Osman Nuri Yıldırım, Toplumsal Tarih, İstanbul, Mayıs 2001




Indir 43.02 Kb.
TitleOsman Nuri Yıldırım, Toplumsal Tarih, İstanbul, Mayıs 2001
Date conversion20.03.2013
Size43.02 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://www.guzelsu.com/htm/yazi/yazi/yazi01.doc
Akseki ve Aksekililik

(Osman Nuri Yıldırım, Toplumsal Tarih, İstanbul, Mayıs 2001)

Hocamızın Websitesi: http://www.akdeniz.edu.tr/egitim/akd/yildirim.htm

Akseki, insanlarıyla Türkiye'nin her tarafında, özellikle Marmara, Ege ve doğal olarak da Akdeniz bölgesinde ün salmış bir ilçedir. Aksekililer zenginlikleri, tutumlulukları, ticaretteki basanları ve pratik zekalı olmaları ile tanınmışlardır. Yalnız ticari hayatta değil eğitim alanında da ileri gitmiş, gerek Türkiye, gerek dünya çapında bilim adamları yetiştirmişlerdir. Bu oluşumun tarihsel, sosyolojik, ekonomik, dinsel, hatta etnik nedenleri nelerdir? Aksekiliğin Oluşum Süreci : Tarihi süreç içerisinde Akseki yöresi doğuda İsauria, batıda Pisidya(1), kuzeyde Lykonia(2) ve güneyde Pamfilya(3) bölgelerinin kesiştiği alan içinde kalır. Akseki'nin İbradı kaza olmadan önceki toplam köy sayısı 52'dir. Aksekilileri bulundukları yerlere göre üçe ayırabiliriz. Birincisi, Marlalılar (Akseki'nin içinden olanlar); ikincisi, İbradılılar (bugünkü ismi ile Aydınkent'ten gelenler); üçüncüsü de Aksekililerdir ki, bunlar da Akseki'nin köylerinden gelenlerdir. Akseki yöresi değişik etnik ve dini özellikleri olan bir yerdir. Akseki köylerinin neredeyse tamamına yakın bir kısmının ismi Türkçe değildir. Örnek olarak şunlar verilebilir (parantez içindekiler yeni isimleridir): Ivgala (Sinan Hoca), Elvat (ilvat), Götenna (Gödene), Gelves (Dudluca), Marulya (Akseki), İbradı (Aydmkent), Alakilise (Alaçeşme), Menariye (Minareli), Erimna (Ormana), Beldos (Mahmutlu), Gravganda (Sadıklar), Sülles (Güzelsu), Efteşe (Çukurköy), Manavul (Pınarbaşı), Kilisa (Taşlıca), Gağras (Cevizli), Tuzus (Çınardibi), Hotarya (Salihiye), Simyon (Süleymaniye), Bodamya (Bademli), Larma (Kuyucak), Dedere (Dikmen), Unuüa (Ürünlü), Gönyat (Güneyyaka), Zilan (Gümüşdamla), Çöndüre (Kepez), Emerye (Gümüşyaka), Yarpuz (Doğrul), Gecereme (Gençler). Bunlara, Türkçe ad verilmeyen Cemerler, Çimi ve Candeve gibi diğerlerini de eklemek mümkündür(4). Yukarıdaki isimlere bakınca, bunlar arasında yapı, fonetik ve ses bakımından bir bütünlük olduğu söylenemez. Bu isimler arasında guruplamalar yapmak olasıdır. Akseki yöresindeki köy isimleri üzerine Akdeniz Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri Bölümü öğretim üyeleri ve görevlileri ile yaptığımız bir çalışmada şu sonuçlan çıkardık (parantez içindekiler anlamlandır).

1. Luvvice isimler : Elvat (geçit yeri), Gravganda (doruk yeri), Manavul (ana tanrıça), Gağras (güzel doruk), Candeve (Tanrıça Kinda tapınağı), Cemerler (dağ doruğu), Götenna (duvarlı), Larma (ay ışığı), Unulla (baş veren), İbradı (gürsu), Didere (yüce ana tanrıça).

2. Helence isimler : Efteşe (bolluk), Bodamya (nehir yurdu), Bergos (surlu), Alakisia (ala kilise), Kisel (kilise), Zilan (zorbalık).

