ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ




Indir 40.06 Kb.
TitleATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ
Date conversion14.04.2013
Size40.06 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://www.mersin.gov.tr/images/egitim/yonetim_liderlik/ataturkcu dusunce sistemi.doc


Yıl : 2002
Sayı : 437
Dönem : Aralık

Sait AŞGIN

Diğer

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ

TÜRK İDARE DERGİSİ

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ


Dr. Sait AŞGIN*

Atatürkçülüğün Tanımı

Atatürkçülük ile ilgili değişik kaynaklarda çeşitli tanımlar getirildiğini görüyoruz. Buna göre Atatürkçülük, “Atatürk’ten çıkan ve onunla gelişen fikirler ve olaylar bütünü”; “Türkiye’nin gerçeklerinden doğmuş, sistemleştirilmiş fikirler” “Türkiye’nin çağdaş medeniyet seviyesine erişmesini, Atatürk’ün başlattığı devrimlerin sürdürülmesine bağlayan ve şart gören yol”; “Mustafa Kemal Atatürk’ün bir tür doktrin ve ideoloji olarak değerlendirilen, ancak kuramsal temellerden çok, uygulamalara bakılarak ortaya konulmaya çalışılan görüş, düşünce ve davranışlarına verilen genel ad” olarak açıklanmaktadır. Türk Dil Kurumu Sözlüğünde ise Atatürkçülük, “Atatürk’ün düşünce ve uygulamalarından kaynaklanan; Türk Devleti’nin bağımsızlık ve bütünlüğünü, milli egemenliği, kişi özgürlüğünü, çağdaş olmayı amaçlayan; akla, bilime ve gerçeğe dayanan, evrensel ağırlıklı, geleceğe yönelik, birbiri ile uyumlu amaçlar, uygulamalar ve ilkeler bütünü” olarak tanımlanmaktadır. Tanımlara çok sayıda başka örnekler vermek de mümkündür. Bu tanımlardaki en önemli ortak noktalar, Atatürkçülük kavramının o büyük insandan kaynağını aldığı, Türk ulusunun gerçeklerinden ve gereksinimlerinden doğduğu, Türk ulusunu çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmayı amaçlayan ilkelerden oluştuğudur.

Atatürkçülüğün bir ideoloji yani bir düşünce sistemi olup olmadığı yolunda kimi tartışmalar yapılmış olmakla birlikte gelinen noktada bütün büyük ideoloji inkılaplarında olduğu gibi Türk inkılabında da düzenli ve uyumlu uygulamaların yer aldığı, onun için Atatürkçülüğün bir ideoloji olarak nitelendirilmesi gerektiği, zaten eğer öyle değil de basit bir yol niteliğinde olsaydı başarıya ulaşmasının da mümkün olamayacağı kabul edilmektedir. Ayrıca onun yalnızca geçmişte yaşanmış tarihsel bir olay değil, geleceğe dönük ulusal bir çağdaşlaşma ideolojisi olduğu, totaliter-dogmatik değil, pragmatik-demokratik bir niteliği bulunduğu da vurgulanmaktadır.

Atatürkçü Düşünce Sisteminin Niteliği

Atatürkçü Düşünce Sisteminin tam olarak kavranabilmesi için, onun dayandığı belli özellikleri ele almak yararlı olacaktır.

1) Atatürk, ideolojisini birdenbire kurmamış, ancak inkılabın başından itibaren sistemli ve planlı hareketlerle bir düşünce bütününe ulaşmıştır. Aslında Mustafa Kemal, İstiklal Savaşını başlattığında tarihsel temellere dayanan belirli bir düşünce yapısına, siyasi görüş ve inanca sahipti. Ama onun davranışlarını teorik çalışmalardan çok gelişen olayların yönlendirdiği söylenebilir.

