Şevka benzer bir ışık zannettim ”




Indir 75.37 Kb.
TitleŞevka benzer bir ışık zannettim ”
Date conversion09.03.2013
Size75.37 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://www.ege-edebiyat.org/wp/wp-content/uploads/Yahya-Kemalin-Şiirlerinde-Işık-İmajı.doc
YAHYA KEMAL’İN ŞİİRLERİNDE IŞIK İMAJI

ve

İZLENİMCİLİK ( İMPRESSİONİSME )




Rıza Filizok



Yahya Kemal’in hayâl dünyasında ve şiirlerinde su, deniz, hava, rüz­gâr ve ışık unsurlarının özel bir yeri vardır. Biz bu araştırmamızda onun şiirlerinde önemli bir yeri olan ışık temini tasvirî bir tutumla ele alacak ve bu unsurun şairin sanatındaki yerini ve izlenimci resimle olan ilişkisini göstermeğe çalışacağız.

Yahya Kemal, bilindiği gibi şiirlerinin büyük temlerini, aşkı, ölümü, vata­nı, musikiyi vb. dile getirirken hemen daima ışık imajından faydalanmıştır. Pek tabiî olarak, bu imajın karşıtı olarak ve bir tezat unsuru olarak ka­ranlık ve karanlıkla ilgili imajlar da onun şiirlerinde önemli bir yer tutar. Bu aydınlık ve karanlık karşıtlığı, şairin mutluluğunu ve hüznünü ifade etmede yararlandığı temel araçlar olarak karşımıza çıkar. Önce bu aydınlık ve karanlık tezadının Yahya Kemal’in şiirlerindeki başlıca temlerle olan ilişkisini hatırlamamız yararlı olacaktır:

Aşk Temi ve I şık İmajı:

Yahya Kemal, aşkı adeta ışık olarak idrak eder: Aşk, âşık, sevgili, aşk duygusunun hissedildiği mekân, aşkın ifadesi için baş vurulan mecazlar onun şiirinde hep ışık imajıyla ifade edilmiştir.

Kaybolan Şehir şiirinde Yahya Kemal, aşk çağına girişini hayatı şafaklandıran çağa giriş olarak vasıflandırır. Aşk Hi­kâyesi şiirinde, aşk, şevka benzer bir ışık ‘a benzetilir1:

“ Ah o akşam tirenden gülüşün!

O gülüş kalbime aksettiği an,

Duymadım ilk ateşin düştüğünü
Şevka benzer bir ışık zannettim ”

Yahya Kemal’in şiirlerinde sevgili, yine ışık imajıyla anlatılır: Mihriyâr şiirinde sevgilinin siması sahilin bir yerinden görünen bir parıltı olarak şiire girer (s. 67) :
" Simâsı zaman zaman parıldar

Bir sâhilin en güzel yerinde ”

Neşâti'nin Gazelini Tahmis şiirinde sevgili, şairin dünyası­nı aydınlatan bir ay, bir güneş olur 2 :

« Mihr ü mâhımdı bu âlemde huzûrun dahi dün

Gittin eyvâh cihan zulmete garkoldu bugün »

Mükerrer Gazel’de sevgili, eşyayı aydınlatan bir ışık kaynağı olur 3:

« Mücevherâta ziya saldı hüsn ü ânından »

« Ses » şiirinde aşk « alev gömlek » olarak nitelendirilir:

« Tekrar o alev gömleği giymiş gibi yandım »

Vuslat şiirinde yaşanan aşk, aşkı yaşayanlar, gök ve ufuk­lar, hepsi ışık imajıyla anlatılmıştır (s. 122):

“Geldikleri yol... Ömrün ışıktan yoludur o;

Âlemde bir akşam ne semavî koşudur o!

...

