S İSLÂM EKONOMİK DÜZENİ VE ÖZELLİKLERİ




Indir 95.01 Kb.
TitleS İSLÂM EKONOMİK DÜZENİ VE ÖZELLİKLERİ
Page1/3
Date conversion10.04.2013
Size95.01 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://www.yunusvehbiyavuz.com/FileUpload/ks11976/File/islam_ekonomik_duzeni_ve_ozellikleri_(bil
  1   2   3
S


İSLÂM EKONOMİK DÜZENİ VE ÖZELLİKLERİ


İslam’ın ekonomik düzenini daha iyi tanıyabilmek için, onun öngördüğü sosyal güvenlik müesseselerini tanımak gerekir. Bu sebeple, İslam’ın beş temelinden biri olan Zekât Müessesesini tanıtmak istiyoruz. İslam’ın iktisat düzenini kavrayabilmek için de önce gelir kaynaklarını ve bu düzenin ilkelerini açıklamak istedik. İslam’ın ekonomik düzenini tanımak, öncelikle onun gelir kaynaklarını tanımaya bağlıdır. Bu sebeple, önce gelir kaynaklarını tanımakla işe başlayalım.

  1. İSLAM EKONOMİK DÜZENİNDE GELİR KAYNAKLARI

İslam ekonomik düzeninde, miktar ve oranı belirlemiş olan gelirler dört gruba ayrılır: Kırkta bir gelirler, yirmide bir oranında gelirler, onda bir oranında gelirler, beşte bir oranında gelirler.

Yukarıda oranları belirtilen dört grup gelir kaynağı, zekât, öşür ve humuslardan ibarettir. Bunlar dışında kalan gelirler ise; ganimetler, feyler, haraçlar, gümrük gelirleri, cizyeler ve devletin koyacağı diğer vergilerdir. Bunların arasında özellikle zekât, öşür ve humuslarla ganimetler, toplumda sosyal güvenliği doğrudan doğruya sağlamaya yöneliktir. Harcanacakları yerler de kesin çizgileri ile naslarda açıklanmıştır. Şimdi sırası ile bu gelir kaynaklarını özet olarak tanıtmaya çalışacak ve ileride Zekât Müessesesi’ni bütün yönleri ile tanıtmaya çalışacağız.

  1. Kırkta Bir Oranındaki Gelirler

Bu gelirler, zekâtlardan ibaret olup şu şahıslardan elde edilen gelirlerdir: İster altın, ister gümüş, ister madeni, ister kâğıt para olsun, yerli ve yabancı her türlü paralardan kırkta bir oranında zekât alınır.

  1. Ticarî Eşya

İster taşınır, ister taşınmaz olsun, bizzat alıp satmaya konu olan her türlü ticarî mallar para hükmünde oluğundan, bu mallardan 1/40 oranında zekât alınır. İhtiyaç için elde bulunan ve alınıp satılmayan hiçbir maldan zekât vermek gerekmez. Sadece paralar, ne suretle olursa olsun, nisap miktarına ulaşıp elde tutulursa kayıtsız şartsız zekâta tâbidir.

  1. Küçük ve Büyükbaş Hayvanlar

İleride nisap ve zekât miktarları geniş olarak açıklanacak olan küçük ve büyükbaş hayvanlar da zekâta tâbidir. Bunların zekât oranı ise para ve ticarî eşyanın zekâtında olduğu gibi kırkta birdir.

  1. Ziynet Eşyası

Belli bir nisaba ulaşan her türlü ziynet eşyası da yine kırkta bir oranında zekâta tabidir.

  1. Altın ve Gümüş

İster külçe olarak bulunsun, ister eşya olarak elde bulunsun, ister ziynet olarak bulunsun, bu iki madenden, ağırlık olarak eğer nisap tamam oluyorsa, bunlardan da kırkta bir oranında zekât ödemek gerekir.

