FİZİBİLİTE RAPORU CEVİZ AROMALI KAHVE




Indir 150.66 Kb.
TitleFİZİBİLİTE RAPORU CEVİZ AROMALI KAHVE
Page1/3
Date conversion15.12.2012
Size150.66 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://www.gidacilik.com/wp-content/uploads/2011/06/CEVİZ-AROMALI-KAHVE-ÜRETİMİ.doc
  1   2   3

FİZİBİLİTE RAPORU



CEVİZ AROMALI KAHVE


0701.16028 UĞUR YAŞAR

0601.16021 OĞUZHAN KALKAN

0801.16016 FEYZA KARA

0801.16021 UMUT ASLAN


SAKARYA ÜNİVERSİTESİ


MÜHENDİSLİK FAKÜLTESİ


GIDA MÜHENDİSLİĞİ BÖLÜMÜ


SAKARYA 2011


İÇİNDEKİLER

1.GİRİŞ

2.GENEL BİLGİLER

2.1.Gıda Maddesinin Bileşimi Ve Özellikleri

2.1.1.Çözünebilir Kahve

2.1.2.Ceviz

2.1.3.Kahve Beyazlatıcı

2.1.4.Şeker

2.1.5.Asit Düzenleyici

2.1.6.Stabilizatör

2.1.7.Emülgatör

2.1.8.Topaklanmayı Önleyici

2.1.9.Gluten

2.1.10.Tuz

3.KAHVENİN SAĞLIK AÇISINDAN ÖNEMİ

4.ÜRÜNÜN PAZARLAMA DURUMU

5.PROJE HAKKINDA GENEL BİLGİLER

5.1.Proje Alanının Altyapısı

5.2.Proje Alanını Sosyal Külterel ve Ekonomik Yapısı

5.3.Yer Seçimi

5.4.Projenin Kapasitesi

5.5.Piyasa Etüdü

6.ÜRETİM TEKNİĞİ

6.1.Üretim Akış Şeması


7.MALİYET HESABI

7.1.Hammadde Maliyeti

7.2.Makine Fiyatları

7.3.Diğer Giderler


8.KAYNAKÇA


1.GİRİŞ

Kahve; kökboyasıgiller (Rubiaceae) familyasının Coffea cinsinden tropik çalı

türlerine, bu türlerin tohumlarına ve tohumlarından hazırlanan içeceğe verilen addır.

Kahve , bir ağacın meyvesinin çekirdeğidir. Aile, Rubiaceae, cinsi ise Coffea’dır. Çok

sayıda Coffea türü varsa da, ekonomik anlamda iki tanesi önemlidir;Coffea arabica

(Arap Kahvesi) ve Coffea canephora (Robusta). Tarımı yapılan ilk kahve türü Arap

kahvesidir. Geçmişte Arabistan’da yetiştirilen bu tür günümüzde daha çok Latin

Amerika’da yetiştirilmekte olup Doğu Afrika ve Kongo Havzası kökenli olduğu sanılan

robusta ise Afrika ve Madagaskar’da yetiştirilmektedir. Bu iki türün ayrıca Asya’da da

tarımı yapılmaktadır. Ağacın normal boyu 8-10 metreyi bulabilse de, üretim teknikleri

nedeni ile genellikle 2-3 metreye kadar büyütülmesine izin verilmektedir. Yaprakları

sürekli yeşildir. Yetişmesi için tropikal bölge, volkanik zemin, orta derecede nem gibi

özellikler gerekmektedir. Genellikle yağmurun hemen ardından ağaçlar beyaz renkli

çiçek açarlar. Bu çiçeklerin ömrü sadece birkaç gündür. Çiçekten kahve yemişi

gelişir. Bu yemiş 1,5 cm. büyüklüğünde yuvarlak ve başlangıçta yeşil renklidir.

Olgunlaştıkça rengi kırmızıya dönüşür ve esas kullanılan kırmızı renkli yemişlerdir.

