T. C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLAĞI




Indir 0.5 Mb.
TitleT. C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLAĞI
Page3/8
Date conversion11.03.2013
Size0.5 Mb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://www.diyanettrabzonegitim.gov.tr/3donemtez/hbektasoglu.doc.doc
1   2   3   4   5   6   7   8
3. 33 Ahzab Süresi 50. Ayet

Ey Peygamber! Mehirlerini verdiğin hanımlarını, Allah’ın sana ganimet olarak verdiği ve elinin altında bulunan cariyeleri, amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helal kıldık Bir de Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde, kendisini Peygamber‘e hibe eden mümin Kadını, diğer müminlere değil, sırf sana mahsus olmak üzere (helal kıldık). Kuşkusuz biz, hanımları ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında müminlere neyi farz kıldığımızı biliriz (Bu hususta ne yapmaları lazım geldiğini onlara açıkladık) ki, sana bir zorluk olmasın. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.”

a) Ayetin Nüzul Sebebi

Ebu Talibin kızı Ümmihani, ayetin nüzul sebebi hakkında: “Hz. Peygamber ‘le beraber hicret etmediğimden Resülullah‘ın evlenme teklifini reddettim ve kendisinden özür diledim. Hz. Peygamber de özrümü kabul etti. Sonra da Allah bu ayeti indirdi, çünkü ben Tulaka’dan, yani serbest bırakılanlardandım.” der.144

b)Ayetin Siyak-Sibak Durumu

Bundan önceki ayetlerde Allah, müminlerin gerçekleştirmiş oldukları evlililderden ve bu evliliklerle ilgili hükümlerden bahsetti. Bu ayette ise, Hz. Peygamber’in eşlerinden ve yaptığı evliliklere değinmektedir; yani Hz. Peygamber’e ait bir takım özelliklerden söz etmektedir.

Ayrıca sürenin başından beri, biri Peygamber’e hitaben “Ey Peygamber” nidası beş defa; bir de müminlere hitaben “Ey İman edenler” nidası altı defa geçmektedir. Buradan, ayette geçen “Ey Peygamber” hitabının Hz Peygamber’in şahsında, bütün ümmete şamil olması sonucuna ulaşmamız mümkündür.

e) Ayetin Genel Açıklaması

Ayette Hz. Peygamber’e helal, olan kadınlar sayılmaktadır. Bunlar:

1. Hz. Peygamber’in mehrini vererek evlenmiş olduğu eşleridir.

2. Hicret eden Hz. Peygamber’in amca, dayı, hala ve teyze kızlarıdır.

3. Kendini Hz. Peygamber’e hibe eden kadınlardır; fakat bu mutlak değil “Peygamber kendisiyle evlenmek istediği takdirde” kaydıyla sınırlıdır.145


Bu ayette konumuzla ilgili olan husus, amca, dayı, hala ve teyze kızlarıyla evlenmenin caiz olduğudur. Fakat akraba kızlarıyla evlenme, ayette “hicret etme” şartına bağlanmıştır. Müfessirler “Hicret etme”nin iki anlamı bulunduğunu belirtmişler. Bunlar ise:

1. Hz. Peygamber’in amca, dayı, hala ve teyze kızlarından Mekke’den Medine’ye Hz. Peygamber’le göç edenler olduğudur.146

2. Hz. Peygamber’in amca, dayı, hala ve teyze kızlarından İslam’a girmiş olanlar olduğudur. Bu anlamın daha doğru olduğu kanaatindeyiz.

Buna göre “Hicret etme”den maksadın müslüman olduğuna göre, acaba Hz. Peygamber’in amca, dayı, hala ve teyze kızlarıyla evlenmesinde “hicret etme” şart mıdır? Bu hususta üç görüş öne çıkmaktadır:

1. Hz. Peygamber’in amca, dayı, hala ve teyze kızlarıyla evlenmesinde “Hicret etme” şarttır.

2. Çoğunun görüşüne göre “Hicret etme” nin Hz. Peygamber’in amca, dayı, hala ve teyze kızlarıyla evlenmesinde bir şart olmaz; ancak bir üstünlük olabilir.147 Bu görüş daha tutarlı ve sosyal vakıaya daha uygun Olduğu gözükmektedir.

3. yatta geçen “Hicret etme” hükmü nesh edilmiştir. Ancak neyin bu hükmü nesh ettiği bilinmemektedir.148

Hz. Peygamber’in amca, dayı, hala ve teyze kızlarıyla evlenebilmesi için “Hicret etme” nin şart olmadığı, bunun ancak bir üstünlük olabileceği ve “Hicret etmemden maksadın müslüman olmaları gerektiği olduğuna göre; ayette geçen “amca, hala, dayı ve teyze” kelimelerin bir kısmının tekil kalıplarda kullanırken, diğer kelimeler niçin çoğul kalıpta kullanıldığının ayrıca bunların ne anlama geldiğine değinilmesinde fayda olacağı kanaatindeyiz.

Ayette “amca” ve “dayı” kelimeleri tekil kullanılırken; “hala” “teyze” kelimeleri çoğul kalıpta kullanılmıştır.

Ayette bu kelimelerin bu şekilde kullanılması konusunda farklı görüşler ortaya atılmıştır.

Kurtubi (Ö. 671/1272) “amca” ve “dayı” kelimeleri cins isim olmaları sebebiyle tekil kullanıldığı; “hala”, “teyze” kelimelerinin ise cins isim olmamaları sebebiyle çoğul sığasında kullanıldığı düşüncesindedir.149 Bunun dilbilimciler tarafından bilinen bir kural olduğu belirtilmiştir.

İbni Kesir (Ö. 774/1372).ve Şevkani (Ö. 1250/1834) ise yukarıdaki lafızların ayette bu şekilde istimalinin müzekker kelimelerin müennes kelimelere olan bir üstünlüğü olarak değerlendirmiştir.