  1. Onda Bir Oranındaki Gelirler

İmam Azam Ebu Hanife (Rhm.) ve onun görüşünü benimseyenlere göre, topraktan elde edilen tüm ziraî ürünlerle meyve ve sebze onda bir oranında zekâta tabidir. Çağdaş bazı âlimlere göre ise, büyük bina, sanayi tesisi ve nakliye araçlarından da onda bir oranında zekât vermek gerekir. Fakat bu görüş tercih edilmemiştir. Onlardan da 1/40 oranında zekât alınır.

  1. Beşte Bir Oranındaki Gelirler

Madenler, defineler, eski eserler, su ürünleri, ganimetler, taş ocakları, denizlerden çıkarılan kum, çakıl ve benzeri mallar beşte bir oranında zekâta tabidir.

  1. Gümrük Gelirleri

İslam devletlerinde önemli gelir kaynaklarından biri de ülkeye dış ülkelerden sokulan ticarî mallardan alınması öngörülen gümrük gelirleridir. Gümrük gelirini (vergisini) ilk ihdas eden devlet adamı, gerçek halife Hz. Ömer’dir. Bu verginin ihdasında dayanılan esas, mütekabiliyet esasıdır. Dış ülkeler İslam ülkesinin mallarından ne ölçüde gümrük vergisi alıyorlar idiyse, Hz. Ömer de bu ülkelerin mallarından o oranda bir gümrük vergisinin alınmasını emretmiştir. Bu usu, daha sonra gelen halife ve idareciler tarafından da muhafaza edilmiş, fıkıh kitaplarımıza bu şekilde intikal etmiştir. Hz. Ömer, kendi döneminin şartlarında, gümrük mallarına %10 oranında vergi konulmasını emretmiştir. Bundan, yabancıların İslam ülkelerine ihraç ettikleri mallara %10’luk bir gümrük vergisi uyguladıkları sonucu çıkmaktadır.

Hz. Ömer’in gümrük vergisini koyması, Ebu Mûsa el-Eş’arî’nin bu konuda halife Hz. Ömer’e yaptığı müracaat üzerine vuku bulmuştur.

Harp ehli diye tabir edilen, kâfir memleketlerin mallarından %10, İslam devletinin himayesi altında yaşayan zimmîlerin tüccarından ise %5 oranında vergi alınacağı kaynaklarda yazılmaktadır. Fakat bu oranlar sabit olmayıp, zamanın şartlarına göre, yabancı ülkelerin İslam ülkesine uyguladıkları gümrük vergisi oranında değiştirilebilir. Müslüman tüccardan alınan vergi %2,5 oranındaki zekâttır. Bunun oranı ise hiçbir devirde değişmez. Çünkü bu oran naslarla ortaya konmuştur. Gümrük vergisi ise Hz. Ömer’in içtihadı ile gerekçeli olarak ortaya konmuştur. Naslar, herhangi bir gerekçeye tabi olmadıklarından, hükümleri hiçbir dönemde değişmeye tahammül edilmez. İçtihatlar ise bir gerekçeye bağlı olduklarından, gerekçeleri değiştiği ölçüde, zamanın İslam idarecileri tarafından değiştirilebilirler.

Hz. Ömer döneminde, Şamlı kâfir tüccardan zarurî gıda maddeleri için %50 gümrük vergisi indirimi uygulanmıştır. Çünkü o dönemde, Medine ve Arabistan’ın zarurî yiyecek maddeleri Şam’dan ithal ediliyordu. Gümrük vergisindeki artış ve azalışlar, devletin siyasetine ve toplumun ihtiyaçlarına göre değişebilmektedir.

Gümrük Vergilerinde Nisap

Gümrük yoluyla ithal edilen malların tamamından mı yoksa belli bir ölçüye varan kısmından mı vergi alınacak? Bu konuda ilim adamları arasında farklı görüşler vardır.

