1. Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık




Indir 1.84 Mb.
Title1. Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık
Page18/42
Date conversion18.04.2013
Size1.84 Mb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://turuzdil6.persiangig.com/0159-Turk dil bilgisi-muherrem ergin(2.130KB).doc
1   ...   14   15   16   17   18   19   20   21   ...   42
Yapım ekleri

204. Kök ve gövdelerin çekimli şekillerim ve bu şekillerin çekim eklerini gövde bahsi tamamlandıktan sonra ileride yeri geldikçe ayrı ayrı göreceğiz. Simdi burada gövde bahsine devam ederek köklerden gövde yapma eklerini yakından inceleyebiliriz. Bu eklerin, yani yapım eklerinin kaç çeşit olduğunu evvelce ek bahsinde isimleri ile bildirmiş, biraz önce de gövde çeşitlerini sayarken onları yapan ekler olarak tekrar zikretmiştik. Türkçe’de dediğimiz gibi dört çeşit yapım eki vardır:

1. İsimden isim yapma ekleri

2. İsimden fiil yapma ekleri

3. Fiilden isim yapma ekleri

4. Fiilden fiil yapma ekleri

İsimlerinden de anlaşılıyor ki bu dört çeşit ekin her bir çeşidinde ayni cinsten birçok ek vardır. Şimdi bunları sıra ile gözden geçirelim.

1. İsimden isim yapma ekleri

205. İsimden isim yapma ekleri isim kök ve gövdelerinden isim yapmak için kullanılan yapım ekleridir. Bu ekler isim köklerine, isimden yapılmış isim gövdelerine ve fiilden yapılmış isim gövdelerine eklenirler. Yani isimden isim yapma ekleri isimden isim yapma eklerinden ve fiilden isim yapma eklerinden sonra gelebilirler. İsimden yapılmış isimlerin mânâları yapılmış oldukları isimlere umumiyetle çok yakından bağlıdır ve onlarla ilgili yer, meslek, topluluk, vasıf, bağlılık, aitlik vs. gibi nesneler ifade ederler. Bu isimlerin sayıları sayılamayacak kadar çok, fakat çeşitleri azdır. Yani işlek olan isimden isim yapma ekleri pek fazla değildir. Fakat bu eklerin kullanış sahası çok geniştir. Bu bakımdan birçokları çekim eklerine benzerler. Hemen hemen bütün isimlerin sonuna gelerek onlardan yeni isimler yaparlar. Gerçi bunlardan bazılarının fonksiyonu da daha çok geçici isimler yaptıkları için biraz çekim eklerininkine benzer. Fakat kalıcı isimler yapan gerçek yapım eki karakterindeki bazı yapım eklerinde de bu umumîlik vasfı vardır. Umumîlik vasfı olmayan, ancak sayılı örneklerde görülen isimden isim yapma ekleri de yok değildir. Fakat bunlar zamanla canlılıklarını kaybetmişler, işleklikten çıkmışlardır. Başlıca isimden isim yapma ekleri şunlardır:

206. -lıq, -lik, -luq, -lük

Bu ek başlangıçtan beri Türkçe’nin belli başlı isimden isim yapma eklerinden biri olarak kullanıla gelmiştir. Geçici olduğu gibi kalıcı isimler de yapar. Yani bir nesnenin bir vasfını bildirerek sıfat gibi kullanılan isimler yaptığı gibi nesne adı olarak kalıcı isimler de teşkil eder. Kullanış bakımın-dan tam bir umumîlik vasfına sahiptir. Başlıca fonksiyonları isimlerden yer, alet, topluluk isimleri, mücerret isimler ve sıfat yapmaktadır.

Bu ekle yapılan yer isimleri yapıldıkları ismin gösterdiği nesnenin bulunduğu yeri ifade ederler. Bu yer ya o nesne ile doludur, yani o nesnenin çok bulunduğu bir yerdir veya o nesnenin sadece mekânıdır: taş-lıq, ağaç-lıq, orman-lıq, ekin-lik, çimen-lik, zeytin-lik, ot-luq, odun-luq, qoru-luq, gül-lük, kömür-lük, çöp-lük misallerinde olduğu gibi.

Bu ekle yapılan âlet isimleri yapıldıkları isimle ilgili bir âlet, bir eşya bildirirler: baş-lıq, qulaq-lıq, güneş-lik, gece-lik, qorqu-luq, burun-luq, göz-lük misallerinde olduğu gibi.

Bu ekle yapılan topluluk isimleri de yapıldıkları isimle ilgili bir topluluk ifade ederler: genç-lik «gençlerin bütünü», Türk-lük «Türklerin bütünü», insan-lıq misallerinde olduğu gibi. Böyle misallerin sayısı fazla değildir ve bunlar yakın zamanda ortaya çıkmış yeni örneklerdir.

Bu ekin asıl fonksiyonu sıfatlardan isim yapmak olduğu hâlde sıfat olarak kullanılmayan isimlerden sıfat yaptığı da görülür. gün-lük, ay-lıq, yıl-lıq, yemek-lik, dolma-lıq, kira-lıq, oda-lıq, yol-luq gibi misaller bu şekilde isimlerden yapılmış sıfatlardır.

Bu ekin asıl fonksiyonu dediğimiz gibi sıfatlardan isim yapmak, sıfat olarak da kullanılan isimlerden mücerret isimler teşkil etmektir. Bu mücerret isimler mücerret mefhumları karşılayan mânâ isimleri olup sıfat gibi kullanılmazlar. Bütün müşahhas nesne isimlerinden bu şekilde mücerret isimler yapılabilir. Onun için bu tipteki misaller sayılamayacak kadar çoktur: güzel-lik, küçük-lük, iyi-lik, pis-lik, iki-lik, derin-lik, genç-lik, türk-lük, kör-lük, kötü-lük, ana-lıq, baba-lıq, kadın-lıq, insan-lıq, çapqın-lık, azġın-lıq, hanım-lıq, bey-lik, uyuşuq-luq, ölgün-lük, bağlı-lıq vs. gibi. Bu misallerin çokluğu, eskiden beri bu ekle en çok böyle kelimeler yapması, bugün de en çok bu yolda işlek bulunması -lıq, -lik, -luq, -lük ekinin asıl fonksiyonunun bu olduğunu, başlangıçta bu mânâsı ile kullanış sahasına çıktığını göstermektedir. Diğer fonksiyonları, bu şekilde yapılan mücerret isimlerin sonradan müşahhaslaşarak nesne isimleri hâline gelmeleri ile ortaya çıkmıştır. Bu genç-lik, türk-lük, ana-lıq, gece-lik, güneş-lik gibi iki mânâya gelen misallerden de açıkça anlaşılmaktadır. Esasen bir ekin başlangıçta tek vazifesi olmuş bulunması tabiîdir. Yeni nüanslar çeşitli kelimelerde kullanıla kullanıla sonradan ortaya çıkar. -lıq, -lik, -luq, -lük ekinde de durumun böyle olduğu anlaşılıyor. Bilhassa topluluk, âlet ve isimlerden sıfat yapma fonksiyonları sonradan ortaya çıkmıştır.

İşte bu isimden isim yapma ekinin başlıca fonksiyonları bunlardır. Eklerin birleştikleri kelimelere göre bu şekilde değişik vazifeler görmesine bakarak bu ekin daha başka misallerde daha başka fonksiyonları bulunması ihtimalini de hatırdan çıkarmamalıyız. Bir ekin başlıca fonksiyonları yanında, birleştiği bazı kök ve gövdelerle ilgili hususî mânâ ve vazifeleri de olabilir. Hatta ayni fonksiyonla göründüğü misallerde bile kök ve gövdelere bağlı olarak birtakım mânâ farkları ile karşımıza çıkabilir. Çünkü bir gövdenin mânâsında yapım ekinin rolü ne kadar büyük olursa olsun o gövdenin dayandığı kök veya gövde de hususî bir durum yaratabilir. Onun için bir ekin fonksiyonlarını kesin olarak kestirip atmamak ve bunların başlıcalarını kaydettikten sonra başkalarının da bulunabileceği düşüncesi ile kapıyı açık bırakmak lâzımdır. Biz de bahsettiğimiz ek için böyle yaptığımız gibi bundan sonraki ekler için de bu şekilde hareket edeceğiz.

Bu ek bazı misallerde çekim ekinden sonra gelmek gibi hususî bir kullanışa da sahiptir: gün-de-lik, on-da-lıq misallerinde olduğu gibi. Bir yapım ekinin bir çekim ekinden sonra gelmesi normal değildir. Burada artık, bir isim çekim eki olan -da, -de'nin çekim ekliği adeta kaybolmuş ve -lıq, -lik ile birleşerek -dalıq, -delik şeklinde tek bir ek gibi ayrılmaz bir bütün meydana getirmiştir. Buna benzer bir durum biraz aşağıda göreceğimiz -ki ekinde de vardır.

-lıq, -lik, -luq, -lük ekinin tarihî seyrine gelince, bu ekin uzun hayatındaki tek hadise bir devrede vokal uyumu dışında kalmış olmasıdır. Eski Türkçede vokali düzlük-yuvarlaklık uyumuna tabi olmuş olup ekin bugün-kü gibi dört şekli vardı. Sonradan Eski Anadolu Türkçesinde ek vokal uyumu dışında kalmış ve Batı Türkçesinin bu ilk devresinde ekin yalnız düz şekilleri kullanılmıştır: ben-lik, var-lıq, yoq-lıq, gün-lik gibi. Bu devrenin sonlarında ek tekrar vokal uyumuna doğru gitmeğe yüz tutmuş ve daha devre bitmeden tek tük misallerde ekin yuvarlak şekilleri görünmeğe başlamıştır. Fakat devre biterken uyuma başlanma işi henüz fazla genişlememiş, aykırılık Osmanlıcanın başlarında bile bir müddet daha devam etmiştir. Bu karışıklık ancak Osmanlıca içinde sona ererek ekin vokal uyumuna bağlanması tamamlanmış, ondan sonra ek bugüne kadar yine dört şekilli olarak kullanıla gelmiştir.

