İnsanlardaki önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zor




Indir 76.17 Kb.
Titleİnsanlardaki önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zor
Date conversion25.04.2013
Size76.17 Kb.
TypeBelgeleme
Sourcehttp://includes.gapteyap.org/files/Dokuman-Merkezi/Sulama-Egitim-Dokumanları/tarimsal-yayim/05-I


İLETİŞİM TEKNİKLERİ











Olmamız gereken şeyi olduğumuz gibi kalarak olamayız.

Max De Pree

İnsanlardaki önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zor.

Einstein


1.GİRİŞ

İletişim insan yaşamının en önemli becerilerinden biridir. İnsan uyanık olduğu saatlerin büyük bir kısmını iletişim içerisinde geçirir. İnsanların beraber yaşamalarının temelinde iletişim kurabilmeleri yatar.

Bir insanı var eden; başarılı ya da başarısız kılan. İşin / okulun en popüler kişisi yapan, el üstünde tutulmasını ya da itici bulunmasına sebep olan, telefonunuzun günde iki ya da yirmi kere çalması arasındaki farkı belirleyen şey, kesinlikle bireyin iletişim becerisi veya beceriksizliğidir. Prof. Dr. Acar BALTAŞ, “İletişim, insanın kendisini dünyaya yansıtma biçimidir” derken, doğru iletişim becerilerini geliştirmenin hayata katacağı artı değerleri de özetlemiş oluyor.

İnsan doğduğu andan itibaren içinde bulunduğu toplumun dilini, davranışını taklit ederek diğerleriyle iletişime geçmeyi öğrenir. Daha sonra başka topluluklardan farklı iletişim biçimleri ve en sonunda dünyayla entegre olmak için kullanılan ortak iletişim kanallarını kullanmayı öğrenir.


2.İLETİŞİM NEDİR

İletişim tanım olarak, kişi ya da kişilerin karşılıklı bilgi, duygu ve düşüncelerini paylaşma sürecidir. Diğer bir anlatımla anlamları eşit kılma sanatıdır.

İngilizce “communication” sözcüğü, Latince kökeni olan “communis”, paylaşmak veya ortak kelimesinden gelmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz “bilgi, duygu ve düşüncelerin paylaşılması süreci” İngilizcede ki “communication” kelimesinde tam karşılığını bulmuştur. “Duygu ve düşüncelerin herhangi bir kanal kullanılarak karşımızdaki kişiye iletilmesi” olarak da tanımlayabileceğimiz iletişimin Türkçe kökü olan “iletmek” kelimesi de bu tanım açısından tam olarak yerini bulmuş bir ifadedir.

Kavram olarak iletişimin günümüzde yüzlerce tanımı olduğunu söyleyebiliriz:

Mesela, iletişimi; “bizim başkalarını, başkalarının da bizi anlamasına yarayan bir süreç” olarak tarif edebileceğimiz gibi, “bir zihnin diğer zihinleri etkileme yollarının tümüdür, sadece, yazılı ve sözlü konuşmaları değil müzik, resim, heykel, tiyatro, bale, dans gibi bütün insan davranışlarını içine alır” şeklinde de tanımlayabiliriz. Ancak bu tanımları değerlendirirken iletişimin çift yönlü bir olgu olduğu, tek yönlü olarak bir fikrin aktarılması demek olan “propagandanın” bir iletişim metodu olup olmadığı gibi hususların üzerinde düşünülmesinde fayda vardır.

Miller, iletişimi : “Bir kaynağın, davranışlarını kasıtlı bir biçimde etkilemek üzere bir alıcıya mesajlar iletmesi” olarak tarif ederken, Gode’ ye göre iletişim: “Bir kişinin ya da grubun tekelindeki bilgi ve becerilerin başka bir kişi ya da gruplarla ortak kullanmasını sağlayan bir süreçtir.”

İletişim sayesinde bilginin, farklı davranış şekilleri ve sonuçlar yaratmak amacıyla bir noktadan (kaynak), diğer bir yere akması (alıcı) sağlanır. Böylece, iletişim gerçek kimliğini bilgi ile gerçek değerini de bilgi aktarımı ile kazanır. İnsanlar iletişimle ortak değerleri paylaşma olanağını elde ederler.

Verici olarak kaynak tarafından baskın nitelikte verilen mesajlara dayalı süreç tek yönlü iletişimdir. Bu tarz iletişimde, verici, alıcıda istediği yönde değişim sağlamak üzere mesajlarını hazırlar. Bu tarz bir iletişim kitle yayım araçları ile yapılmakta olup, kaynağın belirleyici olduğu bir iletişim türüdür.

İnsanların aralarındaki iletişim sürecini paylaştıkları iletişim şekline de, çift yönlü iletişim denmektedir. Gerçek anlamda iletişim tanımına uyan ve burada genel olarak iletişimden bahsederken kastımız bu iletişim şekli olacaktır. Çift yönlü iletişimde, verici, mesajın içeriğini, şeklini ya da veriliş biçimini alıcıdan aldığı geri bildirime göre değiştirir. Bu çeşit iletişimde, verici olan kaynak da, mesajın ulaştığı hedef olan alıcı da birbirlerini etkileme imkânlarına sahiptir.


