Birkan KOÇ (YÜKSEK LİSANS TEZİ)




Indir 189.77 Kb.
TitleBirkan KOÇ (YÜKSEK LİSANS TEZİ)
Page3/6
Date conversion20.03.2013
Size189.77 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://sosyalbilimler.uludag.edu.tr/wp-content/themes/ABCMag/ek_dosyalar/File/2004 kamu yontez o
1   2   3   4   5   6

KAMU YÖNETİMİ

ANABİLİM DALI


KENTLEŞME ve ÇEVRE SORUNLARI

BİLİM DALI

SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA – ÇEVRE HAKKININ

UYGULANMASINDA ÜLKEMİZDE GÖNÜLLÜ

KURULUŞLARIN YERİ


Nihal AÇIKALIN

(Yüksek Lisans Tezi)


Dünyamız hızlı bir çevresel bozulmayla karşı karşıyadır. Sanayileşme ile başlayan bu süreç bilim ve teknolojik gelişmelerle desteklenmiş, ekonomik büyümenin temel amaç, dünya kaynaklarının da sınırsız olduğunun kabul edilmesi sonucunda eko-dengeler geri döndürülmesi zor bir biçimde bozulmuştur. Bütün bu değişimler, üçüncü kuşak haklar adı verilen yeni insan haklarının ortaya çıkmasına neden olmuş, mevcut sorunların çözümüne yönelik olarak öne sürülen sürdürülebilir kalkınma anlayışı dünya gündemine yerleşmiştir. Geniş tabanlı bir halk katılımının hedeflendiği bu süreçte gönüllü kuruluşlar yüklendikleri işlevlerle önem kazanmaktadır. Diğer taraftan küreselleşme süreçleri serbest ticaret ve global ekonominin önündeki bütün engelleri hızla yok etme, şirketlerin dünya üzerindeki hakimiyetleri giderek artmaktadır. Bu çalışmanın amacı; dünyadaki bütün değişimler çerçevesinde gelişmekte olan ülkeler arasında yer alan ülkemizde sürdürülebilir kalkınmanın başarılmasında çevre hakkının yaşama geçirilmesinde gönüllü kuruluşların etkinliğinin değerlendirilmesidir. Dört bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde çevre hakkı ve sürdürülebilir kalkınma kavramları ortak bir zeminde ele alınmakta, çevre hakkı ve gelişme hakkı arasındaki ilişki sürdürülebilir kalkınmanın başarılmasında ekonomi-ekoloji uyumunun bir ifadesi olarak açıklanmaktadır. Çevresel hareket ve gönüllü kuruluşların ülkemiz açısından değerlendirildiği İkinci Bölüm’de yurttaşların çevre yönetimine katılımları üzerinde durulmaktadır. Üçüncü Bölüm’de Türkiye’nin ekonomik ve ticari alanda taraf olduğu uluslararası anlaşmalar, ülkemizde çevreyle ilgili mevcut yasal ve idari düzenlemeler açısından incelenmekte, global ekonomik süreçlerle sürdürülebilir kalkınma diyalektiği gözler önüne serilmektedir. Çalışmanın son bölümünde ABD’nin dev çokuluslu şirketi Cargill’in ülkemizdeki en büyük yatırımı olan Bursa-Orhangazi Mısır İşleme Tesisi, çevre hakkının uygulanmasında gönüllü kuruluşların etkinliğinin belirlenmesi açısından örnek olarak incelenmektedir. Bu bağlamda ekonomi-ekoloji dengesine dayalı sürdürülebilir kalkınmanın Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerdeki başarısı belgelerle ortaya konulmaktadır.


Danışman: Prof. Dr. Hasan ERTÜRK Sayfa Sayısı: 208


KAMU YÖNETİMİ

ANABİLİM DALI

YÖNETİM BİLİMLERİ

BİLİM DALI


TOPLAM KALİTE YÖNETİMİNİN EMNİYET ÖRGÜTLERİNDE

UYGULANABİLİRLİĞİ ve İŞLEVSELLİĞİ:

BURSA ÖRNEĞİNDE BİR ALAN ARAŞTIRMASI


Ersin TAZE

(Yüksek Lisans Tezi)


Son yıllarda Toplam Kalite Yönetiminin gerek yurt dışında ve gerekse yurt içindeki uygulama örneklerinde, bu yeni yönetim sisteminin devlet sektöründe de kullanılabileceği ve bu sistemin gereksinimlerini yerine getirmesiyle mevcut durumun daha da iyileşebileceğinin örneklerini ortaya koymuştur. Hizmet sektöründeki gelişme ve yayılma, bu sektördeki kuruluşların da kaçınılmaz biçimde Toplam Kalite Yönetimi anlayışı ile çalışmalarını zorunlu kılmaktadır. Buna en iyi örnek turizm sektöründeki gelişmeler, bankalar, hastaneler , ve eğitim kurumlarıdır. Ayrıca bu sayede, halıhazırda özel sektörde uygulanmakta olan “hizmet kalitesi”, kamu sektöründe de giderek daha çok tartışılan ve üzerinde durulan bir konuma gelmektedir.

Bu çalışmada, son yıllarda her geçen gün yelpazesinin genişlediği Toplam Kalite Yönetiminin bir kamu hizmet sektörü olan ve dikey hiyerarşi ile örgütlenmiş “Emniyet Örgütü”nde uygulanabilirliği ve işlerliği sorgulanacaktır.

Asıl odaklanılacak konu olan “Poliste Toplam Kalite Yönetiminin, hizmetlerini ifa etmesi esnasında kullanılmasının ne derece bir kaliteli güvenlik hizmeti” ortaya çıkaracağı konusudur. Bu konu, ülkemizde diğer kamu kuruluşlarında da yeni sayılabilecek Toplam Kalite Yönetimi uygulamalarının, Emniyet Teşkilatı içinde mazisi çok yeni olduğundan, kendine özgü alandaki ilklerden olacaktır. Bu yüzden uygulamadaki örnekleri yönüyle çok tatmin edici olamayacaktır. Ancak şu da bilinmektedir ki, Emniyet Örgütü, özellikle son yıllarda hem idari yönden hem de Avrupa Birliği’ne uyum çerçevesinde hukuk standartları yönüyle önemli gelişmelere imza atmaktadır.