Osmanlı Devletinin derlenip toparlanarak, yeniden güçlenebilmek yolundaki gayretleri beklenilen sonuçları sağlayamamıştı. Ancak, bu dönemde ortaya çıkan akımlar, Atatürk’ün başlattığı harekette ilk örneklerin elde edilmesine olanak vermeleri açısından önemlidirler. Dolayısıyla Osmanlı Devletinde gerçekleştirilen yenilikler ile bunu sağlamak için ortaya çıkan akımların bu imparatorluğu yaşatamamasına karşılık yeni bir devletin kurulması için gerekli deneyimi sağladığı söylenebilir. İşte Atatürk’ü bu uzun tarihi süreç hazırlamıştır.

Atatürk’ün düşüncelerinin 19 Mayıs 1919’da Onun kutsal Anadolu toprağına ayak basmasıyla birlikte uygulamaya konulduğu görülmektedir. Çünkü, bu tarihten başlayarak, olaylar hep aynı doğrultuda yönlendirilmiş ve Türk Milletinin aydınlık bir yolda ilerleyerek mevcut milletler içerisinde layık olduğu yeri alabileceği faaliyetler gerçekleştirilmiştir. Bunları yaparken Atatürk, neyi, ne zaman ve nasıl yapacağını büyük bir başarı ile saptamıştır. Atatürk de “...Kararın bütün gerek ve zaruretlerini daha ilk gününde açığa vurup ifade etmek elbette isabetli olamazdı. Uygulamayı bir takım safhalara ayırmak, olaylardan ve olayların akışından yararlanarak milletin duygu ve düşüncelerini hazırlamak ve basamak basamak ilerleyerek hedefe ulaşmak gerekiyordu...” diyerek bu durumu ifade etmiştir. Sonuçta, XX. yüzyılın harikası olarak kabul edilen Türk inkılabı ortaya çıkmıştır.

2) Atatürkçü Düşünce Sistemi, 1789 Fransız İhtilalinden sonra ortaya çıkan düşüncelerden, özellikle ulusal egemenlik, milliyetçilik, laiklik gibi ilkelerden etkilenmiştir.

Bununla beraber, özü itibariyle Atatürkçülük, Türk ulusunun gerçeklerinden ve gereksinimlerinden çıkmıştır. Onun için milli (ulusal) bir ideolojidir. Bu ulusal ideoloji yurdu parçalanmaktan, ulusu esir olmaktan kurtarıp, onurlu bir devletin kurulmasını sağlamıştır.

3) Ulusallık özelliğinin yanı sıra, Atatürkçü Düşüncenin evrensel boyutu da vardır. Çünkü, bu düşüncenin hiçbir zaman Türkiye ve Türk milleti ile sınırlı kaldığı söylenemez. Nitekim onun, esir ulusların bağımsızlıklarını kazanmaları ve çağdaşlaşmalarında model olarak alındığı bilinen bir gerçektir. Bu husus Atatürkçü düşüncenin evrensel boyutuyla ilgilidir.

4) Ulusal bir ideoloji olan Atatürkçü Düşünce Sistemine “işlerlik, can veren ruh milliyetçiliktir ve yalnız milli birlik bu ruhu her an sağlıklı tutabilir. Böylece milli birlik ve beraberliğin beslediği milliyetçilik, Türk milletinin ve Devletinin varlığını sürdürmesinin de en büyük güvencesi olmaktadır. O nedenle milli birlik ve beraberlik Atatürkçü düşünce sisteminin olmazsa olmaz (sine quanon) koşulu kabul edilmektedir. Çünkü milli birlik ve beraberlik duygusu, aralarındaki bütün ayrılıklara karşın, milletin fertlerini birarada tutar, birbirlerine kenetler. Atatürk de “Gerektiğinde vatan için bir tek fert gibi yekpare azim ve karar ile çalışmasını bilen bir millet, elbette büyük bir geleceğe layık ve aday olan bir millettir” diyerek bunu en veciz bir biçimde vurgulamıştır.