Bütün bu konuda söylenmiş olanlar birer yorumdur, birer görüş beyan etmeden daha ileri gitmeyen birer iddiadır.

d) Ayetin Tefsiri

Ayetin tefsiri konusunda başlıca iki görüş bulunmaktadır:

Birinci görüş: Burada Hz. Peygamber’in mehirlerini ödediği takdirde mahremleri dışında dilediği bütün kadınlarla evlenmesinin helal olduğudur. Ayet-i kerime nazil olurken Hz. Peyganıber’in nikahında amca, dayı, hala ve teyze kızı yoktu. Şu halde ayeti kerime bu gibi kadınlarla Hz. Peygamber’in öncelikle evlenmesinin helal olduğuna delalet eder.150

İkinci görüş: Tefsircilerin çoğunluğunun görüşü bu ayetin inişi sırasında Hz. Peygamber’in nikâhı altında bulunan eşlerinin kastedildiği yönündedir; yani “ey Peygamber, sadece şu anda nikahın altında bulunan ve mehirlerini verdiğin kadınlar sana helaldir. Çünkü onlar seni seçtiler. Seninle yaşamayı dünyaya ve dünyanın ziynetlerine tercih ettiler.”demektir. Ayetin bu şekilde anlaşılmasını gerektiren husus, “mehirlerini verdiğin” şeklinde geçen mazi (geçmiş zaman) ifadesidir. Dolayısıyla ifadenin gelecekle ilgisi yoktur. Bu yorumu İbn Abbas’ın şu sözü de desteklemektedir: “Resıulullah daha önceleri dilediği kadınla evlenirdi. Bu, O’nun diğer hanımlarının zoruna giderdi. Bu ayet inince ayette sözü edilen kadınlardan başkaları kendisine haram kılındı ve hanımları da bu durumdan memnun olup sevindiler.”

Kurtübi, birinci görüşü yani Hz. Peygamber’in mehirlerini ödediği takdirde mahremleri dışında dilediği bütün kadınlarla evlenmesinin helal olduğu görüşünü tercih etmiştir. Görüşünü de Hz. Aişe’nin (Ö. 57/678) “Resulullah; Allah’ın, kadınları kendisine helal kılıncaya kadar ölmedi.” sözüyle desteklemiştir.151

Allah… “amcanın, halanın, dayının ve teyzenin kızlarını sana helal kıldık” buyuruyor; fakat Hz. Peygamber’in ne dayısı, ne de teyzesi bulunmaktadır. Çünkü Hz. Peygamber’in annesi Emine’nin ne erkek kardeşi ne de kız kardeşi vardı; buna rağmen Cenaba-ı Allah “dayının ve teyzenin kızlarını” ifadesini neden kullanmıştır?

Buna cevap olarak bir kısım tefsirciler, Hz. Peygamber’in dayı ve teyze kızlarıyla, Beni Zehra kabilesinin kadınlarını kastetmişlerdir. Çünkü yakın olsun uzak olsun Beni Zehra kabilesinin erkeklerine Hz. Peygamber’in dayıları, Beni Zehra kabilesinin kadılarına da Hz. Peygamber’in teyzeleri denirdi. Yine aynı tefsirciler, Hz. Peygamber’in amca ve hala kızlarıyla, Kureyşli kadınların kastedildiğini ileri sürmüşlerdir.152 Çünkü yakın olsun uzak olsun Kureyişlilere Hz. Peygamber’in amcaları, Küreyşli kadınlara da Hz. Peygamber’in halaları denirdi.

Bu genel olarak böyle olmakla beraber dar anlamda, amca ve hala kişinin baba tarafından erkek ve kadın akrabalarına denir. Dayı ve teyze ise, kişinin anne tarafından erkek ve kadın akrabalarıdır. Bu bütün herkes tarafından bilinen bir kullanımdır.

...amcanın, halanın, dayının ve teyzenin kızlarını sana helal kıldık” hitabından Hz. Peygamber’in amca, hala, dayı ve teyze kızlanyla izdivacının farz olduğu yönünde bir hükmün çıkanlması, doğru bir çıkarm olmaz.

Buradaki hitap görünüşte Hz. Peygamber’e özel olmakla beraber, hakikatte bütün ümmetini kapsamaktadır; yani “Sebebin has olması hükmün amm olmasına engel teşkil etmez.” Çünkü Hz. Peygamber’ dışındaki insanların dayı ve teyze kızları bulunmaktadır.

Halasının kızı Zeyneb binti Cahş’tan başka Hz. Peygamber’in eşlerinden hiçbiri akrabası değildir.153

Bütün bunlardan ortaya çıkan sonuç: Hz. Peygamber’e verilen izin geneldir. Ayette belirtilen sınıflardaki kadınlarla evlenme Hz. Peygamber için bir genişliktir. Evlenmesi gerektiği durumlarda, ayette zikredilen kadınlarla evlenmenin kendisine mubah olduğunun bir işaretidir.

B. Akraba Evliliği ile İlgili Hadisler (Rivayetler)

Hz. Peyganıber’in yakın akrabayla evlenmeyi hoş görmediğine dair birtakım rivayetler İslam hukuk kaynaklarında (hadis, tefsir ve fıkıh. . .vb. kitaplarında) yer almaktadır.

Burada bu sözlerin neler olduğu, gerçekten Hz. Peygamber’e ait bu kabil hadislerin bulunup bulunmadığını, bu gibi sözlerin hangi kaynaklarda yer aldığını ve gerek hadisçi, gerekse hukukçuların bunlar hakkında neler söyledilderini araştıracağız.