Danışman: Doç.Dr. Bekir PARLAK Sayfa sayısı: 151


KAMU YÖNETİMİ

ANABİLİM DALI


İDARENİN TIBBİ HİZMETLERİN YÜRÜTÜLMESİNDEN

KAYNAKLANAN SORUMLULUĞU


Aziz KÜÇÜK

(Yüksek Lisans Tezi)


Bir kamu hizmeti olarak tıbbi hizmet, kamu kesimindeki sağlık kurum ve kuruluşları tarafından yerine getirilir. Tıbbi kamu hizmeti, anayasal düzenlemelerle Devlete yüklenmiş bir ödev olup, söz konusu görevin geç, hiç ya da gereği gibi yerine getirilmemesi yani kusurlu bir şekilde yerine getirilmesi idarenin hukuki sorumluluğuna yol açar. “Tıbbi hizmet kusuru” olarak nitelendirdiğimiz bu durumda, hizmetten yararlananların uğradıkları zararlar idare tarafından karşılanır. Danıştay, tıbbi hizmetlerin yürütülmesi sırasında verilen zararlardan, idarenin sorumluluğuna hükmederken genellikle ağır hizmet kusuru şartını aramakta olup, bünyesinde risk taşıyan hizmetlerden olan tıbbi hizmetlerde ise kusursuz sorumluluk esaslarının uygulanamayacağını savunmaktadır. Bilindiği gibi, idare tıbbi kamu hizmetlerini, memur veya sözleşmeli personel statüsündeki tıbbi personel aracılığıyla yürütür ve bunların kusurlu tıbbi eylemlerinden dolayı bir zarar söz konusu olmuşsa zararı yine kendisi tazmin etmek zorundadır. Ancak, “görev kusuru” olarak adlandırabileceğimiz bu durumda idare, daha sonra Anayasanın 129/V. maddesi ile Devlet Memurları Kanununun 13. maddesine dayanarak genel hükümlere göre kusurlu tıbbi personele rücu hakkını kullanacaktır. Tıbbi personelin “salt kişisel kusuru”ndan dolayı ise kendisine karşı adli yargıda doğrudan doğruya dava açılabilecektir.

Tıbbi hizmetlerden ötürü hakları zarara uğrayanlar tam yargı davası açarak zararlarının telafi ve tatmin edilmesini sağlayabilirler. Bu tazmin borcunun kapsamına maddi ve manevi zararlar girmektedir. Maddi tazminat ile zarara uğrayan kişi, gelirinde, kazancında, beden gücünde meydana gelen azalmaları ya da giderlerindeki artışları isteyebilir. Maddi tazminat genellikle bilirkişiler tarafından objektif kriterlere göre hesaplanır. Manevi tazminat ise zarara uğrayan kişinin duyduğu acı ve üzüntüyü kısmen de olsa giderebilmek için mahkeme tarafından takdiren hükmedilen manevi bir tatmin aracıdır.


Danışmanı : Doç. Dr. Kemal GÖZLER Sayfa sayısı : 136


KAMU YÖNETİMİ

ANABİLİM DALI


AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİ’NİN 3. MADDESİNİN

YAKALAMA, GÖZALTINA ALMA VE İFADE ALMA

ÜZERİNE ETKİSİ


Ufuk AKAN

(Yüksek Lisans Tezi)


‘İnsan hakları’ kavramının kullanımı, bireylerin kurumsal bir yapı olan devlet ile ilişkiye geçmeye başladığı zamana kadar gitmektedir. Bu konuda, tarih boyunca, bir çok düzenleme yapılmıştır. Ancak kapsamlı düzenlemelerin 2.Dünya Savaşı sonrasında yapıldığı söylenebilir. AİHS de kapsamlı olarak yapılan düzenlemelerden birisidir. AİHS’ nin diğer düzenlemelerden en ayırt edici özelliği, denetim mekanizması getirmiş olmasıdır.

AİHS’ nin 3. maddesi savaş ve olağanüstü hallerde bile kısıtlamaya tabi tutulamayan ve sert haklar olarak tabir edilen haklar içermektedir. 3. Madde “ Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz” demek suretiyle yasağın ne kadar kuvvetli olduğunu vurgulamıştır.

Avrupa Komisyonu, taviz vermediği bu konuda, ayrıntılı düzenlemelere gittiği, maddenin ihlalinde ne tür cezaların verilebileceğini belirlediği gibi ihlalin olmadan önlenebilmesi için Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi adı altında idari yapılanmaya da gitmiştir.

Ülkemiz maalesef ki, 3. maddenin ihlali ile ilgili aleyhinde en fazla başvuru yapılan devletler arasında yer almakta ve yapılan yargılamalar neticesi genelde mahkum olmaktadır. Yargılamayı yapan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin amacı devletleri mahkum etmek değil, var olan mağduriyetleri gidermek olduğundan demek ki bu sayı kadar mağdur vatandaşımız vardır. Bu mağduriyetler kimi zaman kasti müdahaleler sebebiyle, kimi zamansa eğitim yetersizliği veya maddi imkansızlıklar sebebiyle meydana gelmektedir.

Hangi sebeple meydana gelirse gelsin devlet bu mağduriyetleri engellemek için gerekli tedbirleri almak zorundadır. AB’ye girme sürecinde yoğun çaba harcayan ülkemiz, insan hakları konusunda da gerekli düzenlemeleri yapmıştır. Yapılanlar tabii ki yeterli değildir. Çünkü sürekli gelişen insan hakları kavramına ancak sürekli gelişen düzenlemeler ile yetişilebilir. Halen de kolluk kuvvetlerinin faaliyetlerinden, adliye teşkilatının yapılanmasına, Adli Tıp’a kadar çeşitli alanlarda reformlara ihtiyaç vardır.