3. İyon ismi : Simyon

4. Hitit ismi : Hotarya

5. Lukkuanca : Sülles (güzel diyar?)5

6. Bilinmeyen isimler : Cece-reme, Gelves, Tuzus, Ivgala, Erimna, Gönyat vd.


Asırlar boyunca bu isimler pek çok defa değişikliğe uğramıştır. Bu köy ve kasaba isimlerinin hiçbirisi Türkçe değildir. Bu da bize Akseki yöresinde binlerce yıldan beri değişik halkların yaşadığını gösterir. Kuşkusuz, bu isimlerin hepsinin doğru olduğu düşünülmez. Çünkü, binlerce yıl içinde yazılışında ve okunuşunda değişiklikler olmuştur. Ayrıca, birçok isim yazılı dili olmayan dillerden gelmiştir. Şunu açık ve net olarak söylemeliyiz ki, yöredeki bazı isimlerin Helen ismi olması o köylerde yaşayan insanların, Helen olduğu anlamına gelmez. Nasıl bugün Türkiye'de değişik etnik kökenden insanlar Türkçe konuşuyorlarsa, o tarihlerde de değişik etnik kökene sahip insanlar Rumca konuşuyorlardı. Anadolu tarihinde Türk olup da Rumca konuşan, Rum olup da Müslüman olan veya Türk olup da Hıristiyan olan pek çok etnik gruba rastlamak olasıdır. Bugün nasıl İngilizce bir dünya dili ise, geçmişte de Rumca Anadolu'da yaşayan ve alfabesi olan yaygın bir dildi. Ayrıca, yukarıdaki isim gruplarında geçen bazı kelimelerin tanrıça adlan olduğunu görmekteyiz. Bu da bize bu bölgede yaşayan insanların varlıklarının, dişil dinlerin başladığı milattan önce yedi binli yıllara dayandığını gösterir. Milattan önce üç binli yıllarda başlayan eril dinlerden ise herhangi bir sözcüğe rastlanmamaktadır. Bu dönem eril dinler dönemi olduğu halde Akseki yöresinde Latince ve Helence bir tanrı adına rastlanmamaktadır. Bu da bizim tezimizin doğruluğunu desteklemektedir. Helenler ile Romalıların Anadolu'ya gelmelerinin milattan önce bin yıllarında olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, Akseki yöresi tarih boyunca değişik kavimlerin etkisi altında kalmıştır. Bunların başlıcaları Hattiler, Hititler, Likyalılar, Psidyalılar, Lykoniahlar, Pamfilyalılar, Isauriahlar, Helenler, Romanlar, Selçuklular ve Osmanlılardır. Helenler ve Romalılar tarih ölçüleri içinde daha dün denecek kadar yemdir. Bu dönem, bin yüz milattan önce, bin yılı da milattan sonra olmak üzere iki bin yıllık bir süreyi kapsar. Helenlerin ve Romalıların bu bölgeye dışarıdan kendi halklarından insanlar getirip, yerleştirerek ulusallaştırdıkları düşünülemez. Hiçbir kralın amacı bu olmamıştır. Denilebilir ki, Akseki yöresinin insanları yukarıdaki devletlerin baskısından kurtulmak için dağlık olmasından yararlanarak bu bölgeye yerleşmiş, öz Anadolu insanlarıdır. Bu tezimizi Anadolu kültürleri konusunda derin bilgileri olan Ekrem Akurgal ve Mehmet Özsaid'in yaptığı araştırmalar da doğrulamaktadır. Bu araştırmalara göre, Anadolu'da taş çağı milattan önce altı yüz binli yıllarda başlar(6). Psidya bölgesinde kalan Burdur Hacılar köyünde(7) ve Lykonia bölgesinde olan Beyşehir höyüğünde yerleşim MÖ 7000'li yidlarda olmuştur(8). Hattilerin Anadolu'da görünmeleri ise, MÖ 3000'li yıllara rastlar(9). Oysa, Helenlerin ve Romalıların Anadolu'ya gelmeleri, Büyük iskender'le birlikte MÖ 1000 yıllarında olmuştur. Bu göçlerin sonucu, Akseki yöresinde yaşayan öz Anadolu insanlarının tamamına yakın bir kısmı Hıristiyan olmuştur. 1800'lü yıllarda Akseki halkının yarıya yakın bir kısmının Hıristiyan olduğu söylenir.