207. -cı, -ci, -cu, -cü, -çı, -çi, -çu, -çü

Bu ek de Türkçe’nin eskiden beri kullanılan ve işlekliğini kaybetmemiş bulunan isimden isim yapma eklerinden biridir. Başlıca fonksiyonu meslek ve uğraşma ile ilgili isimler yapmaktır. Kullanış sahası çok geniş, işleklik derecesi çok yüksektir. Her türlü ismin sonuna gelerek onlarla ilgili meslek sıfatları, uğraşma isimleri yapar: av-cı, araba-cı, sıva-cı, qalay-cı, deve-ci, teneke-ci, eski-ci, ev-ci, yol-cu, uyqu-cu, sol-cu, oyun-cu, göz-cü, söz-cü, gürültü-cü, kömür-cü, aş-çı, balıq-çı, at-çı, kitap-çı, bek-çi, yemiş-çi, simit-çi, ekmek-çi, qoltuq-çu, oq-çu, çöp-çü, süt-çü, üfürük-çü misallerinde olduğu gibi.

Misallerden de anlaşıldığı gibi bu ekle yapılan isimler mesleklerini, uğraşma sahalarını bildirerek şahısları ifade ederler. Yani şahısların meslek sıfat ve isimlerini yaparlar. Şahıslarla ilgisiz mücerret meslek isimleri ise bunların sonuna biraz önce gördüğümüz mücerret isim yapma eki -lıq, -lik, -luq, -lük getirilerek yapılır: av-cı-lıq, teneke-ci-lik, sol-cu-luq, göz-cü-lük, aş-çı-lıq, bek-çi-lik, qoltuq-çu-luq, üfurük-çü-lük misallerinde olduğu gibi.

Bu ek umumiyetle isimlerden meslek isim ve sıfatları yaptığı için sıfatlardan isim yapmağa pek müsait değildir.

Bu ekin yukarıda sıraladığımız sekiz şekli Türkçe’nin son devirlerine aittir. Bu şekiller bir taraftan vokal, bir taraftan da konsonant uyumu ve sedalılaşma ile ortaya çıkmıştır. Eski Türkçe’de ekin yalnız -çı, -çi şekilleri vardı. c sesinin Türkçe’de ç sesinden türemiş yeni bir ses olduğunu, bugün c'li olan eklerin eskiden ç'li bulunduğunu evvelce ses bahsinde söylemiştik. İşte -çı, -çi bu eklerden biridir. Eski Türkçe’de bu ekin c'li şekilleri olmadığı gibi yuvarlak vokalli şekilleri de yoktu. Yine evvelce uyumlar bahsinde düzlük-yuvarlaklık uyumu ile konsonant uyumunun ancak yeni zamanlarda umumîleşmiş bulunduklarını, bunların Türkçeye ancak son devirlerde hakim olduklarını söylemiştik. Onun için -çı, -çi eki eskiden bugünkü kadar çok şekilli değildi ve Eski Türkçe’de olduğu gibi Eski Anadolu Türkçesinde de hiç değilse başlangıçta -çı, -çi şeklinde idi: bek-çi, yağma-çı, oq-çı, göz-çi gibi. Eski imlâda ç'lerin çok defa c ile yazılması şeklindeki karışıklık ekin c'lı şekillerinin kesin olarak ne zaman ortaya çıktığını anlamağa imkân vermemektedir. Fakat her hâlde Eski Anadolu Türkçesinde uzun müddet ekin yalnız ç'li olan şekilleri kullanılmış, hatta belki de Osmanlıca’ya bu şekillerle girilmiş ve c'li şekiller ancak Osmanlıca’nın başlarında ortaya çıkmıştır. Aslında ç'li olan eklerin Osmanlıca’nın son devirlerinde ve Türkiye Türkçesinde c'li şekillerini taşıyan misallerin Eski Anadolu Türkçesinde ve Osmanlıca’nın ilk zamanlarında ç ile de yazılması bunu göstermektedir. Hatta bazı misallerde bu şekilde ç ile yazılış Osmanlıca’da son zamanlara kadar devam etmiştir. Gerçi o devirlerde ç'ler umumiyetle c ile yazılmakta idi. Bu bilhassa -çı, -çi ekinde böyle olmuş ve ek hemen hemen hiç ç ile yazılmamıştır. Fakat bu eski yazının bir imlâ hususiyeti olup ç'li başka eklerde ayni misallerin çok defa c ile yazılırken, bazen da ç ile yazılması Batı Türkçesinin ilk devirlerinde bu eklerin yalnız ç'li şekillerinin kullanıldığını göstermektedir. Eski yazıda, dediğimiz gibi, başlangıçtan beri ç'ler c ile de yazılmış, fakat tabiî, c'ler hiçbir zaman ç ile yazılmamıştır. Onun için, c ile yazılmış bir kelimenin ç'li olmak ihtimali daima var, fakat ç ile yazılmış bir kelimenin c'li olmak ihtimali yoktur. Eski Anadolu Türkçesi ile Osmanlıca’nın ilk devirlerinde de, sonradan c'li olan şekillerin bazen ç ile yazılması Batı Türkçesinin ilk devirlerinde bu şekillerin yalnız ç'li olduklarını gösterir. Bu çeşit eklerin c'li şekilleri, anlaşılan, ancak Eski Anadolu Türkçesinin sonlarında ortaya çıkmış, böylece birleştikleri seslere bağlı olarak c'li ve ç'li şekiller Batı Türkçesinin ilk devirlerinden sonra yan yana kullanıla gelmiştir. c'li şekiller ortaya çıktıktan sonra artık ç'lerin c ile yazılması bilhassa eklerde umumîleşmiş ve ç'li, c'li bütün şekiller c ile yazılmıştır. İşte -çı, -çi eki de c'li şekilleri sonradan ortaya çıkmış olan bu eklerden biridir. Batı Türkçesi dışındaki diğer Türk şivelerinde ise bugün de eskisi gibi yalnız ç'li şekiller bulunduğunu burada ayrıca kaydetmeliyiz. Hatta bu ekler bugün konsonant uyumuna ve sedalılaşmaya Batı Türkçesinin Azeri sahasında da uymamakta, doğu Oğuzcasında da yalnız ç'li şekiller kullanılmaktadır: odun-çu, boya-çı misallerinde olduğu gibi. Hülâsa ç'li olan diğer ekler gibi -çı, -çı ekinin de eskiden yalnız ç'li şekilleri vardı. c'li şekiller Batı Türkçesinde ve sonradan ortaya çıkmıştır. Burada şunu da ilâve edelim ki Eski Anadolu Türkçesinde kelime içinde c sesi ortaya çıkmış bulunuyordu. Hatta ç'li bir ekin benliğini kaybettiği bir misalde daha o devirde c'li şekle girdiğini görmek bile mümkündür. Fakat ç'li eklerin Batı Türkçesinde benliklerini muhafaza etmek şartı ile c'li şekillerinin ortaya çıkması, yeni konsonant uyumuna ve sedalılaşmaya uyması dediğimiz gibi ancak ilk devrenin sonlarında olmuştur. Bugün kök veya gövdenin bağlandıkları sesine uygun olarak bu eklerin c'li ve ç'li şekilleri tam bir intizam içinde kullanılmakta, umumiyetle bütün eklerde olduğu gibi bunlarda da tam birçok şekillilik hüküm sürmektedir Artık bugün ancak teşekkülü eski devirlerde olan klişeleşmiş çok nadir bazı misallerde buna aykırı bir durum görülebilir: el-çi misalinde olduğu gibi.

-çı, -çi ekinin konsonant bakımından olduğu gibi vokal bakımından da çok şekilliliği sonradan ortaya çıkmıştır. Ekin Eski Türkçe’de, Eski Anadolu Türkçesinde ve Osmanlıca’nın ilk devirlerinde yalnız düz vokalli şekilleri vardı. Batı Türkçesinin doğu sahasında ekin yalnız düz şekillerini kullanan ağızlar bugün bile vardır. Düzlük-yuvarlaklık uyumu Türkçe’ye son devirlerde hakim olduğu için eski devrelerde ekin sadece düz vokalli olan aslî şekilleri kullanılmış, yuvarlak vokalli şekilleri Osmanlıca’nın son devirlerinde ortaya çıkmıştır. Bugün tam bir düzlük-yuvarlaklık uyumu çerçevesinde ekin düz ve yuvarlak vokalli şekilleri büyük bir intizamla yan yana kullanılmakta, ekte konsonant bakımından olduğu gibi vokal bakımından da bütün eklerde görülen tam birçok şekillilik hüküm sürmektedir.

208. -lı, -li, -lu, -lü

Bu ek işleklik derecesi çekim eklerine yakın olan isimden isim yapma eklerinden biridir. Esas fonksiyonu aslında sıfat olarak kullanılan vasıf isimleri yapmaktadır. Bu yüzden sıfat eki diye anılır. Fakat sıfatlar isim olarak da kullanıldıkları için bu ekle yapılan isimler hem sıfat, hem isim olarak kullanılan vasıf isimleridir. Bu isimler vasfını belirttikleri nesnelerde dayandıkları isimlerin karşıladığı nesnelerin mevcut bulunduğunu veya vasfını belirttikleri nesnelerin dayandıkları isimlerin karşıladığı nesnelere bağlı olduğunu ifade ederler. Demek ki -lı, -li, -lu, -lü eki ya bir nesnede bir nesnenin bulunduğunu, bir nesnenin bir nesneye sahip olduğunu veya bir nesnenin bir nesneye bağlı bulunduğunu gösterir. Yani kısacası ya bir kendinde bulundurma, bir sahiplik veya bir bağlılık ifade eder. Ekin asıl ve işleklik sahası çok geniş fonksiyonu şüphesiz sahiplik isimleri yapmaktır. Her türlü isimden mevcut bulundurma, ihtiva etme, nefsinde taşıma ifade eden çeşitli sahiplik isimleri yapar: baş-lı, qan-lı, boya-lı, güneş-li, düşünce-li, kilit-li, su-lu, qorqıı-lu, toz-lu, üzüntü-lü, köpük-lü, ölüm-lü misallerinde olduğu gibi. Yer, müessese, kavim ve hanedan isimlerinden ise bağlılık isimleri meydana getirir. Bunlar bir yere, bir müesseseye, bir kavme, bir hanedana mensubiyet ifade ederler: Anqara-lı, İstanbul-lu, şehir-li, köy-lü, Ameriqa-lı, mektep-li, lise-li, üniversite-li, yunan-lı, osman-lı, selçuq-lu misallerinde olduğu gibi. Görülüyor ki her iki fonksiyonu da iki nesne arasında bir münasebet kurmak, parça ile bütün arasındaki ilgiyi belirtmek bakımından birbirine benzemektedir. Yalnız birincisi nesneyi içine alanı, ikincisi nesneye dahil olanı ifade eder.