Danışmanı : Prof.Dr. Hasan ERTÜRK Sayfa Sayısı : 118


2005

KAMU YÖNETİMİ ANABİLİM DALI


KENTLEŞME VE ÇEVRE SORUNLARI BİLİM DALI


MODERNLEŞME SÜRECİNDE BURSA KENTİ’NİN MEKANSAL VE SOSYAL DEĞİŞİMİ (1860- 1910)


Zeynep DÖRTOK-ABACI

(Doktora Tezi)


19. yüzyılda dünyanın herhangi bir bölgesinin tarihini dünya ekonomisi ve modernleşmenin etkilerini göz ardı ederek değerlendirmek mümkün değildir. Dünya ekonomisi ve modern Avrupa Devletleri’nin merkezi, bürokratik, dini-geleneksel, kendine özgü bir yapı gösteren Osmanlı İmparatorluğu ile etkileşimi, Osmanlı toplumsal örgütlenmesinde hızla, geri dönüşü mümkün olmayan bir sürecin başlamasına neden olmuştur. Ancak bu değişim süreci imparatorluğun her yerinde eş zamanlı olarak gerçekleşmemiştir. Bu bağlamda, 1840’lardan sonra sanayileşmenin başladığı, iç piyasadan çok Avrupa pazarları için hammadde (ipek ipliği ve koza) üreten, İstanbul’a yakınlığı nedeniyle yapılan reformların rahatça uygulanabildiği Bursa incelenmeye değer bir kent olarak görünmektedir.

Bu bağlamda “değişim”i gösterebilmek için öncelikle tarihsel arka plan niteliğinde, Bursa’nın kentsel gelişimi ve kentin genel görüntüsü ele alınmıştır. Kentte mekansal ve sosyal değişimin temel dinamiğini sanayileşme ve idari düzenlemeler oluşturmaktadır. Çoğunluğu gayrı müslüm ve yabancılardan oluşan yatırımcılar Bursa’da ard arda ipek fabrikaları açarak, Avrupa pazarları için (özellikle Lyon ve Marsilya) ham madde üretmeye başlamışlardır. Zaman zaman kozalardaki hastalıklar ve dünya piyasayaları ile bağlantılı olarak dalgalanmalar yaşanmakla birlikte, kozacılık ve ipek ipliği üretimi kentin ekonomik olarak gelişiminin motorunu oluşturmuştur. Belirlenen ölçüde gelire sahip müslüman ve gayrı müslüm kent sakinleri yeniden yapılandırılan yönetim örgütünde yer alarak kentin yönetimine sınırlı da olsa katılma olanağı bulmuşlardır.

Bursa kentinde ekonomik gelişme ve idari düzenlemeler sosyal yapıyı da etkilemiş ve bu yeni durum kent mekanına yansımıştır. İleri görüşlü bir aydın olan Ahmed Vefik Paşa’nın kente yönetici olarak gönderilmesi özellikle mekanın yeniden biçimlenmesine ivme kazandırmıştır. Kentte sanayileşmeyle bağlantılı şekilde ortaya çıkan ve azınlık burjuvazisi olarak nitelendirilebilecek üst gelir grubu, yeni yaşam ve davranış biçimleri benimsemişlerdir. Ayrıca, bu fabrikalarda çalışan Rum ve Ermeni kadın işçiler, kentte bir işçi sınıfı oluşturarak kendileriyle birlikte ailelerin hayatlarının da değişmesine neden olmuşlardır. Kentte yaşayan bürokrat ve memurlar da gerek yaşam tarzları gerekse kılık kıyafetleriyle geleneksel Osmanlı kent toplumu öğeleri dışında yeni bir grup olarak ortaya çıkmışlardır.

Bursa 1860-1910 sürecinde Fransa, İngiltere, Almanya gibi Avrupa Devletleri için pazar haline gelmiş ve kentte yeni tüketim alışkanlıkları görülmeye başlanmıştır. Kentte yaşayan insanlar moda, reklam, fiyat indirimi gibi yeni kavram ve uygulamalarla tanışmışlardır.

Modernleşme sürecinde Bursa kenti geleneksel Osmanlı kenti niteliklerinden kopmasına karşın hala “doğulu” bir kent olma karakterini korumaktadır.


Danışmanı: Prof.Dr.Hasan ERTÜRK Sayfa Sayısı:206



KENTSEL TARİHİ ÇEVRE KORUMA

(KARS ÜZERİNE BİR İNCELEME)


Ali ALTUNSOY

(Yüksek Lisans Tezi)


Hayatın var oluşundan itibaren, insanlar hep birlikte yaşama eğilimi göstermişlerdir. Bu birliktelik, küçük gruplar, kavimler, kentler, ülkeler, imparatorluklar olarak kendini göstermeye başlamıştır. Beraber yaşamın getirdiği ihtiyaçlarla insanlar, yüzyıllar boyu kendi gelenek, görenek ve dinlerini oluşturmuşlardır. Bütün bunları oluştururken yaşadıkları ortamlara, içinde bulundukları kentlere ve topraklara hep izlerini bırakmışlardır. Bu izler bazen, camiler, kilseler, hanlar, hamamlar, köprüler, kaleler, bezende yaşam biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yüzyıllar boyu bu izleri takip eden insanoğlu, tarihiyle iç içe yaşamıştır.

Bazı dönemlerde zafiyete uğrayan tarihsel çevre bilinci, son yıllarda tekrar önem kazanmıştır. Tarihin önemini yeni yeni kavrayan uluslar, şimdi o değerleri korumanın ve yaşatmanın yollarını aramakta ve tartışmaktadır. Bu amaçla, birçok organizasyon ve koruma kuruluşu çalışmalarını devam ettirmektedir.