Kemal Özkaynak, Akseki üzerine yazdığı Akseki Kazası isimli kitabında,(10) Akseki yöresinde Taşcıyan, Okçuyan, Bıçkıcıyan gibi Ermeni cemaat ve meslek sahiplerinin de olduğunu, tapu kadastro kayıtlarına dayanarak belirtmiştir. Gerçekten de Akseki yöresindeki pek çok köprü, cami, suyolu, kale ve han gibi tarihi eserlerde Romalıların ve Ermenilerin izleri görülür. İncelememizin bu bölümünde Aksekililerin ticarette çok ileri gitmelerinin nedenleri üzerinde durulacaktır. Daha önce de değindiğimiz gibi, Akseki yöresinde değişik etnik ve dini halklar yaşamışlardır. Türkler Müslüman olmadan önce Zerdüşlük, ibranilik, Buda ve Hıristiyanlık gibi dinlere inanmışlardır.(11) Hıristiyanlık olgusu son yıllara kadar bu bölgeye egemen olmuştur. Öte yandan etnik gruplar içinde Ermeni unsurunun, bu bölgenin Mersin yöresini içine alan Klikya yöresi ile sınırdaş olmasından dolayı, az çok etkili olduğu söylenebilir. Şunu açık ve net olarak belirtelim ki, Akseki yöresindeki Müslüman olmayan etnik kökenli nisanların Helenlerle ve Romanlarla soy ilişkisi yoktur. Adı geçen devletlerin ve milletlerin tarihleri ve Anadolu'ya gelmeleri daha dün denecek yenidir. Bu yörenin insanları on bin yıldan beri Anadolu'da yaşayan Etilerin ve Lykaoniaların bir uzantısı olan öz Anadolu insanlarıdır. Bilindiği gibi, gayri Müslimler arasında ziraat, sanat ve ticaret olgusu Türkmen (Yörük) ve Müslümanlara göre çok daha önce başlamıştır. Türkmenlerin son elli yıla varıncaya kadar ticaret ve sanat ile ilgilenmedikleri görülür. Türkmenler Fersin, Çaltilıçukur, Karadere ve Kızılbağ köyleri dolaylarında toplanmıştır ve bu yörelerde demircilik, semercilik, saatçilik, marangozculuk, duvarcılık, terzilik, bakkallık, çerçicilik, kiremitçilik, tuğlacılık, kalaycılık, küpçülük gibi uğraşıların pek de olmadığı görülür. Bunun sonucu olarak Türkmenlerin tamamen kapalı bir sürücü toplum görünümünde oldukları anlaşılıyor. Akseki yöresindeki tanınmış din adamlarının tamamının, gayri Müslim olan köylerden çıktığı görülür. Örneğin Ahmet Hamdi Akseki Sülles, Hasan Hüsnü Erdem Gravada, Rasih Kaplan Marulya, Kadı Abdurrahman Paşa İbradı'dandır. Yukarıdaki gelişimin bir sonucu olarak, ticari yönden gelişen Aksekililer ticarette ileri gitmiş olan Ege ve İstanbul bölgelerine doğru yüz yıldan fazla bir zamandan beri göç etmeye ve bu zengin bölgelerde iş tutmaya başlamışlardır. Boşalan ve terk edilen işyerleri, toprağa yeni yerleşmekte olan veya daha önce bu işyerleri sahipleri yanında çalışmakta olan Türkmenler tarafından devralınmıştır. Böylelikle Türkmenler de ticaret ve sanat hayatı ile tanışmışlardır. Bu sürecin daha ileriki aşamalarında, sürücülükten sonra bu yeni mesleklerinde ilerleyen Aksekililer, daha önce büyük şehirlere göç edenlerin izlerini takip ederek gelişmiş bölgelerin yolunu tutmuşlardır. Aksekililerin ticarette gelişmesinin bir diğer önemli nedeni de, Akseki'nin iç Anadolu bölgesini en kısa yoldan Alanya'ya bağlayan yol üzerinde olmasıdır. Bu yol asırlarca ticarete hizmet etmiş, bunun sonucu olarak Aksekililer mal ve para ile, kısacası ticaret ile çok önceleri tanışmışlardır. Aksekililer sadece ticarette değil, eğitimde de çok ileri gitmişlerdir. Yörenin Selçukluların başşehri olan ve medresesi bulunan Konya'ya yakın olması burada önemli bir etkendir. Bunun sonucu, özellikle İbradı yöresi, tanınmış hakim, savcı, kadı, din ve bilim adamları