3.İLETİŞİMİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER



Şekil 1. : İnsan ilişkileri sistemi.


İletişim tanımlandığında kavranması basit ve toplumun birçok kesimi tarafından ne ifade ettiği anlaşılan bir kavram olmasına rağmen, neden en büyük problemleri eksik ya da hatalı iletişim kurmanın yol açtığı sorunlar yüzünden yaşıyoruz?

Şekil.1 de, karşılıklı olarak yer alan her bir oval daireyi bir birey olarak ele alırsak, çevreden ve iletişim kurduğumuz kişiden aldığımız mesajların bir süreçten geçtiğini göreceğiz. Her birey içinde doğup büyüdüğü aile ve toplum içerisinde şekillenmiş bir belleğe sahiptir. Her birey için farklı üzüntülerin, sevinçlerin, korkuların, endişelerin, kayıpların ve kazanımların oluşturduğu bu bellek, dolayısı ile her bireyde farklı şekillenecektir. Bunun üzerine aldığımız farklı eğitimleri ve öğretileri de eklersek birbirimizden ne kadar farklı olduğumuzu anlamamız kolaylaşacaktır. Buraya kadar verilen bilgiler ışığında, her bireyin farklı algılara sahip olduğu da açıktır.




Şekil 2. : Algıda seçicilik


Şekil 2’ deki resme bakıldığı zaman, bazılarımız genç bir bayan gördüğünü söylerken, bazılarımız ise yaşlı ve çirkin bir kadın gördüklerini iddia edeceklerdir. Doğrusu aynı resimde her iki görüntünün de saklı olduğudur. İşte bir kısmımızın genç ve güzel bir kadın, bir kısmımızın da tam zıttı olan yaşlı ve çirkin bir kadın görüyor olması, her birimizin farklı algılara sahip olmasından kaynaklanmaktadır.

Şimdi, bütün bu farklılıklar düşünüldüğünde, bu iki bireyin verilen mesajları birbirlerinden farklı algılamaları ve yorumlamaları gayet doğaldır. Gerek çevreden gerekse birbirlerinden aldıkları mesajları algılama ve yorumlamaları sonucunda bir tepki oluştururlar. Bu tepki sonucunda oluşacak olan etkileşimin; anlaşma, çekilme veya çatışma gibi sonuçları da ortaya konan iletişimin ürünleridir.

Ancak burada bahsettiğimiz anlaşma bireylerin aynı fikirde olmaları veya tek tip düşünmeleri değil birbirlerini anlamalarıdır ki başarılı bir iletişimin ilk basamağı budur.


En uzak mesafe, ne Afrika’dır ne Çin,

Ne gezegenler, ne de yıldızlar geceleri ışıldayan

En uzak mesafe,

İki kafa arasındaki mesafedir

BİRBİRİNİ ANLAMAYAN


Şunu unutmayalım ki;

Düşündüğünüz ile

Söylemek istediğiniz,

Söylediğinizi sandığınız ile

Söylediğiniz,

Karşınızdakinin duymak istediği ile

Duyduğu,

Anlamak istediği ile

Anladığını sandığı ve

Anladığı, arasında farklar vardır.

Bir mesajın ulaştığı kişi, onu kendi belleği ve algılarıyla karşılaştırdığını daha önce söylemiştik. Kendinde var olan kalıplara göre yorumlar. Ancak verilen her mesajın alıcıya, tamamen istendiği şekilde ulaştığı söylenemez. Bu sebeple detaylara boğulmadan ve geri bildirim öğesini ihmal etmeden vereceğimiz mesajların yanlış anlaşılma olasılığı düşük olacaktır.

4. İLETİŞİM ve ÖĞRENME


Eğitim bir iletişim süresidir. İletişimde bulunmaksızın eğitim yapmak imkansızdır. Son yıllarda yapılan çalışmalar bilgi geçişini iletişim kuramlarına dayandırma konusunda yoğunlaşmıştır. En basıt tanımıyla anlamları bireyler arasında ortak kılma işlemi, olarak ele alınan iletişim sürecinin dört ana unsuru şematik olarak şöyle gösterilebilir.


5. İLETİŞİM SÜRECİNDEKİ TEMEL ÖĞELER



Şekil 3. İletişimin unsurları


İletişim kurulmasında rol oynayan öğeler; kaynak (verici), kodlama, mesaj, kanal (araç), alıcı, alıcının eşik değeri, alıcının şablonları, kod çözme ve geri bildirim’dir. (Şekil 3.)


5.1. Kaynak (Verici)

İletişim sürecini başlatan kişi, bilgi veya düşüncenin geldiği yerdir. Merkezdeki içeriği sözlü ya da sözsüz işaretler haline dönüştürerek kanala bırakır. Bedenin hareketleri ve duruşu mesaj niteliği taşıdığından tüm beden bir gönderici olarak çalışır. Gönderici kötü ise mesaj alıcı tarafından iyi anlaşılmayabilir. Yeterince bilgiyle donatılmamış alıcıya iyi bir kaynaktan anlaşılır bir mesaj iletilse de tam etkili olmayabilir.

Bir konuşmada konuşmacı, yazılı eserlerde yazar, kitle iletişim sürecinde ise yayının veya mesajın üretiminde katkısı olan kişi kaynak olabilir.