1. Birinci Rivayet

Yakın akrabadan evlenmeyin; zira çocuk zayıf olur.”154

Muteber hadis kaynaklannda Hz. Peygamber’e ait bu şekilde bir rivayet bulunmamaktadır.155

(Gazzali (Ö. 505/1111), nikahlanacak kadında bulunması gerekli nitelikleri sıralarken “kadının yakın akrabadan olmaması gerektiğini” de zikreder.156 Bu kanaate varırken de Hz. Peygamber’e isnad edilen bu rivayeti gerekçe gösterir. Bunu analiz ederken, akrabaya karşı şehvetin zayıflayacağını ve şehvet zayıflığının da doğacak çocuğun cılız olmasına sebep olabileceği belirtilmektedir. Ayrıca şehvetin bakma ve dokunma yoluyla arttığını, şehvetin yabancı kadınlarda daha da kuvvetli olacağını bildirmektedir.157

Zebidi (Ö. 1205/1798) “çocuk zayıf olur” ifadesini cisminin zayıf olacağı şeklinde açıklamıştır.217

Iraki (Ö. 806/1403); bu rivayetin Hz. Ömer’in (Ö. 23/643) Ali Saib’e hitaben söylenen bir söz olarak bilinmekte olduğunu söyledikten sonra, İbn Salah’ın (Ö. 643/1245): “Böyle bir rivayetin aslı olmadığı” ifadesini kullandığını nakletmektedir.158

Bu rivayet hakkında Fettani (Ö. 986/1578) ve Şevkani, “merfu hadis değildir” ifadesini kullanmışlardır; yani Hz. Peygamber’e kadar ulaşan bir sened zinciri bulunmamaktadır.159

Çağdaş İslam bilginlerinden Abdullah Nasuh Ulvan ise, bu rivayet hakkında iki görüş ileri sürmektedir. Birincisi: Bu rivayetin Hz. Ömer’den gelen bir “Eser” olduğudur. İkincisi ise: Her ne kadar bu böyle olmakla birlikte bazı hadisçilerin merfu hadis hükmünü aldığını kaydetmektedir. İbrahim Canan ise, bu tür rivayetleri zayıf yollarla gelmiş hadisler olarak nitelendirmektedir.160

Burada üzerinde durulması gereken en önemli nokta; İbn Salah tarafından rivayet hakkındaki, “Böyle bir rivayetin aslı olmadığı” şeddinde bir ifadenin kullanılmış olmasıdır. Bu ifadenin ne anlama geleceği hususunda hadis alimleri iki görüş belirtmişlerdir:

Birinci görüş: Eğer herhangi bir rivayet hakkında bu ifade kullanılmışsa bu ifadeyle böyle bir rivayetin nakledilecek bir sened zincirinin olmadığına hükmedilir. Eğer hadisin bir senedi yoksa bu hadisin bir kıymeti de yoktur, bu hadis itibara da alınmaz. Çünkü Hz. Peygamber’in sözünü nakletmede, önemli olan hadisin sahih bir sened zinciriyle gelmesidir.161

İkinci görüş: Herhangi bir rivayet hakkında bu ifade kullanılmışsa bu ifadeyle, bunun ya sahih bir senedinin bulunmadığına hükmedilir; yahutta bir senedi varsa bu sened zincirinde ‘hadis uydurucusu” veya “yalancı” bir ravinin olduğuna hükmedilir. Sonuç itibarıyla bu şekildeki rivayet mevzu hadis’tir veya Hz. Peygamber, sahabe yahut tabiilerine atılan bir yalandır.162

İbn Salah’ın bu rivayet hakkındaki “Böyle bir rivayetin aslı olmadığı” ifadesi, yukarıda belirtilen gruplardan hangisine konursa konsun; sonuç itibarıyla ya bu rivayetin senedi yoktur; böyle bir durumda bir kıymeti de yoktur ya da bu rivayet mevzü hadisler grubuna girmekte olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

2. ikinci Rivayet

Çocuklarınızın zayıf ve cılız doğmaması (sağlam bünyeli olması) için, yabancılarla evlenin”

Bu rivayetin de yaptığım araştırma sonucu muteber hadis kitaplarının hiç birinde bulamadım.163

Bu rivayetin daha iyi anlaşılması için, rivayette geçen kavramların izahını açıklamakta yarar görmekteyim.

“İğterebe” sözlüklerde “yurdundan uzaklaşmak”, “gayretli ve çalışkan olmak” ve “akrabası olmayan biriyle evlenmek” ezva fiili de “zayıflamak”,”cılız doğurmak” manalarına gelmektedir.164

Bazı mufassal Arapça lügat kitaplarında yukarıdaki kelimeleri açıkladıktan sonra, açıklamanın doğruluğunu ispatlamak için, herhangi bir senede ve kimden rivayet edildiğine değinilmeksizin bu rivayetlerin hadis olduğu geçmektedir.

İbn Kuteybe (Ö. 276/889) ravi zincirinden bahsetmeksizin bu rivayetin hadis olduğunu zikreder ve devamında şunları aktarır: “Yabancılardan evlenin, yakınlardan evlenmeyin”,”Eski atalarımız der ki: Yabancılar daha doğurgandır.”165

İbrahimu’l-Harbi (Ö. 285/898) akraba ile evlenmenin kötülüklerini anlattıktan sonra bu rivayeti hadis olduğunu belirtmeksizin nakletmektedir. Fakat Zehebi (Ö. 748/1347), İbrahim el-Harbi’nin “Garib’ul-Hadis”adlı kitabında, bu rivayetin aslının olmadığını belirtmektedir. Bu rivayetin aslı olmayanlar arasıda olma ihtimali de her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.