Sevmiş iki ruh, ufku görürler daha engin,

Sîmâlan gittikçe parıldar bu zaferle,

Gök her tarafından donanır meş'alelerle»

Tanburî Cemil’in Ruhuna Gazel’de hazların aynaları gönül ateşiyle tutuşur, aşk ve güzellik binlerce yıldızın aydınlığında onlarla birlikte döner. Kozmik âlem ve âşıklar aydınlık bir tabloda birleşirler4 :

« Tutuşur meş'ale-î dille merâyâ-yı huzûz

Hüsn ü aşk ortada bin mâh bin ahterle döner »

Özleyen şiirinde sevgili ile aydınlık birlikte gelen ve birlikte uzaklaşan iki varlık olur; yalnızlık karanlıkla, sevgili aydınlıkla birliktedir (s. 145):

« Dağlar ağarırken konuşurduk tepelerde,

Sen nerde o fecrin ağaran dağları nerde !

Akşam, güneş artık deniz ufkunda silindi,

Hülyâ gibi yalnız gezinenler köye indi,

Ben kaldım, uzaklarda günün sesleri dindi,

Gönlümle, hayâlet gibi, ben kaldım o yerde »

Yahya Kemal'in aşk temasını işlediği şiirlerinde, güneş, mehtap, yıldızlar, fecir vaktinin ve gurubun kızıllığı aşk duygusuna şaira­ne, ışıklı bir dekor olarak katılır. Mehtapla başlayan ve şa­fağın ilk ışıklarıyla biten Gece şiirinde sevgiliyle gezilen Boğaz, ay ışığının müphemliği içinde tasvir edilir (s. 50):

« Bir yoldu parıldayan gümüşten,

Gittik... Bahs açmadık dönüşten »

Erenköyü'nde Bahar şiirinde yıldızlar yine aşk duygusuna şâirane bir dekor hazırlar (s. 130):

« Mevsim iyi, kâinât iyiydi;

Yıldızlar o yanda, biz bu yanda,

Hülyâ gibi hoş geçen zamanda

Sandım ki güzelliğin cihanda

Bir saltanatın güzelliğiydi »



Ancak Yahya Kemal’in şiirlerinde bu ışıklı dekorlar, tasvirî şiirlerde olduğu gibi bir süs değildir. Bu şiirde yıldızlar, hem tabiî bir dekor, hem aşk duygusunun bir sembolü olarak parlarlar: Aynı şiirde şair içinde doğan duyguyu yine yıldız imajıyla şöyle dile ge­tirir:

« Doğmuştu içimde tâ derinden

Yıldızları mâvi bir semânın »

Böylece kozmik âlem ile şairin «ben» i ışık vasıtasıyla birleşir.


Musiki Temi ve Işık:


Yahya Kemal’in şiirlerinde musiki, musikinin yarattığı çağrı­şımlar, musikişinaslarımız hemen daima ışık imajıyla anlatılmıştır:

Mihrâbâd şiirinde, musikinin yarattığı duygular, gümüşten bir yol imajıyla dile getirilir 5 :

« Mev'id-î mehtâba sâz açmış gümüşten şâhrâh

Şeb nedir Körfez'de Mihrâbâd'dan görmüş o mâh »


Yine aynı şiirde musiki sularda uyuyan geçmiş zamanların mehtaplarını bir bir uyandırır ve musikiden doğan binlerce “mazi mehtabı” körfezi aydınlatır. Bir zaman sanatı olan musiki, geçmişi ve hali ışığa dönüştürerek gözler önüne serer6 :

« Kâinât-ı gaybı tel tel yoklayan mızrâbdan

Vehleten dervâze-i mâzî açılmış âbdan

Sebkeden mehtâblar bir bir uyanmış hâbdan

Şeb nedir Körfez'de Mihrâbâd'dan görmüş o mâh »

Bu mısralarda sevgili için kullanılan istiare ile musikinin yarattı­ğı imaj, yine ışıklı bir varlıkta, «ay»da birleşir. Sevgilinin çehre­siyle musikinin algılanan çehresi ay imajıyla bütünleşir.