Burada, belli sözcüklerin seçimi ve bunların belirli şekillerde yan yana konması, mesaj verilirken kullanılan ses tonu, jestler, mimikler, bedenin duruşu, mesajın alıcıya istendiği gibi ulaşmasında rol oynar.

5.2. Kodlama

Kaynak, iletmek istediği bilgileri bir dizi sembole çevirerek, sinyaller halinde kodlar. İletişimin gerçekleşmesi için temel koşul, gönderici ile alıcının ortak anlaşma şekillerine (tecrübe, bilgi, sembolik işaretler vb.) sahip olmalarıdır. Verici iletişimde alıcının kendisi gibi aynı anlamları vereceği sembolleri ve hareketleri kullanır.

İnsan, vermek istediği mesajı en iyi şekilde vereceğine inanarak, seçtiği sözcüklerin oluşturduğu mesajını yazılı veya sözlü olarak verir. Mesajı verirken, sembol olarak sadece sözcükleri değil, beden dilini ya da anlamı olan farklı malzemeleri de seçer (mesajı güçlendiren resimler gibi).

5.3. Mesaj

Kodlanan fikrin aldığı fiziki şekle mesaj denir. Kaynaktan alıcıya gönderilen uyarıcılar, iletilen bilgi ve düşüncedir. Mesajın bir ilişki, bir de içerik yönü vardır. Her ikisi mesajın anlamını birlikte belirler. Mesajı oluştururken verici sahip olduğu şablonların ışığında hedefe (alıcıya) ulaştırmak istediği mesaja şekil verir. Alıcı tarafından anlaşılmayan mesaj “gürültü” dür. Mesajın mutlaka alıcı tarafından anlaşılması sağlanmalıdır. Gönderici, mesajın anlaşılır olduğuna özen göstermenin yanında alıcıya iyi bir kaynak olmalı, ayrıca mevcut bilgileri iyi bir anlatımla mesaja dönüştürülmelidir. İletişimde mesajları gönderen kişinin yapacağı konuşmaların ve yazacağı metinlerin anlaşılır olması ve böylece konuşmaların karşıdaki tarafından dinlenmesi, yazıların okunması için anlaşılırlığın aşağıda verilen dört temel kuralına dikkat edilmelidir.

A. Basitlik: Kısa ve basit cümleler kurulmalı, bilinen kelimeler seçilmeli, teknik terimler varsa açıklanmalı, somut ifadeler kullanılmalı, canlı ve akıcı konuşulmalıdır. Böylece karmaşık, anlaşılması zor teknik konuların anlaşılması kolaylaşır.

B. Sıralama ve Düzen: Verilen bilgiler kesin bir şekilde sıralanmış ve metnin ya da konuşmanın iç düzeni sağlanmış olmalıdır. Bunun için de; verdiğimiz mesajları bölümlere ayırmalı, birbirleriyle bağlantılarını kurmalı, derli toplu bir şekilde alıcıya göndermeliyiz. Mesajımızda ana temanın ne olduğu anlaşılabilmelidir.

C. Kısa ve Özlü Olma: Bu kural verilen bilginin yoğunluğu ile ilgilidir. Burada temel ölçü mümkün olduğunca az kelime ile çok bilgi vermektir. Mesajımız kısa, önemlilerle sınırlı, amaca odaklanmış ve gerektiği kadar bilgi içermelidir.


D. Rahatlatma ve İlgi Çekme: Bir metin ya da konuşma bazı “çeşnileri” de içermelidir. Bunlar somut bilgi aktarma işlemi için mutlaka zorunlu olan şeyler değildir, ancak metni ya da konuşmayı ilgi çekici kılarlar ve alıcıları dinlemeyi ve okumayı sürdürmeleri için teşvik ederler. Mesaj; rahatlatıcı, heyecanlı, ilginç, değişen tonlama, anlatım, kişiye hitap eden bir tarzda olmalıdır.


Mesajın anlaşılırlığına aşağıdaki kilit sorular yardımcı olur.

Ne aktaracağım? (Mesajım ne ile ilgili?)

Mesajımı aktaracağım kişi kim? (yaşı, cinsiyeti, fiziği, genel psikolojik özellikleri)

Mesajımı aktarmak için doğru bir zaman mı?

Beni anlaması için mesajıma ilgi ve ihtiyaç duymasını nasıl sağlayabilirim?

Konu ilgi alanına giriyor mu?

Konu hakkında bilgisi var mı? Ne düzeydedir?

Mesajımdaki sözcük, kavram ve terimlerin anlamlarını biliyor mu?

Bilmediği anlamları nasıl tanımlayabilirim?

Mesajımı ne zaman göndermeliyim, ne kadar sürmeli?

Mesajımda mantık zinciri nasıl olmalı?

Ne şekilde anlatırsam mesajım zihninde canlanır?

Mesajıma nasıl bir tepki gösterebilir?

Mesajımı doğru anladığını nasıl anlamalıyım?

Bu özelliklere dikkat edilerek oluşturulan mesajın anlaşılırlığı daha etkili olacaktır.

Örneğin;

Anladın mı, yerine aktarabildim mi?