Ekin yukarıya aldığımız şekilleri yine Türkçe’nin son zamanlarına aittir. Türkçe’nin uzun tarihi boyunca bu ekte de birtakım şekil değişiklikleri olmuştur. Eski Türkçe’de ek -lıġ, -lig, -luġ, -lüg şeklinde idi. Yani daha o devirde vokal uyumuna bağlı olarak ekin hem düz, hem yuvarlak vokalli şekilleri vardı. Sonunda ise g ve ġ sesi bulunuyordu. Batı Türkçesine geçerken ekin bu aslî şekilleri değişmiş, Eski Türkçe’de iki ve daha çok heceli kelimelerin sonunda bulunan g ve ġ'lar Batı Türkçesinde düştüğü için bu ekteki g ve ġ'lar da düşmüştür. Bu düşüş ekin vokaline de tesir etmiş ve düz vokalli şekilleri yuvarlaklaştırarak eki yalnız yuvarlak vokalli şekiller hâlinde bırakmıştır. Bu yüzden eki Eski Anadolu Türkçesinde yalnız yuvarlak olarak -lu, -lü şeklinde görmekteyiz: yaş-lu, diken-lü, qayġu-lu, göz-lü misallerinde olduğu gibi. Ekin düz vokalli şekilleri daha sonra Osmanlıca içinde ortaya çıkmış, böylece Batı Türkçesinin yeni devirlerinde hakim olan düzlük-yuvarlaklık uyumuna bağlı olarak düz ve yuvarlak vokalli şekiller yan yana kullanıla gelmiştir. Bugün bu ek de tam birçok şekillilik içindedir. Ekin Batı Türkçesinin ilk devirlerindeki şekillerinin izleri düz vokalli bazı kelimelerde klişeleşmiş olarak bugüne kadar gelmiştir: devlet-lü, izzet-lü, haşmet-lü gibi. Eskiden ekin yalnız düz vokalli olduğunu çok iyi gösteren bu misaller, tabiî, birer tarihî hatıradan ibarettirler.

209. -sız, -siz, -suz, -süz

Bu ek -lı, -li, -lu, -lü ekinin menfisidir. -lı, -li, -lu, -lü eki esas itibariyle bir nesnede bir şeyin bulunduğunu, -sız, -siz, -suz, -süz eki ise bir nesnede bir şeyin bulunmadığını ifade eder. Bu ek de isimlerden hem sıfat, hem isim olarak kullanılan vasıf isimleri yapar. Esas hususiyeti menfilik ifade etmesidir. Bu yüzden menfi isim yapma eki diye anılır. İsimlerde menfilik ifade eden tek ek bu ektir. Fakat tabiî, mücerret olarak isimlerin menfisi olmaz. Onun için bu ek isimleri menfi hâle sokan ek değildir. Bu ek sadece -lı, -li, -lu, lü'lü vasıf isimlerinin menfisini ifade eden bir ektir. Yani isimleri menfileştirmez, isimlerden -lı, -li, -lu, -lü'nün aksine menfi sıfatlar yapar. Meselâ ağaç-sız, ağaç'ın değil, ağaç-lı'nın menfisidir. Bu ekin işleklik derecesi de tıpkı -lı, -li, -lu, -lü gibi çekim eklerine yakındır. Hülâsa -lı, -li, -lu, -lü ve -sız,-siz, -suz, -süz isimlerden biri müsbet, biri menfi olmak üzere ayni tipte vasıf isimleri yapan kardeş iki ektir. taş-sız, ana-sız, çorap-sız, içki-siz, ev-siz, iş-siz, su-suz, duyġu-suz, qol-suz, görgü-süz, ölçü-süz, süt-süz misallerinde -sız, -siz, -suz, -süz ekinin kullanılışı ve yokluk ifadesi görülmektedir.

Bu ekin Eski Anadolu Türkçesinde buyrugınsuz gibi iyelikten sonra kullanıldığı misaller de görülür. Bugün de babamsız gibi nadir kullanışları vardır.

Türkçe’nin uzun tarihi boyunca bu ekte görülen tek değişiklik yalnız bir devrede iki şekilli olmasıdır. Eski Türkçede ekin bu günkü gibi vokal uyumuna bağlı dört şekli vardı. Eski Anadolu Türkçesine gelince ek vokal uyumu dışına çıkmış ve o devrede birçok eklerde görüldüğü gibi yalnız yuvarlak vokalli olarak kullanılmıştır: baz-suz, sen-süz, bulut-suz, göz-süz gibi. Eski Anadolu Türkçesinden sonra Osmanlıca’da ekin düz şekilleri tekrar ortaya çıkmış ve ek vokal uyumu çerçevesinde dört şekilli olarak günümüze kadar kullanıla gelmiştir. Bugün vokal bakımından tam birçok şekillilik içindedir. Fakat konsonant bakımından ekte böyle birçok şekillilik göze çarpmaz. Yukarıda eklerin çok şekilliliğinden bahsederken sedalı-sedasız karşılıklı konsonantlarla başlayan eklerde vokal bakımından olduğu gibi bu bakımdan da çok şekillilik görüldüğünü söylemiştik. İşte bu konsonant çok şekilliliğini Batı Türkçesinde bir iki ekte, bu arada s ile başlayan eklerde görmüyor, böyle eklerin geniş vokallilerinin iki, dar vokallilerinin dört şekilli olabildiğini görüyoruz. Onun için -sız, -siz, -suz, -süz ekinde yalnız vokal bakımından çok şekillilik vardır.

210. -ki

Bu ek isimlerden temsil ve vasıf isimleri, yani, zamir ve sıfat olarak kullanılan isimler yapar. Başlıca fonksiyonu, içinde bulunma, bağlılık ve aitlik ifade etmektir. Bir nesneyi bağlı ve ait olduğu başka bir nesneye göre veya zaman ve mekân içindeki yerine işaret etmek suretiyle belirtir: şimdi-ki, demin-ki, önce-ki, sonra-ki, öte-ki, beri-ki, karşı-ki, aqşam-ki, yarın-ki, dün-kü, bugün-kü, o zaman-ki, evvel-ki, aşağı-ki, yuqarı-ki, aşağıda-ki, yuqarıda-ki, bende-ki, yerde-ki, gökte-ki, altta-ki, üstte-ki, benim-ki, senin-ki, onun-ki, köylünün-kü, qomşunun-ki misallerinde olduğu gibi.

Misallerde de görülüyor ki bu ek hiçbir yapım ekinde bulunmayan çok hususî bir kullanışa sahiptir. Yapım ekleri ancak kelime kök ve gövdelerine getirilebilen eklerdir. Bu kök ve gövdelerin çekimli şekillerine yapım eki getirilmez. Bu, klişeleşmiş nadir bir iki istisna dışında bütün yapım eklerinde böyle olduğu hâlde -ki ekinde bambaşka bir durumla karşılaşmaktayız. -ki eki isim kök ve gövdelerine doğrudan doğruya eklendiği gibi onların -da, -de, -ta, -te ve -ın, -in, -un, -ün, -nın, -nin, -nun, -nün eki almış çekimli şekilleri ile yani lokatif ve genitif hâlleri ile de birleşmektedir. Eski Türkçede ablatif hâline de getirilmekte idi. İleride de göreceğimiz gibi isimlere bu şekilde bazı çekim ekleri ile bağlanmak edat adını verdiğimiz kelimelerin bir hususiyetidir. Bunu düşününce -ki ekinin edat menşeli olduğu hatıra gelebilir. Ekin eskiden beri uyumlara çok mukavemet etmiş olması da bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. Fakat -ki'nin Türkçe’nin bildiğimiz devirlerinde karşımıza ek olarak çıktığı da muhakkaktır. Bütün bunları göz önüne alırsak -ki'ye aslında edat olup Türkçe’nin bilinen devirlerine geçerken ekleşen, fakat ekleştikten sonra da edat izlerini günümüze kadar muhafaza eden bir ek diyebiliriz.

-ki eki tıpkı iyelik ekleri gibi yardımcı n sesi almaktadır. Fonksiyonu da aitlik, dolayısıyla bir nevi iyelik ifade etmektir. Onun için bu eki aitlik eki olarak ikinci bir iyelik eki şeklinde iyelik eklerinin yanında, isim işletme ekleri bahsinde işletme eki karakteri ile tekrar göreceğiz. Burada yapım eki karakteri ile inceliyoruz.

-ki ekinin çeşitli kullanışları arasında birtakım farklar vardır. Ekin doğrudan doğruya kök ve gövdelere getirilmesi ile yapılan isimler bulunma ve aitlik ifade eden ve sıfat gibi de, isim gibi de kullanılan vasıf isimleridir. Sayıları ise çok azdır. Yani -ki eki her kök ve gövdeye getirilmemekte, bu bakımdan çok işlek bir durumda bulunmamaktadır. Ek bu şekilde ancak bazı zaman isimleri ile bir iki mekân isminin sonuna gelebilmektedir: şimdi-ki, demin-ki dün-kü, yarın-ki, öte-ki, beri-ki gibi. -ki eki lokatif ekinden sonra gelince de bulunma ifade eden, bir nesnede bulunan nesneyi gösteren ve hem sıfat, hem de isim olarak kullanılan vasıf isimleri yapar. Ekin bu şekilde kullanılışı tam bir işlekliğe sahiptir. Her ismin lokatif hâline getirilerek en geniş şekilde kullanılır: bizde-ki, yolda-ki, evde-ki, ağaçta-ki misallerinde olduğu gibi. Yalnız -ki'nin bu kullanışı esas itibariyle bir yerde bulunanı ifade ettiği, bir mekânla ilgili bulunduğu için bazı zaman isimlerinde görülmez. Onlar -ki'yi doğrudan doğruya alırlar: şimdi-ki, bugün-kü gibi. -ki ekinin genitif eki ile kullanılışına gelince, ek bu şekilde, aitlik ifade eden temsil isimleri meydana getirir. Bu isimler bir bulunma da ifade etmekle beraber esas itibariyle aitlik gösteren, bir nesneye ait olan nesneyi karşılayan ve diğer iki şeklin aksine sadece isim olarak kullanılan, sıfat olarak kullanılamayan isimlerdir. -ki'nin bu kullanışının işleklik derecesi ise lokatifte olduğu gibi tamdır. Her ismin genitif şekline getirilerek en geniş ölçüde kullanılır: benim-ki, senin-ki, onun-ki, güneşin-ki, çocuğun-ki gibi.