Kars’ta bu sayısız kültür ve tarih hazinesine sahip kentlerimizden biridir. Türklerin Anadolu’ ya girişinden, günümüze kadar birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu medeniyetlerin her biri Kars’ a ayrı ayrı değer katmıştır. Günümüzde Kars ilinin, “ Eski Şehir Merkezi” sit alan olarak korunmaktadır. Fakat eski şehir yer yer, bilinçsiz ve umursamaz yerleşimlerin tehdidi altındadır. Bu tehdit, her geçen gün artarak ve daha acımasızca devam etmektedir. Kaybedilenler bir tarihten çok, bizi biz yapan kendi benliğimizdir.

Bir an önce tarihsel kenti yok eden, bu akıl almaz yerleşimlerin ve duyarsız siyasi beklentilerin önüne geçmek ve değerlerimize ulusça sahip çıkmak zorundayız. Aksi halde tarihten bize kalan bu miras yok olup gidecektir.


Danışmanı : Prof.Dr. Hasan ERTÜRK Sayfa sayısı : 122


SİYASET VE SOSYAL BİLİMLER BİLİM DALI



POLİTİK FELSEFEDE NİHİLİZM SORUNU:

NIETZSCHECİ BİR TARTIŞMA


Derda KÜÇÜKALP

(Doktora Tezi)


Nihilizm, çağdaş politik felsefenin en önemli sorunudur. Genel olarak nihilizm, yaşamın yadsınması anlamına gelir. Yaşamın yadsınması, politik felsefe açısından üç temel sorun içerir. Bu sorunlar, bireyin çözülmesi, farklı yaşam tarzlarının yadsınması ve “yeni olan” ın engellenmesidir.

Nietzsche’ye göre, nihilizm, Batı metafiziğine ait bir sorundur. Batı düşüncesi, gerçek-görünüş ayırımı üzerinde temellendiğinden dolayı, nihilistik bir mantığı içerir. Batı düşüncesinde tarihdışı gerçek dünya lehine yaşam inkâr edilir. Nietzsche bu inkar nedeniyle, nihlizmi Batı düşüncesi ve kültürünün bir yazgısı olarak görür. Bu yazgı, modern dönemde açığa çıkmıştır. Gerçek dünyayı karakterize eden değerler, değersizleşmiştir. Nietzsche bu durumu “Tanrı öldü” sözü ile dile getirir.

Nietzscheci perspektifte modern düşünce Batı metafiziğinin seküler bir formu olduğu için, nihilistiktir. Aynı şekilde modern politik düşünce de, Hıristiyan ahlâkının seküler bir formudur. Modern devlet, Hıristiyan Tanrısının yerini alırken, liberalizm, sosyalizm ve anarşizm gibi demokratik ideolojiler de Hıristiyan dünya yorumunun yerini almıştır. Nietzsche modern devleti ve modern ideolojileri eleştirir. Çünkü onlar, yaşamı yadsıyıcı dünya görüşleridir.

Nietzsche nihilizmi bir sorun olduğu kadar bir fırsat olarak da görür. Ona göre, Tanrının ölümü, yeni değerlerin yaratılması için bir fırsattır. Bu tespit, Nietzsche’nin pozitif etiği ve pozitif politik düşüncesine temel teşkil eder. Nietzsche, nihilizm sorunuyla mücadelede yaşamı onaylayıcı bir etik önerir. Nietzsche’nin etiği nihilistik olmayan bir politik düşünce ve pratik açısından önemlidir. Öte yandan Nietzsche’nin “güç felsefesi” de çağdaş demokrasi teorisi açısından birtakım açılımlara sahiptir. Nietzsche’nin felsefesi, kimlik ve farklılık politikalarını destekler.


Danışmanı: Prof.Dr.Ali Yaşar SARIBAY Sayfa Sayısı:222


FEMİNİZM VE İSLAM İLİSKİSİ

İSLAMİ FEMİNİZM”


Özlem İNGÜN

(Yüksek Lisans Tezi)


Batı’ da başlayarak zamanla tüm dünyayı etkisi altına alan feminizm, genel anlamda cinsiyet ayrımını sona erdirmeyi amaçlamaktadır ve Türkiye’ de de etkisi bu yönde olmuş fakat kültür, coğrafya, din, sosyal ve ekonomik farklılıklar sebebiyle etki alanları farklılaşmıştır. Ülkemizde, feminizmin oluşturduğu haklar ve özgürlükler söylemine farklı perspektiflerden de olsa feministlerle beraber, İslami kesim kadınları da katılmaktadır. İslamcı kadınlar özgürlük söylemine türbanları özelinde katılmakta, örtünerek özgürleştiklerini savunmaktadırlar. Mücadeleleri bu yönde olmaktadır. Bu çalışmada feminizmin teorik çerçevesi açıklanarak, Türkiye özelinde etkileri incelenmiştir. Bu bağlamda, İslam’ ın feminizmle ilişki içinde olup olmadığı incelenerek, kadınların yaklaşımları irdelenmiştir. Çalışmada feminizm, İslam türban ve feminizm-İslam ilişkisi 3 ayrı bölümde incelenmiş, konuya ışık tutması amacıyla ilgili kişilerle röportajlar yapılmıştır. Tüm bu incelemelerin sonunda, tek tanrılı dinlerden biri olan İslam’ ın ataerkil yapıya sahip olduğu, özelinde kadınlara getirilen kısıtlamalar ve örtünme zorunluluğu ile kadınların ikinci plana itilerek, özgürlüklerinin kısıtlandığı sonucuna varılmıştır.