Kalın bir kabuğa sahip bu yemişin içinde çekirdek bulunmaktadır. Kahvenin de elde

edildiği kısım bu çekirdektir. Hemen her zaman bir yemiş iki çekirdek taşımaktadır.

Çekirdekler yeşil renklidir. Kahve bu çekirdeklerden elde edilmektedir.


Ceviz Aromalı Kahve: Cevizin sağlık açısından faydalarının olmasının yanında kahveye vereceği enfes aromanın daha hoş bir tat kazandıracağını düşünerek bu ürünü üretmeye karar verdik

2.GENEL BİLGİLER

2.1.Gıda Maddesinin bileşimi ve özellikleri

Şeker,kahve beyazlatıcısı(glikoz şurubu, hidrojene palm yağı, sodyum kazeinat), stabilizatör(potasyum fosfat), asitliği düzenliyici(sodyum fosfat, sodyum sitrat), emülgatör(mono gliseritler,diasetil tortorik asit esteri), topraklanmayı önleyici(silikon dioksit), hazır çözünebilir kahve

2.1.1.Çözünebilir Kahve

Instant kahve 1906 yılında Amerikan-Japon kimyacı Satori Kato tarafından Chicago’da bulunmuş. Ancak üretimi 1906 yılında Guatemala’da yaşıyan İngiliz kimyacı George Constant Washington tarafından olmuş. Kahve meraklısı olan Washington, kahve pişirdiği kabın etrafında toz şeklinde kahve artıklarını görünce bunları incelemiş ve aslında bunların suyunu kaybetmiş kahve olduğunu görmüş. Deneyler sonucu "Red E Coffee"yi yapmış ve pazarlamaya başlamış. 1938 yılında ise Nescafe ya da dondurarak kurutma tekniği ile yapılan instant kahve piyasaya çıkmış.

İnstant kahve, kahve ekstraksiyon işlemi kullanılarak imal edilir. Kahve çekirdekleri kaynayan suda ekstrakte edilir. Kahve ekstraktı evapore edilir ve püskürtmeli kurutucu kullanılarak kurutulur

2.1.2.Ceviz

Ceviz hayvansal protein kaynağı yerine geçebilen ve yüksek oranda doymamış

yağ asit içerikleri ile değerli bir besin kaynağıdır.Thiamin,vitamin B6 , folacin içeren

birçok vitamin ile demir,çinko,bakır,magnezyum,fosfor ve potasyum açısından

oldukça zengindir.Ceviz kolesterol içermez, doymamış yağ oranı da yüksektir.Sağlıklı

bir yaşam için gerekli olan linoleic asit ve linolenic asit yönünden de oldukça

zengindir.


Cevizin İnsan Sağlığı Açısından Önemi

Cevizdeki çoklu doymamış yağ asitleri olan alphalinolenic ve linoleic insan

sağlığı açısından son derece önemlidir. Alphalinolenic asidin kadınlar için günde 1.1

gr. erkekler için 1.6 gr. alınması önerilmektedir.Cevizin içindeki linoleic asit yağının

linolenic asit yağına oranı 4:1.dir.Bu oran ise mükemmel denge olarak

değerlendirilmektedir.

Linolenic asit kandaki basıncı azaltarak atardamarlardaki

iltihaplanmayı,sertleşmeyi ve tıkanmayı, kan pıhtılaşmasını önler; kolestrolü

düşürerek kalbi korur, bazı kanser çeşitlerine karşın vücudu güçlü kılar.Ayrıca ceviz

egzamayı yok eder, yaraları iyileştirir, mide ve bağırsak nezlesini önler, sağlıklı

zayıflatır.

Besin değeri oldukça fazla olan ceviz beyin için de oldukça yararlıdır. Doğumdan

önce büyük hızla(dakikada 250 000 kadar ) oluşan nöronların üremesi doğumdan

sonra tamamen durur ve zamanla ölmeye başlar.Ölen nöronların yerine yenileri

gelmez ancak ceviz gibi yararlı meyvelerin tüketilmesi ile mevcut nöronların

kapasitesi arttırılabilir.