Anladınız mı, yerine anlatabildim mi?

“Anladın mı, anladınız mı?” derken karşındakini sorguluyorsun.

“Anlatabildim mi, aktarabildim mi” derken kendini sorguluyorsun.

5.4. Kanal (Araç)

Mesajın alıcıya iletilmesini sağlayan araç, yöntem ve tekniklerdir. Ortamın özelliği, mesajın verici kaynaktan çıktığı gibi alıcıya ulaşıp ulaşmamasında rol oynar. İletişimde kullanılan kanal sayısı arttıkça iletişimin etkisi de o derecede artar. İletişimde mesajlar (ifade, bilgi, düşünce) bir aracın kullanılmasıyla aktarılır. Bu araçlar; söz (konuşma), yazı, resim ve nesnelerdir.

5.4.1 Söz (Konuşma): Bu mesaj aktarma şeklinde olaylar ve düşünceler gönderici tarafından belirli terimler/kavramlar şekline dönüştürülür. Alıcı bu kavramları bir düşünme sürecinden geçirerek anlayacağı şekle dönüştürür. İki defa yapılan bu dönüştürme nedeniyle yanlış anlama tehlikesi her zaman mevcuttur. Göndericiler ve alıcılar bir terimi/kavramı farklı anlamlarda kullanabilirler veya da yorumlayabilirler. Sözlü iletişimde mesajların doğru anlaşılabilmesi yoğun bir çabayı gerektirir. Bu çaba alıcının gönderici tarafından sunulan mesajların konusuna yabancılık derecesine göre artar. Sözlü iletişimde mesajın içeriğinin alıcı tarafından doğru anlaşılabilmesi için mesajın çok net olması, mümkün olduğunca basit kelimelerle ve somut ifade edilmesi ve yabancı kelimelerle mesleki/teknik terimlerin az kullanılması veya da bunların açıklanması gereklidir.

5.4.2 Yazı: Yazıda da, sözlü iletişim gibi, kişisel bir düşünme sürecinin gerçekleştirilmesi zorunludur. Çünkü bu iletişim şeklinde sadece terimler/kavramlar kullanılmaktadır. Sözlü iletişimin tersine yazılı iletişimde mesajlar önceden hazırlanmış şekildedir. Bu durum, alıcıya mesajın alınması zamanının kendisinin seçmesi avantajı sağlar. Böylece zor anlaşılır şeyleri tekrar okuma ya da bildiklerini atlama olanağı doğar. Yazılı iletişimin bir diğer avantajı da, bilgilerin (özellikle sayısal veriler, tavsiyeler vb.) alıcıya aktarma kaybı olmaksızın ulaşmasıdır. Dezavantajları ise, kişisel temas olanağının azlığı, anlaşılmayan konuların açıkta kalmasıdır. Ayrıca birçok kişi için kolay anlaşılır ve düzenli yazı yazmak çok zordur ve bu nedenle de yazılı iletişim araçlarının alıcılarda istenen etkiyi sağlaması güçleşir.

5.4.3 Resim: Yazı ve sözün tersine resimde mesajlar görsel hale getirilerek aktarılır. Böylece de terim ve kavramların yanlış anlaşılması önlenmiş olur. Ayrıca bir resimle birçok kelimenin anlattığından daha fazlası anlatılabilir. İletişimde resimlerin kullanılmasıyla mesajlar sadece hızlı algılanmaz aynı zamanda sözlerle zor ifade edilebilecek terimler de anlaşılır hale getirilir. Ancak resimler hiçbir zaman yazılı ve sözlü iletişimin yerine tamamen ikame edilemezler. Çünkü özellikle soyut kavramların resimlerle ifade edilmesi çok zordur. İletişimde resimlerin kullanılmasının sağladığı avantajların yanı sıra bu iletişim şeklinin belirli teknik donanımları gerektirdiği göz önünde bulundurulmalıdır.

5.4.4 Nesneler (Obje): İletişimde nesnelerin kullanılması söz konusu olduğunda doğal objeler ve modeller karşımıza çıkar.

Doğal Objeler İletişimde doğal objelerin kullanılması çok etkili bir mesaj aktarma yoludur. Zira bunlar alıcıda yüksek inanılırlık ve ikna etkisi yaratır. Ayrıca mesajın alınmasına aynı anda birçok duyu organı katkıda bulunur. Ancak doğal objelerin kullanılmasını sınırlayan en büyük etmen, bunların mekâna ve zamana bağlı olmasıyla kullanımlarının ancak küçük gruplarda mümkün olmasıdır.

Modeller: Modeller, doğal objelerin şematize edilmiş, genellikle büyütülmüş (bazen de küçültülmüş) kopyalarıdır. Modellerin kullanılması ile karmaşık, anlaşılması zor şeyler basitleştirilerek görselleştirilir ve görülmesi mümkün olmayan teknik süreçler görülebilir hale getirilir. Modellerin dezavantajları, pahalı olmaları ve taşınmalarındaki güçlüklerdir.

