Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olan Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki veciz sözünü hepimiz ezbere biliriz: “Hattı müdafaa yoktur




Indir 359.84 Kb.
TitleGazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olan Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki veciz sözünü hepimiz ezbere biliriz: “Hattı müdafaa yoktur
Page2/10
Date conversion21.04.2013
Size359.84 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://www.koc.com.tr/tr-tr/Lists/KSSNews/Attachments/5/BHD_092008.doc
1   2   3   4   5   6   7   8   9   10

Üretilecek tankların gücü ve kapasitesi ne olacak?

120 mm 55 kalibre ana silah sistemine sahip ALTAY tankı, modern atış kontrol sistemi, aktif ve pasif koruma sistemleri ile donatılacak olup, yüksek zırh koruması ve hareket kabiliyetine sahip olacak. Altay tankında yaklaşık 1500 beygirgücünde bir güç grubu kullanılması bekleniyor.

Tankların üretimi için gerekli finansal ve iş gücü kaynağı nasıl sağlanacak?

ALTAY tankının üretiminde gerekli kaynak Savunma Sanayi Destekleme Fonu’ndan sağlanacak.

Otokar, Aselsan A.Ş., Roketsan A.Ş. ve ROTEM/ADD’nin birlikte gerçekleştireceği Altay projesinde savunma sanayi şirketlerimizin önemli firmaları çalışacak. Bir fikir vermesi açısından yalnızca Otokar tarafından sağlanacak adam/saat yaklaşık 1.880.000 olması öngörülüyor.


Tanklar yurtdışına satılacak mı?

ALTAY projesinin hedefleri arasında tankın üçüncü ülkelere satışı da yer alıyor. Proje modeli belirlenirken de bu hedef doğrultusunda gerekli çalışmalar yapıldı. Proje kapsamında geliştirilecek tankın fikri ve sınaî mülkiyet hakları ülkemize ait olup, ülkemizin savunma politikası çerçevesinde, söz konusu tanklar yurtdışına satılabilecek.


Türkiye ALTAY ve diğer projeleri hayata geçirecek yeterli teknoloji, işçi ve mühendis kadrosuna sahip mi?

M60 Tank Modernizasyonu ve Leopard 1 Tanklarının İyileştirilmesi projeleri kapsamında gerek sanayimizde gerekse askeri fabrikalarda, tank konusunda önemli bir bilgi birikimi ve altyapı oluştu. Son yıllarda Türk Silahlı Kuvvetleri’mizin modern araç, gereç ve silah ihtiyacının önemli bir bölümü savunma sanayi firmalarımızca geliştirilip üretilen özgün sistemlerle karşılanıyor. Söz konusu projelerden elde edilen birikim ve altyapıdan ALTAY projesinde istifade edilecek ve ilave ihtiyaçlar proje kapsamında yapılacak yatırımlar ve teknoloji transferi yoluyla karşılanacak.


Stratejik öneme sahip “milli bir proje”nin, köklü geçmişi olan “milli bir şirket” tarafından üstlenilmiş olması karşısında neler hissediyorsunuz?

ALTAY projesine ilişkin ihale sürecinde, proje modeli gereğince belirli yetkinlik ve tecrübeyi haiz Türk ana yüklenici adayları rekabet etti ve nihayetinde Otokar ipi göğüsledi. Elbette, ülkemiz ve savunma sanayimiz için kritik öneme sahip böyle bir projenin, bir Türk şirketinin ana yükleniciliğinde icra edilecek olması tabii ki memnuniyet verici. Otokar’ın, projede görev alan savunma sanayimizin güzide kuruluşlarıyla birlikte, ALTAY projesini başarıyla yürüteceğine ve dünyanın sayılı tank üreticileri arasındaki yerini alacağına inanıyorum ve şimdiden kendilerine başarılar diliyorum.


Türkiye’de bankacı olmak heyecan verici”


Yapı Kredi Genel Müdürü Tayfun Bayazıt’la Türkiye’de bankacılık sektörünün karşılaştığı sorunlar, yurtdışı gelişmelerin sektörde yarattığı olumsuzluklar ve sektörün bugünkü durumu üzerine konuştuk



B
ankacılık sektörünün bir

durum değerlendirmesini yapar mısınız?


Bugün bankacılık sektörü, sağlıklı bir sermaye ve bilanço yapısına sahip, hızlı büyüyen, iyi denetlenen, güçlü bir beşeri sermayeyi içinde barındıran ve ileriye dönük son derece olumlu beklentiler taşıyan bir sektör. 2002 yılında yüzde 14 civarında olan kredi/GSYH oranının 2007 yılında yüzde 32’ye çıkmış olması, sektörün ve finansal aracılık fonksiyonunun genişlemesinin önemli bir göstergesi olarak alınabilir.