-ki ekinin şekil bakımından çok hususî bir tarihî seyri vardır. Bu ek Türkçe’nin çeşitli ses kaidelerine çok mukavemet eden eklerin başında gelir. Eski Türkçede ekin -ki ve -qı olarak iki şekli vardı. -qı şekli Eski Anadolu Türkçesinde de görülür. Hatta Batı Türkçesinin bu ilk devrinde ekin kalın şeklinin başındaki konsonantın sedalılaşıp yumuşadığı bile olmuştur: altın-da-ğı gibi. Fakat ek şekil bakımından Batı Türkçesinin başından beri yabancı bir edatın, Farsçadan Türkçeye geçen ki edatının tesirinde kalmış, bu tesirle çok şekilliliğini kaybederek tek şekilli bir ek durumuna düşmüştür. Eski Anadolu Türkçesinde bazı misallerde, dediğimiz gibi, ekin kalın şekilleri de görülür. Fakat bu sayılı misaller klişeleşmiş bir durumda olup Eski Anadolu Türkçesinde bile ekin umumiyetle tek şekilli olduğu göze çarpar. Bu tek şekillilik Eski Anadolu Türkçesinden sonra büsbütün kesinleşmiş ve günümüze kadar böyle kullanıla gelmiştir. -ki bu suretle hem sedalılaşmaya, hem kalınlık-incelik uyumuna, hem de düzlük-yuvarlaklık uyumuna karşı koymaktadır. Yalnız bugün ek bazı misallerde düzlük-yuvarlaklık uyumuna doğru gitme temayülü göstermeğe başlamış, böylece ekin bir de - şekli ortaya çıkmıştır: bugün-kü, dün-kü, gönülün-kü misallerinde olduğu gibi. Fakat bu şekil yalnız ince kelimelerde görülmekte, kalın yuvarlaklarda -ki olduğu gibi kalmaktadır: onun-ki, oğulun-ki misallerinde olduğu gibi. Sonra ince misallerde bile -kü henüz tam yerleşmiş değildir. Meselâ dün-kü, bugün-kü misallerinde ek açık olarak -kü şeklindedir. Fakat genitifli misallerde, meselâ gönülün-kü'de ekin tam -kü olduğu ve gönülün-ki şeklinde söylenemiyeceği iddia edilemez. Hülâsa -kü şekli yeni yeni görünmeğe başlamış ve henüz umumîleşmemiştir. Onun için eki başlıkta -ki hâlinde tek şekilli olarak gösterdik.

Yazı dilinin aksine konuşma dilinde birçok ağızlarda ekin ses uyumlarının dışına çıkmadığını da hatırlatmalıyız. Bu ağızlarda ek bugün -qı, -qu, -ki, -kü olarak dört şekillidir: burada-qı, onun-qu (onuñ-qu), bizim-ki, o gün-kü misallerinde olduğu gibi.

211. -cıq, -cik, -cuq, -cük

Bu ek Batı Türkçesinin başından beri görülen ve son zamanlarda çok işlek hâle gelen bir ektir. Başlıca fonksiyonları isimden küçültme ve sevgi ifade eden isimler yapmaktır. Bu iki fonksiyon bazen birbirine karışmış olarak, bazen da tek başlarına görünürler. baba-cıq, dudak-cıq, kulaq-cıq, ufa-cıq (< ufaq-cıq), yumuşa-cıq (< umuşaq-cıq), şuracıq, arpa-cıq, qısa-cıq, Mehmet-cik, anne-cik, körpe-cik, ince-cik, kimse-cik, yavru-cuq, torun-cuq, tosun-cuq, göl-cük, köprü-cük, küçü-cük (küçük-cük), öpü-cük (< öpüş-cük) misallerinde bu ek vardır.

Bu ek kök ve gövdelere esas itibariyle doğrudan doğruya eklenmektedir. Fakat bazı misallerde araya bir vokal girdiği de görülür: bir-i-cik, az-ı-cıq, az-a-cıq, dar-a-cıq gibi. az-ı-cıq, az-a-cıq'tan çıkmıştır. a'lı şekil Eski Anadolu Türkçesinde de vardı: az-a-cuq gibi. Bu bakımdan -acuq, -ecek'ü tek bir ek de kabul edebiliriz. bir-i-cik şekli de her hâlde bunların veya küçü-cük, öpü-cük, iki-cik gibi şekillerin tesiriyle ortaya çıkmıştır.

Bu ekin bazı misallerde -ca, -ce, -ça, -çe ekinden sonra gelmek şeklinde hususî bir kullanışı da vardır: usul-ca-cıq, yavaş-ça-cıq, demin-ce-cik, ufa-cı-cıq (< ufa-ca-cıq) misallerinde olduğu gibi. Gerçi -ca, -ce, -ça, -çe ekinde çekim ekliğinden yapım ekliğine geçme temayülü de vardır. Fakat aldığımız misaller böyle olmayıp -cıq, -cik, -cuq, -cük ekinin -lıq, -lik, -luq, -lük ve bilhassa -ki ekinde görülen duruma benzer bir kullanışa sahip olduğu söylenebilir.

-cıq, -cik, -cuq, -cük eki Eski Türkçede yoktu. Bu ekin Türkçe’de eskiden beri görülen ve kendisinin bir eşi olan -caq, -cek ekinden türemiş olduğu anlaşılmaktadır. Sonradan ortaya çıkmış olan bu ek Batı Türkçesinde başlangıçtan beri kullanıla gelmiş ve son zamanlarda işlekliği çok artmıştır. Ek başlangıçta her hâlde yalnız ç'li idi, veya hiç değilse ç'li şekilleri de vardı. Eski Anadolu Türkçesinin sonlarında ekin bazen c'li bazen ç'li yazıldığına bakarak önce yalnız ç'li olduğunu, c'li şekillerin belki ancak devrenin sonunda ortaya çıktığını söylemek her hâlde yanlış olmaz. Batı Türkçesinin ilk devirlerinden sonra ise, Osmanlıca’nın son devirleri ile Türkiye Türkçesinde ekin yalnız c'li şekilleri kullanılmış görünmektedir. Ekin bugün bile konsonant uyumuna tam mânâsiyle uymaması bunu göstermektedir. Gerçekten ek bugün bile sedasız konsonantlardan sonra tam ç ile söylenmemekte, c sesi ağır basmaktadır. Bununla beraber konsonant uyumuna doğru bir temayül görülmüyor da denemez. Bugün muhakkak ki ekin sedalı, sedasız seslerden sonraki söylenişleri arasında bir fark vardır ve sedasızlardan sonra ek tam ç ile söylenmiyorsa bile sedalılardan sonraki gibi tam c ile de söylenmemektedir. Her hâlde ekin çok yakında konsonant uyumuna bağlanma işi tamamlanacak ve bugün belirmiş olan c'li, ç'li şekiller açık olarak ayrılacaklardır. Ekin vokal durumuna gelince, bu bakımdan da ekte gelişmeler olmuştur. Eski Anadolu Türkçesinde ekin yalnız yuvarlak vokalli şekilleri vardı. Yani o devrede görülen yuvarlaklaşma temayülüne bağlı kalarak birçok ekler gibi bu ek de yalnız yuvarlak vokalli şekilleri ile kullanılmıştır: tuta-çuq «dudakcık», gice-çük, qara-çuq misallerinde olduğu gibi. Ekin düzlük-yuvarlaklık uyumuna girerek yuvarlak şekillerinin yanında düz şekillerinin de ortaya çıkması Osmanlıca içinde olmuş, Osmanlıca’nın son devirleri ile Türkiye Türkçesinde ek vokal bakımından çok şekilli olarak kullanıla gelmiştir.

Ek bugün bilhassa sevgi fonksiyonu ile çok işlek bir durumda bulunmakta; sevgi, yakınlık, samimîlik ifadesi için hitaplarda sonuna iyelik eki de getirilerek en geniş ölçüde kullanılmaktadır: anne-ciğ-i-m, baba-cığ-ı-m, qardeş-ciğ-i-m, abla-cığ-ı-m, yavru-cuğ-u-m, Ahmet-ciğ-im, Gönül-cüğ-ü-m, Neclâ-cığ-ı-m, Faruq-cuğ-u-m misallerinde olduğu gibi.

212. -caq, -cek

Bu ek Türkçe’de başlangıçtan beri kullanılan, fakat işlekliği gittikçe azalan bir ektir. Yapım eki olarak başlıca fonksiyonu küçültme ve sevgi ifade etmektir. Bu hâli ile -cıq, -cik, -cuq, -cük ekinin bir eşi durumundadır. Bu yakınlığa ve -cıq, -cik, -cuq, -cük ekinin yeniliğine bakılırsa -cıq, -cik, -cuq, -cük ekinin -caq, -cek ekinden türemiş olduğuna hükmolunabilir. Eskiden -caq, -cek'li olan misallerin sonradan -cıq, -cik, -cuq, -cük'lü olması da bunu gösterir. -cıq, -cik, -cuq, -cük'ün sahasını gittikçe genişleterek çok işlek küçültme eki hâline gelmesine karşılık eski -caq, -cek küçültme eki zamanla işlekliğini kaybetmiş ve ancak sayılı bazı misallerle kullanış sahasında kalmıştır: quzu-caq, yavru-caq, yumur-caq (yumrucaq), büyü-cek (< büyük-cek), küçü-cek (< küçük-cek), demin-cek gibi. sevdi-ceğ-i-m (< sev-dik-ceğ-i-m) misalinde olduğu gibi -dıq, -dik, -duq, -dük partisip eki ile birlikte hususî bir kullanışı da vardır. oyun-caq misalinde ise ek küçültme ekliğinden mücerret yapım eki hâline geçmiştir.