Bu haliyle Yahya Kemal’in şiirlerinde ışık, sadece aydınlatan bir unsur değil, resim sanatında olduğu gibi iç bağları, ilişkileri kuran ve varlığın iç yüzünü gösteren bir unsur olur. Sevgilinin aya benzetil­mesi edebiyatımızda daima rastlanan bir şeydir; ancak Yahya Kemal, kültürümüzün malı olan bu unsurları, değişik ve yeni ilişkiler içinde ele alır. Mihrâbâd şiiri, musikiyle ve sevgilinin çehresiyle aydınlanan bir gecenin hikâyesidir.

«Eski Mûsiki» şiirinde musiki, yine ışık halinde idrak edilir ve ışık imajlarıyla anlatılır: Musiki ruh ufuklarını açar, bu açılışla bir ses ve nur akını başlar. Yine aynı şiirde Hafız Post, ışıklı danteleler bestekârı olarak tavsif edilir. İsmail Dede Efendi'nin ölümü ise muhteşem bir güneşin batışı olarak vasıflandırılmıştır. Itrî şiirinde, bu büyük bestekâr şafak vaktinin cihangiri olarak anılır. Kar Musikileri şiirinde, vatandan uzakta kendisini hüzün ve karanlık içinde gören şair, Tahbûri Cemil Bey'in bir plağını din­ler dinlemez, aydınlık bir dünyaya döner (s. 44):

« Sandım ki uzaklaştı yağan kar ve karanlık,

Uykumda bütün bir gece Körfez'deyim artık! »


Çubuklu Gazeli’nde ise ay ışığı, semavî bir musiki olarak hissedilir7:

« Dursun bu mûsıkî-i semavî içinde saz

Leyl-î tarabda bir dahi mızrâb uyanmasın »

Bu şiirde musiki-ışık dönüşümü tersine dönmüş, ay ışığı, musiki olarak idrak edilmiştir. Ay ışığının musiki olarak algılanmısı ko­nusunda bu şiirle ilgili olarak Ahmet Hamdi Tanpınar, şu açıkla­mayı yapmaktadır 8:

« Mehtap için kullanılan «semavî musiki» vasfına gelince doğru­dan doğruya garp musikisine ve hıristiyan dinî resmine bağlı, hatta Dante'nin cennetine, belki daha ilerilere çıkan bir hayal olduğu­nu, sonradan bu hayalin daha teknikleşerek, orgun tatlı ve doku­naklı sesine «voix celeste» (semavî ses) dendiğini biliyoruz. Hülyâlı ay ışığının musikiye benzetilmesi keyfiyeti ise eskinin aklından bile geçmezdi ”.

Görüldüğü gibi Yahya Kemal’in şiirlerinde musikî ve ışık bir­birinin yerini alabilen iki unsurdur. Yahya Kemal'in şiirleri bü­tün olarak ele alındığında bu iki unsurun hemen aynı hissî tonu ifade ettiğini görürüz. Yahya Kemal'in şiirlerinde kararan dünya ve hüzün, ya ışık ya musiki ya da hatıralarla aydınlanır. Çok zaman, ışık, musiki ve hatıralar birliktedir.


M illet - T ar ih Temleri ve I şık İmajı:


Yahya Kemal, Türk halkını, tarihini, İstanbul'u, tarihî şah­siyetleri anlatırken ışık imajından bol bol faydalanmıştır: Millî ha­yatımıza ait unsurları Yahya Kemal, aşk ve musiki temlerinde ol­duğu gibi ışık olarak idrak etmiş ve ışıklı imajlarla anlatmıştır. Halkımızın ve vatanımızın ruhaniyetini, -uhreviyetini- ışık sembolüyle dile getirmiştir.