yetiştirmiştir. Ticaret ve sanat, Hıristiyan ve Müslüman halk arasında ilişkilerin artmasına da neden olmuştur. Bu bağlamda evlilik kurumu da kaynaşmanın artmasından önemli bir etken olmuştur. Bilindiği gibi, Müslümanlıkta, Hıristiyan bir kişinin Müslüman edilmesi ile cennete gideceği inancı yaygındır. Bundan dolayı Müslüman erkekler yöredeki Hıristiyan kadınlarla evlenmeyeyönelmiştir. Örneğin bu makalenin yazarının üç ninesinden biri Süllesli, birisi Kilisalı, birisi de Manavul'dandır. Akseki yöresinde, köyler arasındaki evliliklerin yanında, Akseki dışından yöreye yaylalamak amacı ile gelen Alanyalı ve Manavgatlı insanlarla yapılan evlilikler de önemli bir yer tutar. Akseki Yöresinde Yardımlaşma : Aksekili olma ruhunda en önemli etken, hiç kuşkusuz, yardımlaşma ve dayanışmadır. Eğer bu iki olgu olmasaydı, Aksekililer ticarette o kadar ileri gidemeyeceklerdi. Peki yardımlaşma ve dayanışmanın Aksekililer arasında bu kadar güçlü olmasının nedenleri nelerdir? Önce yardımlaşmanın tarihçesine sosyolojik yönden kısa bir göz atalım. Yardımlaşmanın ilk biçimi kuşkusuz, insanların toplu çalışması, birlikte üretmesi ve ortak paylaşımıdır, insanlar uygarlaşmadan, yani toprağa yerleşmeden ve onu işlemeden önce çok daha kolektif bir yaşam tarzı vardı. Auguste Comte 1822 yılında yazdığı Toplumu Yeniden Canlandırma Bilimsel Tasarımı başlıklı eserinde, toplumun sosyal statik ve sosyal dinamik kategoriler içinde incelenebileceğini, bunlardan birincisine giren toplumların, kolektif dayanışma içinde varlığım sürdürdüğünü ileri sürer. Aynı şekilde, Emile Durkheim 1893 yılında yazdığı Toplumsal işbölümü, isimli doktora tezinde toplumsal dayanışmayı mekanik dayanışma, yani kolektif yaşam tarzı ve organik dayanışma şeklinde ikiye ayırır. Bu genel çizgiyi göz önünde bulundurarak, başlangıçta evlilik kurumu dahil bütün yaşam şeklinin komünal olduğu söylenebilir. Kardeşlikte bile, biyolojik kardeşliğin yanında, süt kardeşliği, üvey kardeşlik, kan kardeşliği ve klan kardeşliği gibi değişik kardeşlik kavranılan vardır. Bunun temel nedeni, o günkü toplumun kolektif temellere dayanmasıdır. Yardımlaşma, dayanışma, hediye alıp verme en üst düzeydedir. Bu temel öğeler sayesinde insanlar arasında savaşlar ve düşmanlıklar azalmıştır. Bazı antrapologlar yabancı düşman kabilelerin birbirlerine hediyeler vererek kendilerini insani aştırdıklarını ileri sürerler. ilkel insanlar arasında hediye alıp vermek çok yaygındı. Karşılıklı verilen hediyelerin birbirine eşdeğer olmasına özen gösteriliyordu. Verilen hediyelerin çoğu zaman bir başkasına verilerek, hatta aynı hediyenin dolaşarak, ilk verene döndüğü oluyordu. Böylelikle bireyler arasında dostluk zincirleri kuruluyordu.(12) Hediye alıp verme bir dostluk aracıydı. Onun bir güzellik ve statü aracı olarak görülmesini ilkel insanlar uygun görmezlerdi. Eğer verilen hediyeler mal birikimine neden olursa, statüye neden olacağından ve dostlukları bozacağı kaygısından, biriken mallar ya imha edilir ya da yakılırdı. Bunun çok genel bir uygulama olmasa bile bazı toplumlarda görüldüğü bilinmektedir.(13) Levi Strauss, hediye verme ve almanın evrensel psikolojik bir gereksinmeden doğduğunu ileri sürer.