Bu ve benzer göstergeler gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında sektörün ekonominin geneline nüfuzunun henüz düşük sayılabilecek düzeylerde olduğu ve dolayısıyla da önemli bir büyüme potansiyeli barındırdığını söyleyebiliriz.


ABD ve Avrupa bankacılığıyla karşılaştırıldığında Türk bankacılık sektörünün artıları ve eksileri nelerdir?

Finansal sistem içindeki konumu itibarıyla Türk bankacılık sektörünün konumunun Avrupa bankacılık sistemine daha yakın olduğu söylenebilir. ABD’de klasik mevduat bankalarının dışındaki kurumların (yatırım bankaları, hedge fonlar, emeklilik fonları, mortgage kurumları vs.) finansal sistem ve ekonomi içindeki ağırlığı Avrupa’ya göre daha yüksek. Türkiye’de ise bankacılık sisteminin çok baskın bir konumu var. Konut kredilerine bağlı menkul değerlerin ve benzeri karmaşık finansal enstrümanların Türkiye’de olmaması bir yandan gelişmenin henüz erken aşamalarında olmasıyla ilgili iken, öte yandan bir şans olarak da nitelendirilebilir, zira yaşanan son çalkantılar bu enstrümanlarla ilgili önemli dersler alınmasını sağlamıştır.


Teknolojik altyapı açısından Türk bankacılık sektörünün gelişmiş ülkelerdeki sektörlerden çok geride olmadığını söyleyebiliriz. Bunun yanı sıra kredi kartları gibi çok önemli bazı alanlarda Türkiye’nin Avrupa’da birçok ülkeye örnek teşkil edebilecek bir ürün yönetimi ise olduğu rahatlıkla söylenebilir. Sektörün, gelişmiş ülkelerle karşılaştırıldığında ölçek olarak geride olduğunu ifade edebiliriz. Türkiye’de kredi ve mevduat toplamının GSYH’ye oranı 2007 yılında yüzde 72 iken, Euro bölgesinde bu oranın 2006 yılında yüzde 237 olduğunu görüyoruz. Bu gösterge, bir yandan sektörün ekonominin geneline nüfuzunun ne kadar geride olduğunu gösterirken, diğer yandan, ciddi bir büyüme potansiyeli olduğunu ortaya koyuyor.


Bankacılık sektörünün günümüz koşullarında karşılaştığı sorunlar nelerdir?

Bilânçolardaki vade uyumsuzluğu, Türkiye gibi hem uluslararası gelişmelerden etkilenme potansiyeli yüksek hem de zaman zaman kendine özgü koşulların yarattığı dalgalanmaları yaşayan bir ekonomi içinde kârlılığın dalgalanma göstermesine yol açabilecek bir faktör. Bunun yanında, KOBİ kesiminde düzgün ve şeffaf finansal veriler elde etmenin zorlukları, sektörün ciddi bir rekabet içinde olduğu bu segmentte sağlam müşteriye ulaşma çabalarında karşılaşılan bir zorluk.


Geçtiğimiz günlerde BDDK’nın bankacılık sektörüne yönelik uyarıları basında yer aldı. Bu konuda görüşlerinizi alabilir miyiz?

Bankaların kredi genişlemesinde kendi mali yapılarının sağlığını dikkate almaları konusunda uyarıda bulunan BDDK Başkanı’nın uyarıları yerindedir. Tüm bankalar kârlarını artırmaya, bunun için de büyümeye gayret edeceklerdir, ancak bunu yaparken alınan riskleri iyi hesaplamak ve bankanın mali yapısını bozacak agresiflikten kaçınmak, basiretli bankacılığın gereklerindendir.


Geçmişte çok sancılı kriz süreçleri yaşayan Türkiye’deki bankacılık sektörü, eskisine göre ekonomik krizlere daha mı hazırlıklı ve dayanıklı? Tüm dünyada yaşanan ekonomik dalgalanmalar Türk bankacılık sektörünü nasıl etkiliyor?