Üsküdar'ın Dost Işıkları şiiri, Üsküdar semtinin fecrin ışıklarıyla aydınlanışını tasvirle başlar ve ışıklı imajlarla devam eder. Bu şiir­de Üsküdar önce fecrin, sonra seherin ve nihayet sabahın ışıkla­rıyla aydınlanır. Şair gittikçe yoğunluğunu arttıran bu ışığın ay­dınlığında bu fakir semtte oturan halkımızı keşfeder, Türk halkı­nın öz çehresi’ni görür. Bu keşifle birlikte ışığın kaynağı birden bire nitelik değiştirir; Türk milletinin aydınlık çehresi, vatandaki aydınlığın asıl sebebi olur:

« Sizlersiniz bu ân'ı ışıklarla Türk eden!

Eksilmesin şu mutlu şafaklar bu ülkeden! »

Siste Söyleyiş şiirinde şair, Boğaz'ın güzelliklerinin sis al­tında kayboluşundan üzüntü duyar ve Tevfik Fikret'in Sis şiiri’ni ıztırapla hatırlar, sonra Boğaz'ı pırıl pırıl bir ışık seli içinde sey­retme arzusuna kapılır (s. 24) :

«Sıyrıl, beyaz karanlık içinden, parıl parıl

Berraklığında bilme nedir hafta, ay ve yıl »


Fenerbahçe şiirinde şair, bu semti iri bir zümrüt’e benzetir ve bu zümrütü bütün parıltılarıyla aksettirir. Bu aydınlık mücevherde vatanın en gerçek hayalini bulur.

Yol Düşüncesi şiirinde öldükten sonra vatanı aydınlık bir tablo gibi hatırlama arzusu dile getirilir. Ölümü karanlık bir gece gibi hayal eden şair, bu uzun ve karanlık geceyi vatanın ışıklı ha­yaliyle aydınlatmak ister.

Süleymâniye'de Bayram Sabahı şiiri bir ışık imajıyla başlar ve bir ışık imajıyla biter. Şair bu mısralar vasıtasıyla şiire ışıklı bir çerçeve çizer. Bu şiirde iki türlü aydınlık söz konusudur: Birincisi seherle birlikte başlayan ve giderek yoğunluğu artan sabah aydınlığı, ikincisi şairin bir bayram sabahında tarihini ve halkını derinden kavramasının mutluluğundan doğan gönül aydınlığı. Şair, seherin yarı karanlığının hazırladığı belirsizlik içinde kendisini geçmiş de­virlerin zafer günlerine ulaştıracak hayalleri bulur. Ortalık ağardıkça o zafer günlerini daha açık görmeye başlar. Böylece bayram sabahı­nın ışıkları, şairin hayalinde bulduğu şeyleri aydınlatan tarihe dö­nük bir projektör halini alır.

Atik Valde'den İnen Sokakta şiirinde Yahya Kemal, bu sem­tin bir ramazan akşamını tasvir eder. Ancak ilgi çekici olan, güneş ışığının girmediği bu şiire, mecazî de olsa bir ışığın girmesi, vatan semtinin yine aydınlık bir tablo haline getirilmesidir (s. 32):

« Top gürleyip oruç bozulan lâhzadan beri,

Bir nurlu neş'e kapladı kerpiçten evleri »

Yahya Kemal bu ikinci aydınlığa «iç aydınlık» adını verir. Hayal Şehir şiirinde Türk halkının manevî hayatının sembolü olan bu aydınlık, gurup vaktinin aydınlığıyla birlikte şiirin kompozisyonunu da tayin eder.


Ölüm Temi ve Işık İmajı:

Yahya Kemal'in şiirlerinin başlıca temlerden birisi ölümdür. Şair ölümü şiirlerinde iki planda ele alır: Sosyal planda ve şahsî planda. Yahya Kemal ölümü sosyal planda ifade ederken onu oldukça munis bulur, ölüm bu şiirlerinde korkulacak bir şey olmaktan çıkar, hayatın daha anlamlı bir devamı olur. Akıncı ve Mohaç Türküsü şiirlerinde şehadete erenler, bir gül bahçesine girer gibi ölüme atılırlar. Bu haliyle ölüm, şaire sadece vatandan ayırdığı için bitmez bir özleyiş hissi verir. Ölümü şahsî bir macera olarak ifade ettiği şiirlerinde ise ölüm temi, daima karanlıkla birliktedir. Işık imajı bu şiirlerde yerini karanlığa bırakır:

Sonbahar şiirinde soğuk ve karanlık bir dünya vardır (s. 81):

« Günler hazinleşir, geceler uhrevileşir;

Teşrinlerin bu hüznü geçer tâ iliklere.