(14) İlk insanlar için hediye alıp verme o kadar önemliydi ki, bir Yunan atasözü, hediye ile tanrıların satın alınabileceğini belirtir. ilk hediye alıp verme, savaş ve kavgalar sırasında ölen kişilerin karşılıklı olarak iadesiyle başlamıştır. Daha sonraları ölü değiş tokuşunu, ölen kişinin yerine canlı bir insan verme almıştır. Kölelik kurumu varolduktan sonra da, ölen kişinin yerine bir köle verme adeti başlamıştır. Bunun yerini zamanla köle yerine domuz vermek almıştır. Günümüzde feodal toplumlarda görülen başlık parasının temelinde, evlenecek kız için karşılığında verilen hediyeler yatar. Bu olgu zamanla başlık kurumuna dönüşmüştür. Evlat edinmenin temelinde bile, çocuğu olmayan ailelere en makbul hediye olarak çocuk vermek vardır. Bu genel girişten sonra, bir Türkmen köyü olan Çaltılıçukur köyünde geçmişte var olan yardımlaşma adetlerine bir göz atalım. Bu konuya geçmeden önce, köyün tarihçesini sözlü kaynaklara dayanarak kısaca anlatalım. Köyün kurucusu, mezarı halen Çaltılıçukur mezarlığında bulunan ve yakın geçmişte mezar taşı define avcıları tarafından tahrip edilen Ahmet Paşa'dır. Ahmet Paşa'nın Cem Sultan'ın ordusunda subay olduğu söylenir. Cem Sultan ile kardeşi II. Bayezid saltanat için savaşır. Savaşı kaybeden Cem Sultan Eskere'ye, yani Gündoğmuş'a gelir. Hatta burada Paşa Camii'ni yaptırır. Ahmet Paşa ise bu yöreye çok yakın olan tırnas mevkiine, muhtemelen kuzeyden gelecek tehlikelere karşı yerleştirilir. Bir süre sonra (1482), Cem Sultan Rodos'a kaçar ve Ahmet Paşa ile İstanbul'a gidip padişahtan biat diler. Adet olduğundan dolayı, biatin karşılığında, kendisine Gürcü bir cariye verilir. Cariyenin yanında iki de kızı vardır. Bu kızlardan bir tanesi Karadere'ye, diğeri de Senir'e gelin gider. Bu köyler de Türkmendirler. Ahmet Paşa böylelikle diğer köylerle dostluğu artırır. Daha sonra Ahmet Paşa, şu anki Çaltılıçukur köyünün yakınında bulunan Hanaylı'ya yerleşir. Burası suyun çok olduğu bir yere çok yakındır. Hanaylı'da bir süre kalan Türkmenler, bir develerinin öldürülmesi yüzünden Asar'daki Hıristiyanlarla kavgalı olurlar. Öldürülen deve karşılığında bu yeri, başka bir su kaynağına yakın olmasından dolayı, yerleşim yeri olarak seçerler. Burası Çaltılıçukur köyü adı ile varlığını sürdürür. Köyün oluşumunda bir diğer önemli olay Gevedere adlı bir köyde baş gösteren salgın hastalıktır. Bu hastalığın veba olduğu söylenir. Adı geçen köyde çok büyük iki mezarlık vardır. Salgın hastalıktan sonra ölülere yeterli kefen bulunamamasından dolayı, Geverede köyü Çaltılıçukur köyünden fazla miktarda kefenlik alır. Karşılığında da yaylalık olarak kullandıkları Daracık Yaylası ile Geverede köyünün bulunduğu yer Çaltılıçukur köyüne verilir. O köyde sağ kalanlar ise Çaltılıçukur köyüne taşınırlar. Çaltılıçukur köyündeki Hatiplar denilen sülale mensupları da bu köyden gelmedirler.(15) Çaltılıçukur köyünün sınırları çok geniştir. Güneyde Fersin köyü ile Kuzeyde Çimi Yaylası arasında mesafe 25 km'den fazladır. Köy sınırlan içindeki yerleşim yerleri arasındaki yükseklik ise 500 m ile 2850 m arasında değişmektedir. Bunun yanında köy halkı Tepe Dağı, Innas Çiftliği ve Kavzan Dağı denilen yerlerde çiftlik veya hayvancılık yapmaktadır. Bu çilekeş insanlar, yaz kış demeden çok zor koşullar altında çalışıp durmuşlardır. Arazinin çok engebeli olması dolayısıyla ile kalp hastalığından genç yaşta ölen pek çok insan olmaktadır. 1960'dan sonra halk özellikle Antalya ve Aydın gibi yerlere göç etmiştir. Şimdi kış aylarında köyde yalnız yaşlılar kalmaktadır. Çaltılıçukur Köyündeki Başlıca Yardımlaşma Adetleri