-caq, -cek ekinin bir de çekim eki fonksiyonu ile karşılaşmaktayız. Yapım eki olarak işlekliğinin gittikçe azalmasına karşılık ekin çekim fonksiyonu kuvvetlenmiştir denilebilir. Çekim fonksiyonu ile ek -ca, -ce, -ça, -çe eki gibi vazife görmek temayülleri göstermiştir. Bunu Batı Türkçesinin başından beri görmekteyiz. Ekin bu temayülü Azeri sahasında gittikçe kuvvetlenmiş ve -ca, -ce, -ça, -çe'nin yerine geniş ölçüde -caq, -cek kullanılmıştır. Osmanlı sahasında ise bu şekilde bariz ve geniş bir temayül olmamakla beraber bazı nadir misallerde ekin çekim fonksiyonu ile karşılaşmıyor da değiliz. «olarak» ve «birlikte» mânâları ile -ca, -ce. -ça, -çe'nin yerine bazı misallerde -caq, -cek'in kullanıldığını görüyoruz: ça-bu-caq (< çabuq-çaq), ev-cek, âile-cek gibi.

Ekin c'li şekilleri hiç şüphesiz sonradan ortaya çıkmıştır. Eski Türkçede ek ç'li olup -çaq, -çek şeklinde idi. Batı Türkçesinin başlarında da ekin yalnız ç'li şekilleri vardı. c’li şekilleri Eski Anadolu Türkçesinden sonra ortaya çıkmıştır. Bugün diğer küçültme ekleri gibi bu ek de istisna teşkil ederek konsonant uyumu dışında kalmakta ve yalnız c’li olarak kullanılmaktadır.

213. -cığaz, -ciğez, -cuğaz, -cüğez

Bu ek de bir küçültme ekidir. Küçültme ve sevgiden başka bir de merhamet, şefkat, acıma gösterir; zavallılık ifade eder. İşlekliğini kaybederek yerini -cağız, -ceğiz ekine bırakmıştır. Bugün hanım-cığaz-ı-m, bey-ciğez-i-m, yavru-cuğaz-ı-m gibi misallerde ve nadir olarak kullanılır. Birçok ağızlarda ise işlekliğini muhafaza etmektedir. Batı Türkçesinin doğu ağızlarında bu ek, batı ağızlarında -cağız, -ceğiz eki işlek durumdadır. Batı ağızlarında da bu eki kullananlar vardır. Rumeli ağızlarının bazılarında bu ek kullanılır. Hülâsa ağızlarda, yazı dilinin aksine, işleklik daha çok -cığaz, -ciğez, -cuğaz, -cüğez tarafındadır.

Bu ekin -cuq, -çük’ten çıktığı anlaşılmaktadır. Eski Anadolu Türkçesinde -çuğaz, -çüğez şeklinde idi: qız-çuğaz, göz-çüğez misallerinde olduğu gibi. c’li şekilleri Eski Anadolu Türkçesinden sonra ortaya çıkmıştır. Vokal uyumuna da yine son zamanlarda uymuştur. Bugün diğer küçültme ekleri gibi umumiyetle c’li söylenmekte, konsonant uyumuna fazla bağlı görünmemektedir.

214. -cağız, -ceğiz

-cığaz, -ciğez, -cuğaz, -cüğez’in bir eşi olan bu ek de onun gibi küçültme, sevgi ve zavallılık ifade eder. Yalnız bunda zavallılık ifadesi daha kuvvetlidir. Yazı dilinde bugün işlek olarak kullanılmaktadır: çocuq-cağız, adam-cağız, qız-cağız, hayvan-cağız, qadın-cağız, şu-n-cağız, o-n-cağız, köy-ceğiz, ev-ceğiz, kedi-ceğiz, efendi-ceğiz, göz-ceğiz gibi.

Bu ek -caq, -cek ile -cığaz, -ciğez, -cuğaz, -cüğez’den son zamanda ortaya çıkmış görünmektedir. Benzerleri gibi umumiyetle hep c’li söylenir. Bu ekin, kalın şekli daha rağbette olmak gibi hususî bir durumu da vardır. İnce kelimelere bile kalın şeklini getirmek temayülleri görülür: bey-cağız-ı-m, efendi-cağız-ı-m gibi.

Bu eklerde görülen -az, -ez veya -z’nin bir mübalağa ve kuvvetlendirme unsuru olduğu anlaşılmaktadır. Ayni -az, -ez, ve -z’yi -ıcak, -icek gerundium ekinin -ıcağız, -iceğiz; -ıcağaz, -iceğez şeklinde de görüyoruz.

215. -ca, -ce, -ça, -çe

Aslında bir çekim eki olan bu ek klişeleşerek veya fonksiyon değiştirerek eskiden beri yapım eki hâlinde de kullanılmaktadır. Çekim eki olarak başlıca fonksiyonları isimlere gibi, göre, ile, kadar, birlikte mânâları katmaktır. Yapım eki olarak da kavim isimlerinden dil, lehçe ve şive isimleri yapmakta kutlanılır: Alman-ca, Fransız-ca, İngiliz-ce, Latin-ce, Fars-ça, Arap-ça, Türk-çe, Özbek-çe, Türkmen-çe, Çuvaş-ça misallerinde olduğu gibi. Şüphesiz ekin yapım eki mânâsı da çekim eki mânâsından çıkmıştır. qara-ca, ala-ca gibi misallerde ise çekim ekinin klişeleşerek yapım eki hâline geldiğini görüyoruz.

Eski Türkçede ek tabiî yalnız ç’li idi: Uygur-ça, Türk-çe misallerinde olduğu gibi. Batı Türkçesinde de başlangıçta yalnız ç’li şekilleri vardı. c’li şekilleri Eski Anadolu Türkçesinden sonra ortaya çıkmıştır. Bu gün c’li, ç’li şekilleri konsonant uyumuna bağlı olarak yan yana kullanılmaktadır.

Bu ekin belirli bir hususiyeti vurguyu öne atmasıdır. Yukarıda da söylediğimiz gibi, Türkçe kelime kök ve gövdelerinde vurgu son veya ilk hecededir. Kelimelerin çekimli şekillerinde ise vurgunun yeri çekim ekine göre değişir. Bazı çekim ekleri vurguyu kendilerinden önceki heceye atarlar. -ca, -ce, -ça, -çe eki de böyle olup vurguyu kendisinden önceki heceye atma hususiyetini yapım eki iken de muhafaza eder. Gerçekten dil isimlerinde vurgu diğer kök ve gövdelerden farklı olarak sondan evvelki, yani -ca, -ce, -ça, -çe’den önceki hece üzerinde bulunur. Ekin yapım eklerinde görülmeyen bu vurguyu üzerinden atma hususiyeti de onun yapım eki vazifesi görürken bile çekim eki izlerini taşıdığını göstermektedir. qara-ca, ala-ca gibi klişeleşmiş misallerde ise bu iz silinmiş ve vurgu sona, ekin üzerine alınmıştır.

216. -daş, -taş

Bu ek Türkçe’de eskiden beri kullanılan, sahası çok geniş olmamakla beraber bir tip isim yapmakta işlekliğini daima muhafaza eden ve örnekleri son zamanlarda artmış bulunan bir yapım ekidir. Başlıca fonksiyonları eşlik, ortaklık ve mensubiyet, bağlılık ifade eden isimler yapmaktır: arqa-daş, qarın-daş (> qardaş > qardeş), yol-daş, soy-daş, gönül-daş, meslek-taş, vatan-daş, yurt-taş, çağ-daş, tay-daş «emsal» (Azeri Türkçesinde) misallerinde olduğu gibi. Ekin asıl fonksiyonu eşlik, ortaklık ifade etmek olup mensubiyet, bağlılık fonksiyonu ondan çıkmıştır.

Eski Türkçede ve Eski Anadolu Türkçesinde bu ekin vokal ve konsonant uyumları çerçevesinde -daş, -deş, -taş, -teş olarak dört şekli vardı. Batı Türkçesinde ek Eski Anadolu Türkçesinden sonra vokal ve konsonant uyumları dışına çıkarak çok şekilliliğini kaybetmiş ve son zamanlara kadar yalnız -daş şeklinde kullanıla gelmiştir. Böylece ek son zamanlarda yalnız kalın şekilde görülmekte, ancak klişeleşmiş ve benliğini kaybetmiş bazı misallerde görülen ince şekli (gün-deş gibi) işlek ve canlı bulunmamaktadır. qar-deş kelimesinde görülen ince şekil ise normal olmayıp bu kelimede eskiden klişeleşmiş ve benliğini kaybetmiş olan ekin sonradan aykırı bir şekil değişikliği göstermesinden ibarettir ki bunda her hâlde ş’nin inceltme vasfı rol oynamıştır. Hülâsa ek son zamanlarda yalnız kalın şekilde kullanılmıştır. Ekin işlekliği son zamanlarda genişlemiş, bazı yeni mefhumlar bu ekle yapılan kelimelerle karşılandığı için misallerinin sayısı çoğalmıştır. Bu arada Batı Türkçesinde son zamanlarda, esas itibariyle -daş şeklinde olan ek konsonant uyumuna bağlanmağa başlamış ve -taş şekli de ortaya çıkmıştır. Bugün ek -daş, -taş olarak vokal bakımından tek şekillilik, konsonant bakımından çok şekillilik içindedir.

217. -ncı, -nci, -ncu, -ncü

Türkçe’de eskiden beri işlek bulunan bu ek sayı isimleri yapmakta kullanılır. Fonksiyonu asıl sayı isimlerinden sıra, derece ifade eden sayı isimleri yapmaktır: bir-i-nci, iki-nci, üç-ü-ncü, dörd-ü-ncü, beş-i-nci, altı-ncı, yedi-nci, sekiz-i-nci, dokuz-u-ncu, on-u-ncu, yirmi-nci, yüz-ü-ncü gibi. Bu ekin sayılar dışında son-u-ncu kelimesinde de bulunduğunu görüyoruz.

Misallerde de görülüyor ki bu ek vokalle biten sayı isimlerine normal olarak doğrudan doğruya, konsonantla biten sayı isimlerine ise bir yardımcı vokalle bağlanmaktadır. Bu bağlanma sırasında dört kelimesinin sedasız konsonantı iki sedalı arasında sedalılaşır. Bunun dışında asıl sayı isimlerinde başka bir değişiklik olmaz.