Anlar ki yolcu, yol görünür serviliklere.

Dünyânın ufku, gözlere gittikçe târ olur »


Yahya Kemal'in şiirlerinde hemen dai­ma aydınlık olan ufuk, Sessiz Gemi şiirinde, siyah olarak vasıflandırılır (s. 85):

« Rıhtımda kalanlar bu seyâhattan elemli

Günlerce siyâh ufka bakar gözleri nemli »

Rindlerin Akşamı şiirinde ömrün bitişi dönülmez akşamın ufku olarak ifade edilmiştir. Ölüm ise,

« Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan

Ve arkasında güneş doğmıyan büyük kapıdan

Geçince başlayacak bitmiyen sükûnlu gece »

olarak anılır (s. 88). Geçiş şiirinde ölüm yine güneşten ve aydınlıktan uzaktır (s. 99) :

«Artık güneş görünmez olur, gök bulutludur,

Rahatça dal ölüm sonu gelmez bir uykudur»


Yol Düşüncesi şiirinde mezar, şafak sökmeyen bir zin­dan olarak vasıflandırılır.

Görüldüğü gibi Yahya Kemal'in şiirlerinde hayat ışıkla, ölüm karanlıkla birliktedir. O Taraf adlı şiirinde yine ölüm temi işlenmiştir; fakat burada karanlık ve aydınlık birliktedir (s. 105):

“Gördüm ölüm diyârını rü'yâda bir gece

Sessizlik ortasında gezindim kederlice.

Durmuş saat gibiydi durup geçmeyen zaman.

Donmuş sükût içinde güneş görmeyen cihan.


Hâkimdi yerde ufka kadar uhrevî vakar;

Bir çeşme vardı her tarafından ziyâ akar;

Bir başka semte doğru dönerken bu gezmeden

Bir tas ziyâ alıp içiyorlar o çeşmeden »

Görüldüğü gibi bu şiirde ahiret güneş görmediği halde aydınlıktır ve ahirete göçenler ışık akan bir çeşmeden taslarını doldu­rarak ışık ile susuzluklarını gidermektedirler. Burada da ışık, ölümden sonra devamı istenilen hayatın bir sembolüdür.

Yahya Kemal'in şiirlerinde yukarıda görüldüğü gibi, ışık ve karanlık önemli bir yer tutmaktadır. Yahya Kemal'in şiirleri tek tek ele alındığında, yahut mısraları, hatta «siyah güneş» gibi istiareleri incelendiğinde bir tezat unsuru olarak da olsa «ışık» ve «karan­lık»la ilgili unsurların önemli bir yer tuttuğu kolayca görülebilir.


Işık İmajı v e İmpressionizm:


Yahya Kemal'in şiirlerinde ışık imajının bu kadar önemli bir unsur olarak yer alışı, bu imajın kullanılış tarzı, ışığın çeşitli hisle­rin anlatımında bir «anlatım aracı» oluşu şairin izlenimci resmi iyi tanıdığını ve onun anlatım araçlarından yararlandığını açıkça göstermektedir. Ahmet Hamdı Tanpınar, Yahya Kemal'de izlenimci resmin tesirinin çok «aşikâr» olduğunu ilk gören ve ifade eden kişidir.9