2.1.3.Kahve Beyazlatıcı

Glikoz Şurubu: gluloz şurubu suda çözünmüş glukoz (dekstroz) çözeltisidir. Glukoz şurubu normalde glukozun bir polimeri olan nişastanın hidrolizi ile elde edilir. Buğday, mısır, patates veya diğer bitkilerden elde edilen nişasta glukoz şurubu yapmak amacıyla kullanılabilir. Nişastanın kaynağının (elde edildiği bitkinin) etikette belirtilmesi zorunlu değildir ve yalnızca üretici tarafından istenirse etikete konulabilir. Fakat Avrupa birliğinin yeni allerjen yasasından dolayı, glukoz şurubu buğday nişastasından üretildiğinde etikette belirtilmesi zorunludur.Glukoz şurubu normalde şekerden daha az tatlıdır, fakat gıda endüstrisinde bazı teknolojik avantajları vardır.

Sodyum Kazeinat: sodyum kazeinat çoğunlukla emülgatör özelliğinden dolayı gıda bileşeni olarak kullanılır. Orjinal misel yapısı hidroksit eklenerek tekrardan sağlanamaz.


2.1.4.Şeker

içerisinde karbonhidrat bulundurmayan tatlılık sağlayan maddelerdir. Bir çoğu yapaydır fakat bazıları doğaldır. Tatlılık derecesi 0.8x şekerin tatlılık derecesi' nden (mesela sorbitol) 2000x (protein thaumatin) ‘e kadar değişir.


2.1.5.Asit Düzenleyici


sodyum sitrat:

Kaynağı: 
Sitrik asitin sodyum tuzları, her canlı organizmada bulunan bir bileşiktir, bütün vücut hücrelerdeki kilit metabolik yolların bir parçasıdır. Ekşi meyvelerde, kivi, çilek ve birçok diğer meyvelerde yüksek konsantrasyonda bulunur. Ticari olarak Aspergillus niger küfünün, melası fermente etmesiyle hazırlanır.

Fonksiyon ve Özellikleri: 
Sitrik asit ve sitratlar birçok fonksiyona sahiptir – birçok antioksidanın aktivitesini arttırır, ve antioksidan aktivite gösterirler. Aroma bileşiği iken temelde asit düzenleyici olarak kullanılırlar.

Kabul edilebilir günlük alım miktarı: 
Limit yok.

Yan etkileri: 
Sitrik asit, vücut hücrelerinin normal bir bileşiğidir ve yan etkisi olmadan vücutta parçalanabilir ve kullanılabilir. Yalancı alerjik reaksiyonlar (intolerans) rapor edilmiştir, fakat bunlar çok nadirdir. Bu tür intoleransı olan kişiler ayrıca tüm yumuşak meyvelerden ve küçük sulu ve taneli meyvelerden ve ürünlerinden bu nedenle sakınmalılar. Kansere neden olmaz.

Kullanımındaki sınırlamalar: 
Sitrik asit ve sitratlar, bütün din grupları, yalnızca et yemeyen vejeteryanlar ve etin yanı sıra süt ve süt ürünleri de yemeyen vejetaryanlar tarafından tüketilebilir. Sitrik asit, portakal cinsi meyvelere ve ekşi meyvelere alerjisi olan kişilerde alerjik reaksiyonlara neden olmaz, çünkü ticari olarak meyveden değil şekerden üretilir.


2.1.6.Stabilizatör

Potasyum fosfat:

Kaynağı: 
Fosforik asidin sodyum tuzu. Vücudun normal öğesi. Ticari olarak, US'de madenden üretilen fosforik asitten üretilir.

Fonksiyon ve özellikleri: 
Sodyum fosfat, asit düzenleyici ve şelat ajanıdır (metal iyonlarını bağlamak için kullanılır). Kurumadan korur ve tozlarda topaklaşmadan koruduğu gibi asit stabilizörü olarak kullanılır. Antioksidanların aktivitesini arttırır.