Türkçe’nin uzun tarihi boyunca bu ekte mühim değişiklikler olmuştur. Ek aslında sadece -nç şeklinde olup ikinci dışında diğer sayı isimleri bu ekle yapılırdı: bir-i-nç, iki-nti, üç-ü-nç, tört-ü-nç, biş-i-nç, altı-nç gibi. Yalnız birinç yerine önce ve daha çok, sayıdan yapılmayan bir kelime, baştınqı «baştaki, önceki, evvelki, birinci» kelimesi kullanılırdı. Eski Türkçede sonradan ikinç şekli de ortaya çıkmıştır. Eski Türkçeden sonra -nç ekinin sonuna bir i eklenmiş ve ek Batı Türkçesine umumiyetle böylece -nçi şeklinde geçmiştir. Fakat ekin eski şeklinin Eski Anadolu Türkçesinde de yeni şeklinin yanında bir müddet yaşadığı görülür: ikinç misalinde olduğu gibi. Eke sonradan giren bu i, iyelik ekinin klişeleşmesi ile ortaya çıkmış, bunda ikinti’nin sonundaki i’nin de tesiri olmuştur. Öte yandan diğerlerinin tesiriyle ikinti de sıra sayı ismi olmaktan çıkmış ve yerini tamamiyle ikinçi’ye bırakmıştır. Hülâsa Batı Türkçesinin başında ek -nçi olarak görülür. Eski Anadolu Türkçesinde hiç değilse başlangıçta bir müddet ek yalnız ç’li olarak kullanılmış, sonra ç’nin iki sedalı arasında sedalılaşması ile -nci şekline geçmiştir. Eski Anadolu Türkçesinden sonra Osmanlıca ve Türkiye Türkçesinde ekin bu c’li şekli kullanıla gelmiştir. ç’li şekil bugün ancak doğu Oğuz sahasındaki bazı ağızlarda görülür. Ekin sonundaki i’ye gelince, bu vokal uzun zaman kendisini muhafaza etmiş ve düzlük-yuvarlaklık uyumu dışında kalmıştır. Eski Türkçede bu -ı, -i vokali henüz beraber kullanıldığı -nç ekinin bünyesine dahil olmadığı ve iyelik ekliğini muhafaza ettiği için tabiî daima düz kalmıştır. Fakat beraber kullanıla kullanıla iyelik ekliğini kaybedip ekin bünyesine dahil olduktan sonra da değişmemiş, Eski Anadolu Türkçesinde de bu vokal daima düz kalmakta devam etmiştir. Zaten Eski Anadolu Türkçesinde vokalin yuvarlaklaşması bahis konusu olamazdı. Çünkü bu devrede Eski Türkçenin aksine eki köke bağlayan yardımcı ses de kökün vokaline uygun olmaktan çıkarak daima düz şekilde kullanılmıştır: bir-i-nçi, bir-i-nci, üç-i-nçi, üç-i-nci, dörd-i-nçi, dör-i-nci gibi. Burada yardımcı sesin ekin vokaline uyduğunu görmekteyiz. Bunda her hâlde altıncı, yedinci gibi misallerin de tesiri olmuştur. Yardımcı sesin yuvarlak köklere uymaması Eski Anadolu Türkçesinden sonra da uzun müddet devam etmiş ve ancak Osmanlıca’nın son devirlerinde bu ses uyum çerçevesine girmiştir. Azeri sahasında ise bu yardımcı ses bugün bile uyuma bağlanmamıştır: üç-i-nci, dörd-i-nci misallerinde olduğu gibi. İşte -ncı, -nci ekinin vokali Batı Türkçesinde yardımcı sesle beraber uzun müddet hep düz kalmış, bu düzlük yardımcı sesin köke uymasından sonra bile belki bir müddet daha devam etmiş ve ek ancak son zamanlarda düzlük-yuvarlaklık uyumuna girmiştir. Ekin vokalinin uzun zaman böyle hep düz kalmasında her hâlde -cı, -ci ekinin büyük tesiri olmuştur. Bugün ekin yardımcı sesi de, vokali de düzlük-yuvarlaklık uyumuna tam mânâsı ile bağlanmış durumdadır.

218. -ar, -er, -şar, -şer

Bu ek de sayılarda kullanılan isimden isim yapma eklerinden biridir. İşlekliği tam olup asıl sayı isimlerinden dağıtma sayı isimleri yapar: bir-er, iki-şer, üç-er, dörd-er, beş-er, altı-şar, yedi-şer, sekiz-er, doquz-ar, on-ar, elli-şer, altmış-ar, yüz-er gibi. Bu yapım sırasında diğerlerinde de olduğu gibi yalnız dört’ün t’si sedalılaşır. Bu ek sayılar dışında az-ar ve qaç-ar kelimelerinde de görülür.

Bu ek aslında yalnız -ar, -er şeklinde idi. -şar, -şer şekli hece bölünmesi be-şer şeklinde olan beş-er’in tesiri ile ortaya çıkmıştır. Eski Türkçede ek -ar, -er, -rar, -rer idi: bir-er, iki-rer misallerinde olduğu gibi. Burada da -rar, -rer’in, hece bölünmesi bi-rer şeklinde olan bir-er’in tesiri ile ortaya çıktığı görülüyor. İşte bu -rar, -rer sonradan yerini -şar, -şer’e bırakmış ve Batı Türkçesinde ek -ar, -er, -şar, -şer şeklinde kullanıla gelmiştir. Konsonantla biten köklere -ar, -er, vokalle biten köklere de -şar, -şer getirilir.

219. -z

Bu ek de sayılarda kullanılan yapım eklerinden biridir. Asıl sayı isimlerinden yakınlık, eştik ifade eden topluluk sayı isimleri yapar. Bu ek de eskiden beri işlek olmakla beraber kullanış sahası diğer sayı ekleri kadar geniş değildir. Umumiyetle birden ona kadar olan sayılarda kullanılır. Bunların içinde de, topluluk ifade edemeyeceği için bir’e ve sonları z ile bittiği için sekiz ile dokuz’a getirilmez. Böylece işlekliği ancak ikiden yediye kadar olan sayıları içine alır: iki-z, üç-ü-z, dörd-ü-z, beş-i-z, altı-z, yedi-z gibi. Bunlardan da en çok kullanılanlar ilk dördüdür. Bunun da sebebi bu sayı isimlerinin daha çok doğum ile ilgili bulunmasıdır. İki ile yedi dışında kalan sayılarda hemen hemen hiç kullanılmaması da bundandır.

Türkçe’de eskiden beri kullanılan bu ek vokalle biten sayılara doğrudan doğruya, konsonantla bitenlere yardımcı sesle bağlanır. Yardımcı sesi öteden beri vokal uyumuna bağlı olarak kullanılmıştır. dört’ün sonundaki t bu yapım şeklinde de sedalılaşmakta, başka bir değişiklik olmamaktadır.

220. -sı, -si, -su, -sü

Batı Türkçesinde eskiden beri kullanılan, fakat ancak bir iki kelimede görülen bu ek benzerlik, gibilik ifade eder. Bugün çocuq-su, Eski Anadolu Türkçesinde ayruq-sı misalinde bu ek vardır. ayruq-sı Eski Anadolu Türkçesinde ekin yalnız düz şekli olduğunu gösteriyor. Fakat bu -sı, -si iyelik ekinin tesiri altında bir imlâ şekli de olabilir.

Eski Türkçede mânâ ve şekil bakımından buna benzeyen bir -sıġ, -sig (qul-sıġ, beg-sig misallerinde olduğu gibi) eki vardı. Batı Türkçesindeki -sı, -si ekinin -g ve ’nın düşmesi ile bu -sıġ, -sig’den gelmiş olduğu anlaşılıyor. Böyle olunca ekin Batı Türkçesinin başlangıcında, düşen seslerin izini taşıyarak -su, -sü olması gerekirdi. Misallerin azlığı bunu tesbite imkân vermiyor. Bununla beraber ek başka ekin tesirinde bu düşüşün izlerini taşımayabilir. Eski -ıġ, -ig (< -ı-ġ, < -i-g)’den gelen akkuzaüf eki -ı, -i de Batı Türkçesinin başında böyle bir iz taşımamıştır.

Bu ekin tek başına kullanıldığı misaller çok az olmakla beraber başka seslerle birleşerek şimdi inceleyeceğimiz yeni bir ek şeklinde daha geniş bir kullanış sahasına çıktığını görüyoruz.

221. -msı, -msi, -msu, -msü

Benzerlik ve gibilik ifade eden bu ek Batı Türkçesinde eskiden beri kullanılır. Bugün işleklik sahası bir hayli genişlemiştir. Hemen hemen her ismin sonuna gelir. Bilhassa renk isimlerinde çok kullanılır: ağac-ı-msı, ekşi-msi, tatlı-msı, acı-msı, duvar-ı-msı, tepe-msi, yeşil-i-msi, mavi-msi, kırmızı-msı, kara-msı, mor-u-msu, göl-ü-msü gibi.

Ekin Eski Anadolu Türkçesinde yalnız düz vokalli olduğu anlaşılıyor. O devirde kullanılan tek tük misallerde eki hep düz görüyoruz. Son zamanlarda vokal uyumuna bağlanmış olup bugün tam birçok şekillilik içindedir.

Bu ekin -sı, -si eki ile ilgili olduğu açıkça görülüyor. -sı, -si ekinin başına bir m alarak bu şekle girdiği anlaşılmaktadır. Bu m’nin nereden geldiği belli olmamakla beraber -sı, -si ekinin bunu sonu m ile biten bir kelimeden alarak diğer misallere geçirdiğine veya buraya m’nin benzetme yolu ile başka bir ekten girdiğine hükmolunabilir. Meselâ buna yakın bir ek olan -mtıraq’ta da böyle bir m vardır. Sonra, bir isimden fiil yapma eki olan -msa-, -mse- (ben-i-mse-, az-ı-msa-)'da da böyle bir m ile karşılaşıyoruz.

222. -mtıraq,

Bu ek de benzerlik ve gibilik ifade eden eklerden biridir. Fonksiyon bakımından -msı, -msi, -msu, -msü ile aralarında hiçbir fark yoktur. Yalnız bu ekin kullanış sahası daha dardır. Tat ve daha çok renk isimlerinden tat ve renk isimleri yapmakta kullanılır: acı-mıtıraq, ekşi-mtıraq, beyaz-ı-mtıraq, mavi-mtıraq, sarı-mtıraq, kırmızı-mtıraq, yeşil-mtıraq gibi.