Maderdi; (Ö. 450/1058) eş seçiminde eşin akrabadan olmaması gereğini belirttikten sonra: “Hz. Peygamber ‘den şöyle rivayet olunur” şeklinde bu rivayeti, ortaya koyduğu hükmün delili olarak zikreder.166

Emin Mahmud Hattab “Doğurgan olmayan kadınlarla evlenmenin yasaklanması” adlı bab’da konuyla alakalı hadisi açıkladıktan sonra en son olarak şundan belirtmektedir: “İnsanın, evlenmek için, akrabası olmayan kadınları tercih etmesi müstehaptır. Çünkü akrabası olmayan kadınlardan doğacak çocuk daha kuvvetli ve daha sağlam olur. İşte bundan dolayı bazıları, “Çocuklarınızın zayıf ve cılız doğmaması (sağlam bünyeli olması) için, yabancılarla evlenin.” demişlerdir. “Yabancı kızlar daha necib, asil, zeki; amcakızları ise daha sabırlı olur.” şeklinde bir atasözü de dilden dile aktarılmaktadır.”167

Abdullah Nasuh Ulvan buna rağmen, bazı hadisçilerin, bu rivayeti merfu hadis hükmünü aldığını kaydetmektedir söylemektedir.

Bu rivayeti yapmış olduğum araştırma sonucu mevzu ve zayıf hadis kitaplarında bulamadım.

Bütün bu söylenenler ışığında bu rivayetin, birinci rivayetten daha kuvvetli olduğunu söylemek mümkündür. Ancak yine de sözün sened zincirinin tam bilinmemesi ve üzerindeki bazı şüphelerin bulunmasından dolayı, bu söze temkinli yaklaşılmasının gerektiği kanaatindeyiz.

3. Üçüncü Rivayet

Kendi kavminden evlenen evinde otlayan gibidir.”

Buna göre yakın akrabasıyla evlenen kişinin, dışarıya açılamayan, sosyal yönü zayıf, içine kapalı, dış dünya ile bağı kopuk ve diğer insanların dertlerini bilmeyen bir hayat yaşayacağı bildirilmektedir.

Burada akraba evliliği yapmanın herhangi bir beden zayıflığına veya daha başka bir hastalığa neden olabileceği üzerinde durulmamıştır. Sadece olayın sosyal boyutuna dikkat çekilmiştir.

Taberani (Ö. 360/970) bu rivayeti Talha b. Ubeydullah’dan (Ö. 36/656)168 nakletmektedir. Zebidi ise bu rivayeti, Taberani’nin Talh b. Ubeydullah’dan (Ö. 99/717) naklettiğini belirtmektedir. Burada doğru olanın bu rivayetin Talha b. Ubeydullah yoluyla nakledilmiş olmasıdır. Kanaatimizce yazım hatasından kaynaklanan bir sebepten dolayı “Ubeydullah” ismi “Abdullah”şeklinde yazılmıştır.

Rivayetin senedinde bulunan Süleyman’ın kimliği hakkında iki görüş ileri sürülmektedir:

Taberani’nin “Mu‘cemu‘l-Kebir” adlı kitabını inceleyen ve tahkikini yapan Hamdi Abdülmecid es-Silfi, senedde yer alan Süleyman’ın (Ö. 289/901) asıl adının “Süleyman b. Eyyüb b.Süleyman b. Davud b. Abdullah b. Hazlem” olduğunu; Eyyüb b. Süleyman b. Hazlem dışındaki şahısların güvenilir olduklarını belirtmektedir.169 Fakat İbn Hacer Süleyman b. Eyyüb’den, Nesai’nin (Ö. 303/915) rivayette bulunduğunu ve Nesai’nin ise Süleyman b. Eyyüb hakkında “doğru sözlüdür” ifadesini kullandığını nakletmektedir.170

Son olarak çağdaş hadis tenkitçilerinden Muhammed Nasuriddin Elbani, Taberanin’in rivayet ettiği bu sözün zayıf olduğunu belirrnektedir.171

Bu rivayetin içeriği incelendiğinde diğer rivayetlerden farklı olarak evliliğin tıbbi boyutuna değil de sosyal yönüne dikkat çekmektedir. Senedinde bulunan ravilerin durumları incelendiğinde; hadisçilerin raviler hakkında çok farklı değerlendirmeleri bulunmaktadır. Elbani’nin rivayet hakkındaki “zayıf” tır ifadesi her ne kadar bu konuda söylenebilecek en son değerlendirme olmasa da Elbani’nin bu değerlendirmesinin doğru olduğu kanaatindeyiz.

Elbani’ni diğer rivayetler hakkında ise herhangi bir değerlendirme yapmamıştır.

Hz. Peygamber’in akrabayla evlenmeyi hoş görmediğine dair bu rivayetleri yanında; Hz. Peygamberin akrabadan evlenmek istediğine dair rivayette vardır. İmam Müslim’in (Ö. 261/875) el-Camiu’s-Sahih ve Nesai’nin Sünen ‘inde geçen rivayete göre Hz. Ali, Hz. Peygamber’e “Ey Allah ‘in Resulü! Kendi Kabileni (akrabalarını) bırakıp Kureyşlilerden mi evlenmek istiyorsun?” dedi. Hz. Peygamber: “Kendi kabilemden (akrabalarımdan) biri var mı ki, onunla evleneyim?” şeklinde karşılık verdi. Bunun üzerine Hz. Ali: “Amcan Hamza ‘nın kızı var.” dedi. Hz. Peygamber “Amcam Hamza’nın kızı benim sütkardeşimdir. O’nunla evlenmem bana helal olmaz. Eğer sütkardeşim olmasaydı evlenirdim.”dedi.172

Akraba evliliği konusunda bu rivayet, sıhhat açısından diğer rivayetlerden daha kuvvetlidir. Bu durumda Hz Peygamber’in söylediği iddia edilen diğer rivayetlerin sıhhat derecelerinin kuvvetli olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Bütün bu rivayetlerin geneli hakkında bir değerlendirme yapılacak olursa şunları söyleyebiliriz:

Öncelikle rivayetlerin hiçbiri muteber hadis kitaplarında yer almayıp, genellikle “Garibu ‘l-Hadis” adlı kitaplarda bulunmaktadır.