Danısman : Yrd. Doç. Dr. Mert GÖKIRMAK Sayfa Sayısı : 198


HUKUK BİLİMLERİ BİLİM DALI


YASAK SORGU YÖNTEMLERİ VE BUNLARIN SONUCUNDA ELDE EDİLEN DELİLLERİN HUKUKUMUZDA VE BATI HUKUKUNDAKİ GEÇERLİLİĞİ


Hakan İNANKUL

(Yüksek Lisans Tezi)


Suçların aydınlatılmasında ve suçluların ortaya çıkartılmasında bilimsel yöntemlere rağmen, sanık beyanı bu konudaki öneminden günümüzde fazla bir şey kaybetmiş değildir. Bunun sonucu olarak hazırlık soruşturmasını yürüten kolluk tarafından yapılan sanık sorgulamasının önemi tartışılmazdır. Kolluk, sorguda birtakım sorgu teknik ve taktiklerini uygulamaktadır. Hukuka aykırılık sınırına varmadığı, sanığın iradi karar verebilme hürriyetini ihlal etmediği sürece kolluğun sorgusunda uyguladığı teknik ve taktikler hukukidir ve hazırlık soruşturmasının gereklerinden biridir.

Sorgulayan kişinin sanığa karşı zor kullanması ya da yasak sorgu yöntemlerine başvurması hallerinde sanığın iradi karar verme hürriyeti korunmamış olmaktadır. Oysa sanığın kendini suçlamama esası, birtakım hukuka aykırı yöntemlerle, sanığın kendi aleyhine sonuç doğuracak davranışlara zorlanmasını yasaklamaktadır. Bu yasakla korunmak istenen fayda; sanığın kendi kaderini belirleme ve bunun kişisel sorumluluğunu taşıma hususlarıdır. Hukuk devleti suç ile suçlularla mücadele ederken kendi koymuş olduğu kurallara uymak zorundadır. CMUK’ nun 135/a maddesinde açıkça yasak sorgu yöntemleri sayılmıştır. Bunlar kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama, kanuna aykırı menfaat vaadinde bulunma olarak ifade edilebilir. Eğer bu yöntemleri kullanarak suça ulaşmış, suçluyu yakalamış, delil bulmuşsanız hukuka aykırı bir işlem yapmışsınızdır demektir ve bunların muhakemede kullanılmaması gerekmektedir.

Sonuç olarak sanığın ifadesi, ancak, sanığın kendi serbest iradesinin sonucu olarak ortaya çıkabildiği durumlarda bir delil olabilir. Sanığın serbest, hür iradesine dayanmayan, yasak sorgu yöntemleriyle elde ettiğiniz delillerin hiçbir geçerliliği bulunmaz. Bu durum da açıkça CMUK’ da gösterilmiştir.


Danışmanı: Prof. Dr. Doğan ŞENYÜZ Sayfa sayısı: 110


YÖNETİM BİLİMLERİ BİLİM DALI


BAGIMSIZ İDARİ OTORİTELER VE TÜRKİYE

UYGULAMASINDAN BİR ÖRNEK: ENERJİ PİYASASI DÜZENLEME

KURUMU


Mehmet Zahid SOBACI

(Yüksek Lisans)


Devletin ekonomik ve toplumsal yasamdaki değişen rolünün kamu yönetimine yansıması olarak değerlendirilen ve yasamın hassas sektörleri olarak kabul edilen rekabet, bankacılık, enerji, finans, insan hakları ve gıda ve ilaç güvenliği gibi sektör ve alanlarda düzenleme ve denetim yapan bağımsız idari otoriteler, ekonomik, toplumsal ve siyasal yasamı gün geçtikçe daha fazla etkilemektedirler. Politikacılar ve ilgili oldukları sektördeki aktörlerin karsısında konumlarının güçlendirilmeleri ve söz konusu aktörlerden gelebilecek telkin ve baskılardan izole edilmeleri amacıyla bağımsızlık ile donatılan bağımsız idari otoriteler, sahip oldukları özellikleri, görev ve yetkileri, sorumlulukları, örgütlenmeleri, personeli ve bütçeleri ile idari örgütlenme içerisinde yer alan klasik idari birimlerden farklılık arz etmektedir. Anglo-Sakson yönetim geleneğinde uzun bir tarihsel geçmişe sahip olan bağımsız idari otoriteler, sahip oldukları özellikleri nedeniyle üniter devlet yapısının temel ilke ve prensipleriyle çatışmaktadır. Bu bağlamda, söz konusu kurumlar meşruiyet ve hesap verebilirliklerindeki yetersizlikler açısından eleştirilmektedir. Dolayısıyla, bağımsız idari otoritelerin ülkelerin kendi iç ihtiyaçlarından varlık bulması ve kendine has ilke ve özelliklere göre yapılandırılması gerekmektedir. Türkiye’de bağımsız idari otoriteler Avrupa Birligi ’ ne üyelik süreçleri veya ekonomik krizlerin atlatılması sürecinde uluslar arası örgütlerin telkini gibi konjonktürel ve zorlayıcı gelişmeler sonucu ortaya çıkmıştır. Türkiye’deki bağımsız idari otoritelerden biri olan ve 2001 yılında benzer süreçler sonrasında oluşturulan Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, özellikleri, görev ve yetkileri, sorumlulukları, örgütlenmesi ve idari ve mali özerklikleri açısından üst düzey bir bağımsız idari otoritedir.


Danışmanı : Doç.Dr. Bekir PARLAK Sayfa Sayısı:


BURSA OSMANGAZİ VE İNEGÖL BELEDİYLERİ

YÖNETİM SİSTEMLERİ : KALİTE YÖNETİMİ PERSPEKTİFİNDEN KARŞILAŞTIRMALI BİR ANALİZ


Sanem BERKÜN

( Yüksek Lisans Tezi )