Kabul edilebilir günlük alım miktarı: 
V ücut ağırlığı üzerinden 70 mg/kg.

Yan etkileri: 
Fosfatlar, normalde vücuda alınması zorunlu tuzlardır. Kalsiyumu kolayca bağladığından, kalsiyum yetersizliğini göz önüne alarak kullanımı kısıtlandı . Yan etkisi yoktur.

Kullanımındaki sınırlamalar: 
Fosforik asit ve fosfatlar, bütün din grupları, yalnızca et yemeyen vejeteryanlar ve etin yanı sıra süt ve süt ürünleri de yemeyen vejetaryanlar tarafından tüketilebilir. Hayvan kemikleri temelde fosfattan yapılmasın rağmen ticari olarak fosfat kemikten yapılmaz.


2.1.7.Emülgatör


Mono Gliseritler:

Kaynağı: 
Gliserol, doğal yağ asitleri ve diğer organik asitlerden (asetik, laktik.tartarik,sitrik) üretilen sentetik yağ esterleridir. Yağ asitleri genelde bitkisel kökenlidir fakat hayvansal kaynaklı yağ asitleri de kullanılabilir.

Fonksiyon ve Özellikleri: 
Emülgatör ve stabilizör özelliktedirler.

Ürünler: 
Kahve ve birçok ürünlerde kullanılır

Kabul edilebilir günlük alım miktarı: 
E472d-f için, 30 mg tartarik asit / kg vücut ağırlığı

Yan etkileri: 
Bilinen yan etkileri yoktur. Ürünler önce tek tek asitlere ve yağlara parçalanır. Vücut normal asitleri ve doğal yağa özgü bütün bileşenleri metabolize eder. Normal yağ sindirildiği zaman mono- ve digliseritlerin bileşenleri vücutta normal bir şekilde üretilir.

Kullanımındaki sınırlamalar: 
Çoğunlukla bitkisel yağlar kullanılmasına rağmen, hayvansal yağların (domuz yağı gibi) kullanımı dışlanamaz. Bundan dolayı; b irtakım gruplar, örneğin, etin yanı sıra süt ve süt ürünleri de yemeyen vejeteryenler, Müslümanlar ve Yahudiler bu ürünlerden uzak durmalıdır. Sadece üreticiler yağ asitlerinin kaynağı üzerine detaylı bilgi verebilir. Kimyasal olarak, bitkisel veya hayvansal kaynaklı yağ asitleri aynıdır.


2.1.8.Topaklanmayı Önleyici


Silikon Dioksit:

Kaynağı: 
Kumdan üretilir.

Fonksiyon ve Özellikleri: 
Topaklanmayı engelleyici ajan, bira ve şarap üretiminde maya ve proteinlerin uzaklaştırılması ve köpüklenmeyi önleyici ajan.

Ürünler: 
Birçok kurutulmuş ürün.

Kabul edilebilir günlük alım miktarı (ADI): 
Belirlenmemiştir.

Yan etkileri: 
Bilinen yan etkisi yoktur.

Kullanımındaki sınırlamalar: 
Yoktur. E551 bütün din grupları, yalnızca et yemeyen vejeteryanlar ve etin yanı sıra süt ve süt ürünleri de yemeyen vejetaryanlar tarafından tüketilebilir.

2.1.9.Glüten

Glüten, özellikle buğday gibi tahıllarda bulunan bir protein grubudur. Buğday; başta çavdar, arpa, yulaf olmak üzere diğer hububat tahılları ile de yakından alakalıdır ve bu nedenle bu tahıllar da glüten içerirler.

Glüten, hamurun güçlü yapısından sorumlu, buğdayda bulunan proteindir. Glüten proteinleri, ekmek yapımı esnasında oluşan ağsı yapıdan sorumludur. Yükselme devresinde oluşan bu yapı çok önemlidir, glütensiz istenilen yapı oluşamaz ve ekmek mayalanamaz.

