenen Thales, Anaximandros, Anaximenes ve Herakleitos gibi düşünürler, bütün varlıklari oluşturan ve Arkhe adı verilen İlk Temel Öğe'yi aramışlar, Bilgi Sorunu'yla ilgilenen Platon ve Aristoteles gibi düşünürler ise doğru bilginin yapısı ve yöntemi üzerinde çalışmışlardır.

Bu dönemi önceki dönemlerden ayıran en önemli özellik, doğal varlıkların ve olguların doğa-üstü nedenlerle değil, doğal nedenlerle açıklanmasıdır.


Aristoteles

Aristoteles döneminde politik yapı değişmiş ve Yunan Dünyası yavaş yavaş Makedonyalıların hakimiyetine girmeye başlamıştır.


Makedonya Krallığı'nın güçlenmeye başladığı bu dönemde yaşayan Aristoteles, Ege Denizi'nin kuzeyinde bulunan Stageria'da doğmuştur (M.Ö. 384-322). O dönemde, Stageria'da İyon kültürü egemendir ve Makedonyalıların buraları istila etmeleri bile bu durumu değiştirmemiştir. Bu nedenle Aristoteles'e bir İyonya filozofu denilebilir.


Aristoteles'in matematik bilgisi araştırmalarına yeterli olacak düzeydeydi; bilimleri matematik, fizik ve metafizik olarak üç bölüme ayırırken, Platon gibi, matematiğe - yani aritmetik, geometri, astronomi ve müzik bilimlerine - bir öncelik tanımıştı; ancak uygulamalı matematikle ilgilenmiyordu. "Eşit şeylerden eşit şeyler çıkarılırsa, kalanlar eşittir." veya "Bir şey aynı anda hem var hem de yok olamaz (üçüncü durumun olanaksızlığı ilkesi)" gibi aksiyomların bütün bilimler için ortak olduğunu, postülaların ise sadece belirli bir bilimin kurulusunda görev yaptığını söyleyerek, aksiyom ile postüla arasındaki farklılığa işaret etmişti. Aristoteles'in, süreklilik ve sonsuzluk hakkında yapmış olduğu temkinli tartışmalar, matematik tarihi açısından oldukça önemlidir. Sonsuzluğun gerçek olarak değil, gizil olarak varolduğunu kabul etmiştir.


Aristoteles, astronomiye ilişkin görüşlerini Fizik ve Metafizik adlı yapıtlarında açıklamıştır; bunun nedeni, astronomi ile fiziği birbirinden ayırmanın olanaksız olduğunu düşünmesidir. Aristoteles'e göre, küre en mükemmel biçim olduğu için, evren küreseldir ve bir kürenin merkezi olduğu için evren sonludur. Yer evrenin merkezinde bulunur ve bu yüzden, evrenin merkezi ayni zamanda Yer'in de merkezidir. Bir tek evren vardır ve bu evren her yeri doldurur; bu nedenle evren-ötesi veya evren-dışı yoktur. Ay, Güneş ve gezegenlerin devinimlerini anlamlandırmak için Eudoxos'un ortak merkezli küreler sistemini kabul etmiştir.


Acaba Aristoteles bu kürelerin gerçekten varolduğuna inanıyor muydu? Elimizde buna ilişkin kesin bir kanıt bulunmamakla birlikte, geometrik yaklaşımı mekanik yaklaşıma dönüştürmüs olması, inandığı yönündeki görüşü güçlendirmektedir. De Caelo'da (Gökler Üzerine) yapmış olduğu en son belirlemelere göre, en dışta bulunan Yıldızlar Küresi, yani evreni harekete getiren ilk hareket ettirici, aynı zamanda en yüksek tanrıdır. Metafizik'te ise, Yıldızlar Küresi'nin ötesinde, sevenin sevileni etkilediği gibi gökyüzü hareketlerini etkileyen, hareketsiz bir hareket ettiricinin bulunduğunu söylemiştir. Öyleyse Aristoteles, yalnızca gökcisimlerinin tanrısal bir dogaya sahip olduguna inanmakla kalmamakta, onların canlı varlıklar oldugunu da kabul etmektedir. Bu evrenbilimsel kuram, Fârâbî ve Ibn Sinâ gibi Ortaçağ Islâm Dünyası'nın önde gelen filozofları tarafından da benimsenecek ve Kuran-i Kerim'de tasvir edilen Tanri ve Evren anlayısıyla uzlastırılmaya çalısılacaktır.