Türk bankacılık sektörü, 2001 yılındaki kriz sonrasında ciddi bir yeniden yapılanma sürecinden geçti ve eski dönemin yapısal sorunlarından büyük ölçüde arındı. Kamu bankalarının katrilyonlarca liralık likidite gereksinimleri, özel bankaların sermaye yetersizlikleri ve devasa açık pozisyonları, sektörde denetim zayıflığı gibi krize dayanıksızlık yaratmanın ötesinde kendileri kriz nedeni olan faktörlerde ortadan kalkmış durumda. Sermayesi yeterli, iyi denetlenen ve risk yönetiminin önemini kavramış olan sektör, makroekonomik şoklardan etkilenmeye doğal olarak açık olmakla birlikte, sektörün bunları absorbe etme potansiyeli geçmişle karşılaştırılamayacak kadar yüksek.

Yaşanan mali krizin sonucunda yabancı yatırımcıların risk iştahlarında görülen azalma, doğal olarak gelişmekte olan bir piyasa olan Türkiye’ye portföy yatırımlarını bir miktar olumsuz etkiledi. Bunun yanı sıra Türkiye’ye özgü riskle ve enflasyon görünümündeki kötüleşmenin de etkisiyle faizlerin yükselmesi bankacılık sektöründeki hızlı büyümeyi bir miktar frenledi. Yine de Türk bankacılık sektörünün bu çalkantıdan kaynaklanan çok ciddi bir olumsuzluk yaşamadığını söyleyebiliriz.


Yabancı yatırımcıların Türk bankalarına ilgisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bankacılık sektöründe yabancıların artmasının avantaj ve dezavantajları nelerdir?

Türkiye ekonomisinin geçmişin sert iniş çıkışlı performansını geride bırakarak sağlıklı bir büyüme yoluna girdiğine ve bu ekonomi içinde bankacılık sektörünün payının da artacağına duyulan güven, doğal olarak sektöre yabancı ilgisini üst düzeye çekti. Dünyanın en önde gelen, en güçlü bankacılık kurumları Türk bankacılık sektörüne yatırım yaptılar. Bunun getireceği rekabet artışı, yenilikler, ürün çeşitliliğinde artış kuşkusuz sektöre ve müşteriye fayda sağlayacaktır. Bankacılık sektöründe yabancı varlığının artışının önemli herhangi bir dezavantaj ortaya çıkardığı kanısında değilim. Sektörde yabancı sermayeye karşı en sık ortaya konan endişe, yabancı sermayeli bankaların ekonomik durgunluk dönemlerinde kredilerini yerli bankalara göre çok daha fazla kısabileceği düşüncesi. Ancak yerli veya yabancı tüm bankaların rasyonel temellere göre hareket eden ticari kurumlar oldukları, bu bankalardaki yabancı sermayenin uzun dönemli yatırımlar olduğu, böyle bir davranışın uzun dönemde bankanın kendi çıkarına aykırı olacağı ve yine bu bankaların Türkiye’nin koşullarını çok iyi bilen kadrolar tarafından yönetildikleri dikkate alındığında bu tür endişelerin yerinde olmadığı kanaatine varılacaktır.


Peki, ABD’deki mortgage krizinin Türkiye’ye yansıması nasıl olacak?

Bu krizin derinleşmesi ve uzun sürmesi halinde, bunun Türkiye’ye iki yolla yansıması olabilir. Birincisi, finansal piyasalar yoluyla; yani, risk artışının kur ve faiz yükselişlerinin yanı sıra sermaye çıkışlarına neden olması şeklinde. Bu durum ekonomik büyümeyi oldukça yavaşlatır. İkincisi, Türkiye’de ticaretin yoğun olduğu bölgelerde ekonomik yavaşlamanın şiddetlenmesiyle (ki, bu öncelikle Euro bölgesidir), Türkiye’nin ihracatının azalması şeklinde. Henüz Türkiye her iki durumdan da çok etkilenmiş değil. Euro bölgesinde ekonomik büyüme ve buna bağlı olarak ihracatımızın güçlü seyri devam ediyor. Öte yandan sermaye girişlerinde, özellikle doğrudan yatırımlar ve portföy yatırımları girişlerinde, 2008 yılında bir miktar azalma gözlemlemiş olsak da, şirketler kesimi borçlanmasının devam etmesi nedeniyle yabancı sermaye girişlerinde bu yıl için bir sıkıntı söz konusu olmayacak gibi görünüyor.


Dünyanın en önde gelen, en güçlü bankacılık kurumları Türk bankacılık sektörüne yatırım yaptılar. Bunun getireceği rekabet artışı, yenilikler, ürün çeşitliliğinde artış, kuşkusuz sektöre ve müşteriye fayda sağlayacaktır”


Bir de kredi kartı ödemelerinde yaşanan ve ciddi bir krize dönüşeceği düşünülen bir sorun var. Bankacılık sektörü buna nasıl bir çözüm getirmeyi düşünüyor?