Bu ek Batı Türkçesinin son devirlerinde kullanış sahasına çıkmıştır. Hece sayısının fazlalığı da bu ekin bir birleşme ile meydana geldiğini göstermektedir. Eski Anadolu Türkçesinde -msı, -msi’nin yanında ayni vazifeyi gören bir -mtı, -mti eki vardı: ekşi-mti misalinde olduğu gibi. Ayrıca buna benzeyen bir -mtıq, -mtik eki de mevcuttu. İşte -mtıraq ekinin bu -mtı, -mti veya -mtıq, -mtik ile mukayese ve çokluk ifade eden -rak, -rek ekinin birleşmesinden ortaya çıktığı anlaşılıyor. Bugün ek vokal uyumu dışında kalarak yalnız kalın şekilde kullanılmaktadır.

223. -raq, -rek

Türkçe’de eskiden beri kullanılan bu ek çokluk, fazlalık ifade eden karşılaştırma ekidir. Eski Türkçede olduğu gibi Eski Anadolu Türkçesinde de çokça kullanılırdı: yig-rek «daha iyi», artuq-raq, görklü-rek «daha güzel», yahşı-raq «daha iyi», aşağı-raq misallerinde olduğu gibi. Batı Türkçesinde sonradan, kullanılışı gittikçe azalmıştır. Bugün ufa-raq (< ufaq-raq), küçü-rek (< küçük-rek), aşağı-raq gibi bir kaç misalde ve daha çok benzerlik, gibilik ifadesinde kullanılır.

Bu ek vokalle bitsin, konsonantla bitsin kök ve gövdelere esas itibariyle doğrudan doğruya eklenir. Fakat Eski Anadolu Türkçesinde bazı misallerde araya bir vokal girdiği de görülür: yig-i-rek gibi. Buna bazı seslerin telâffuzu veya ekin vokalle biten kök ve gövdelere gelmesi ile yapılan şekiller sebep olmuş olabilir. Hatta bu vokalin bazen ekin bünyesine sokulduğu bile görülür: yahşı-y-ıraq misalinde olduğu gibi.

Bu ekin kalın şeklindeki q sesi Eski Anadolu Türkçesinde bazen değişerek h ve ğ’ya çevrilmiştir: artuh-rağ, yahşı-rah misallerinde olduğu gibi. Bu, ses değişiklikleri bahsinde işaret ettiğimiz q’ların ğ ve h olmasının eklerdeki misallerinden biridir. Tabiî bu değişiklik q’lı diğer eklerde de görülür. Meselâ yukarıda geçen -lıq eki de Eski Anadolu Türkçesinde -lığ, -lıh şekillerine girmiştir.

224. -lı (-li, -lu, -lü)……-lı(-li, -lu, -lü)

Türkçe’de eskiden beri görülen ve birbirine yakın iki kelimede çift olarak kullanılan bu ek bir arada bulunma ifade eder. İki nesnenin bir arada bulunduğunu, iki nesnenin beraber olduğunu, kısacası iki nesnenin meydana getirdiği topluluğu ifade eder. Yani iki nesne, iki isim arasında bir bağ vazifesi görür. Aşağı yukarı «ve» mânâsına gelir. Eski Türkçede bu ek teñri-li yir-li «gök ve yer, gök yer birlikte», beg-li budun-lu «bey ve halk, bey halk bir arada, bey ve halkın topluluğu», edgü-li ayıġ-lı «iyi ve kötü, iyi kötü bir arada, iyili kötülü» gibi misallerde açık bir surette görülmektedir. Batı Türkçesine gelince bu ek sıfat eki ile karışmıştır. Batı Türkçesinde g ve ġ’sı düşen sıfat eki ile bu ek arasında şekil bakımından fark kalmamış, bunun neticesinde fonksiyonları da birbirine karıştırılmıştır. Gerçekten iri-li ufaq-lı, ana-lı baba-lı, gece-li gündüz-lü, sağ-lı sol-lu, ince-li qalın-lı, büyük-lü küçük-lü gibi misallerde hem bu topluluk, beraberlik eki, hem de sıfat eki ifadesi vardır. Aslında böyle çift misallerdeki ekin topluluk, beraberlik eki olduğu muhakkaktır. Fakat dediğimiz gibi Batı Türkçesinde bu ek sıfat eki zannedilerek onunla karıştırılmıştır. Eski Türkçede ek vokal uyumuna bağlı idi. Batı Türkçesinde ise tabiî, karıştırıldığı sıfat ekinden farksız bir seyir takip etmiştir. Yani Eski Anadolu Türkçesinde yalnız yuvarlak vokalli olmuş, ondan sonra yeni devirlerde vokal uyumuna bağlanarak kullanıla gelmiştir.

225. -layın, -leyin

Bu ek birden fazla ekin birleşmesi ile meydana gelen eklerden biridir. Eskiden bu ek -ça, -çe, -ca, -ce çekim ekinin yanında onun gibi bir eşitlik çekim eki olarak kullanılırdı. Eski Anadolu Türkçesinde böyle çekim eki olarak «gibi» ve «göre» ifadesi ile geniş ölçüde kullanılmıştır. su-layın, bayagı-layın, desti-leyin, elma-layın, deñiz-leyin, evvelki-leyin, umduğ-u-m-layın, dileg-i-n-leyin, buyruğ-ı-n-layın, didüg-ü-m-leyin misallerinde olduğu gibi. İyelik ekinden sonra da gelmesi ekin eskiden çekim eki olarak kullanıldığını açıkça göstermektedir. Zaten bazı çekim ekleri bazen yapım eki olarak kullanıldığı gibi bazı yapım ekleri de bazen çekim eki gibi kullanılırlar. -layın, -leyin’den başka, bununla ilgili -cılayın, -cileyin ve yukarıda gördüğümüz -cak, -cek ekleri de böyledir. Sayı isimlerinden sonra gelince de «-nci olarak, -nci defa» mânâsı verirdi: iki-leyin «ikinci defa, ikinci olarak» gibi. Batı Türkçesinde ek sonradan çekim eki olarak kullanılmaktan çıkmış, bir kaç misalde, klişeleşerek sadece bir yapım eki hâlinde kalmıştır. Bu bir kaç misal sabah-leyin, aqşam-leyin, gece-leyin gibi vakit isimleridir. Ek burada vakti biraz belirtici bir rol oynamaktadır. Esas itibariyle kökle gövde arasında bir fark yok gibidir.

Bu ek isimden fiil yapma eki olan -la-, -le- ile -ı, -i gerundium ekinin birleşerek bir tek ek hâline gelmesi, sonra -n instrumental ekinin de benliğini kaybedip bu birliğe katılması ile meydana gelmiştir. Şu hâlde ekin aslı -la-y-ı-n, -le-y-i-n’dir. -y- yardımcı sestir. Ekin ile edatı ile Eski Türkçedeki i- «takip etmek» fiilinin klişeleşmiş gerundium ve instrumental şeklinin birleşmesinden (ile+i-y-i-n gibi) çıkmış olduğu da düşünülebilir. Fakat hem mânâ, hem şekil bakımından bunu kabul etmek güçtür. Onun için ekin söylediğimiz birleşmeden çıktığına muhakkak nazarı ile bakabiliriz. Eski Türkçede gerundiumun -u, -ü şekli ile ekin ilk şeklini -layu, -leyü olarak görüyoruz: ançulayu «öylece» misalinde olduğu gibi. Sonradan buna -n instnımentali katılmış ve vokal uyumu tatbik edilmiştir.

Bugün ekin, y’nin te'siri ile olacak, yalnız ince şekilleri kullanılmakta, böylece bu ek de kalınlık-incelik uyumu dışında kalan -yor, -ki, -daş, -ken gibi nadir istisnalar arasına katılmış bulunmaktadır.

226. -cılayın, -cileyin

Batı Türkçesinde kullanılışı sonradan azalan bu ek Eski Anadolu Türkçesinde çok kullanılmıştır. Kullanış sahası zamirler olup onlara «gibi» ve «kadar» mânâları verir, onların benzetme şekillerini yapar. Eski Anadolu Türkçesinde bu da zamirlerde bir eşitlik çekim eki gibi vazife görmüştür.

Eski Anadolu Türkçesinde hiç değilse uzun bir müddet ek tabiî ç’li idi: ben-çileyin, ançılayın, biz-çileyin, bu-n-çılayın misallerinde olduğu gibi. Sonradan ek yalnız c’li olmuştur: ben-cileyin, bu-n-cılayın gibi.

Ekin -layın, -leyin ile ilgisi açıkça görülüyor, baştaki -cı, -ci evvelce -çı, -çi, Eski Türkçede ise ançulayu misalinde olduğu gibi -çu, -cü şeklinde idi. Bunun da -ça, -çe eki ile ilgili olduğu anlaşılmaktadır.

-cılayın, -cileyin eki bugün çok nadir olarak kullanılır.

227. -an, -en

Bu ek işlek olmayan, ancak bir iki misalde görülen bir ektir. Bugün canlılığını kaybederek bulunduğu kelimelerde köke karışmış durumdadır. Çok belirli bir fonksiyonu yoktur. Eklendiği köklerin umumî olan mânâlarını tahsis ederek, muayyenleştirerek daha belirli ve hususî gövdeler yapar: oğl-an (< oğul-an), er-en, qız-an gibi.

Türkçe’de eskiden beri bulunan bu ek hiç değişmemiş; Eski Türkçede, Eski Anadolu Türkçesinde ve daha sonra hep ayni olmuştur. Zaten değişiklik umumiyetle işlek eklerde görülür. İşlek olmayan ekler benliklerini kaybettikleri, kökün bir parçası hâline geldikleri için donmuş olarak kalır ve değişiklik göstermezler.

228. -kek

Bu ek de işlek olmayan eklerden biridir. Eski Türkçede misalleri daha çoktu. Batı Türkçesinde er-kek kelimesinde görüyoruz. Eski Türkçede eş-kek şeklinde olan bugünkü eşek kelimesinin de aslında bu ek vardı. Bu ekte de kökün mânâsını tahsis eden, muayyenleştiren bir kuvvetlendirme, bir belirtme fonksiyonu olduğu anlaşılmaktadır.