5) Atatürkçü Düşünce Sistemi demokrasi kavramını temel almıştır. Demokrasi konusunda da Fransız ihtilalinden esinlenmiş, ancak onun asla bir kopyası, taklidi konumunda kalmamış ve Türk toplumunun özelliklerine uygun bir gelişme göstermiştir. Nitekim Atatürk de “Türk demokrasisi Fransa ihtilalinin açtığı yolu takip etmiş, lakin kendisine has vasfı mümeyyizi (belirgin niteliği) ile inkişaf etmiştir (gelişmiştir)” diyerek bu duruma işaret etmiştir.

Atatürk, 1933 yılında da “Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemi ile devlet şekli demektir. Biz Cumhuriyeti kurduk; O, on yaşını doldururken demokrasinin bütün icaplarını sırası geldikçe uygulamaya koymalıdır.”

6) Atatürkçü Düşünce Sistemi demokrasiyi biçimlendiren diğer düşünceleri de kapsar ve bunların özündeki akılcılığa en yüksek değeri verir. O nedenle Atatürkçülük dogmatik, katı bir sistem değil, yaşayan ve yeni koşullara ayak uydurabilen bir ideoloji olarak ortaya çıkmıştır. Zaten bütün çağdaş özgürlükçü rejimlerin demokratik olan ideolojilerinin temelinde dogmatizm değil, rasyonel ampirizm veya pragmatizm bulunmaktadır. Diğer bir ifade ile mutlak ve değişmez gerçekleri savunmak yerine akıl ve bilimin bulgularına dayanmaktadır. Atatürk de “hayatta en hakiki yol gösterici ilimdir. İlim ve fennin dışında kılavuz aramak gaflettir, bilgisizliktir, doğru yoldan sapmaktır” diyerek bu gerçeği vurgulamıştır.

Dönemin Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit GALİP’in bir sorusuna verdiği karşılıkta Atatürk “Ben manevi miras olarak hiçbir nas-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş, kalıplaşmış düstur bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Zaman süratle dönüyor... Böyle bir dünyada asla değişmeyecek hükümler getirildiğini iddia etmek, aklın ve ilmin inkişafını inkar etmek olur. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevi mirasçılarım olurlar” diyerek, ortaya koyduğu düşünce sisteminin pragmatik niteliğini ortaya koymuştur. Akla, bilime, insan sevgisine dayanması Atatürkçülüğü, işlenmeye uygun ve gelişmelere açık tutmaktadır.

7) Siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel alanda çağdaş Türkiye’yi amaçlayan Atatürkçülük, ulusal bir çağdaşlaşma ideolojisi niteliğini taşır.

Yüce Önder’in topyekün çağdaşlaşma hareketini başlattığı yıllarda, toplum olarak Batının gerisinde bulunuyorduk. 1920’lerin ortalarında yaptığı bir konuşmasında Mustafa Kemal “Birbirimizi aldatmayalım. Uygar Dünya çok ileridedir. Buna yetişmek ve o uygarlık dairesine dahil olmak mecburiyetindeyiz” demekteydi. İşte uygar dünyaya yetişmek ve Türk toplumunu uygarlık dairesine dahil etmek, Atatürk’ün başlıca hedefi olacaktır. Onun için Atatürkçülük, çağdaşlaşmanın ve çağdaş kalmanın esaslarını belirler.

8) Atatürkçü düşüncede, Atatürk ilke ve inkılaplarının tam anlamıyla uygulanması büyük önem taşır. Çünkü Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için aklın ve mantığın çizdiği yolları içeren ilke ve inkılaplar, çağdaşlaşma hareketinin de itici gücünü oluşturmaktadır. Nitekim Mustafa Kemal de “yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını her bakımdan uygar bir toplum haline getirmektir. İnkılaplarımızın temel kuralı budur” demiştir.

Atatürk ilkeleri Atatürk inkılaplarına temel teşkil eden fikir ve düşüncelerdir. Atatürk inkılapları ise, Atatürk ilkelerinin birer eser haline dönüşmüş biçimleridir. Bu ilke ve inkılaplar, Atatürkçü Düşünce Sistemi içerisinde bir bütünlük taşır ve Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırabilmek için aklın ve mantığın çizdiği yollardır.