A- Doğumla ilgili olanlar

1. Doğum hediyesi

2. Çocuğun kırklanması

3. Diş göllesi (Diş çıktığı zaman)

4. Köstek kesme (Geç yürüyen çocuğa ceza verilmesi, daha sonra ise hediye vererek yürümeye teşvik edilmesi)

5. Sünnet.

B- Evlilikle ilgili olanlar

1. Nişan sonrası hediye dağıtımı (incir, ceviz, lokum vs)

2. Düğün davetiyesi (Hediye şeklinde okuntu gönderme)

3. Düğüne gelenlere hediye verme

4. Düğünde kesilmek üzere küçükbaş hayvan gönderme

5. Saç kavurma

6. Ödül atışı yapma (Kazanana dana, koyun, para verilmesi)

7. Sürücü böreği (Gelinin bindiği atın önünün kesilmesi)

8. Gelinin başından para veya yiyecek maddesi atma

9. Ölen eşin yerine baldızla veya teyze ile evlenme16

10. Taygeldi (Dul eşlerin ve çocukların yaptığı evlilikler).17

C- Ölüm ile ilgili olanlar

1. Ölen kişinin arkasından yemek vermek

2. Mevlüt okutma

3. 52. gün yemekleri

4. Seneyi devriye yemekleri

5. Kabir üstü ziyareti

6. Ölen kişinin arkasından ilk bayramın arifesinde

kurban kesme

7. Ölen kişi için bayramda yemek vermek.

D- Dinsel yardımlaşma türleri

1. Yağmur duası

2. İftar yemekleri

3. Bayram yemekleri

4. Kurban ziyafetleri

5. Aşure dağıtımı

6. Kandil kutlaması

7. Nevruz kutlaması

8. Hıdır idris buluşması

9. Fes kapma (Namaz surelerini öğrettiği için hocaya hediye verine)

10. Adak göllesi (Namaz kursuna başlayan öğrenci için)

11. Cerre çıkana hediye verme

12. Adak adama

13. Nezir kurbanı

14. Fitre ve zekat dağıtımı

15. Hac hediyesi verme.

E- Üretimde dayanışma türleri

1. Avcı için hak (buğday) toplama

2. Avcıya keşik yemeği verme

3. Çoban hakkı için kuzu veya oğlak verme

4. Sürek avı tertiplemek

5. Üzüm kesme yardımlaşması

6. Harman kaldırma

7. Avukma pişirme (içine atılan boncuğu veya çekirdeği bulan kişi doğan ilk kuzu veya oğlağa sahip olur)

8. Buğday üğütme (Değirmen dönüşü çörek dağıtımı)

9. Ağızlık verme (Doğuran hayvanın ilk ağzının komşulara verilmesi)

10. Gemişke (Oğlak ve kuzu olunca çobana hediye verme)

11. Sürü sahiplerinin sonbaharda çiftçilere yoğurt vermesi

12. Çiftçilerin sürü sahiplerine sonbaharda pekmez

vermezi

13. Ev imecesi

14. Keşiğe gitme

15. Hayvan yarıcılığı (Bir ineğin sütünün bakanına,

danasının sahibine verilmesi).

F- Sosyal Yardımlaşma

1. Yılbaşı kutlamaları

2. Yelebsi (Rüzgarlı günlerde rüzgarı durdurmak için

yiyecek toplama)

3. Tellal çağırma (Ev inşaatı bitince hediye toplama)

4. Yayla göçü kutlamaları

5. Köy odasına gelen yabancı konuklara yemek verme

6. Uğurluk verme (Gurbete gidene hediye verme)

7. Asker uğurlamaları.

Görüldüğü gibi küçük bir Türkmen köyünde altmışa yakın yardımlaşma adeti vardır.