İmam Ebu Yusuf’a göre, gümrük vergisinde ölçü, 200 dirhem yahut 20 dinardır. Yani bir ticarî maldan gümrük vergisi alınabilmesi için, zekât mallarında olduğu gibi, bu malın o günün gümüş parası ile 200 dirhem yahut altın parası ile 20 dinara ulaşması gerekiyordu. Gümrük malı bu ölçüye varırsa bundan o günkü şartlara göre %10 oranında gümrük vergisi alınabiliyordu. Daha az değer taşıyan mallar ise gümrük vergisine tâbi değildi.

Malikî mezhebinin kurucusu İmam Malik’e göre, gümrük mallarında herhangi bir ölçü yoktur. Gümrük malı ne kadar olursa olsun, vergiye tâbidir. İmam Ebu Yusuf’a göre, gümrük vergisi bir tüccardan yılda sadece bir defa alınabilir. Bu görüşünü de zekâta kıyas ederek ileri sürmüştür. İmam Malik’e göre ise her mal ithal edilişinde, ithal eden kişiden bu mal için gümrük vergisi alınır (İbrahim Fuad, el-Mevarid’ül-Mâliye, s. 208. Mısır, 1972). Doğru olan görüş de budur.

  1. Ganimetler

İslam devletinin gelir kaynaklarından biri de ganimetlerdir. Ganimetler, savaşlarda Müslüman olmayan kâfir ülkelerin halkından elde edilen mallardır. Ganimet gelirleri, şu ayet-i kerimeye dayanmaktadır: “Biliniz ki elde ettiğiniz ganimetlerin beşte biri; Allahın resulünün, yakınlarının, yetimlerin, fakirlerin ve yolda kalmış yolcuların hakkıdır.” (el-Enfal, 8/41)

Ganimet mallarından alınması emredilen beşte bir oranındaki verginin, Allah’ın ve resulünün hakkı olduğu ifade edilerek, Allah resulünün yakınlarına, Müslümanların yetimlerine, fakirlerine ve yolda kalmışlara dağıtılacağı ifade buyrulmuştur. Bu vergi, ilim adamlarının kabul ettikleri sağlam görüşe göre, devletin hakkıdır. Fakat devlet, alınan bu beşte bir oranındaki vergiyi sosyal güvenlik için harcayacaktır.

Daha sonra, Hz. Ömer döneminde başlatılan bir uygulama ile Irak ve Şam gibi fethedilen büyük ülkelerin malları ordu mensuplarına ganimet olarak verilmeyip, tümü ile bu mallar sahiplerinin ellerinde bırakılmış, fakat bu ülkelerin topraklarından haraç, kişilerden de cizye vergileri alınmıştır. İleride haraç ve cizye üzerine açıklama yapılacaktır. Hz. Ömer’in bu uygulamasından sonra, şu görüş hâkim olmuştur: “Devlet fethettiği ülkelerden ve ordulardan elde ettiği ganimetleri, dilerse ordu mensupları arasında taksim eder, dilerse bu malları, belli ölçüde bir vergi ödeme karşılığında eski sahiplerinin elinde bırakır, cizye ve haraç vergisi koyar. Devlet, hangi durumu maslahata uygun görürse, onu yapabilme yetkisine sahiptir.” Bu hususta öncülüğü Hz. Ömer yapmıştır.



  1. Fey’ler

İslam devletinin gelir kaynaklarından biri de feylerdir. Fey’, sözlükte geri dönmek demektir. Gayr-i Müslimlerden savaşmaksızın elde edilen topraklardaki gayr-i Müslimlerden alınan vergilere fey’ denilir. Bu vergiye fey’ adının verilmesinin sebebi, savaşsız olarak alınan topraklar üzerinde yaşayan gayr-i Müslimlerden elde edilen gelirlerin tekrar Müslümanlara geri dönmesine binaendir. Fey’ gelirlerinin kitaptan geliri: “Allah’ın, resulüne ülke halkından verdiği feyler, Allah resulünün, yakınlarının, yetimlerin, fakirlerin ve yolcuların hakkıdır. Ta ki bu feyler (mallar), sizden sadece zenginler arasında dolaşan bir varlık olmasın. Resulün (S.A.V.) size getirdiğini alın, size yasakladığı şeylerden sakının, Allah’tan sakının, şüphesiz Allah’ın azabı çok kuvvetlidir.” (el-Haşr, 59/7) ayeti ile: “Allah’ın peygamberine onların mallarından verdiği feylere gelince, siz onun üzerine ne at, ne de deve sürmediniz. Fakat Allah peygamberini dilediği kimseler üzerine salar. Allah’ın gücü her şeye yeter.” el-Haşr, 59/6. ayetleridir.