Atatürk İlkeleri


Başlangıcından beri Türk inkılabına yön veren Atatürk ilkelerinin tam olarak uygulanması Atatürkçü Düşünce Sisteminde büyük önem taşımaktadır. Genel ve bütünleyici ilkeler olarak guruplandırılarak da incelenen bu ilkeler, Türk ulusunu en kısa yoldan çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak yolunda bir bütünlük taşır ve birbirini tamamlayıcı niteliktedirler.

1) Bağımsızlık: “Ya istiklal ya ölüm!” parolasıyla yürütülen ulusal bağımsızlık savaşının temel amacı bağımsızlığın kazanılması idi. Çünkü Türk ulusunun onurlu bir biçimde yaşaması ancak böyle sağlanabilirdi. Atatürk’e göre tam bağımsızlık “siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bunların herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek manasıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyetini ifade eder.”

2) Milli Egemenlik: Ulusun kendi kaderine egemen olmasını gerektiren bu ilke Atatürkçü Düşüncede büyük önem taşır. Buna göre “egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir”. Atatürk’e göre “Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adaletin devamlı şekilde sağlanması ve korunması, ancak tam anlamıyla milli egemenliğin kurulmuş olmasına bağlıdır. Bundan ötürü hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir.”

3) Cumhuriyetçilik: Bu ilke, Devlet yönetiminde ulusun egemen olmasını ve hür seçimleri esas alır. Böyle bir yönetim, Atatürk’ün, “Türk Milletinin tabiat ve adetlerine en uygun idare” olduğunu belirttiği ve “her alanda ilerlemenin de en belirgin teminatı” gördüğü Cumhuriyettir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin meydana gelmesi, yirminci yüzyıl tarihinin en dikkate değer olaylarından biridir.

4) Milliyetçilik: Atatürk’ün tanımıyla “Türk milliyetçiliği, ilerleme ve gelişme yolunda, milletlerarası temas ve münasebetlerde, bütün çağdaş milletlere paralel ve onlarla ahenkle yürümekle beraber, Türk içtimai heyetinin hususi seciyelerini ve başlı başına müstakil hüviyetini saklı tutmaktır.”

Atatürk’ün çerçevesini çizdiği milliyetçilik anlayışı içerisinde ırkçılığa karşı, insancıl, barışçıl ve laik özellikler dikkat çekicidir. Onun için Atatürk, “...biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle işbirliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların bütün milliyetlerinin gereklerini tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz, her halde bencil ve gururlu bir milliyetçilik değildir” demiştir. “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye Halkına Türk milleti denir” Ben Türküm diyen herkesi Türk kabul eden Atatürkçü düşünce sistemine göre, O’nun deyişiyle “Van’dan, Diyarbakır’dan Trakya’ya; Karadeniz’den Akdeniz’e kadar yurdumuzun her bucağındaki insanları hep aynı cevherin damarı olarak” görmek Türk milliyetçiliğinin temel taşı sayılmalıdır.

Milli birlik “Bir milletin bireylerinin, bir arada yaşama isteğine sahip olarak milletlik niteliğini sürdürmesi” biçiminde tanımlanmakta ve Atatürkçü Düşünce Sisteminde milliyetçilik ilkesi ile bağlantılı olarak, onun temel öğesi kabul edilmektedir.

Milli birlik ve beraberlik, bir milletin kaderde, sevinçte ve tasada ortak duyguları paylaşması; toplumda yardımlaşma ve dayanışma bilinci; toplumsal sorunlarda amaç ve düşünce birliği; topyekün yükselme arzusu; birlikten doğan kuvvet, güven ve dinamizmle vatanın bütünlüğünü sağlama yoludur. Türk toplumunun çağdaş uygarlık düzeyine ulaşması için, milli birlik ve beraberliğini en üst düzeyde koruması gerekmektedir.

5) Halkçılık: Toplumda bir kişi, aile veya sınıfın egemen olamayacağı ve herkesin yasalar önünde eşitliği esasına dayanan bu ilke bütün bireylerin hak ve özgürlüklerini güvence altına almaktadır. Bu anlayışın devamı olarak, Atatürk’ün veciz ifadesi ile “Millete efendilik yoktur; hizmet vardır. Bu millete hizmet eden onun efendisi olur.”