Bu rivayetlerin Hz. Peygamber’in söylediği kabul edilse dahi, bunların genetik hastalık taşıyan belli bir kabileye tavsiye niteliğindedir.

Rivayetlerin içeriğine bakıldığında; akraba evliliğinin doğacak olan çocuklarda olumsuz yönde etkili olabileceği ihtimali ve sosyal boyutu üzerinde durulduğu anlaşılmaktadır.

C. Akraba Evliliği İle İlgili Sahabe Sözü

Akraba evliliği konusunda sahabeye ait rivayetler bulunmaktadır ki bu rivayetler çalışmamıza ışık tutacaktır.

1.Hz. Ömer’in Sözü

Ey Saib ailesi “Zayıfladınız (neslinizin kuvvetlenmesi için) yabancılarla evlenin”.

Hz. Ömer insanların akrabalarıyla evlenmelerinden dolayı zayıfladıklarını, doğacak çocuklarının kuvvetli olması için yabancılarla evlenmelerini tavsiye etmektedir.

İbn Küteybe ve İbn Hacer bu sözü İbn Ebi Müleyke (Ö. 117/735) yoluyla nakletmektedirler.173

Maverdi ve İraki ise ravi ismi vermeksizin bu sözün Hz. Ömer’e ait olduğunu belirtmektedirler.174

Yapmış olduğum araştırma sonucu Hz. Ömer’in bu sözü nerede ve ne zaman söylediği hakkında herhangi bir bilgiye rastlayamadım. Ancak çağdaş yazarlardan, Ebu Nur bu konuda şunları söylemektedir:

“Hz. Ömer Kureyş kabilesinden bedenleri zayıflamış bir topluluk gördü onlara: “Size ne oldu da bu kadar zayıfladınız, küçüldünüz?” dedi. Onlar da “Babalarımızın yapmış olduğu akraba evliliği sonucu bu hale geldik” dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer onlara: “Doğru söylüyorsunuz.”dedi.175

Hz. Ömer’in bu özünün yanında, farklı bir sözünün de bulunduğu rivayet edilmektedir. Abdurrazzak’ın (Ö. 211/826) naklettiğine göre Hz. Ömer akraba evliliğini tavsiye mahiyetinde: “Buluğa ermemiş genç kızı ortaya çıkarın; belki amca oğulları onunla ev1enmeyi isterler.” dedi.176

Ortaya sahabenin bir konuda, birbiriyle çelişen iki ayrı sözü olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu durumda şunları söylememiz mümkündür.

Hz. Ömer’in ilk sözünü kalıtsal hastalık taşıyan belli bir kabileye tavsiye olarak söylenmiş olabileceği düşünülebilir. Veya aynı konuda farklı rivayetlerin bulunması kabil akraba evliliklerinin haram olmadığının fakat böyle bir evliliğin ilk etapta tercih edilmemesi gerektiği şeklinde te’lif edilebilir.

D. Akraba Evliliği İle İlgili Örnekler (Uygulamalar)

Akraba evliliğini Hz. Peygamber bizzat kendisi yapmış ve kendi çoculdarınında akraba evliliği yapmalarına imkan sağlamıştır. Ayrıca sahabe de Hz. Peygamber zamanında ve daha sonraları akraba evliliği yapmışlardır.

1. Hz. Peygamber’in Akraba Evliliği

Kaynaklarda Hz. Peygamber’in onüç kadınla evlendiği kaydedilmektedir.177 Bunlardan altısı Kureyş’ten, diğerleri Kureyş dışı arap kabilelerindendir.

Hz. Peygamber’in yapmış olduğu tek akraba evliliği halasının kızı Zeyneb binti Cahş’la olan evliliğidir. Hz. Zeyneb de Hz. Peygamber’in halasının kızıdır.178

Hz. Zeyneb Mekke’de miladi 588 yılında doğdu. Hz. Peygamber, Hz. Zeyneb’le hicretin beşinci yılında evlendi. Hz. Zeyneb, Hz. Peygamber’le evlendiğinde otuz beş yaşındaydı. Hz Zeyneb hicretin yirminci yılında Medine’de, 53 yaşındayken vefat etti.179

Hz. Zeyneb, Hz. Peygamber’le evlenmeden önce, Hz. Peygamber’in evlatlığı Zeyd b. Harise’yle evliydi. Bu evliliği Hz. Peygamber istemişti. Daha sonra Hz. Zeyd, Hz. Zeyneb’i boşadı. Bunun üzerine Allah’u Teala Hz. Zeyneb’i Hz. Peygamber’e nikahladı.180

Hz. Zeyneb, Hz. Peygamber’in diğer hanımlarına karşı övünür ve “Sizi Peygamber’le aileleriniz evlendirdi. Halbuki beni yedi kat semadan Yüce Allah evlendirdi.” derdi.181

İbni Kesir’in naklettiği bir habere göre Hz. Zeyneb, Hz. Peygamber’e: “Ey Allah‘ın Resulü! Ben, diğer hanımlarının övünemeyeceği üç şey/e övünürüm. Övünmüş olduğum üç şey ise şunlardır: 1. Senin dedenle benim dedem aynı kişi (Abdülmuttalib) dir. 2. Beni sana nikdhlayan Allah ‘tır. 3. Aramızdaki elçi de Cebrail (a.s.)dır.”dedi.182

Hz. Zeyneb’in bu şekilde övünmekte hakkı vardı. Gerçekten hem güzeldi, hem Hz. Peygambin yakın akrabasıydı ve hem de nikahı Allah tarafından kıyılmıştı. Bundan dolayı Hz. Aişe Hz. Zeyneb’i kıskanırdı.183

Hz. Peygamber halasının kızı Hz. Zeyneb ile evlenmekle cahiliye adeti olan üvey evladın gerçek evlat gibi olduğu inanışı ve geleneğini yıktı, hem de akrabalarla evlenmenin caiz olduğunu ümmetine göstermiş oldu.