Aristoteles'in olusturdugu bu fizik ve evren görüsü kendisinden sonra az çok degisime ugramıssa da uzun yıllar egemen olmus ve Galileo'nun yaptıgı çalısmalarla geçersiz hale getirilmistir. Aristoteles'ten önce de hayvanlar üzerinde arastırmalar yapan bilginler vardı, ama zoolojinin, yani hayvanlar biliminin kurucusu Aristoteles olmustur. Aristoteles, hayvanlar üzerinde yapmış oldugu gözlemlerden çıkarmış oldugu bulguları, Historia Animalium, (Hayvan Incelemeleri) De Partibus Animalium (Hayvanlarin Bölümleri Üzerine) ve De Generatione Animalium (Hayvanlarin Türeyisi Üzerine) adlı yapıtlarında toplamıstır; bu üç yapıt, birbirleriyle baglantılıdır; ancak birincisi hayvanların tasviri, ikincisi morfolojisi ve üçüncüsü ise üremesi ile ilgilidir.


Milet Okulu
Yunanlılardaki bilimsel çalışmalar, İzmir'in güneyinde, Söke-Milas yolunun batısında, bugünkü Balat koyunun yakınlarındaki Milet kentinde baslamıştır. Gezginler ve tacirler aracılığıyla Dünya'nın uygar ülkelerinden tasınan bilgiler ve beceriler burada yeniden islenip degerlendirilmis ve yeni bir kimlige kavusturulmustur.


Homeros
M.Ö. 8. yüzyilda Izmir yöresinde veya Sakız adasında yasadığı sanılan Homeros, Yunan duygu ve düsüncesinin ilk ürünleri olan Ilyada ve Odysseia adlı destanların derleyicisidir. Troya savasına iliskin söylenceleri toplayan Ilyada'da eski Yunanlılarin gelenek ve görenekleri, dinî ve felsefî inançlari ve Çanakkale yöresinin tarihî cografyası hakkında önemli bilgiler vardır. Konusu, kurulusu ve anlatım yöntemleri bakımından Ilyada'dan farklı olan Odysseia'da ise Troya'nın yıkılışından sonra, yurdu Ithake'ye dönmek üzere yola çıkan Akha önderlerinden Odysseus'un on yıl süren yolculugu sırasında basından geçen olaylar anlatılır. Bu destanda da aynı türden bilgilere rastlamak mümkündür.


MÖ. 4. yüzyılda Atina'da yazıya aktarılan Homeros destanlarındaki dinî anlayıs Atinalılar tarafından aynen benimsenmis ve Ilyada ve Odysseia Yunan egitiminin temeline yerlestirilmistir. Bunların Yunan toplumundaki islevi, M.Ö. 4. yüzyılda Platon'un Devlet'inde elestirilinceye degin hiç sorgulanmamıstır.


Parmenides

Ksenofanes'in yetistirmis oldugu ögrencilerin en önemlilerinden birisi Parmenides'ti. Parmenides, görüneni degil, görünenin arkasındakini arıyordu; çünkü gerçek orada saklanmıstı. Ona göre, gerçege, gözlem ve deney ile degil, mantiksal düsünmeyle ulasılabilirdi. Bir matematikçi gibi, "yokluk, bos bir mekandır; mutlak bosluktur; yokluk yoktur ama düsünülebilir" diyordu. Parmenides, evrenin sınırlı oldugunu söylüyordu; evren, bütün uzayı doldurur ve küreseldir; degismez ve ölmez. Degisme ve bunun nedeniymis gibi görünen hareket gerçek degildir. Algılarımız bizi aldatmaktadır.


Platon

Soylu bir aileye mensup olan Platon, M.Ö. 428 yılında Atina'da dogmus ve iyi bir egitim görmüstür. 20 yasında Sokrates'le karsılasınca felsefeye yönelmis ve hocasının ölümüne kadar (M.Ö. 399) sekiz yıl boyunca ögrencisi olmustur; hocası ölünce, diger ögrencilerle birlikte Megara'ya gitmis ama burada uzun süre kalmayarak önce Mısır'a, oradan da Pythagorasçıların etkili oldukları Sicilya ve Güney Italya'ya geçmistir. Bir ara korsanların eline düsmüs, fidye vererek kurtulduktan sonra, kırk yaslarında Atina'ya dönmüstür. Atina'da Akademi'yi kurarak dersler vermeye baslayan Platon, M.Ö. 347 yılında 81 yasındayken ölmüstür.