Sürücülükle ilgili Türkmen ve Yörük adetleri de dışında, yılbaşı ve üretim dayanışma adetleri Hıristiyanlardan alınmıştır. Bunun yanında Türk ve İran adeti olan Nevruz: Sümer-Hitit adeti olan Yelebesi'nin yanı sıra, Arap ve Müslüman adetleri çok yaygındır. Bu adetlerde içinde Türkmen adetleri doğal olarak çoğunluktadır. Çaltılıçukur köyündeki değişik dini ve etnik yardımlaşma türlerini Alevi Türkmenler ile Hanefi Türkmenler arasındaki tarihsel ilişkilere dayandırmak mümkündür. Bilindiği gibi başlangıçta Şamanizme mensup olan Türkmenler, Anadolu'ya gelince Alevi olmuşlardır. Türkmenler toprağa yerleştikten sonra Hanefi mezhebini kabul etmişlerdir. Çaltılıçukur köyü de Hanefi bir köydür. Buna rağmen bu mezhebin en yaygın isimleri olan Osman ve Ömer gibi isimlere çok az rastlanır. Buna karşın Ali, Hüseyin ve Hasan gibi isimler o kadar yaygındır ki, bu isimlerden birisinin bulunmadığı eve rastlamamak mümkün değildir. Bu da köye ilk yerleşenlerin Alevi olduğu tezini kuvvetlendirmektedir. Kısacası Akseki'nin küçük bir Türkmen köyünde bile pek çok etnik ve dini yardımlaşma türlerini bulmak mümkündür. Bu oluşum Aksekililik kavramının oluşumunda en önemli etken olmuştur. Sonuç

Biz bu kısa araştırmamızda, Akseki yöresinin tarihsel ve sosyoekonomik yapısını açıklamaya çalıştık. Bunu yaparken, yöredeki geçmiş kültürleri, sosyolojik ve linguistik yapılan, dinsel oluşumları, Çaltılıçukur köyü örneğini de kullanarak inceledik. Böylece Aksekililik kavramının oluşumunda pek çok etkenin rol oynadığını açıklığa kavuşturduk. Görüldüğü üzere, Aksekililerin ticarette ileri gitmelerinin gerçek nedeni o yörenin doğal zenginliklerinin az olması değil, Akseki'nin farklı kültürel, dinsel ve etnik yapıların neticesi olarak ticaretle diğer yörelere nazaran çok erken tanışmış olmasıdır. Buna ek olarak yazımızda da belirtildiği gibi Akseki'nin tarihteki önemli bir ticaret yolu üzerinde bulunması da önemli bir etkendir. Farklı dinlerin ve kültürlerin getirmiş olduğu zengin gelenek ve görenekler, yardımlaşma adetlerinin kökleşmesine neden olmuştur. Bu yardımlaşma adetleri, ticaret hayatında da etkisini sürdürmüş ve Aksekililer arasındaki bu dayanışma ticarette de ileri gitmelerinde çok önemli bir rol oynamıştır. Bu da günümüzde dahi devam etmekte olan Aksekililer efsanesinin en büyük özelliğini oluşturmaktadır.


1. W.M.Ramsay, Anadolu Tarihi Coğrafyası, İstanbul, 1960, s. 366.

2. age, s. 367.

3. Mehmet Özsaid, ilkçağda Pisidya, İstanbul, 1980, s.61.

4. Kemal Özkaynak, Akseki Kazası, Ankara, 1954; Ali Sümbül, Akseki Kazası ve Köyleri, istanbul, 1989.

5. Güzelsulular, Sülles köyünün kuruluşunu Roma Generali Sulla'ya bağlamaya çalışırlar. Karadeniz'de Pontus Rum devletini kuran, Ege bölgesini de kendisine bağlayan Sulla'nın Antalya, yani Pamfilya yöresine geldiğine dair bir bilgi yoktur. MÜ 82-79 yılları arasında Roma'nm tek hakimi olan generalin Sülles gibi dağlık, yolu olmayan bir yere yüz binleri bulan ordusu ile gelmesi veya öyle yerleşim yeri kurması düşünülemez. Recai Tekelioğlu'nun "Eski Pamfilya Halkları ve Dilleri" başlıklı makalesi (Adalya, no.IV/1999-2000, s. 49-59) Sülles sözcüğünün nereden geldiği konusunda da bilgi vermektedir. Sillyon kelimesi Yunanca değildir. Seluwius kelimesi Suyolu anlamına gelmektedir. Hitit kaynaklarında Sallusa olarak geçmektedir. Sillyonlular Lukka kökenli bir kabiledir. Bir yerin adının coğrafi şartlarla örtüşme zorunluluğu vardır. Silliyon uzaktan ovanın ortasında tepsi gibi duran ve yüksekliği 500 m'den fazla olan yassı bir tepe görünümündedir. MÖ 5. yy'dan beri yazılı kaynaklarda ismi geçmektedir. Bu harabenin bulunduğu tepenin çok şahane bir manzarası vardır. Bir meslektaşım bana Sülles kelimesinin Lukkuanca "görülmeye değer diyar" anlamına gelebileceğini, sözcüğün kökünün Silliyasos olması gerektiğini söylemişti. Silliyon, silliyasos, sallusa, sülles sözcükleri aynı kökten türemiş olabilir. Gerek Sülles, yeni adı ile Güzelsu, gerekse Silliyon her ikisi de isimlerine uygun, çok güzel yerlerdir. Bu bağlamda Sülles adı, Güzelsu yerine Güzeldiyar olarak değiştirilmiş olsaydı daha yerinde olurdu. Bana göre Silliyon ve Sülles arasında, isim benzerliğinin dışında, bir başka neden vardır. Halen günümüzde bile Serik'in, Manavgat'ın Yörükleri Akseki yöresine yaylamaya gitmektedir. Eskiden bu durum çok yaygındı. Acaba Silliyonlar Sülles köyüne yaylamaya gelmiş olamazlar mı? Veya Silliyon kenti yıkıldıktan sonra savaşlardan, hastalılardan, krallardan kaçmak için bu köye yerleşmiş olamazlar mı? Halen günümüzde bile aynı adı taşıyan pek çok Antalya köyünün, Korkuteli kazası sınırları içinde aynı adla köyleri ve yaylakları vardır.