6) Devletçilik: Ülkemizin gereksinimlerinden doğan ve en kısa sürede kalkınmayı gerçekleştirmek için ekonomik alanda bireylerin yapamayacağı işleri Devletin üzerine almasını öngören bu ilke, bireysel girişimi de ekonomik ilerlemenin temeli saymaktadır. Atatürk’ün ifadesiyle “Türkiye’nin tatbik ettiği devletçilik sistemi, on dokuzuncu asırdan beri sosyalizm nazariyecilerinin ileri sürdükleri fikirlerinden alınarak tercüme edilmiş bir sistem değildir. Bu, Türkiye’nin ihtiyaçlarından doğmuş, Türkiye’ye has bir sistemdir. Devletçiliğin bizce manası şudur: Fertlerin hususi teşebbüslerini ve faaliyetlerini esas tutmak; fakat büyük bir milletin bütün ihtiyaçlarını ve bir çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini Devletin eline almak...”

7) Laiklik: Laiklik, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. Bu ilke sayesinde toplumda din ve vicdan özgürlüğü sağlanır. Böylece toplumu oluşturanlar arasında bulunabilecek düşünce ve inanç ayrılıklarının düşmanlığa dönüşmesi de önlenmiş olmaktadır.

Öte yandan laiklik, Türk inkılabının temel taşı, bu inkılabın amacı olan çağdaşlaşmanın da temel koşulu olarak görülmektedir.

8) İnkılapçılık: Atatürk’ün deyimiyle “İnkılap, mevcut müesseseleri zorla değiştirmektir. Türk milletini son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak, yerlerine milletin en yüksek medeni ihtiyaçlarına göre ilerlemesini temin edecek yeni müesseseleri koymuş olmaktır.”

Atatürkçülüğün inkılap anlayışında eski, kötü ve çirkin olanın yerine yeni, iyi ve güzel olanı koymak vardır. Bu bilim ve tekniğin ışığında sürekli aydınlanmayı, çağdaşlaşmayı öngörür. Atatürk bunu “yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün mana ve biçimiyle uygar bir toplum haline eriştirmektir. İnkılaplarımızın temel kuralı budur” diyerek veciz bir biçimde açıklamaktadır.

9) Barışçılık: Bütün insanlığın barış içerisinde yaşamasını isteyen Atatürkçü Düşünce Sisteminde Barışçılık önemli bir unsurdur. Atatürk’ün ifadesi ile “Türkiye Cumhuriyeti’nin en esaslı ilkelerinden biri olan yurtta barış cihanda barış ilkesi, insaniyetin ve uygarlığın refah ve ilerlemesinde en esaslı etkenlerdendir.”

Bu ilke öncelikle yurt içerisinde ve bunun tamamlayıcısı olarak da yurt dışında barış içerisinde yaşamayı öngörür. Bu da elbette ki, güçlü olmamıza ve barışı koruyacak çabaların sergilenmesine bağlıdır. Bundan başka bu ilke, Atatürk’ün ve Atatürkçülüğün hümanist yönünü de göstermektedir. Atatürk, Türk hümanizmasını zirveye ulaştırmış en büyük hümanisttir. Bu yönüyle de Türk ulusu kadar bütün insanlık alemine örnektir.

10) Akılcılık: Atatürkçülüğün bütün ilkeleri akılcılığa ve bunun gereği olan gerçekçiliğe ve bilime dayanır. Çünkü Atatürkçülük, Türk toplumunun gerçeklerinden ve gereksinimlerinden doğmuştur.

“Akıl ve mantığın halledemeyeceği mesele yoktur” diyen Atatürk, “biz ilhamlarımızı gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk Milleti ve bir de milletler tarihinin binbir facia ve ıstırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir” ifadesiyle, Atatürkçülüğün yaşamın gerçeklerinden çıktığını ve akılcılığa dayandığını ifade etmiştir.