Ganimet mallarında olduğu gibi, fey’ mallarından alınan vergi oranı da 1/5’tir. Fey’ mallarının 4/5’i Müslüman halkın, 1/5’i devletindir. Feylerin beşte bir ayrılmaksızın bütünü ile devlete verilmesi gerektiğini kabul edenler de vardır. Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Ebu Ubeyd ve İmam Ebu Yusuf bu görüşü kabul edenlerin başında gelmektedir.

  1. Haraçlar

İslam devletinin gelir kaynaklarından biri de haraç gelirleridir. Haraç, gelir ve kira demektir. Şeriatta ise “Gayr-i Müslim ülkelerin arazisinden alınan vergidir.” İslam Hukuku’na göre Öşür Müslüman’ın toprağının ürününden, haraç ise Gayr-i Müslimlerin toprağından alır. Haraç vergisinin tarihi, Yusuf Aleyhisselâm zamanına dayanmaktadır. Yusuf Aleyhisselâm zamanında çok büyük bir kıtlık olmuş, kıtlık sebebiyle halk her şeyini satmış. Sıra topraklarını satmaya gelmiş, topraklarını da ekmek karşılığında devlete satmışlar. O tarihten itibaren topraklar devletin mülkü olarak kalmıştır. Cermenler zamanında ise, topraklar kabile başkanlarına bırakılmış, onlar da bu toprakları nöbetleşerek fertlere tevzi etmişlerdi. Öyle ki bir kimse, peş peşe iki sene bir toprağı elinde tutamıyordu.

Romalılar ise, ülke topraklarına vergi koymuşlardı. Daha sonra Mısır, Şam ve Müslümanların fethettikleri diğer ülkelerde de böyle hareket edilmiştir. Irak ve İran’da da durum bu şekilde uygulanmıştır. Hz. Ömer Irak’ı fethedince, topraklarını askerlere dağıtmamış, topraklarına haraç, sahiplerine ise cizye vergileri koymuştur.

İslam iktisat düzeninde haraçlar, harac-ı mukaseme ve harac-ı vazife olarak iki kısma ayrılır.

  1. Harac-ı Mukaseme

Toprağın gelirlerinden alınan beşte bir, altıda bir ve benzeri oranındaki vergilerdir. Bu vergiler, çıkan ünün yarısından fazla, beşte birinden az olamaz. Eğer toprağın herhangi bir geliri olmazsa, mukaseme haracı da düşer.



  1. Harac-ı Vazife

Topraktan faydalanma karşılığında alınan bir vergidir. İntifa hakkına sahip olan kişi ister toprağı işletsin, ister işletmesin, fark etmez, vergisini ödemek zorundadır. Bu vergi her yıl sadece bir defaya mahsus olmak üzere alınır. Hz. Ömer döneminde Dicle ile Fırat nehri arasındaki topraklardan cerîb başına bir kafîz bir dirhem alınmıştır. Üzüm bağlarında cerîb başına 10 dirhem, hurma bahçelerinde cerîb başına 8 dirhem, şeker kamışı tarlalarında cerîb başına 6 dirhem, yaş hurmada cerîb başına 5 dirhem, buğday tarlalarında cerîb başına 4 dirhem, Arpa tarlalarında cerîb başına 2 dirhem haraç alınmıştır. (İbrahim Fuad, el-Mevarid’ül-Mâliye, s. 158. Mısır, 1972)