6. Ekrem Akurgal. Anadolu Kültür Tarihi, Ankara, 1998,s. 23.

7. Mehmet Özsaid, age, s. 6.

8. age, s. 8.

9. Ekrem Akurgal. age, , s. it.

10. Kemal Özkaynak, age, s. 42.

11. Ali Demirsov, Son imparatora Mektuplar, AnkaVa,1998, s. 225, 233, 235.

12. Evelyn Reed, Kadının Evrimi, c. l, İstanbul, 1983,s. 280-287.

13. Evelyn Reed, age, c. l, s. 336-341.

14. Bozkurt Güvenç, insan ve Kültür, İstanbul, 1974,s. 89.

15. Çaltılıçukur köyü eğitmeni Mehmet Ali Aldemir'in anlattıklarından.

16. Sosyolojide buna "levirad" denilir.

17. Daha fazla bilgi için bkz. İbrahim Yasa, Toplum Bilim Ders Notlan, Ankara, 1967, s. 230-234.




guzelsu.com

Add document to your blog or website

Similar:

Osman Nuri Yıldırım, Toplumsal Tarih, İstanbul, Mayıs 2001 iconToplantı Tarih: 29 Mayıs 2001

Osman Nuri Yıldırım, Toplumsal Tarih, İstanbul, Mayıs 2001 iconİLGİ: 28. Mayıs. 2001 tarih ve 70/290-817 sayılı yazınız

Osman Nuri Yıldırım, Toplumsal Tarih, İstanbul, Mayıs 2001 iconDoç. Dr. Osman Nuri ARAS

Osman Nuri Yıldırım, Toplumsal Tarih, İstanbul, Mayıs 2001 iconDoç. Dr. Osman Nuri ARAS

Osman Nuri Yıldırım, Toplumsal Tarih, İstanbul, Mayıs 2001 iconAZERBAYCAN EKONOMİSİ ve DÖNÜŞÜM SÜRECİ Dr. Osman Nuri Aras

Osman Nuri Yıldırım, Toplumsal Tarih, İstanbul, Mayıs 2001 iconGÜNEY AFRİKA Dr. Osman Nuri Aras Bakü 2004

Osman Nuri Yıldırım, Toplumsal Tarih, İstanbul, Mayıs 2001 iconDÜNYA SAVAŞLARI VE AZERBAYCAN PETROLÜ Osman Nuri ARAS, Semet Oğlu

Osman Nuri Yıldırım, Toplumsal Tarih, İstanbul, Mayıs 2001 iconSANIK OSMAN YILDIRIM SAVUNMASINDA

Osman Nuri Yıldırım, Toplumsal Tarih, İstanbul, Mayıs 2001 icon2001 1 Mayısı Reformistlerin Bayramı Olmadı Devrimci Bir 1 Mayıs da Değildi
«İşçi sınıfı Dervişlere yanıtını 1 Mayısta verecek» diyenler de, «krizin faturası kapitalistlere» diyenler de 2001 1 Mayıs alanında...

Osman Nuri Yıldırım, Toplumsal Tarih, İstanbul, Mayıs 2001 iconSANIK OSMAN YILDIRIM SORGU VE SAVUNMASINDA

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page