İngiliz ressamı William Turner (1775-1851) “impressionizm”in öncülerindendir. Turner'in tablolarında biçimler, ışığın kendilerine verdiği gerçekliğe bürünür ve günün saatleriyle birlikte değişir. Tur­ner'in tablolarında ışık-gölge tezadı hacimleri belirtmeye yaraya­cak yerde, başlı başına bir anlatım değeri kazanır ve eşyadan çok “atmosfer”i ifade eden bir anlatım aracı olur10. İlk izlenimci ressamlardan olan Edouard Manet’e (1832-1883) izlenimci tablolarında başlıca şahsın kim olduğu sorusu sorulduğunda “Herhangi bir tablonun başlıca şahsı ışıktır!” cevabını verir.11 Claude Monet (1840-1926) bir izlenimci ressam olarak bir manzarayı olduğu gibi ver­mekten ziyade, manzara karşısında hissettiklerini ifade ediyordu. Manzaraların günün saatlerine göre, ışıkla birlikte değişen çehre­lerini yakalıyordu. Her seferinde manzaranın renkleriyle ışık tesirlerinin başka olduğunu farketti. Rouen Katedrali'nin günün değişik sa­atlerine göre yirmi ayrı tablosunu yaptı. Yirmi tablo da biribirinden farklıydı:





Her şeyden önce ışık, yoğun olarak kullanılmış bir unsur olu­şuyla Yahya Kemal'in şiirini izlenimci resme yaklaştırır. Yah­ya Kemal'in şiirlerinde manzara, ışıklı görünüşüyle anlatılır ve izlenimci resimde olduğu gibi «ışığın kendisine verdiği gerçeklik»e bürünür:

“Hayal Şehir” şiirinde Yahya Kemal'in Cihangir semtinden bakarak gurubun ışıkları altında seyrettiği ve bize aksettirdiği Üs­küdar, önce kendi gerçekliğinin dışında ışığın ona verdiği gerçekliğe göre anlatılır (s. 27):


“ Git bu mevsimde, gurup vakti, Cihangir'den bak!

Bir zaman kendini karşındaki rü'yâya bırak!

Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan;

Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan;

O ilâh isteyip eğlence hayalhânesine,

Çevirir camları birden peri kâşanesine,

Som ateşten bu saraylarla bütün karşı yaka

Benzer üç bin sene evvelki mutantan şarka.

Mestolup içtiği altın şarabın zevkinden,

Elde bir kırmızı.kâseyle ufuktan çekilen,

Nice yüz bin senedir şarkın ışık mimarı

Böyle mâmur eder ettikçe hayâl Üsküdar'ı »


Yahya Kemal'in şiirinin ‘impressionizm’e bakan tarafı sadece manzarayı ışığa bağlı olarak nakledişi değildir. Bu şiir, aynı manzaranın günün saatleriyle birlikte değişen görünüşlerini aynı tab­loda toplamasıyla da “izlenimci”dir. (s. 28):


“ O ilâhın bütün ilhâmı fakat ânidir;

Bu ateşten yaratılmış yapılar fânidir;

Kaybolur hepsi de bir anda kararmakla batı.

Az sürer gerçi fakir Üsküdar'ın saltanatı;

Esef etmez güneşin şimdi neler yıktığına;

Serviler şehri dalar kendi iç aydınlığına,

Ezelî mağfiretin böyle bir ikliminde

Altının göz boyamaz kalpı kadar hâlisi de.

Halkının hilkati her semtini bir cennet eden

Karşı sahilde, karanlıkta kalan her tepeden,

Gece, birçok fıkarâ evlerinin lâmbaları

En sahih aynadan aksettiriyor Üsküdar'ı»

Görüldüğü gibi Yahya Kemal, bu şiirde Claude Monet'in Rouen Katedrali önünde giriştiği tecrübeyi Üsküdar'a uyguluyor. Üskü­dar bu şiirde iki ayrı anıyla ve farklı iki gerçekliğiyle vardır. Diğer taraftan Yahya Kemal, Turner ve Monet gibi manzara­yı olduğu gibi vermekten ziyade onun karşısında hissettiklerini ifa­de ediyor. Şehri aydınlatan ikinci ışığı, şehrin manevî hayatının sembolü olan «iç aydınlığı» keşfetmesi bununla ilgilidir.