Platon'un amacı, ögrencilerine bilgi askını asılayarak, onları filozof bir yönetici olarak yetistirmektir; bu yüzden ahlak ve siyasete agırlık vermis, ancak bunları mantık ve matematikle temellendirmeyi ihmal etmemistir.


Platon'a göre, insanlar bir magaranın içinde yasarlar ve yüzleri magara girisinin karsısında bulunan duvara dönük oldugu için sadece ve sadece buraya düsen gölgeleri görebilirler;duyumlarımız yoluyla varlıgından haberdar oldugumuz bu görünümler, gerçek degil, gerçegin iyiden iyiye bozulmus gölgeleridir; gerçegi görmek isteyen bir kimsenin, akıl yoluyla duyusal zincirlerden kurtularak başını magaranın girisine çevirmesi ve orada geçit töreni yapmakta olan ideaları, yani görüntülerin olusumunu saglayan gerçek biçimleri seyretmesi gerekir. Bu nedenle bu alemde duyumsadıgımız varlıklar birer gölgedir ve asil var olan seyler, bu gölgeler ve bu yanilsamalar degil, onların ardındaki ölümsüz idealardır. Mesela bir at ne kadar olaganüstü olursa olsun, zamanla bozulur ve kaybolur; oysa at ideası ezelî ve ebedîdir, degismez.


Öyleyse, degisim içinde bulunan görüntülerin bilgisini bir yana bırakarak, hiçbir zaman degismeyen ideaların bilgisine ulamsak gerekir; felsefenin amacı bu olmalıdır; gerçek bir filozof, bu aldatıcı görünümlerin ardına saklanmıs olan mutlak bilgiyi, yani ideaların bilgisini yakalayabilen kisidir. Platon böylece bilginlerin yolunu da çizmis olmaktadır; çünkü Ilkçag ve Ortaçag'da bilim ve felsefe birbirlerinden ayrı birer etkinlik olarak görülmemistir.


Yapıtlarından anlasıldığı kadarıyla, Platon daha çok ahlak ve siyasetle ilgileniyordu. Devlet, Yönetici ve Kanunlar adli kitaplarında ideal bir devletin nasıl olması gerektigini sorgulamıs ve savundugu görüsler, daha sonra Fârâbî ve Ibn Sinâ gibi Islâm filozoflarının siyaset anlayıslarının biçimlenmesine büyük katkılarda bulunmustur.


Matematik, Platon'un gözünde çok önemli bir bilimdi; çünkü onunla gerçek bilgiye, yani Tanri Ideası'na ulasmak olanaklıydı; zaten Tanrı'nın kendisi de bir matematikçiydi.

Platon'a göre, matematik, gölgeler alemi ile idealar alemi arasında bir ara alem veya iki alemi birbirine baglayan bir geçittir. Platon Akademi'nin kapısına "Geometri bilmeyen bu kapıdan girmesin." diye yazdırmıstır. Platon uygulamalı matematiği sevmemis ve bu nedenle cetvel ve

pergelin dışında bir araç kullanmaya yanasmamıstır.


Platon da dogaya Pythagorasçılar gibi bakar ve gerçegin kilidini açacak anahtarın aritmetik ve geometri olduguna inanir. Matematikle ilgili orijinal denebilecek bir çalısması yoktur;katkıları daha çok felsefîdir. Platon'un matematige iliskin görüsleri ve çalısmaları sonucunda, matematik, diger bilimler arasında seçkin bir konuma yerlesecek ve yüzyıllardan beri süregelmekte olan bilimsel egitim ve ögretimin esas ögesini olusturacaktır.


Platon'a göre evren küreseldir ve merkezinde Yer bulunur; Yer, küresel ve hareketsiz bir gökcismidir ve evren, Yer'in de merkezinden geçen eksen çevresinde 24 saatte bir dönüs yapar; Günes, Ay ve gezegenler bu hareketle tasınırlar ama onların da kendilerine özgü hareketleri vardır. Iste bu hareketleri yüzünden, gezegenler, ekliptik kusagı üzerinde spiral dolanımlar yaparlar.