Kart sayısı ve kullanımının arttığı koşullarda ödenmeyen kart borçlarının da yükselmesi olağan bir durum. Ödenmeyen kart borçlarının toplam kart borçlarına oranı ise 2006 yılı sonunda yüzde 7.3 iken bugün bu oran yüzde 6.1 düzeyinde. Bu doğal olarak dikkat edilmesi gereken bir konu; ancak ciddi bir krize dönüşecek bir durumun söz konusu olduğu kanaatinde değiliz. Tabii ki bu alanda derin sorunlardan kaçınmak için, bankaların kart limiti tahsis ederken müşterilerinin gelir düzeyini, ödeme gücünü dikkate almaları büyük önem arz ediyor.


Yapı Kredi Bankası kârını geçen yıla göre yüzde 55 oranında artırdı; bunu nasıl başardınız?

Yapı Kredi, çok olumlu olmayan dış koşullara rağmen takım halinde entegrasyon sonrası ticari odaklanmasını koruyarak, özellikle tüketici kredilerinde piyasa payını yükselterek ve sağlam bir mevduat büyümesi gerçekleştirerek gelirlerinde kayda değer bir artışa ulaşırken, oldukça iddialı bir şube artışı sürecinde maliyetlerini de kontrol etmeyi başardı ve bu sayede kârında ve özsermaye kârlılığında önceki senenin aynı dönemine göre belirgin bir artışa ulaştı.


Tüm bu bilgiler ışığında şunu sormak istiyorum: “Türkiye’de bankacı olmak” kolay mı?

Değişime, gelişime, büyümeye son derece açık olduğu kadar, iç ve dış birçok faktörün olumlu-olumsuz etki alanında bulunan, rekabetin çok keskin olduğu, risklerin çok iyi yönetilmesi gereken bir sektörde olmanın kolay olmadığını ama zevkli ve heyecan verici olduğunu söyleyebiliriz.


Tayfun Beyazıt kimdir?


S. Illinois Üniversitesi Makine Mühendisliği Fakültesi lisans (BS1980) eğitimi sonrası Columbia Üniversitesi'nden Finans ve Uluslararası İlişkiler alanlarında yüksek lisans (MBA1983) derecesi aldı.

Bankacılık kariyerine Citibank'ta adım atan Bayazıt, daha sonra 13 yıl Çukurova Grubu bünyesinde Yapı Kredi Bankası (Genel Müdür Başyardımcısı ve İcra Kurulu Üyesi), Interbank (Genel Müdür) ve Banque de Commerce et de Placement S.A. İsviçre'de (President & CEO) üst düzey yöneticilik görevlerinde bulundu.

1999 yılında Doğan Holding Yönetim Kurulu Başkan Vekilliği ve Dışbank Murahhas Azalığı'na getirildi. Nisan 2001'de Doğan Holding’deki görevinden ayrılarak aynı grup içinde Dışbank İcra Başkanlığı’nı (CEO) üstlendi. 2003 yılı Genel Kurulu'nda İcra Başkanlığı’na ilaveten bankanın Yönetim Kurulu Başkanlığı’na da seçilen Bayazıt, bankanın mali iştirakleri olan finans kuruluşlarının yönetim kurulu başkanlıklarını da yürüttü. Temmuz 2005'te Fortis'in, Dışbank'ın çoğunluk hisselerini satın alması sonrası Fortis Bank A.Ş. İcra Başkanlığı (CEO) ve Fortis Yönetim Komitesi üyeliğine getirildi.

2005 yılında Dünya gazetesinin “Ekonominin Şeref Kürsüsü” anketinde, “Yılın Profesyonel Yöneticisi” seçildi. Mayıs 2006'da Fortis Bank A.Ş.’nin Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini üstlendi. Özel Sektör Gönüllüleri Derneği ve Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği başkanlıklarını yürüten Bayazıt aynı zamanda Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) yönetim kurulunda aktif olarak görev alıyor.

Evli ve iki çocuk babası olan Bayazıt KFS ve Yapı Kredi Bankası Murahhas Azası ve Genel Müdürlüğü görevini 2007 yılı Nisan ayından beri sürdürüyor.


Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın

Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.

Eğil de kulak ver bu sessiz yığın

Bir vatan kalbinin attığı yerdir.


Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,

Gördüğün bu tümsek, Anadolu’nda

İstiklal uğruna, namus yolunda,

Can veren Mehmet’in yattığı yerdir.