Glüten, birçok insan için mide-bağırsak kanalı yoluyla kolaylıkla sindirilebilen normal bir proteindir. Fakat bazı kişiler glüteni sindiremez. Bu kişiler çölyak hastalığı olarak adlandırılan glüten intolerantlardır.

Glüten bir seri farklı proteinin karışımıdır ve iki grupta sınıflandırılır bunlar, Prolaminler ve Glutelinlerdir. Başlıca prolamin proteini olan Gliadin, çölyak hastalığı veya gluten intoleransında başlıca problemdir, gliadin antikorları bu hastalıkla alakalı olan bağışıklık komplekslerinde bulunmaktadır.

Çölyak hastalığına sahip kişiler glüten içeren gıda yediklerinde, bağışıklık sistemleri ince bağırsağa zarar vererek karşılık verir. Belirli bir biçimde, ince bağırsak zarında bulunan, villi olarak adlandırılan, küçük parmak benzeri çıkıntılar kaybolur. Besin öğeleri gıdalardan bu villi sayesinde kan dolaşımına emilirler. Villi olmaksızın, kişi kötü beslenmiş olur--yediği gıdanın miktarıyla alakasız olarak.

Çünkü vücudun kendi bağışıklık sistemi hasara neden olur, çölyak hastalığı otoimmün bozukluk olarak kabul edilir. Bununla beraber, absorbsiyon bozukluğu olarak da sınıflandırılır çünkü besin elementleri absorblanamamaktadır. Çölyak hastalığı, ayrıca çölyak psiloz, tropikal olmayan psiloz ve glüten-duyarlı enteropati olarak da bilinmektedir.

Çölyak hastalığı ailelerde gözlenen genetik bir hastalıktır. Bazen hastalık, ameliyattan, hamilelikten, doğumdan, viral enfeksiyondan veya ciddi duygusal streslerden sonra ilk kez tetiklenir veya aktif hale gelir.


2.1.10.Tuz

Kimyada, bir asit ile baz arasında gerçekleşen kimyasal tepkime sonucunda suy­la birlikte oluşan maddeye tuz denir. Birbirin­den farklı yüzlerce tuz türü vardır. Ama günlük konuşma dilinde "tuz" denince bilinen sofra tuzu kastedilir; sofra tuzunun kimyasal bileşimi sodyum klorürdür.

Tuzların oluşum tepkimesi bir denklem biçi­minde yazılabilir:

asit+baz * tuz+su

Kimyada, herhangi bir asitle tepkimeye girdiğinde o asidi nötrleştirerek, yani onun asit özelliklerini ortadan kaldırarak, tuz ve su oluşumuna yol açan maddeye baz denir. Bazlar genellikle metal oksitleri ya da hidroksitleridir; tuz oluşumu sırasında bazdaki metal, asitteki hidrojenin yerini alır. Tuzlar oluştukları aside göre adandırılır. Buna göre, hidroklorik asidin nötrleştirilmesi (yansızlaştırılması) sonucu ortaya çıkan tuzlara klorürler; nitrik asitten oluşan­lara nitratlar; sülfürik asitten oluşanlara sül­fatlar; karbonik asitten oluşanlara karbonat­lar denir. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir.


3.KAHVENİN SAĞLIK AÇISINDAN ÖNEMİ

Antioksidan ve Antibakteriyel Özellikler

Çikolata ve çay gibi maddelerin infüzyonları ve içeceklerinin, flavoidlerden (Halstead,