2. Hz. Fatıma’nın Akraba Evliliği

Hz. Fatıma (Ö. 11/632), Hz. Peygamber’in en küçük kızıdır. Annesi Hz. Hatice’dir. Hz Fatıma, babasına peygamberlik gelmeden beş yıl önce Kabe’nin Kureyşlilerce yenilendiği yılda (Mildi 606 yılında) doğdu.184

Hz. Fatıma, hicretin ikinci yılında; 18 yaşındayken, babasının amcasının oğlu Hz. Ali’yle evlendi. Hz. Fatıma’yla Hz. Ali’nin yaptıldan bu evlilik sonunda Hasan, Hüseyh. Muhsin, Ümmü Külsüm ve Zeyneb adlarında beş tane çocukları oldu.

Hz. Fatıma, babasının ölümünden altı ay sonra-bazı rivayetlerde üç ay sonra 29 yaşındayken vet etti.185

Hz. Fatıma’yla evlenmek için önce Hz. Ebu Bekir (Ö. 13/634) ve Hz. Ömer, Hz. Peygamber’e geldiler; fakat Hz. Peygamber kızını onlarla evlendirmedi. Hz. Ali’nin ailesi, Hz. Ali’ye Hz. Peygamber’in kızıyla evlenmesi için ısrar etti. Hz. Ali de: “Ben, Ebu Bekir ve Ömer’den sonra, nasıl Hz. Peygamber’e kızıyla evlenme teklifinde bulunurum. Kızını onlarla evlendirmeyen, benimle nasıl evlendirir.” dedi. Bunun üzerine ailesi, Hz. Ali’ye, Hz. Peygamber’le olan akrabalık bağının, kızını vermesine vesile olabileceğini söyledi. Bunun üzerine Hz. Ali de evlenme teklifinde bulundu. Hz. Peygamber de Hz. Ali’yi kızı Hz. Fatıma ile evlendirdi.186

Hz. Peygamber, kızı Fatıma’yı kavminin ileri gelenleriyle evlendirmeyip, amcasının oğlu Hz. Ali’yle evlendirmesi Hz. Peygamber’in akraba evliliğini hoş görmediği yönündeki sözlerinin zayıf olma ihtimalini daha da kuvvetlendirmektedir.

3. Hz. Zeyneb’in Akraba Evliliği

Hz. Zeyneb (Ö. 8/629), Hz. Peygamber’in en büyük kızıdır. Annesi Hz. Hatice’dir. Hz. Zeyneb hicretten 21 yıl önce (miladi 601 yılında) doğdu.187

Zeyneb, teyzesi Hale’nin Oğlu Ebü’l-Ass’la (Ö. 12/633) nübüvvetten önce Mekke’de evlendi. Bu evlilik sonucu, Ali ve Ümame isminde iki çoculdarı oldu.188

Hz. Zeyneb, babasının peygamberliğine inanıp hemen müslüman olurken, Ebü’l-Ass ise Hudeybiye antlaşmasından önce müslüman oldu. Daha sonra Ebü’l-Ass’la Hz. Zeyneb yeniden hayatlarını birleştirdiler…

Hz. Zeyneb’in müslüman olduktan sonra başka bir erkekle evlenmeden beklemesi ve daha sonra yine teyzesinin oğluyla evlenmesi, Hz. Peygamber’ in akraba evliliğine onay verdiği anlamına gelmektedir.

4. Hz Rukiyye’nin Akraba Evliliği

Hz. Rukiyye (Ö. 2/624), Hz. Peygamber’in ikinci kızıdır. Annesi Hz. Hatice’dir. Miladi 604 yılında doğdu.189 Hz. Rukiyye, babasının amcası Ebü Leheb’in Oğlu Utbe’y1e nübüvvetten önce nikh1andı.190 Ebü Leheb’in ve ailesinin, Hz Peygamber’e karşı düşmanca tutumlarından dolayı “Tebbet Süresi” nazil olunca; Ebu Leheb oğluna: “Muhammed’in kızını boşamadıkça başım başına haramdır.”dedi. Bunun üzere Utbe de Rukiyye’yi boşadı.

Hz. Rukiyye, Utbe’den sonra Osman b. Afl’an’la (Ö. 35/655)290 evlendi. Hz. Rukiyye ile Hz. Osman’ın bu evliliğinden Abdullah dünyaya geldi.191

5. Hz. Ümm-ü Külsüm’ün Akraba Evliliği

Ümm-ü Külsüm (Ö. 9/630) Hz. Peygamber’in üçüncü kızıdır. Annesi Hz. Hatice’dir. Daha çok künyesiyle bilindiğinden, asıl ismi bilinmemektedir. Hz. Ümmü Külsüm, Hz Peygamber’ in amcası Ebü Leheb’in diğer Oğlu Uteybe’yle, nübüvvetten önce nikh1andı. Uteybe de yukarıda bahsetmiş olduğumuz sebebten Hz. Ümm-ü Külsüm’ü boşadı.192

Hz. Ümm-ü Külsüm, kardeşi Rukiyye’nin vefatı üzere Hz. Osman’la hicretin 3. yılında Allah’ın emri ile evlendi.193