Gezegenlerin düzgün dolanımları bir Tanrı'nın var oldugunu ilham eder. Nasıl bir saatin mekanizması ve düzenli isleyisi, onun bir yapıcısı ve bir ustası oldugunu ama bu yaratıcının saatin içinde degil dışında bulundugunu düsündürürse, gezegenlerin dolanımları da, tıpkı bunun gibi, gezegenlerin birer tanrı olmadıklarını, ancak bu düzenli dolanımlarının ardında akıllı ve becerikli bir ustanın, yani bir Tanrı'nın bulundugunu sezdirir. Bu görüs, sonraları Hiristiyan ve Müslüman filozofları ve ilahiyatçıları tarafından Tanrı'nın varlığının en önemli kanıtlarından biri olarak kullanılacaktır.


Platon, ideal bir devlet tasarımından önce, bir toplumun nasıl dogdugunu incelemistir; ona göre, toplumların olusma nedeni, insanların kendi kendilerine yetmemeleridir; kısacası, insan ancak yardımlasarak yasayabilen bir varlıktır; bu durum fırıncı, tacir, çoban, çiftçi ve mimar gibi çesitli mesleklerin dogmasına ve bu meslek erbabının yardımlasmasına neden olur.

Fakat insanlar, kendilerinin ve yakınlarının geleceklerini güven altına almak için, daima gereksinimlerinden fazlasını isterler; daha çok altın, daha çok gümüs ve daha çok fildisi biriktirmeye çalısırlar. Yavas yavas üstünde yasadıklari topraklar kendilerine yetmez olur ve komsularının topraklarına göz dikerler. Savaslar çıkar; öyleyse bir de koruyuculara ve bekçilere gereksinim vardır.


Giderek, yurttaslar arasındaki anlasmazlıkları giderecek mahkemeler ve hastaları iyilestirecek hastaneler gibi daha karmasık kurumlar belirir; ancak Platon, adaleti mahkemelerde aramaya karsıdır. Bu konuda söyle der :

"Insanlarin dogruyla egriyi kendi kendilerine ayıramayıp mahkeme ve yargıca basvurmaları, adaleti baskalarından beklemeleri çirkin bir sey degil midir?"

Platon hekimlerle ilgili olarak da bir seyler söyler; bir hekimin görevi, hastalarını en kısa sürede iyilestirmektir, yoksa hasta bedenlerini sürüklemelerine yardımcı olmak degildir:

"Iste Asklepios, bu gerçegi biliyordu. Bu nedenle, hekimligi, yalnızca bedenleri saglam olup da geçici bir hastalıga tutulmus insanlar için kullandı."


Saglıksız bireylere ise, hayat hakkı tanımıyordu:


"Hekimler, yurttaslar arasında bedenleri ve ruhları iyi olanlara bakmalı, böyle olmayanları ise ölüme terketmelidir."


Platon, halkı bir koyun sürüsüne benzetir; yöneticiler bu sürünün çobanları, koruyucular, yani askerler ise çoban köpekleridir. Öyleyse, insanları yönetmek aslında bir sürüyü yönetmekten farklı degildir; Sâmî dinlerinde de bu anlayısa rastlanmaktadır.

Bu kalıtsal oligarsiyi koruyabilmek için çözülmelere ve bozulmalara karsı direnmek gerekir. Çözülmelerin ve bozulmaların baslıca nedeni, maddî ve cinsî iştahtır. Bu nedenle Cumhuriyet'in seçkinleri, yalnızca serveti degil, fakat ayni zamanda esleri ve çocukları da toplumsallastırmalıdır. Platon'a göre bu ahlaksızlık degildir; çünkü bu yolla herkes birbirine sevgili ve herkes birbirine kardes olacaktır; çocuklar, toplumun çocukları oldugu için devlet tarafından yetistirilecek ve kısacası devlet ile aile özdeslesecektir. Yönetici zümre için öngörülen bu düşüncenin, devleti yöneten kesimin kendi içinde bütünleşme sürecine olumlu katkıda bulunacağı öngörülmüştür.