2003) ya da ilişkili fenolik bileşiklerden zengin olduğu bildirilmiştir. Bu bileşiklerin, gerek in

vitro gerekse in vivo çalışmalarda, antioksidan özellikleri olduğu gösterilmiştir. Hasler (2002),

kateşinlerin yeşil ve siyah çaylardaki etkilerini ve mide kanseri ve solid tümör risklerini

incelemiştir. Karakaya ve ark. (2001), içecekler, alkollü içecekler ve infüzyonlardaki fenolik

bileşik düzeylerini ölçmüşler ve aşağıdaki sıraya göre 0.07 ila 4.16 mg/L arasında

konsantrasyonlar bulmuşlardır: siyah çay>Nescafe>kola>kırmızı şarap>mor havuç

suyu>kayısı nektarı>Türk kahvesi>beyaz şarap. Demlenmiş kahvede ayrıca furanlar, piroller

ve maltol dahil olmak üzere antioksidan heterosiklik bileşikler de saptanmıştır (Yamagimoto

ve ark. 2004). Bunun yanı sıra, bir çalışmada kahve ve çay infüzyonlarının antioksidan

etkileri, hem ürik asit hem fenolik bileşiklerin artmasıyla açıklanmıştır (Natella ve ark. 2002).

Olthof ve ark. (2001),Kolondaki mikrofloranın, besinlerle alınan fenollerin büyük bir bölümünü metabolize ederek in vivo

sonuçları anlamlı derecede değiştirmesi nedeniyle, in vitro antioksidan

aktivitenin, in vivo aktiviteye göre beklenilenden düşük olabileceğinden kuşkulanmışlardı.

Bununla birlikte Namba & Matsuse (2002), kahvede serbest radikaller ve viral

enfeksiyonların zararlı etkilerini önleyebilecek özellikler bulunduğunu öne sürmektedir.

Gerek kahve çekirdeklerinde gerekse çayda, fenolik bileşikler ve antioksidan bileşikler

bulunmaktadır. Ancak kahve çekirdeği kavurma işlemine tabi tutulduğundan, antioksidan

özellikleri olan bileşikler oluşurken fenolik bileşikler kaybolabilmektedir. Gerçekten de, yeni

oluşan Millard reaksiyonu ürünleriyle (Millard reaction products: MRP) toplam antioksidan özellikler kavrulma sırasında artabilir (Nicoli ve ark. 1997, 1999; Anese & Nicoli, 2003).

Nicoli ve ark. (1999), bu ürünleri incelemişler ve orta derecede kavurma koşullarında

hazırlanmış kahve çekirdeklerinin en yüksek düzeyde antioksidan aktiviteye sahip olduğunu

göstermişlerdir.

Del Castillo ve ark. (2002), kavurmanın derecesine bağlı olarak antioksidan aktivitede

bir azalma gözlemlediler. En yüksek düzeyde antioksidan aktivite, orta derecede kavrulmuş

kahvede görüldü. Nicoli ve ark. 1997), kahve kavrulurken termik uygulanma yapılmasının,

doğal antioksidan düzeylerini anlamlı derecede azalttığını kaydettiler. Ancak ürünlerin toplam

antioksidan özellikleri korunmuş, hatta MRP oluşması sırasında artmış bulundu. Bu ürünlerin,

melanoidinler olarak nitelendirilen bazıları, anti-radikal aktivite göstermekte ve kavurmanın

şiddetiyle orantılı olarak oluşmaktadır (Borelli ve ark. 2002).

Kavurma sırasında ortaya çıkan diğer yan ürünler, gene kavurmanın derecesiyle orantılı olarak oluşan biyolojik aminlerdir (serotonin >spermidin >agmatin) (Cirilo ve ark. 2003).

Düzenli kahve içilmesi, LDL oksidasyonuna olan yatkınlıkta hafif bir azalmaya ve bu

yolla LDL kolesterol ve malondialdehid düzeylerinin düşmesine yol açabilir (Yukawa ve ark.

2004). Kahvenin çözücülerle fraksiyonlara ayrılması ve ardından uygulanan çok basamaklı

ultrafiltrasyon işlemi sonucunda, linoleik asidin in vitro peroksidasyonuna karşı en önemli

inhibitör etkinin, molekül ağırlığı 1 kDa’dan düşük polar bileşiklerden kaynaklandığı

görülmüştür. Bu fraksiyonlar aynı zamanda, insan barsağındaki Caco-2 hücrelerinde NADPHsitokrom c-redüktaz ve glutatyon S-transferaz üzerindeki baskın kemoprevantif enzim modüle edici aktiviteyi de etkilemiştir (Somoza ve ark. 2003). Somoza ve ark. (2003) 5-klorojenik asidin in vitro koşullarda güçlü bir antioksidan olduğunu göstermişlerdir.