  1. Cizyeler

İslam devletinin gelir kaynaklarından biri de cizyelerdir. Cizye, Müslüman vatandaşlardan alınan zekâta karşılık, İslam devletinin himayesi altında yaşayan zimmîlerden alınan bir vergidir. Bu vergi fert başına alınır. Bir nevi baş vergisidir. Dayandığı delil şu ayet-i kerimedir: “Ne Allah’a ne ahret gününe inanmayan, Allah ve resulünün haram kıldığını haram kabul etmeyen, Hak dini (İslam’ı) din olarak benimsemeyen Kitap ehli ile zelil oldukları halde kendi elleriyle cizye ödeyinceye kadar savaşın.” (et-Tevbe, 9/29).

Bu ayet-i kerime’nin açıkça ifade ettiği üzere, cizyede zillet manası vardır. Cizye vergisinin alınmasının sebebi, İslam devletinin zimmîlerin hem kendilerini hem de mallarını korumasıdır. Yani bir can ve mal güvenliği bedeli olarak alınmaktadır.

Zimmîlerden fakir, kör, yatalak, erkeklik ve dişiliği belli olmayan hunsa ve hastalardan cizye vergisi alınmaz. Bu da İslam’ın sosyal adalet prensibi gereğidir.

Hz. Ömer, zimmîlerin zenginlerinden yıllık dört taksitte 48 dirhem, orta hallilerinden yıllık 12 taksitle 24 dirhem, fakirlerinden yine 12 taksitte 12 dirhem cizye vergisi almıştır.

  1. Nafakalar

İslam devletinin gelir kaynaklarından biri de akrabalık, eşlik nafakalarıdır. Devlet bu nafakaları müesseseleştirerek ilgili taraflardan alıp, verilmesi gereken kimselere tevzi etmek suretiyle sosyal güvenliği sağlayabilir.

  1. Tüm Kefaretler

İslam Devletinin gelir kaynaklarından biri de kefaret bedelleridir. Oruç kefareti, zıhar kefaret, yemin kefareti ve adaklar devlet tarafından müesseseleştirilerek mükemmel bir organize ile gerekli kimselere tevzi edebilir. Böylece devlet, sosyal güvenliği daha yaygın bir şekilde ve mecburiyet esasına dayalı olarak gerçekleştirebilir.

  1. Devletin Ortaya Koyacağı Diğer Vergiler

Yukarıda sayılan gelir kaynakları, sosyal güvenliği ve devlet harcamalarını karşılamadığı takdirde devlet, naslara dayalı vergilere benzeterek istediği gibi vergi koyabilir. Ancak bu vergilerde dikkat edilecek en önemli konta, ister Müslüman olsun, ister Gayr-i Müslim olsun, aylından kalkılamayacak kadar ağır bir yük getirilmemesi ve Müslüman fertlere zulmetmemek şartıyla, her türlü vergiyi koymakta serbesttir. Bunda maslahata itibar edilir.

  1. İSLAM DEVLETİNDE GELİRLERİN HARCANACAĞI YERLER

İslam devletinde gelirlerin harcanması, gelişigüzel olmayıp naslara dayalı esaslar çerçevesinde yapılmaktadır. Hatta şunu ifade edebiliriz. Dünyada ilk defa devlet gelirlerinin nereye harcanacağı Kur’an-ı Kerîm’de açıklanarak, bir disipline sokulmuş, keyfilik ve başıboşluk önlenmiştir. Çeşitli gelir gruplarının harcanacağı yerler aşağına belirtilmiştir:

  1. Zekât, Öşür ve Humuslar

Aynı zamanda birer malî ibadet olan zekât, öşür ve humusların harcanacağı yerler, Kur’an-ı Kerîm’de açıklandığına göre, sekiz sınıftan ibarettir. Bunlar da; fakirler, miskinler, zekât işlerinde çalışanlar, Müellefe-i Kulûb (kalpleri İslam’a ısındırılmak istenenler) köleler, borçlular, yolda kalmış yolcular, Allah yolundaki hizmetlerdir.