Eski Türkçede ekin -ġaq, -gek, -qaq, -kek olarak uyumlar çerçevesinde dört şekli vardı.

229. -qan

İşlek olmayan eklerden biridir. Bugün yalnız baş-qan kelimesinde görüyoruz. Eski Türkçede daha çok kullanılırdı. Umumiyetle bir ünvan yapma fonksiyonu vardır.

Eski Türkçede -qan, -ken olarak kalın ve ince iki şekli vardı.

230.

Bu da işlek olmayan eklerden biridir. Eskiden beri ata-ç, ana-ç, baba-ç kelimelerinde görülür. Mânâyı kuvvetlendirme fonksiyonu vardır. Eski Türkçede de, Batı Türkçesinde de hep şeklindedir.

231. -qa, -ge

Bu da işlek olmayan bir ektir. Eskiden beri, donmuş olarak, iki kelimede bulunur: baş-qa, öz-ge. Ayni mânâya gelen bu iki kelimede ekin kökün dışındakini ifade fonksiyonu olduğu görülmektedir.

232. -cıl, -cil, -cul, -cül, -çıl, -çil, -çul, -çül

İşlek olmayan eklerden biridir. Fakat üç beş misali vardır. ev-cil, ben-cil, balıq-çıl, tavşan-cıl misallerinde bir şeye düşkünlük; ölüm-cül «ölüm hâlinde», qır-çıl, aq-çıl «aka çalan» misallerinde bir benzetme ifade eder. Yani umumiyetle bir benzetme ve daha çok mübalaga mânâsı vardır.

Eski Türkçe ek -çıl, -çil şeklinde idi. Bugün uyumlara bağlıdır.

233. -dırıq, -dirik, -duruq, -dürük

Bu da işlek olmayan bir ektir. Bir iki kelimede görülür. Fonksiyonu âlet isimleri yapmaktır: boyun-duruq, çiğin-dirik «omuzluk», burun-duruq «burunluk», eğin-dirik «sırt örtüsü, çul» gibi.

234. -man, -men

Bu da işlek olmayan eklerden biridir. Umumiyetle mübalaga ve benzerlik ifade eder: qoca-man, qara-man, aq-man, köle-men, küçü-men (< küçük-men) misallerinde olduğu gibi.

Buna benzeyen bir de fiilden isim yapma eki vardır: az-man, göç-men, şiş-man misallerinde olduğu gibi. göç ve şiş’in ayni zamanda isim kökleri olduğu düşünülürse göç-men ve şiş-man isimden yapılmış isim olarak da kabul edilebilirler.

235. -aç, -eç

Bu da işlek olmayan bir ektir. Benzetme ve ilgi fonksiyonu vardır. top-aç, baqır-aç (> baqraç), qır-aç, boz-aç «boza çalan» misallerinde olduğu gibi.

236. -şın, -şin

Bu da işlek olmayan eklerden biridir. Renklerde kullanılır. Fonksiyunu yakınlık, benzerlik ifade etmektir. şarı-şın, qara-şın, mâvi-şin, aq-şın, gök-şin misallerinde bu ek vardır.

237. -aq, -ek

Bu da işlek olmayan bir ektir. Benzerlik ifade eder. top-aq, sol-aq, baş-aq, ben-ek misallerinde bu ek vardır.

238. -q, -k

Bu da işlek olmayan bir ektir. Benzerlik ifade eder. top-u-q, qovu-q (< qovı-q), qab-u-q, bebe-k misallerinde bu ek görülüyor.

239. -z

İşlek olmayan eklerden biridir. İlgi, benzerlik ifade eder. top-u-z, kelimesinde bu ek vardır. Yukarıdaki -z ile ilgili olabilir.

240. -t

İşlek olmayan bir ektir. Denklik ifade eder. yaş-ı-t, yeni yapılan eş-i-t misallerinde bu ek vardır.

241. -tı, -ti, -tu, -tü

Yalnız tabiat taklidi isimlerde kullanılan işlek bir ektir: parıl-tı, şırıl-tı, cıvıl-tı, gümbür-tü, şanġır-tı misallerinde olduğu gibi. Eskiden d'li idi (bk. § 282).

242. -az, -ez

Bu da işlek olmayan bir ektir. İlgi ifade eder. ay-az, geñ-ez «kolay» misallerinde bu ek vardır.

243. -ay, -ey

İşlek olmayan eklerden biridir. İlgi ifade eder. gün-ey, quz-ay misallerinde vardır.

244. -l

İşlek olmayan eklerden biridir. Benzerlik ifade eder, yeş-i-l (< yaş-ı-l), qız-ı-l kelimelerinde vardır. Bu -l eski -sıl, -sil’den gelmektedir.

245. -sul, -sül, -sıl, -sil

İşlek olmayan eklerden biridir. Benzerlik, ilgi ifade eder, yoq-sul misalinde bu ek vardır.

246. -sal

İşlek olmayan eklerden biridir. Yer ifade eder. qum-sal kelimesinde vardır.

247. -ġıl, -gil, -ġul, -gül, -qıl, -kil, -qul, -kül

İşlek olmayan bir ektir. İlgi ifade eder. qır-qıl, iç-kil, dört-gül «dört köşeli» misallerinde bu ek vardır.

Bu ekin -gil şekli bugün bilhassa ağızlarda çok işlek durumdadır. Her türlü şahıs, akrabalık, ünvan isminden âile ve ev ismi yapmak için geniş ölçüde kullanılır: Ali-gil, Yaşar-gil, Hasan-gil, Oğuz-gil, Orhan-gil, Paşa-gil, qaymaqam-gil misallerinde olduğu gibi. Akrabalık isimlerinin umumiyetle iyelik şekillerine getirilir: dayı-m-gil, ana-n-gil, (ana-ñ-gil), hala-sı-gil gibi. Bu şekilde çekim eki gibi iyelik eklerinden sonra gelmesi ekin çok işlek olmasından doğan bir hususiyetidir. Edebî dilde de birçok defa bu ek görülmekle beraber son zamanlarda bunun yerine âile ve ev ifadesi için umumiyetle çokluk eki kullanılmaktadır: Perihan-lar, Bekir-ler, yüzbaşı-lar, dayı-m-lar misallerinde olduğu gibi. Misallerde de görülüyor ki âile ve ev ifade eden bu -gil eki vokal ve konsonant uyumlarına uymadan tek şekilli olarak kullanılmaktadır.

248. -la, -le

Bir iki misalde işlek olmayan bir isimden isim yapma eki gibi görülen bu ek aslında işlek bir isimden fiil yapma ekidir. qış-la, yay-la kelmelerinde görüldüğü gibi yer ismi yapar. Bu kelimelerin aslı kış-la-; yay-la- fiilinden yapılan qış-la-ġ, yay-la-ġ şeklinde isimler olup sondaki ġ’nın düşmesi ile qış-la, yay-la şekline geçmişlerdir. Bu yüzden -la- isimden fiil yapma eki bir isimden isim yapma eki durumuna düşmüştür.

249. İşte Batı Türkçesindeki başlıca isimden isim yapma ekleri bunlardır Bunların dışında tek tük misallerde işlek olmayan daha başka isimden isim yapma ekleri ile de karşılaşmak her zaman mümkündür. Esasen canlı bir dilin bütün şekillerini bir dil bilgisi içinde toplamak imkânsızdır. Mühim olan, dil bilgisinin dilin sistemini, dilin umumî yapısını verebilmesidir. Biz de verdiğimiz bu isimden isim yapma ekleri ile Türkçenin isimden isim yapma sistemini aydınlatmağa çalıştık. Bu sistem kavranıldıktan sonra karşılaşılacak her hangi bir yeni ekin yeri ve mahiyeti kolaylıkla bulunur ve anlaşılır. Tabiî bundan sonraki yapım ekleri için de bu şekilde hareket edecek ve diğer üç yapım mekânizmasının da belli başlı eklerini gözden geçireceğiz.

1   ...   14   15   16   17   18   19   20   21   ...   42

Similar:

1. Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık iconDil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta; kendi kanunları içerisinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlık; milleti birleştiren, koruyan ve onun

1. Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık iconDil insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta; kendi kanunları içerisinde yaşayan ve gelişen canlı bir varlık; milleti birleştiren, koruyan ve onun

1. Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık iconDİL: İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir vasıta, kendine has kuralları olan ve bu kurallar çerçevesinde gelişen ve değişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış gizli anlaşmalar sistemidir. Dil iki şekilde kullanılır a. Konuşma Dili

1. Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık icon1- "İnsanlar arasında iletişimi sağlayan, bilinmeyen zamanlarda ortaya çıkmış bir işaretler sistemi, kendine özgü yasaları olan ve bu yasalar çerçevesinde gelişen, seslerden çok yönlü sosyal bir kurumdur." Yukarıdaki tanım aşağıdakilerden hangisi için yapılmıştır?

1. Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık iconİnsanlar arasında iletişimi sağlayan en önemli araç dildir. Dil ise sözcüklerden oluşur. Sözcük,anlamı olan cümle kurmaya yarayan ses değerine sahip birimdir

1. Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık iconEdebiyatın malzemesinin dil olduğu bilinmektedir. Ancak edebiyatta dil nasıl kullanılır? Edebiyat dili ile günlük dil arasında ne tür bir ilişki vardır? Bu

1. Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık icon”Bir insan öldüğünde amel defteri kapanır. Ancak sadaka-i cariyesi veya ilmi bir eseri ya da kendisine dua eden hayırlı bir evladı olan kimsenin amel defteri kapanmaz.”

1. Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık iconRomalı bir tarihçi olan Pliny kalay-kurşun alaşımlarının metallerin birleştirilmesinde bir vasıta olarak kullanıldığından iki bin yıl kadar önce bahsetmiştir

1. Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık iconGünlük yaşantımızda çevremizde canlı ya da cansız bir çok varlık ile işaret ve sembol görmekteyiz

1. Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabiî bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık iconHayatta bir gayesi olmayan insanlar, bir nehir üzerinde akıp giden saman çöplerine benzerler; onlar gitmezler, ancak suyun akışına kapılırlar

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page