Ülkemizde, yerel yönetimleri güçlendirme ve yerel yönetim hizmetlerinin sunumunda etkinlik sağlama, hedeflerini gerçekleştirme yolları arasında Toplam Kalite Yönetimi modelinin yerel yönetimlerde uygulanması üzerinde odaklanan çalışma, odaklanan bu noktayı ortak nokta haline getirmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, Toplam Kalite Yönetimi modelinin hedeflere ulaşmada büyük katkılar sağlayacağı düşüncesinden hareketle; Toplam Kalite Yönetimi modelini uygulayan Bursa Osmangazi ve Toplam Kalite Yönetimi modelini uygulamayan Bursa İnegöl Belediyeleri yönetim sistemlerini, Toplam Kalite Yönetimi bağlamında, yapılan anket ve dokümantasyon çalışmaları ışığında inceleyerek, Toplam Kalite Yönetimi modelinin yerel yönetimlerde uygulanmasının yerel yönetim hizmetlerinin sunumunda etkinlik sağlayacağı, halkın yerel yönetimlere olan güvenini, ilgisini ve bağlılığını çoğaltacağı ve dolayısıyla demokratikleşmeyi hızlandırıcı yönde etkide bulunacağı sonucunu elde etmiştir. Bazı belediyelerimizin Toplam Kalite Yönetim tekniklerini, yönetimlerine aktararak elde ettikleri büyük başarılar, büyük bir bölümü boş olan bardağımızı çağdaş yönetim tekniklerinden yararlanarak kolaylıkla doldurabileceğimizi kanıtlamaktadır.


Danışman : Doç.Dr. Bekir PARLAK Sayfa Sayısı : 125


KIBRIS: YENİ DEVLET YAPILANMASINDA BİR ÇÖZÜM

ÖNERİSİ OLARAK FEDERASYON.


Hakan Aksoy

(Yüksek Lisans Tezi)


Kıbrıs’ın yaklaşık 8000 yıllık tarihi adanın hakimiyetini elde etmeye veya elinde tutmaya çalışan uygarlıkların savaşları, barışları ve mücadeleleri ile doludur. Toplumsal ve ekonomik olarak Avrupalı olan ada, coğrafi ve tarihi yönden Ortadoğu’ya olan bağını, siyasi ve hukuki yaşamındaki karışıklıklardan kurtulamayarak ortaya koyar.

Bu çalışma, Kıbrıs adası üzerinde yıllardır süregelen anlaşmazlığı objektif ve doğru olarak ortaya koymaya ve sorunun adil ve kalıcı çözümü için siyasi, hukuki, ekonomik ve kültürel olarak dikkate alınması gereken noktalara dikkat çekmeye çalışmaktadır.

Yukarıdaki noktalara ek olarak, ada üzerinde kurulması gereken devlet örgütlenmesinin ne olması gerektiği konusu da sebep ve sonuçları ile irdelenecektir. Bütün bu etkenlerin incelenmesi sonucunda elde edilen bilgilere dayanan somut bir çözüm önerisine yer verilecektir.

‘Kıbrıs Sorunu’ na çözüm bulmak amacında olan bir kimsenin yapması gereken ilk şey sorunun nereden kaynaklandığını bulmaktır. Bu da bütün ayrıntıları da dikkate alacak şekilde Kıbrıs tarihini incelemeyi ve sorunu anlamaya çalışmayı gerektirir. Ancak objektif bir şekilde tarihsel perspektif tüm ayrıntılarıyla incelendikten sonra ileriye dönük sağlıklı değerlendirme ve öneriler yapılabilir; aksi halde soruna çözüm önerisi getirmek bir yana, sorunu doğru anlamak bile mümkün olmayacaktır.

Bu yüzden çalışmada, sürekli ve detaylı arşiv araştırması, tezin yazılması sürecini de içine alan, sürekli güncellenen gazete ve dergi araştırması, özel mülakatlar ve diğer kaynaklar kullanılmıştır. Bu yolla, mümkün olan en geniş veritabanı oluşturulup tez içinde kullanılmıştır.

Kıbrıs her zaman uygarlıkların kendi güçlerini uygulama alanı olarak gördükleri, çoğu zaman ulusal, bazen de uluslararası ‘davalar’ın yürütüldüğü bir ‘stratejik’ alan, bir satranç tahtası olmuştur. İşte bu sebepten dolayı Kıbrıs’ın tarihi ne yazık ki bu ulusal davalar ve ideolojiler uğruna zaman zaman umarsızca tahrif edilmiştir veya edilmektedir. Bu sebeplerden dolayı, çalışma hazırlanırken konunun tarihsel boyutuna çok önem verilmiştir.

Kuşkusuz bilimsel gerçeklere dayalı, tarafsız tarihsel çalışmaların çoğalması, toplumların öz geçmişlerini bilmesi açısından önemli olduğu gibi, mevcut Kıbrıs Sorunu’nun çözümü aşamasında hayati önem arz etmektedir. Bu tür çalışmaların çoğalması ada üzerinde ‘Sürdürülebilir Barış’ın tesisi ve temini için de çok büyük önem teşkil edecektir.

Çözümsüzlüğün günümüze dek sürmesinin en önemli iç sebeplerinden olan Kıbrıslılık Ortak Bilincinin Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarına aşılanmaması ve bununla birlikte toplumların gençlerini taraflı bir tarih bilinci ile karşıt ideolojik koşullanmalara yönlendirmeleri; Kıbrıslı yönetenlerin (Kuzey’deki mevcut yönetim hariç) çözüm için en önemli koşullardan olan siyasi iradeyi göstermekten kaçınmaları ve Güney Kıbrıs’ta hakim olduğu maddi ve manevi güç ile yaklaşık 150 yıldır sürdürdüğü gerici ve bağnaz tutumunu amansız bir çözüm karşıtlığıyla pekiştiren Rum Ortodoks Kilisesi’nin faaliyetleridir.

‘Dış Sebepler’ başlığı altında, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların tarihsel ve kültürel bağlarla bağlandığı ‘Anavatanlar’ın Kıbrıs Sorunu’nun çözümsüzlüğe olan etkileri ve sorunun Türkiye ve Yunanistan açısından ele alınış şekli olan ‘Milli Dava’ kavramı incelenmiştir.