5.5 Hedef (Alıcı)

Gönderilen mesaja hedef olan kişi, mesajın hedef aldığı kişidir. Alıcının işlevi vericinin karşıtıdır. Yani alıcı, gönderilen mesajı algıladığını ve anladığını göstermelidir. Alıcı bir veya birden çok kişi olabilir. Belirli veya belirsiz de olabilir. Ne var ki, mesaj birisine ulaşmışsa iletişim olayı gerçekleşmiş demektir. “İletişim sürecinde alıcı az veya çok pasiftir, mesajın etkisi sadece kullanılan vasıtaya bağlıdır, aynı araçların kullanılması ile bütün alıcılarda aynı etkilere ulaşılır” şeklindeki düşünce yanlıştır. Çünkü kişilerin algıları seçicidir. İletişim sürecinde alıcılar pasif değildir aksine kendisine gönderilen mesajlar arasından gereksinimlerine, beklentilerine ve amaçlarına uygun olanları seçerler.

Mesajın algılanmasında alıcının içinde bulunduğu psikolojik durumun, vericiye ait ön yargılarının, eşik değerlerinin ve şablonlarının da rolü vardır. Örneğin, verici mesajını ne kadar doğru ve pozitif içerikli verirse versin, alıcının vericiye ait önyargısı olumsuzsa, mesajıda olumsuz olarak algılar. Sonuçta, verici tarafından üretilen mesaj ile alıcı tarafından yeniden yapılandırılan mesaj aynı anlama gelmeyebilir. Alıcı iletişim kanalından geçerek kendisine ulaşan sinyali yeniden yapılandırır.


5.6 Geribildirim

Mesajın bütününün ya da bir bölümünün alıcıya ulaşıp, alıcının tepkilerinin kaynağa dönmesine iletişimde “geri bildirim” denir. Görüşme sürecinde özellikle yanlış anlamaların ve uyuşmazlıkların ortaya çıktığı durumlarda geri besleme daha büyük önem taşır. Geri besleme ile karşı tarafa, ifadelerin nasıl anlaşıldığı ve kabul edildiği, kendisinden neler istendiği bildirilir. Bu nedenle de, geri besleme yapabilmek belirli becerileri gerektirir ve karşı taraftan gelen geri besleme mesajlarını da her hangi bir savunma davranışına girmeden almayı ve yorumlamayı zorunlu kılar.

Geri beslemeyi daha iyi gerçekleştirebilmek için:

Konuları ve içinde bulunulan durumları değerlendirmeyin sadece tanımlayın.

Geri besleme mesajınızı somut, çok gecikmeden ve uygun bir şekilde formüle edin.

Kesin ifadelerden kaçının.

Karşı taraf üzerinde baskı kurmayın.

Duygularınızı dolaylı değil direkt ifade edin.

Mesajlarınızı genelleme yerine “ben formunda” formüle edin.

Karşınızdakinden olan kişisel isteklerinizi söylemekten kaçınmayın

Karşılıklı olarak doğru anlamaya çalıştığınızı açıklayın.

5.6.1 Tek yönlü iletişim: Sadece tek yönlü olarak göndericiden alıcıya mesaj gönderilmesidir. Bu tip iletişimde geri dönüşüm yoktur. Yanlış anlaşılmaların farkına varılamaz ve mesajların anlaşılıp anlaşılmadığı kontrol edilemez. Ama bu tip iletişimde kısa zamanda birçok mesajın gönderilmesi mümkündür.







5.6.2 Çift yönlü iletişim: Mesajlar gönderici ile alıcı arasında iki yönlü olarak aktarılmaktadır. Bu nedenle yanlış anlamalar oransal olarak azalır. Ama tek yönlü iletişime göre daha fazla zaman gerektirir.







6. İLETİŞİM YÖNTEMLERİ

İletişim sözlü veya da sözsüz olarak gerçekleşebilir. Önemli bir iletişim aracı dildir. Ancak iletişim sürecinde, bu araca genellikle birçok “sözsüz işaret” eşlik eder. İlişkiler ve duygular genellikle sözsüz olarak ifade edilir. Etkili bir iletişimde bireyin yaşantı alanı da dikkate alınması gereken etkenlerdendir.

6.1 Sözlü İletişim

Sözlü iletişim özellikle ses (yükseklik, tonlama, telaffuz, ritim, konuşma biçimi…) ve dil (cümle yapısı, kelime grupları, kelime kullanımı, terimler …) yoluyla gerçekleşir.

Sözlü iletişimin sürdürülmesinde iki ana becerinin rolü vardır: Konuşma ve dinleme.

6.1.1 Konuşma: Konuşmanın etkili olmasında birçok faktör rol oynar. Bunlar: Konuşma ve işitme il ilgili fizyolojik durum, ses tonu, sözcüklerin seçimi, vurgu, içerik, simgesel dil ve mizahın kullanımı, hız, telaffuz, ses perdesi, hedefe yönelik konuşma, üslup, anlamlılık, zihinsel etkinlik ve kalıplardır.

A. Ses tonu: Konuşmada sesin yüksek veya alçak oluşu, tonlama, vurgulama, akıcılık, tınlama gibi farklılıklar mesajın anlaşılmasında olumlu veya olumsuz rol oynar. Ses, konuşanın o andaki ruhsal ve zihinsel durumunu yansıtır. Ses tonu konuşmanın içeriğine de işaret eder, kızgınlık, sevinç gibi duyguları dinleyene aktarır. Ayrıca konuşmada kullanılan farklı ses tonları monotonluğu ortadan kaldırdığı için dinleyenlerin konsantrasyonunu sağlar ve konuşmaya renk verir.