Yahya Kemal'in etkilendiği şairlerden birisi olan Baudelaire'in «Correspondances» adlı şiiri sembolist sanatçıların bir bildirisi durumundadır. Baudelaire'in resim anlayışını, «tabiatı karşıdan değil, içinden gör ve göster!» sözüyle özetleyebiliriz. Böyle bir anla­tımda dünya ve nesneler birer «sembol» halini alır. Bu ise impressionizmin diğer bir cephesini teşkil eder. Yahya Kemal’in şiirinde önce Cihangir sırtlarından, uzaktan ışığın rehberliğinde anlatılan Üsküdar, şiirin devamında Baudelaire'in istediği biçimde «içinden» görülüp gösterilmiş, semtin duyulan ve hissedilen asıl aydınlığı, «iç aydınlık» anlatılmıştır. « Fukarâ evlerinin lâmbaları » bu fakir Türk semtinin iç zenginliğinin bir sembolü olarak şiire girmiştir.

Yahya Kemal'in «Kocamustâpaşa» şiiri de aynı planda gelişir: Bu şiirde Sünbül Sinan'ın ruhu bir mücevher gibi yanarak bu fakir, müslüman Türk semtini aydınlatır (s. 48) :

« Ne ledünnî gecedir! Tâ ağaran vakte kadar,

Bir mücevher gibi Sünbül Sinan'ın rûhu yanar »

İzlenimci resimde ışık dinamik bir karakter taşır. Işık, Yahya Kemal’in şiirlerinde de Turner’in tablolarında olduğu gibi bir dinamizme sahiptir:12

« Her rind-i Hak dolup boşalan bir piyâleden

Dünyayı refte refte saran bir ziyâ içer »

Sadece bu mısralarda değil, Yahya Kemal'in pek çok şiirinde ışık, giderek artan, azalan, akan, fışkıran, içten doğan bir unsur­dur. “Süleymâniye’de Bayram Sabahı” şiirinin bütün kompozisyonunu sabah namazı ile bayram namazı arasındaki zaman içinde geceden sehere, seherden sabaha geçiş saatlerinin karanlıktan aydınlığa geçişi idare eder:

“ Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede,

Bir mehâbetli sabâh oldu Süleymâniye’de.

Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,

Dokuz asırda bütün halkı, bütün memleketi

Yer yer aksettiriyor mâvileşen manzaradan,

Kalkıyor tozlu zaman perdesi her ân aradan.

Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,

Duyulan gökte kanad, yerde ayak sesleridir.

......

Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık

Yürüyor, durmadan, insan ve hayâlet karışık;”


Şair, bu mısralarda bize camide gördüklerinden çok Monet gibi hissettiklerini anlatır. Ancak, anlattığı Süleymâniye, Monet’in bir ışık şehrâyini olan katedralinden de aydınlıktır.

Yahya Kemal'in sanatının impressionizmle olan ilişkisi üze­rinde durduktan sonra şunu ehemmiyetle belirtmeliyiz: Yahya Kemal, Doğu ve Batı kültürlerini çok iyi tanıyordu. O, klasisizmden neo-klasisizme kadar birçok edebî akımı incelemiş, onlardan fayda­lanmış, tamamen yaratıcı bir çalışmayla şahsî, millî, kelimenin tam manasıyla klasik bir eser meydana getirmiştir. Yahya Kemal'­in sanatının musikiden edebiyata kadar uzanan geniş bir kültüre dayandığı herkes tarafından bilinir. Amacımız, bu kültürün daha geniş bir temele oturduğunu, resme, özellikle impressionizme uzan­dığını belirtmektir. Yahya Kemal, resme has bir duyuş tarzını ve tekniği şiire taşıyarak Türk şiirine yeni imkânların kapısını açmıştır. Ahmet Haşim’in “Göl Saatleri” de aslında aynı yoldan şiirimizi bu yeni kaynağa bağlar.