Platon'a göre, zenginlik ve fakirlik, iyi insanları bozar ve ise yaramaz bir hale getirir; kısacası bunlar devlete sokulmaması gereken iki büyük düsmandır. Biri insanı sefahate ve atalete sürükler, digeri ise bayagılastırır ve asagılastırır.


Yönetici olacak bir kisinin, öncelikle filozof olması gerekir; çünkü filozoflar, idealar alemine yükselmis ve orada dogrunun ve iyinin gerçek örneklerini görmüslerdir. Böylece devletin basında olanlar, gölgeler için çarpısmayacaklar, basa geçmek büyük bir ayrıcalıkmis gibi kim başa geçecek diye birbirlerini yemeyeceklerdir. Platon devletin basına geçeceklere öncelikle matematik ve astronomi bilimlerinin ögretilmesi gerektigini söyler.


Sokrates
Bütün insanlık tarihinin en saygın kisilerinden birisi olarak tanınan Sokrates de aslında bir sofisttir. Atina'da dogmus (M.Ö. 470) ve iyi bir egitim görmüstür. Babası, onu kendi mesleginde, yani bir heykeltıraş olarak yetiştirmek istedigi halde, Sokrates felsefeye ilgi duymustur. Meydanlarda, tiyatrolarda ve yollarda felsefî tartısmaların yapıldığı bir ortam içinde böyle bir istek gayet dogaldı. Sokrates, aritmetik, geometri, astronomi ve politikaya iliskin yeterli düzeyde bilgiye sahipti. Çok basit bir yasam sürmüstü. Her ne kadar görüslerinin çok etkili oldugu kabul edilmisse de, hiçbir yapıt kaleme almamıstır. Onu iki ögrencisi, Platon ve Ksenofanes'in yazdıklarından tanımaktayız.


Sokrates diger sofistlerden çok farklıydı. Düzenli bir ögretim yapmıyor ve ögrencilerinden ücret almıyordu. "Kendini bil!" ilkesi dogrultusunda, düsünürlerin bakıslarını evrenden insana çevirmisti. Evreni anlamlandırmadan önce kendimizi anlamlandıralım; "Biz kimiz?" bu sorunun yanıtını verelim diyordu. Bu nedenle, yalnızca bir tarlayı ölçebilecek düzeydeki geometri bilgisini yeterli buluyor, daha zor matematik problemleriyle ugrasmanın yararsız olduguna isaret ediyordu. Ona göre, insanlara, pratik ahlak kurallarını ögretmek daha isabetli olacaktı. Böylece Sokrates, kuramsal bilim ve uygulamalı bilim tartısmasını da açmıs oluyordu.


Sokrates ilk anlambilimcidir; anlamları belirlenmemis kavramların ve terimlerin kullanılmasının sakıncalarına temas etmistir. Her çesit bilgide, kavramların ve terimlerin açık ve seçik bir biçimde tanımlamalarının yapılması gerektigini savunmus olması, dolaylı yoldan da olsa, bilimin ilerlemesine küçümsenemeyecek ölçüde katkıda bulunmustur.


Thales
Thales M.Ö. 624 yılında dogmus ve M.Ö. 548 yılında ölmüstür. Varlıklı bir tacirdi. Yunanlı yedi bilgeden birisi olarak kabul edilmekteydi. Ilk Yunan matematikçisi Thales'tir. Thales'le birlikte geometri ilk defa dedüktif (yani tümdengelimsel) bir bilim dalı haline geldi.


Thales astronomiyle de ilgilenmis ve tarih kitaplarına ilk Yunan astronomu olarak geçmistir. Gökyüzündeki yıldızları gözlemlerken bir kuyuya düstügü herkesçe bilinir. 28 Mayıs 585 yılında gerçeklesen Günes tutulmasını daha önceden tahmin etmis olmasına ragmen, Yer'in bir disk biçiminde oldugunu düsündügünden, Ay ve Günes tutulmalarının nedenlerini bilmesi olanaksızdı.


Mısırlılardan yılın 365 gün oldugunu ögrenmisti. Kuzey yönünün bulunmasında Küçük Ayı'nın kullanılabilecegini biliyordu ve Yunan gemicilerine Küçük Ayı takım yıldızını gözlemleyerek seyahat etmelerini önermisti. Nitekim denizci bir millet olan Fenikeliler de Büyük Ayı'yı kullanıyorlardı.