Konuşma sırasında, solunum sistemi gerektiği gibi kullanılmalıdır. Bunun için doğru soluk almasını öğrenmek gerekir. Sağlıklı solunum ritmiktir. Yani soluk alma ve verme süreleri eşittir. Konuşma sırasında ise soluk verme süresi, alma süresinden daha fazladır. Etkili bir konuşmacı düzenli ve gürültüsüz soluk almalıdır. Alınan soluğu ses tonunun ve şiddetinin gerektirdiği ölçüde, idareli kullanmak gerekir. Böyle yapılmazsa konuşmacı çok çabuk yorulur ve sık sık gereksiz aralar vermek zorunda kalır.

Konuşma sırasında soluk verme daima eşit oranda ve sarsıntısız olmalıdır. Böyle yapılmazsa sesin titremesinin önüne geçilemez. Yani soluk verme cümlenin başında ne kadar bolsa, sonunda da o kadar olmalıdır.

B. Sözcüklerin seçimi: Etkili sözlü iletişimde kullanılan sözcüklerin anlamlarının açık olmasına dikkat edilmelidir. Konuşmalarda teknik sözcükler veya jargon kullanılması farklı alanlardan olan kişilerin konuyu anlamamalarına sebep olabilir.

C. Vurgu: Bir cümlede farklı sözcüklere vurgu koyularak cümlenin anlamı tamamen değiştirilebilir. Vurgu sayesinde mesaj belirginleşir. Sadece dinleyenin anlaması değil, başka türlü görülemeyecek gizli anlamları anlatmak için de kullanılır. Çünkü çok zaman, nasıl söylendiği, ne söylendiğinin önüne geçer.

6.2 Sözsüz İletişim

Sözlü ifadelerimize eşlik eden müziktir ve duyulan bilgilerin doğruluk derecesini test etme işlevini görür. Verilen bilginin doğruluğu “sözsüz iletişim kanalıyla” daha iyi takdir edilir. Bu yüzden de konuşan kişinin uyumsuz davranışları dinleyende güvensizlik hissi yaratır. Farklı ortamlardan gelen kişiler arasındaki iletişim daha zordur. Zira farklı kültürler kendilerine özgü ifade formlarına ve vücut hareketlerine sahiptirler. İnsan karşısındakinin farklı işaretlerini anlamak için bunları tanımak zorundadır.

Beden dili aslında insanların ne demek istedikleri konusunda, dünyada konuşulan dillerdeki tüm sözcüklerden daha fazla şey anlatır. Konuşurken beden tarafından gönderilen sinyallerin çoğu biz farkında olmadan dış dünyaya mesaj verir.

6.2.1 Genel görünüm: Vücut hareketleri, yürüyüş tarzı, vücut duruşu vb. gibi unsurlar kişilerde düşünülmeksizin ön yargılar oluşturur.

Jestler ve Hareketler: İletişim sırasında yapılan el kol hareketleri mesajın verilmesini destekler ve genellikle mimiklerle dışa vurulur.


6.2.2 Yüz ifadesi: Sözlü mesajın içeriğini tamamlarlar veya da bazen tamamen onun yerine kullanılırlar. Örneğin yüz ifadesiyle onaylama veya reddetme gibi.

6.2.3 Genel görünüm: Etkin bir ilişki isteğini gösterebileceği gibi bazen de bir arama ifadesini gösterebilirler.

İletişim sürecinde mesajlar gönderici tarafından söz dizimi bakımından ve anlam bakımından kodlanır ve alıcı tarafından kod çözülür. İnsanlar arasında yaşanan İletişim zorluklarının temel nedenlerinden birisi burada yatmaktadır.


7. ETKİLİ İLETİŞİMDE ENGELLER

İnsan kaynaklarının gelişiminin tüm süreçlerinde, iletişim popülerliği hızla artan bir kavram haline gelmektedir. Hemen hemen her gün başarısız bir iletişimden kaynaklanan hatalar ve problemler görülebilmektedir ve iletişim bir günah keçisi haline gelmektedir. Uzmanların bizlere söylediği gibi, iletişim gayretimizin %70’i yanlış anlaşılma, yanlış yorumlama, reddetme, hoşlanmama ya da çarpıtma gibi durumlarla sonuçlanmaktadır. Başka bir deyişle, iletişim esnasında bizler yalnızca %30 oranında bir etkinliğe sahip olabiliyoruz.

A. İletişimde Açıklık – Savunuculuk: İletişimde kişilerin kendilerini savunma özelliği arttıkça, iletişimdeki verim düşer; savunuculuk azaldıkça, mesajın anlamına ve yapısına daha çok dikkat edilebilir, yanlış algılamalardan uzaklaşılır. Amaç, etkili iletişim için uygun ortam olan; açık iletişimi sağlamaktır.