6. Hz. Peygamber’in Torunlarının Akraba Evliliği

a) Hz. Ümame’nin Akraba Evliliği: Hz. Ümame, Hz. Zeyneb’in kızıdır. Babası Ebü’l-Ass’dır. Hz. Ümame, teyzesi Hz. Fatıma’nın vefatından sonra Hz. Ali’yle daha sonra da Hz. Peygamber’in torunlarından Muğira’yla evlendi.194


b) Hz. Ümm-ü Külsüm’in Akraba Evliliği: Hz. Umm-ü Külsüm Hz. Fatıma’nın kızıdır. Babası Hz Ali’dir. Hz. Ümm-ü Külsüm ilk önce Hz. Ömer’le daha sonra amcasının oğlu Avn b. Ca’fer’le kocasının ölümünden sonra da kocasının kardeşi Abdullah’ la evlendi.195

c) Hz. Zeyneb’in Akraba Evliliği: Hz. Zeyneb Hz. Fatıma’nın kızıdır. Babası Hz. Ali’dir. Hz. Zeyneb, kardeşi Hz. Ümm-ü Külsüm’ün ölümünden sonra kardeşinin kocası Abdullah’la evlendi.196

Bütün bu örneklerden Hz. Peygamber’in bizzat kendisinin, kızlarının ve torunlarının akraba evlilikleri yaptıklarını öğreniyoruz. Ayrıca, sahabenin ve tabiinin bir kısmı da akraba evliliği yapmıştır.197

Fakat gerek Hz. Peygamber’in bizzat kendisinin gerçekleştirdiği, gerekse kızlarının çekleştirdiği akraba evlililderi dönemin sosyal yaşantısıyla irtibatlandırılabilir ise de; (başka bir ifadeyle, onların dar bir alan içinde yaşadıklarından böyle bir evliliğe yönelmiş olabilecekleri kanısına ulaşılabilir ise de Hz. Peygamberin diğer kabilelere mensup kadınlarla yaptığı evlilik ve zamanın iş adamlarının kışın Yemen’e, yazın Şam’a yaptıkları iş seyahatleri insanların sosyal çevrelerinin geniş olduğu ve sanıldığı gibi dar çevre içerisinde kalmadığından dolayı bu akraba evliliklerinin yapıldığı iddiasını çürütmektedir.

III. BAZI FIKHİ MEZHEPLERLDE AKRABA EVLİLİĞİ

Buraya kadar akraba evliliği konusunda Kur’an, hadis ve Sahabe sözlerinde mevcut deliller ve farklı yaklaşımlar verilmeye çalışılmıştır. Ayrıca konu Hz. Peygamber’in, kızlarının ve sahabenin gerçekleştirdiği akraba evlilikleriyle konu örneklendirilmiştir.

Bu başlık altında ise konu farklı fıkhi mezhepler açısından ele alınacaktır.

A. Hanefi Mezhebi

Hanefi kaynaklarında; kendileriyle ömür boyu evlenilmesi haram olanlar tek tek açıklanmıştır. Bu yasaklananlardan, dede ve ninenin furûu’ndan birinci tabakada olanlarla (halalar ve teyzeleriyle) izdivacın haram olduğu açık bir şekilde belirtilmiştir.

Fakat bunlann furuu ile (hala, teyze, dayı ve amca kızları) gerçekleştirilen evlilikler haram değildir. Bu hükmün iki delili vardır:

Birinci delil: Kur’an’ın “Bunların dışındakiler size helal kılınmıştır.”198 ayetidir.199

Çünkü Cenab-ı Allah hala, teyze, amca ve dayı kızlarını bu grup içerisine dahil etmemiştir. Sonuç olarak hala, teyze, amca ve dayı kızlarıyla evlenmenin helal olduğu hükmü direkt olarak ortaya çıkmaktadır.200

İkinci delil: “Ey Peygamber!... amcanın, halanın, dayının ve teyzenin seninle beraber göç eden kızlarını sana helal kıldık..”201 Ayette Cenab-ı Allah Peygamberine amca, teyze, dayı ve hala kızlarıyla evlenmesinin helal olduğunu bildirmektedir. Hüküm her ne kadar Hz. Peygamber hakkında ise de, ümmeti içinde aynı hüküm geçerlidir ve caizdir.202

Ayrıca kaynaklarda “amca oğlunun, isterse amcasının kızıyla evlenebileceği” ifadesi geçmekte olup, bu konuda herhangi bir engel de olmadığı açık olarak belirtilmiştir.

Hanefi mezhebi hukukçuları, akrabayla yapılacak nikah akdinin cevazı konusunda herhangi bir tereddüt ve mekruh olduğuna dair bir görüş bulunmadığı için akraba evliliği konusuna ayrıntılı olarak değinmemişlerdir. İnsanların ilk etapta akraba evliliğini düşünmemeleri daha uygun olacağından bu konuyu muhtasar olarak ele almışlardır.

B. Maliki Mezhebi

Maliki mezhebi de Hanefi mezhebi gibi konuyu çok dar çerçevede ele almıştır. Hükmün belirtilmesinde aynı yöntemi uygulamıştır.

Yani öncelikle kendileriyle evlenilmesi ömür boyu haram olanlar sıralanıyor, daha sonra hala, teyze, dayı ve amca çocuklarının haram kapsamının dışında tutulduğu hükmüne ulaşılıyor.203 Sonuç itibarıyla bunlarla evlenmenin caiz olduğu ortaya çıkıyor.” Bu hükme ulaşırlarken de, Ahzb süresinin 50. ayetini delil olarak getiriyorlar.

Gerek Hanefi ve gerekse Maliki mezhebi kaynaklarında konu ile alakalı hadis zikredilmemektedir.

C. Şafii Mezhebi

Şafii mezhebi kaynaklarında konu detaylı şekilde ele alınmıştır. Konu işlenirken iki değişik metot kullanılmıştır.