Kafein ve katabolik ürünleri olan teobromin ve ksantin, hem antioksidan hem prooksidan özelliklere sahiptir. Bu nedenle, kafein ve metabolitleri, kafein içeren içereceklerdeki

toplam antioksidan ve kemoprevantif özelliklere de katkıda bulunabilir (Azam ve ark. 2003).

Kahve, polifenoller ve antioksidanlar gibi biyolojik olarak aktif maddelerden zengin

olduğundan, Bavyera ve Almanya’da (Radlke ve ark. 1998), İspanya’da (Pulido ve ark. 2003),

ABD’de (Svilaas ve ark. 2004) ve olasılıkla birçok başka ülkede, diyetle alınan

antioksidanların büyük bir bölümünün kaynağını oluşturmaktadır.Kahve yaygın olarak tüketilen bir içecek olduğundan, kahve içilmesi ile kanserin

indüksiyonu arasındaki ilişki, yakın zamanlarda Porta ve ark. (2003) tarafından ele alınmıştır;

bu araştırmacılar, kahvenin bir etki modifiye edici rolü olduğunu ve birçok durumda tümör

oluşumunu indükleyebildiğini ya da inhibe edebildiğini öne sürdüler. Gerçekten de Vatten ve

ark. (1990), kahve tüketiminin, ince kadınlarda meme kanseri insidansını azalttığı, buna

karşılık obez kadınlarda bunun tersi bir etkisi olabileceği görüşündedir. Sigara içen kişiler,

sigara içmeyenlere göre daha fazla kahve tükettiklerinden, (Arnlov ve ark. 2004), kahvenin

antioksidan özellikleriyle sigara tiryakilerinde akciğer kanseri arasındaki ilişkiyi inceleyen

çok az çalışma yapılmış olması şaşırtıcıdır.

  1   2   3

Add document to your blog or website

Similar:

FİZİBİLİTE RAPORU CEVİZ AROMALI KAHVE iconFİZİBİLİTE RAPORU

FİZİBİLİTE RAPORU CEVİZ AROMALI KAHVE iconÖrnek-2: FİZİBİLİTE RAPORU

FİZİBİLİTE RAPORU CEVİZ AROMALI KAHVE iconKÜÇÜK TİP ALABALIK İŞLETMELERİ FİZİBİLİTE RAPORU

FİZİBİLİTE RAPORU CEVİZ AROMALI KAHVE iconCEVİZ AĞACI Ceviz ağacının ikinci adı = ÖMÜR AĞACIDIR

FİZİBİLİTE RAPORU CEVİZ AROMALI KAHVE iconCeviz bu günün ve geleceğin meyvesidir. İlimiz iklimi genel olarak ceviz yetiştiriciliğine uygundur. Meyvesi ve kerestesi için yetiştirilir. Ayrıca yeşil

FİZİBİLİTE RAPORU CEVİZ AROMALI KAHVE iconKIYI TESİSİ YAPIM TALEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİNE DAİR TEBLİĞ KAPSAMINDA FİZİBİLİTE VE MODELLEME RAPORU HAZIRLAMAK ÜZERE YETKİLENDİRİLMİŞ KURULUŞLAR

FİZİBİLİTE RAPORU CEVİZ AROMALI KAHVE iconÖN FİZİBİLİTE VE FİZİBİLİTE ETÜDÜ

FİZİBİLİTE RAPORU CEVİZ AROMALI KAHVE iconFİZİBİLİTE ŞABLONU

FİZİBİLİTE RAPORU CEVİZ AROMALI KAHVE iconEKSPERLİK VE FİZİBİLİTE

FİZİBİLİTE RAPORU CEVİZ AROMALI KAHVE iconCEVİZ YETİŞTİRİCİLİĞİ

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page