SONUÇ


Atatürkçü Düşünce Sistemi, Atatürk’ün düşünce ve uygulamalarından kaynaklanan; Türk Devleti’nin bağımsızlık ve bütünlüğünü, milli egemenliği, kişi özgürlüğünü, çağdaş olmayı amaçlayan; akla, bilime ve gerçeğe dayanan, evrensel ağırlıklı, geleceğe yönelik, birbiri ile uyumlu amaçlar, uygulamalar ve ilkeler bütünüdür. Atatürkçülüğün amacı, Türk Milletini her alanda akılcı ve bilimsel bir metotla çağdaş bir toplum haline getirmektir. Atatürk ideolojisi Türk Milletinin ihtiyaçlarından doğmuştur, Atatürkçülük milli ve çağdaşlaştırıcı bir ideolojidir. Atatürkçü düşünce sisteminin özü Atatürk milliyetçiliği, onun sağlıkla devamının koşulu da milli birlik ve beraberliktir.

Atatürkçü olmak, Atatürk’ün temel felsefesini bilmek, Atatürk’ü sevmek, Atatürk’ü anlamak ve Atatürkçülüğe inanmaktır. Onun gurur duyduğu değerlerle samimi olarak gurur duymak, O’nun gibi Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, İnkılapçı, Laik, Barışçı, Özgürlükçü, hümanist, akılcı, ilerici, sosyal adaletçi olmak, hukukun üstünlüğüne, milli birlik ve beraberliğe ve tam bağımsızlığa inanmaktır. Atatürkçü düşünce, toplumsal, siyasal, kültürel ve ekonomik yönleriyle bir bütünlük arz eder. Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından önceki dönemlerde olduğu gibi yalnız belli alanlarda ilerlemeyi değil, bir bütün olarak toplumun yükselmesini esas alır. Atatürkçü düşüncede devletin bağımsızlığı, ulusun egemenliği, kişilerin hak ve özgürlükleri temel kabul edilir. Burada yöntem “az zamanda çok ve büyük işler yapmak”tır. Atatürk’ün anlayışına göre zaman “Geçmiş asırların uyuşturucu zihniyetine göre değil, asrımızın sürat ve hareket kavramına göre” ayarlanmıştır.

Atatürkçü düşünceye sarıldığımız sürece, yabancı ideolojiler, Türk Ulusunu parçalamayı amaç edinen akımlar, yayılma ve taraftar kazanma şansını kaybedecek; ulusumuz yaşamış olduğu o acı ve gözyaşı dolu günlere bir daha dönmeyecektir. Atatürkçülüğün bireysel ve ulusal düzeyde benimsenmesi, şu anda mevcut ve gelecekteki saptırıcı ve tutucu akımlara karşı korunması Türk Devletinin parlak geleceğinin teminatıdır.

Cumhuriyetimizin kurucusu, Türk ulusuna ve bütün insanlığa en gerçekçi yolu gösteren Yüce Önder Atatürk’ü bir kez daha minnetle anıyoruz.

*Başbakanlık Atatürk Araştırma Merkezi Haberleşme Üyesi, Karaman Vali Yardımcısı.




Add document to your blog or website

Similar:

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ iconATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ iconTürk Bağımsızlık Savaşı, Atatürk İnkılâpları ve Atatürkçü Düşünce Sistemi, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Türkiye ve Atatürk İnkılâpları, İlkeleri ve Atatürkçü

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ iconTürk Bağımsızlık Savaşı, Atatürk İnkılâpları ve Atatürkçü Düşünce Sistemi, Türkiye

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ iconTürk Bağımsızlık Savaşı, Atatürk İnkılâpları ve Atatürkçü Düşünce Sistemi, Türkiye

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ iconTemelde Modern Türkiye'nin doğuşu ve gelişiminin öğretilmesini esas alan dersin amacı: Atatürkçü Düşünce Sistemi, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi hakkında ve Türkiye

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ iconATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ iconATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ iconATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ iconATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ iconATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİNDE HALKÇILIK

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page