  1. Fey’ ve Ganimetler

Daha önce açıklaması yapılan ganimet gelirleri ile fey’ gelirlerinin harcanacağı yerler, yine Kur’an-ı Kerîm’in ifade buyurduğuna göre; devlet bütçesi, Hz. Peygamber ve yakınları, yetimler, fakirler ve yolculardır. Artan kısım ülke imarı için harcanacaktır.

  1. Haraç ve Cizyelerle Diğer Vergiler

Bunların harcama yerleri konusunda herhangi bir açıklama bulunmadığından, ülke kalkınması için gerekli olan tüm harcamalar bu vergi gelirlerinden yapılır. Zekât, öşür, ganimet ve feyler Müslüman tebaanın sosyal güvenliği için harcanır. Diğer gelirler ise, gayr-i Müslimlerin sosyal güvenliği ve artan kısımlarla ihdas edilen vergiler de ülke kalkınması için harcanır.

  1   2   3

Add document to your blog or website

Similar:

S İSLÂM EKONOMİK DÜZENİ VE ÖZELLİKLERİ iconÜnite 1 – İslâm Dini ve Özellikleri

S İSLÂM EKONOMİK DÜZENİ VE ÖZELLİKLERİ iconS–1 Yaban romanının yazıldığı dönemde toplumun sosyal, siyasal ve ekonomik hayatının özellikleri nelerdir? S–2

S İSLÂM EKONOMİK DÜZENİ VE ÖZELLİKLERİ iconS–1 Yaban romanının yazıldığı dönemde toplumun sosyal, siyasal ve ekonomik hayatının özellikleri nelerdir? S–2

S İSLÂM EKONOMİK DÜZENİ VE ÖZELLİKLERİ iconBu çalışmada ilkokul öğretmenlerinin bireysel, mesleki ve sosyo-ekonomik bazı özellikleri ile kontrol odağı düzeyleri arasındaki ilişkiler ve öğretmenlerin iç

S İSLÂM EKONOMİK DÜZENİ VE ÖZELLİKLERİ iconTürkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana ekonomi politikaları çerçevesinde ülkenin ekonomik yapısı,1980 sonrası ekonomik gelişmeler, güncel ekonomik konular

S İSLÂM EKONOMİK DÜZENİ VE ÖZELLİKLERİ iconİslam filozofu. Aristotelesçi felsefe anlayışını İslam düşüncesine göre yorumlayarak, yaymaya çalışmış, görgücü-usçu bir yöntemin gelişmesine katkıda

S İSLÂM EKONOMİK DÜZENİ VE ÖZELLİKLERİ iconHıristiyan Batı ve Çağdaş Haçlı Seferlerinin komuta kademesi Amerika’da İslâmofobi, sözde "İslam korkusu (fobisi)"; Terim olarak İslam'dan ve Müslümanlardan

S İSLÂM EKONOMİK DÜZENİ VE ÖZELLİKLERİ iconYüce dinimiz İslam adalet, denge ve hesap dinidir. İnsanın dünya ve ahirette mutlu olabilmesi için dengeli ve düzenli yaşaması gerekir. İslam dini, insan

S İSLÂM EKONOMİK DÜZENİ VE ÖZELLİKLERİ iconİnsan bu dünyaya Allah'ı tanıyıp ona kulluk yapmak için gönderilmiştir. Bu nedenle, Yüce Dinimiz İslam'ın ilk emri "Oku" (1) olmuştur. İslam dini, bireyin

S İSLÂM EKONOMİK DÜZENİ VE ÖZELLİKLERİ iconİslam İlmihali, Diyanet Dergisi Diyanet-İslam Ansiklopedisi Görsel Materyaller

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page