Bu tümsek, koparken büyük zelzele

Son vatan parçası geçerken ele

Mehmet’in düşmanı boğduğu sele

Mübarek kanını kattığı yerdir.


Düşün ki haşrolan kan, kemik, etin

Yaptığı bu tümsek amansız çetin

Bir harbin sonunda bütün milletin

Hürriyet zevkini tattığı yerdir.


Necmettin Halil Onan


Ölümsüz askere ölümsüz armağan:


Mehmetçik Anıtı



K
urtuluş Savaşı’nın en kanlı çatışmalarından birinin yaşandığı Sakarya Meydan Muharebesi’nde şehit olan 5713 Mehmetçiğin kahramanca direnişi bir anıtla taçlandırıldı. Sakarya Meydan Muharebesi’nin geçtiği Polatlı’nın 6 km batısında, Genelkurmay Başkanlığı, Tüpraş ve Ulaştırma Bakanlığı işbirliğiyle heykeltıraş Doç. Dr. Sait Rüstem’e hazırlatılan Mehmetçik Anıtı, düzenlenen bir törenle açıldı. Kaidesiyle birlikte 32 metre yüksekliğe ulaşan anıt, Mehmetçiğin ölümsüz mücadelesine sonsuza dek tanıklık etmek üzere düşman askerlerinin ilerlediği son nokta olan Kartaltepe’de inşa edildi. Açılış törenine Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Ergin Saygun, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Işık Koşaner, Kara Kuvvetleri Komutanlığı Kurmay Başkanı Orgeneral Atila Işık, Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanı Orgeneral Erdal Ceylanoğlu, Koç Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa V. Koç, Koç Holding Yönetim Kurulu Üyesi ve Kurumsal İletişim ve Bilgi Grubu Başkanı Ali Y. Koç, Koç Holding Enerji Grubu Başkanı Erol Memioğlu, Tüpraş Genel Müdürü Yavuz Erkut, Koç Topluluğu yöneticileri, şehit aileleri ile vatandaşlar katıldı. Törende ayrıca Sakarya Meydan Muharebesi’ni görsel teknikler kullanılarak anlatacak, TCDD tarafından yaptırılan Panorama Müzesi’nin de temeli atıldı.

1   2   3   4   5   6   7   8   9   10

Similar:

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olan Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki veciz sözünü hepimiz ezbere biliriz: “Hattı müdafaa yoktur iconKurtuluş Savaşı’mızın önderi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selânik’te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olan Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki veciz sözünü hepimiz ezbere biliriz: “Hattı müdafaa yoktur iconYurdumuzun parçalanıp işgal edildiği günlerden başlayarak, Türk tarihinde bir dönüm noktası olan İstiklâl Savaşı'nı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunu ve

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olan Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki veciz sözünü hepimiz ezbere biliriz: “Hattı müdafaa yoktur icon1. Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı'na önderlik yaparak yurdumuzu işgalden kurtardı. Cumhuriyet esasına dayalı yeni bir devlet kurulmasına öncülük yaptı

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olan Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki veciz sözünü hepimiz ezbere biliriz: “Hattı müdafaa yoktur iconGenç Mustafa Kemal Samsun'a çıktığında ve Kurtuluş Savaşı için başlama gongunu çaldığında ne arkasında donanımlı, tam teçhizatlı bir ordu, ne bir büyük rütbe

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olan Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki veciz sözünü hepimiz ezbere biliriz: “Hattı müdafaa yoktur iconGazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Anlatımıyla Sivas Kongresi’nin Açılışı ve Öncesi

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olan Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki veciz sözünü hepimiz ezbere biliriz: “Hattı müdafaa yoktur icon· Mustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olan Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki veciz sözünü hepimiz ezbere biliriz: “Hattı müdafaa yoktur iconGazi Mustafa Kemal Atatürk’ün anlatımıyla Sivas Kongresini Sonuçsuz Bırakma Çabaları

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olan Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki veciz sözünü hepimiz ezbere biliriz: “Hattı müdafaa yoktur iconGazi Mustafa Kemal Atatürk’ün anlatımıyla Geçici Güdüm İşinin Sivas Kongresi’nde Görüşülmesi

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olan Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki veciz sözünü hepimiz ezbere biliriz: “Hattı müdafaa yoktur iconULU ÖNDERİMİZ M. KEMAL ATATÜRK’ÜN VECİZ SÖZLERİ

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktası olan Sakarya Meydan Muharebesi’ndeki veciz sözünü hepimiz ezbere biliriz: “Hattı müdafaa yoktur iconMustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page