B. Yargılama: Değerlendirmesi ister olumlu, ister olumsuz olsun, yargılayan kişi yargılanandan belirli yönlerden kendisini üstün gördüğünden, konuşanın davranışını olumlu ya da olumsuz yönde değerlendirir. Böyle bir kişiyle konuşan, gerçek sorununu gizleyerek, olumlu bir değerlendirme almak için dinleyicinin onaylayacağı biçimde konuşmaya başlar ya da kendini kapar.

C. Analizci Dinleme: Dinleyen, konuşanı konuşandan daha iyi anladığını ima eder. Bu gibi beyin okumalar, karşınızdakinin savunucu duruma geçmesine neden olur. Konuşan kişi kendini kıstırılmış, yanlış anlaşılmış, yanlış yorumlanmış gibi hissedebileceği için büyük olasılıkla iletişimi keser.

D. Rahatlatma: Rahatlatmak, işi şakaya boğmak her zaman ve her yerde yararlı olmayabilir. Onun sorunlarını ciddiye almadığınız ya da içinde bulunduğu durum karşısındaki duygu ve düşüncelerini doğal bulmadığınız izlenimi verebilir. Genellikle, dinlemeden verilen teselli mesajları, konuşan kişide sorununun küçümsendiği duygusunu yaratabilir. Çünkü kendisinin dinlenmediğini fark etmek, her insanda içsel bir güvensizlik ve gerginlik yaratır.

E. Tuzak Soru Sormak: Soru, inceleme, gibi yaklaşımlarda karşısındakinin ne düşündüğünü anlamaktan çok önyargı, eleştiri veya zorunlu çözüm bulunması, düşüncelerini yönlendirmek, tuzak olarak kullanacağı bir yere götürmek amacıyla sorulan sorular, savunuculuğa yol açar.


8. ETKİLİ İLETİŞİMİ KOLAYLAŞTIRAN YÖNTEMLER

A. İlk İzlenim: Araştırmalara göre, insanlar üzerinde yarattığımız ilk izlenim 30 saniye içinde oluşmaktadır. İnsanları kısa sürede yargılamak her ne kadar doğru değilse de ilk izlenim bizim elimizde olmadan beynimizin otomatik olarak oluşturduğu bir düşüncedir. İlk görüşte aşka inanıyorsanız, ilk izlenime inandığınızı da kabul etmelisiniz. İnsanlar arasındaki iletişim sürecinin belirleyicisi olmak bir kenara, elinizden geleni arkanıza koymamanız gerek bu kısa zaman diliminde, bulunduğunuz ortam, kıyafetiniz, aksesuarlarınızla bir bütün olarak, karşınızdaki kişinin değerlerinde bir yer buluyor, hatta “işe yarar”, “işe yaramaz”, “ehhh”, “hoşlandım” gibi etiketleniyorsunuz.

B. İletişimde Ben Dilini Kullanmak; Kızgınlık içindeki insanlar genellikle kendilerini rahatsız eden duyguyu açık ve yalın olarak ifade etmeden, karşıdakini suçlamaya yönelirler. Bu durumda, karşınızdaki büyük bir olasılıkla sizi anlayamaz. Suçlandığını hissedince savunucu bir tutum içine girer ve sizi dinlememeye başlar. Aklı, size nasıl karşı koyacağıyla meşgul olmaya başlar. Yapıcı iletişim kesilir.

C. Sen dili; “Sen ne kadar kaba bir insansın...” “Ne kadar akılsızca iş yapıyorsun.” gibi ifadelerle karşıdakini yargılamaya ve suçlamaya yönelen bir dildir. “Sen şusun!” “sen busun!” gibi ifadeler hep "sen" kelimesini içerdiği için, böyle bir tutum içinde kullanılan dile sen dili adı verilir.

D. Ben dili ise; Karşı tarafta suçlama, aşağılama, akıl öğretme, yargılama izlenimi oluşturmaz. Konuşan kişinin kendi iç dünyasındaki duyguları ifade eder "Ben herkes gibi duyguları ve sorunları olan bir insanım" der. Bir anlamda, sorunu olan kişinin yardım çağrısıdır. Karşı tarafa değişmesi ya da nasıl değişmesi gerektiğini değil, sizin sorununuzu anlatır. Bu nedenle, “ben dili”nin insanların davranışlarını değiştirmeleri için etkileme olasılığı yüksektir.

E. Empatik iletişim; Empati, kişinin kendisini karşısındakinin yerine koyup onun duygu ve düşüncelerini tam olarak anlaması ve bu durumu ona iletmesi sürecidir. Empati, iletişimin önemli bir bileşenidir ve uygun eğitimle geliştirilebilir. Empatik iletişim sırasında bir insan diğer insanı samimi bir şekilde kabul eder ve onun bakışı ile bakar ve onun ile birlikte hisseder. Empati kurmak, diğer kişinin gözü ile dünyayı görmek, diğer kişinin kulakları ile duymak ve diğer kişi ile birlikte hissetmektir.