Çalışmada, temel olarak dünyada devlet örgütlenmelerini incelenmiş ve bunlar arasından Birleşik Kıbrıs’a en uygun devlet örgütlenmesini tespit etmeye çalışılmıştır. Kuşkusuz her yönetim sisteminin uygulama aşamasında birtakım avantajlar ve riskler ortaya çıkaracağı gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır. İşte çok kültürlü toplumlarda sözü geçen riskler artmakta ve devlet yönetimini işlemez hale getirebilmekte ve hatta devletin yıkılmasına dahi neden olabilmektedir. Özellikle klasik sömürgeciliğin sona ermesinden sonra eski İngiliz sömürgelerinde (post-colonial) yaşanan egemenlik paylaşımı sorunları milliyetçi kışkırtmalarla birleşince etnik çeşitlilik gösteren coğrafyalarda sancılı dönemler yaşanması kaçınılmaz olmaktadır. Federal yapılar, çeşitliliği dışlamayan, aksine sahiplenen ve içselleştirip birliğe dönüştüren yapılardır. Kuşkusuz çok kültürlülük getirdiği risklerin yanında, değerlendirilebildiği takdirde, her ülkenin ve dolayısıyla her yönetimin sahip olmak isteyeceği potansiyel bir güçtür.

Çalışmada içindeki toplumsal dinamiklerin ve ada dışından gelen olumlu/olumsuz baskıların soruna ne gibi etkileri olduğunu incelenmiş ve son bölümde de sürece dahil olan AB’nin soruna/çözüme ne gibi etkileri olduğunu irdelenmiştir. Ayrıca, BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Kıbrıs için hazırlamış olduğu çözüm taslağını detaylı olarak ele alınıp, sözü geçen parametreleri ne oranda karşıladığı incelenmiştir.

Kıbrıs sorununun çözüme ulaşmasının önündeki en temel engellerden biri Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklerle her türlü eşit paylaşıma hazır olmamasıdır. Gerek tarihsel nedenler, gerekse mevcut asimetrik statüler nedeniyle, iki toplum arasındaki uçurum Kıbrıslı Rumlar lehine aşırı derecede açılmıştır. İşte bu durum, ada üzerindeki kalıcı barışın kurulması ve yaşatılmasını son derece güçleştirmektedir.

Sonuç olarak, Kıbrıs, çözülmesi gereken çok bilinmeyenli bir denklem gibi dünyanın gündemini meşgul etmektedir; ancak çözmek için ön koşul ‘anlamaktır’. Önce Kıbrıslılar, sonra da ada dışındakiler sorunu çok iyi anlamalı ve anladıktan sonra çözüm önerisi getirmelidirler.

Çalışma, detaylı teknik ve özverili araştırma sonucunda, Birleşik Kıbrıs için doğru yönetim şeklinin , tez içinde belirtilen siyasi ve hukuki şartların karşılanması şartıyla, özel düzenlemeleri de (asimetrik) içeren, iki toplumlu, iki kesimli federal Cumhuriyet olarak belirlemiştir.

Çalışma, Yüksek Lisans Tezi olarak, Hakan Aksoy tarafından hazırlanmıştır ve tezin danışmanlığını Doç. Dr. Bekir Parlak yapmıştır. Tezin savunma jürisinde Prof. Dr. Hasan Ertürk ve Doç. Dr. Göksel İşyar bulunmuştur.

Danışmanı : Doç.Dr. Bekir PARLAK Sayfa Sayısı:


YÖNETİŞİM PERSPEKTİFİNDE TOPLUM DESTEKLİ

POLİSLİK HİZMETLER VE

BURSA İL EMNİYET MÜDÜRLÜĞÜ ÖRNEĞİ


Seyhan YILDIRIM

(Yüksek Lisans Tezi)


Hizmet ve uygulama açısından polis dünyada birçok üniversitede araştırma konusu olmakta ve bu alanda yapılan çalışmalar çeşitli platformlarda değerlendirilerek huzur ve güvenliğin sağlanması anlamında “polislik” ile ilgili problemlere temel oluşturmaktadır. Bu tez çalışması da yönetişim perspektifinde Toplum Destekli Polislik açısından polis hizmetlerini sorgulama amacıyla yapıldı.

Özellikle Amerika ve Avrupa ülkelerinde “polis” ve “polislik” konularında birçok bilimsel araştırma yapılmakta ve bu alanda üniversitelerde kürsüler oluşturulmaktadır. Ancak bu alanda Türkiye’de yapılan çalışmalar çok az sayıdadır. Buna rağmen son yıllarda yapılan çalışmalar, en önemlisi de Polis Akademisi’nin Güvenlik Bilimleri Fakültesine dönüştürülmesi bu alanda atılan kayda değer adımlardandır.

Suç sosyal bir olgudur, ve suçların temel sebepleri ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel problemlerden kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla sadece polisiye yöntemler kullanmak, suçların kontrol ve önlenmesinde başarı sağlayabilmek için yeterli değildir. Suçların kontrol ve önlenmesinde halk ve desteğinin önemi azımsanamayacak ölçüdedir. Bunun için polis ve halkın karşılıklı anlayış ve uyum içinde olmaları gerekmektedir. Aksi halde polis ile halkın arasında uçurum olması ve her iki tarafın birbirlerine önyargı ile bakmaları, kamu düzeni ve asayişin sağlanmasını güçleştirir.

Suçla mücadelede dünyanın hiçbir ülkesinde polis teşkilatları tek başlarına tam olarak başarılı olamamışlardır ve olamayacaklardır da. Bu durum polis teşkilatının bir eksikliği değildir. Suç, toplumsal bir olaydır. Çözümü de yine toplumun içindedir ve toplumla beraberce bulunmalıdır. Suça karşı en başarılı mücadele, ancak, halkın aktif desteği ve kurumlar arası işbirliği ile yapılabilir.