Thales her seyin aslının su oldugunu söylüyordu; su, katı, sıvı ve gaz olmak üzere üç durumda bulunabilirdi. Suyun olmadığı yerde hayatın da olmayışı, bu maddenin aslî olusunun en güçlü kanıtlarından biriydi. Thales, bu görüsleri ve Homeros'un hikayelerini bir yana bırakan gözlemsel düsünceleri nedeniyle bilimin dogusunda önemli bir rol oynamıstır.

Aristoteles'e göre, Thales, miknatisin demir tozlarını çekmesi nedeniyle canlı olduguna inanıyordu. Nasıl bir yorum getirirse getirsin, mıknatıstan söz eden ilk kisi de Thales'ti.


Zenon
Bu okulun diger bir temsilcisi de Zenon'dur. Parmenides'le birlikte Atina'yi ziyaret etmistir; orada önemli matematikçilerle karsılasmıs olması muhtemeldir.


Zenon'a göre, Pythagorasçılara ait olan “bir dogrunun noktalardan olustugu” görüsü, beraberinde zorunlu olarak sonsuz bölünebilirligi de getirmektedir; bu durumda Stadyum, Asil ve Ok paradoksu olarak bilinen paradokslar göz önünde bulundurulacak olursa bunun olanaklı bir sey olmadığı hemen anlasılır.


b. Matematik

Bu dönemin en önemli matematikçisi Pythagoras'tır. Dik üçgenlere iliskin teoremiyle tanınan Pythagoras, varlıkları ve varlıklar arasındaki iliskileri sayılarla ve sayılara karsılık gelen çizgilerle açıklama egiliminde oldugu için, aritmetik ve geometri bilimleri büyük bir önem kazanmıstır.

Ayrıca bir açının üç esit parçaya bölünmesi, bir küpün iki katı hacmindeki bir küpün bir kenarının uzunlugunun bulunması ve bir dairenin alanına esit olan bir karenin bir kenarının uzunlugunun bulunması gibi üç geometrik problem üzerindeki çalısmalar da geometrinin gelisimini büyük ölçüde etkilemistir.


c. Astronomi

Bu dönemde gezegenlerin ve yıldızların gökyüzündeki konumlarını ve devinimlerini anlamlandırmaya yönelik göksel kuramları olusturulmus ve özellikle Eudoxos'un kurgulamıs oldugu Ortak Merkezli Küreler Kurami sonraki dönemlerde çok etkili olmustur.

d. Cografya

Yunanlılar Akdeniz kıyılarında yeni koloniler kurmuslar ve bu koloniler arasındaki ticarî ve askerî seferler sırasında Avrupa, Asya ve Afrika'nın Akdeniz kıyılarını yakından tanımışlardı.

Herodotos ve Surlu Marinos'un yapıtları fizikî cografyanın, beserî cografyanın ve matematiksel cografyanın gelismesinde etkili olmustur.


e. Tıp

Bu dönemde insan bedeninin yapısı da Yunan düsünürlerinin ilgisini çekmis, saglık ve hastalık durumlarının açıklanabılmesi için yarı-bilimsel kuramlar gelistirilmistir. Sonraki çagları en çok etkileyen Koslu Hipokrates bu dönemde yetismistir.

f. Teknik

Bu dönemde yeni yapı teknolojileri gelistirilmis ve özellikle kent planlaması sorunuyla ilgilenilmistir.






Add document to your blog or website

Similar:

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (09 MART CUMA) iconBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (16 MART CUMA)

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (09 MART CUMA) iconBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (16 MAYIS CUMA)

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (09 MART CUMA) iconBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (13 NİSAN CUMA)

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (09 MART CUMA) iconBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (09 MAYIS CUMA)

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (09 MART CUMA) iconBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (29 ŞUBAT CUMA)

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (09 MART CUMA) iconBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (06 NİSAN CUMA)

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (09 MART CUMA) iconBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (11 NİSAN CUMA)

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (09 MART CUMA) iconBİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (16 EKİM CUMA)

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (09 MART CUMA) iconBilim Tarihi Ders Notları Arş. Gör. Serhat KÜÇÜK

BİLİM TARİHİ DERS NOTLARI (09 MART CUMA) iconİNKILAP TARİHİ DERS NOTLARI

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page