Eğer bir kişi empatiyi başarmak istiyorsa, ilk önce diğer kişiyi değerlendirmekten kaçınmalıdır. Eğer diğer kişi doğru veya yanlış, iyi veya kötü olarak değerlendirilse, diğer kişinin davranışları bu etiketler altında görülür. Diğer kişinin arzularını, yeteneklerini deneyimlerini ve korkularının öğrenmek empati kurmaya olumlu katkılar yapar. Diğer kişinin duygularının nasıl oluştuğunu, onun bakış açısından görmeye çalışmak empati kurmak için gereklidir. Empati kurulurken diğer kişinin dünyayı neden o gözle gördüğünü ifade etmesine izin verilmelidir

Empatik dinleme kişiyi anlamak amacı ile kullanılan etkin dinlemedir ve kişiyi anlamayı birinci plana koyar. Kişinin söylediği sözlerin hangi tecrübeleri, öğrenimleri dile getirdiği, nasıl hissettiği, dünyayı ve kendini nasıl gördüğü anlaşılmaya çalışılır. Empatik dinleme, diğer kişi ile aynı fikri paylaşma anlamına gelmez.

Etkin dinleyen, suskun ve pasif değildir. Bilinçli ve sürekli olarak geri-iletim kullanır. Bunun için dinleyen, konuşanın söylediklerini açarak, biraz daha belirginleştirerek geri yansıtır. Dinleyen sadece anlatanın, kendi başına düşünmesine yardım etme, kendi çözümlerini bulmasına "yardımcı" olma çabasındadır. Konuşanın sorunlarına hemen bir çözüm bulmakla yükümlü olmadığı için, onu daha rahat anlamaya çalışır.

Empatik dinlemeyle, karşımızdakine şunları iletiriz:

• Duygularını anlıyorum.

• Şimdi senin olayları nasıl gördüğünü anlıyorum.

• Seninle ilgileniyorum ve senin için endişeliyim.

• Seni değiştirmek gibi bir isteğim yok.

• Seni yargılamıyorum ve değerlendirmiyorum.

F. Aktif dinleme; Geniş anlamıyla aktif dinleme, görüşmenin başarısı için yayımcının sahip olması gereken “düşünceleri” ve buna uygun “davranışları” ifade eder.

Dinleme konusunda ki başka bir genel hata ise karşımızda ki kişi konuşmasını sürdürürken onu dinlemek yerine cümlesi bitince, ne cevap vereceğimizi düşünmektir. Bu sırada biz dinlemek yerine vereceğimiz cevaba odaklanmış olacağımız için tam olarak ne anlatılmak istendiğini kaçıracak ve yanlış anlamalara sebep olacağız.

Aktif dinleme sırasında kişiye şu düşünceler mutlaka hissettirilmelidir.

Güven veren bir görünüm sergilemek.

Ben senin için buradayım.

Seni olduğun gibi kabul ediyorum.

Ben iyi niyetli ve samimiyim.

Söylenen her şey duyulacak

Duyulan her şey anlaşılacak

Anlaşılan her şey kabul edilecek

Kabul edilen her şey uygulanacak

Uygulanan her şey benimsenecek


DEMEK DEĞİLDİR.


Add document to your blog or website

Similar:

İnsanlardaki önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zor icon“Çağımızda en küçük bir ön yargıyı yıkmak, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur.”

İnsanlardaki önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zor iconMagnezyum atomu bir metaldir Çünkü son katmanında 2 tane elektron vardır. Magnezyum kararlı hale geçebilmek için son yörüngesindeki elektron sayısını 8 yapmalıdır. Bunun için Magnezyum atomu 2e

İnsanlardaki önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zor iconÖrn; 1 mol C atomu 12 gram, 1 mol O2 molekülü 32 gramdır. Buna göre 1 mol C atomu 44 gram olur. C + O2  CO2 12 gram + 32 gram  44 gram SABİT ORANLAR YASASI (PROUST YASASI)

İnsanlardaki önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zor iconTehlikeler ve İnsanlardaki etkileri

İnsanlardaki önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zor iconAtomu oluşturan bu parçacıklar proton, nötron ve elektronlardır

İnsanlardaki önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zor icon2- ‹‹Süksinat-glisin››’nde, süksinil-KoA, α-amino-β-ketoadipat oluşturmak üzere, glisinin α-karbon atomu üzerinde kondanse olur. 3- Pürinlerin Sentezi

İnsanlardaki önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zor iconDin duygusu ilk insan Hz. Adem’den bu tarafa insanoğlun da varolagelmiştir. İnsanlardaki bu inanma duygusu çeşitli tapınma şekillerinde gerçekleşir. Hz. Adem’le

İnsanlardaki önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zor iconÖğrenci hakkında daha objektif davranabilmek ve onu daha iyi tanımak gelişimini daha yakından takip edebilmek amacıyla çeşitli zamanlarda bireyin anlamlı

İnsanlardaki önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zor iconGelecek ay 63’üm bitiyor. Bu yaziyi kendime ayirdim. Andropoz basladi. Biliyorum; gücümün azalmasina paralel olarak daha sinirli, daha sert, daha müdahaleci

İnsanlardaki önyargıyı parçalamak, atomu parçalamaktan daha zor iconÇocuklarla cinselliği konuşmak hiçbir zaman kolay olmadı. Ve bugün bu her zamankinden daha karmaşık ve daha önemli. Çocuklarımız cinsel olarak daha fazla, tüm

Sitenizde bu düğmeye yerleştirin:
Belgeleme


The database is protected by copyright ©okulsel.net 2012
mesaj göndermek
Belgeleme
Main page