Bu tez çalışmasında ilke olarak Yönetişim kavramının ortaya çıkışı, temel yaklaşımlar, kamu yönetimine uygulanırlığı, Türkiye’ ye yansımaları – gelişimi ve uygulanışı ile yönetişim kavramına yöneltilen eleştiriler üzerinde durulmuştur. Ayrıca yönetişim aktörleri, e-devlet uygulamasında yönetişim, yönetişimin iki temel kavramı katılım ve ortaklık ile yetki ve sorumluluk paylaşımı konuları incelenmiştir. Bunun yanında Avrupa Birliğine uyum sürecinde Türk Polis Teşkilatı, polisin toplumsal yaşama etkisi, Toplum Destekli Polislik ve yönetişim perspektifinde Toplum Destekli Polislik konuları değerlendirilmiş, Türk Polis Teşkilatı’nda saydamlık – şeffaflık anlayışı, hesap sorulabilirlik, halkın katılım ve etkinliğinin sağlanması ile alınan kararlarda halkla sorumluluk paylaşımı konuları üzerinde durulmuştur.


Danışmanı: Doç.Dr.Bekir PARLAK Sayfa Sayısı: 183


EMNİYET TEŞKİLATINDA HİZMETİÇİ EĞİTİM FAALİYETLERİ VE

POLİS EĞİTİM MERKEZLERİ


Bülent GÜRCAN

(Yüksek Lisans Tezi)


Günümüzün hızla değişen şartları toplumlar ve bireylerin yaşamlarını doğrudan etkilemektedir. Bütün bu gelişmeler bir yandan toplum yaşamını etkilerken bir yandan da bireyin sahip olması gereken niteliklerin sürekli olarak değişmesine ve artmasına neden olmaktadır. Bugün, her zamankinden daha fazla bireyin eğitilmesine ve sürekli geliştirilmesine ihtiyaç vardır. Kişi yada hizmet verdiği kurum ne kadar mükemmel olursa olsun gelişime ayak uyduramadığı taktirde yok olmaya mahkumdur. Personelin kendini yetiştirmesi ve geliştirilmesinden söz edilince, hizmet içi eğitim akla gelmektedir.

Suç ve güvenlikle ilgili unsurların, yasaların, hızla değişmesi ve bu değişimin gelecek yüzyılda daha da hızlanarak devam edecek olması, polislik görevinde çeşitlenmelere neden olurken aynı zamanda sürekli eğitimin de zorunlu kılmaktadır.

Eğitimle görev birbirinden kopuk iki aşama değil, birbiriyle devamlı bir bağlantı ve ilişki içinde olması gereken iki süreçtir. Mesleğin içiyle meslek eğitimi bir bütündür. Dolayısıyla bir mesleğin eğitimi, okulda verilen eğitimle bitmemektedir. Okul sadece bir başlangıç olup asıl eğitim meslekte verilmektedir. Gelişmiş bir çok ülke polis eğitimlerinde ‘kısa süreli teorik eğitimden’ sonra, sıklıkla tekrar eden bir ‘meslek içi eğitim’ görülmektedir.

İşte ülkemizde Emniyet Teşkilatında hizmet içi eğitime daha fazla önem vermek amacıyla Emniyet Genel Müdürlüğü’nde yeni bir yapılanmaya gidilmiştir. 2001 yılında kabul edilen Polis Yüksek Öğretim Kanunu ile 20 Polis Okulu, 2 yıllık eğitim veren Polis Meslek Yüksekokullarına dönüştürülürken, 7 Polis Okulu ise hizmet içi eğitimlerde kullanılmak üzere Polis Eğitim merkezleri haline getirilmiştir. Böylece oluşturulan Polis Eğitim Merkezleri ile hizmet içi eğitimlere gereken önemin verilmesi açısından ciddi bir fırsat doğmuştur.

Yapılan bu çalışmanın amacı Emniyet Teşkilatındaki hizmet içi eğitim faaliyetleri ve bu doğrultuda teşkilat bünyesinde oluşturulan Polis Eğitim Merkezlerinin değerlendirilmesi oluşturmaktadır. Uygulanan ankette Bursa Polis Eğitim Merkezinde düzenlenen kurslara katılan toplam 1218 amir ve memur kursiyerler ile 137 öğretim görevlisi örneklem olarak seçilmiştir.


Danışmanı: Doç.Dr.Bekir PARLAK Sayfa Sayısı: 170


2006

KAMU YÖNETİMİ ANABİLİM DALI


SİYASET VE SOSYAL BİLİMLER BİLİM DALI

1   2   3   4   5   6

Similar:

Birkan KOÇ (YÜKSEK LİSANS TEZİ) iconTez çalışmalarının başlıcaları, amaçlarına, aşama sıralarına göre şöyle adlandırılabilir: Bitirme Tezi ya da Diploma Tezi, Ustalık Tezi ya da Yüksek Lisans Tezi, Mastır Tezi, Uzmanlık Tezi ya da Doktora Tezi, Öğreticilik Tezi ya da Doçentlik Tezi

Birkan KOÇ (YÜKSEK LİSANS TEZİ) iconTez: Yüksek lisans tezi, doktora tezi ya da sanatta yeterlik tezi. Sanat Eseri Raporu

Birkan KOÇ (YÜKSEK LİSANS TEZİ) iconTez: Yüksek Lisans tezi, Doktora tezi ya da Sanatta Yeterlik tezi. Rapor

Birkan KOÇ (YÜKSEK LİSANS TEZİ) iconYüksek Lisans Tezi

Birkan KOÇ (YÜKSEK LİSANS TEZİ) iconÖZET Yüksek Lisans Tezi

Birkan KOÇ (YÜKSEK LİSANS TEZİ) iconYÜKSEK LİSANS/ DOKTORA TEZİ

Birkan KOÇ (YÜKSEK LİSANS TEZİ) iconXXX5000 YÜKSEK LİSANS TEZİ

Birkan KOÇ (YÜKSEK LİSANS TEZİ) iconOZET YÜKSEK LisANS TEZI

Birkan KOÇ (YÜKSEK LİSANS TEZİ) icon6. Yönetilen Yüksek Lisans ve Doktora Tezi

Birkan KOÇ (YÜKSEK LİSANS TEZİ) iconYüksek Lisans Tezi: Funda Savaş

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page