Birincisi; Hanefi ve Maliki mezhebinin izlemiş olduğu metottur. Buna göre önce kendisiyle evenilmesi ömür boyu haram olan akrabalar sıralanıyor. Daha sonra, bunların dışında kalan akrabalarla (hala, teyze, dayı ve amca çocuklarıyla) evlenmenin caiz olduğu sonucuna ulaşılıyor.204

İkinci olarak; konunun müstakil olarak işlenmesi şeklindedir. Buna göre evlenilecek kadında bulunması gereken özellikler sıralanıyor, bu özelliklerden birin de; kadmın yabancı olması, akrabadan olmaması olduğu belirtiliyor.205

Şirbini (Ö. 977/1569), “Yabancıyla evlenmek akraba ile evlenmekten daha iyidir.”dedikten sonra Hz. Peygamber’e isnad edilen şu rivayeti buna delil olarak getiriyor “Yakın akrabadan evlenmeyin; zira çocuk zayıf olur.”206 Buna illet olarak da, şehvetin azalma ihtimalinin bulunmasını gösteriyor. Ancak daha önce de belirttiğimiz gibi, burada da İbn Salah: “Böyle bir rivayetin aslı olmadığı” ifadesini kullanarak bu sözün aslı olmadığını vurgulamaktadır.207

Takiyuddin Subki (D. 756/1355) bu konuda her hangi bir delil bulunmadığını ve bu sözün Hz. Peygamber’den sadır olamayacağını ileri sürüyor. Çünkü Hz. Peygamber kızı Hz. Fatıma’yı amcasının oğlu Hz. Ali ile evlendirmiştir. Hz. Peygamber’in bu uygulaması, sözü olduğu iddia edilen rivayetin aksine bir delil olduğunun bir işaretidir.208

Kaynaklarda İmam Şafi’nin bu konuda şu ifadesi olduğu naklediliyor: “Müstehab olan, kişinin kendi aşiretinden (topluluğundan) evlenmemesidir.”209

Bu sözden maksat, evliliğin sosyal boyutuna dikkat çekmektir. Çünkü, evlilikle kabileler arası ilişkiler daha da kuvvetlenmiş olmaktadır.

Kendi kabilesi dışında evlenmenin ne kadar zor olduğu ve o zamanın şartları da göz önünde bulundurulduğunda, İmam Şafii’nin bu sözünü “Kişinin kendi yakınlarından (yakın akrabalarından) evlenmemesi müstehabtır.” şekilde yorumlamanın daha mantıki olacağı kanısındayız.

Buna Hz. Peygamber’in uygulamasının (kızını Hz. Ali’yle evlendirilmesinin) yakın akraba ile evlenilmede bizzat Hz. Peygamber’in uygulaması vardır anlamına gelmez. Çünkü Hz. Fatıma ile Hz. Ali amca çocukları değillerdir. Hz. Ali ile Hz. Peygamber birbirlerinin amca oğullarıdır.

D. Hanbeli Mezhebi

Akraba evliliği, Hanbeli mezhebi kaynaldarında da Şafii mezhebi kaynaklarında olduğu gibi iki ayrı yöntem takip edilerek incelenmektedir.

Öncelikle bütün mezhep kaynaklarında olduğu gibi, bu mezhepte de hakim olan görüş, evlenmeleri ebediyen haram olan kadınların dışında kalan amca, hala, teyze ve dayı kızlarıyla evlenmenin helal olduğu yönündedir.210

Daha sonra akraba evliliği, müstakil bir başlık altında incelenmektedir. Hanbeli mezhebi kaynaklarından el-Muğni’de kendisiyle evlenilecek kadında bulunması gereken özellikler arasında ‘yabancı” olması da sayılmaktadır. Bu konuya ilişkin şu ifadelere yer verilmektedir:

Evlenilecek kadının yabancı olması tercih edilir, çünkü doğacak olan çocuk daha asil ve daha doğurgan olur. Bundan dolayı “Çocuklarınızın zayıf ve cılız doğmaması (sağlam bünyeli olması) için, yabancılarla evlenin.”denilmektedir. Bazı kişiler “Yabancı, daha kıymetli (daha üstün), amca kızı ise daha sabırlı olur.” derler.211

Ayrıca İbn Kudame (Ö. 620/1223) Hz. Peygamber’in “Ey Haşim kabilesi! Yabancı kadınlarla evlenin; çünkü onların rahimleri çok bereketlidir.” sözünü nakletmektedir. Fakat bu rivayetin tahricinde bu sözün muteber hadis kitaplarında geçmediği belirtilmektedir.212

İbn Muflih de, evlenilecek kadının yabancı olması gerektiğini belirtmektedir; bununla ilgili olarak “Çocuklarınızın zayıf ve cılız doğmaması (sağlam bünyeli olması) için, yabancılarla evlenin.”sözünü aktarır. Evlenilecek kadının yabancı olmasının illetini de şu şekilde belirtmektedir: “Evlenilecek kadının akrabadan olması; eşlerin boşanmaları halinde, aileler arasında emredilen ziyaretlerin kesilmesine ve alakaların kopmasına sebeb olur.”

Aynca İbn Muflih kitabında “Yabancı kadınların daha doğurgan amca kızlarının ise daha sabırlıdır.” sözü nakletmektedir.213

1   2   3   4   5   6   7   8

Similar:

T. C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLAĞI iconDİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

T. C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLAĞI iconT. C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

T. C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLAĞI iconT. C DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

T. C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLAĞI iconDİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

T. C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLAĞI iconD U Y U R U DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞINDAN

T. C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLAĞI iconT. C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

T. C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLAĞI iconT. C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

T. C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLAĞI iconT. C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

T. C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLAĞI iconDİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

T. C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLAĞI iconT. C. DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page