1 Kendi Gök Kubbemiz, İstanbul 1961, s. 137. (Metindeki sayfa numaraları bu baskıya aittir.)

2 Eski Şiirin Rüzgânyle, İstanbul 1962, s. 108.

3 age., s. 33.

4 age., s. 81.

5 age., s. 119.

6 age., s. 119.

7 age., s. 63.


8 Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, İstanbul 1962, s. 146.

9 Ahmet Hamdi Tanpınar, Yahya Kemal, s. 9.

10 Suut Kemal Yetkin, Büyük Ressamlar, İstanbul 1968. s. 78-81.

11 Louis Hourticq, Sanat Şaheserleri, Çev. Burhan Toprak, İstanbul 1967, s. 227.

12 Eski Şiirin Rüzgânyle, s. 77.

Add document to your blog or website

Similar:

Şevka benzer bir ışık zannettim ” iconEnerji – ışık yayarak – ışık kaynağı – doğal ışık kaynakları – yapay ışık – yapay ışık – güneş – ateş – elektrik lambası –ısı – ışık – ışık enerjisi –boşluk – havada – saydam – yarı saydam – her doğrultuda – enerjisi – doğrusal yolla – gözlerimize – cisimleri görmemize

Şevka benzer bir ışık zannettim ” iconAYDINLATMA AYGIT TASARIMI TEMEL İLKELERİ DERSİ
Ф ışık akısının ΔΩ uzay açısına bölümü ile ilgilidir. Eğer ortamın yutması yoksa ΔФ / ΔΩ ‘ya ortalama ışık şiddeti denir. ΔΩ sıfıra...

Şevka benzer bir ışık zannettim ” iconKırmızı ışık cihazın şarj edilmesi gerektiğini, yeşil ışık ise cihazın şarj edilmiş ve kullanıma hazır durumda olduğunu göstermelidir ve pil bozuk ise kırmızı ışık yanıp sönmelidir. 13. Tüketim: yaklaşık 5Watt olmalıdır. 14. Dalga boyu: 450 ~ 470 veya 430~ 490

Şevka benzer bir ışık zannettim ” iconKibriti yaktığımızda ışık verir. Metal tel ısıtılırsa ışık kaynağı haline gelir. Ampul üzerinden akım geçirilirse, ampul ışık kaynağı haline gelir

Şevka benzer bir ışık zannettim ” iconC-1-Çevrelerine ışık yayarak, karanlıkta kendiliğinden görünen ve diğer cisimlerin görünmesini sağlayan ışıklı cisimlere ışık kaynağı denir

Şevka benzer bir ışık zannettim ” iconIşık; tüm Dünya’nın ve Evren’in enerji kaynağıdır. Bitkiler ışık enerjisini kullanarak kendi besinlerini üretirler. Bitkilerin ürettiği besinleri hem kendileri

Şevka benzer bir ışık zannettim ” iconIŞIK IŞIK MADDE İLE KARŞILAŞINCA NE OLUR?

Şevka benzer bir ışık zannettim ” iconMısır’lı Aziz Onufrios’un hayatı, “İsa Mesih’e göre hayat”ımıza bol ışık saçmaktadır. Gökyüzüne has ışık kaynamakta, Allah ile Hıristiyanlar arasındaki gerçek

Şevka benzer bir ışık zannettim ” iconIşık, görmemize olanak veren bir enerji biçimidir. Saniyede yaklaşık 300 bin kilometre hızla, dalgalar halinde yol alır. Güneş en önemli ışık kaynağıdır

Şevka benzer bir ışık zannettim ” iconIşığı yaptığı davranışlarla tanırız. Işık saydam ortamlarda yayılır. Işık foton denilen taneciklerden oluşur. Fotonların belirli bir dalga boyu vardır. Bazı

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page